Büyük Taarruz Şiiri – Nazım Hikmet

Büyük Taarruz Şiiri - Nazım Hikmet Ran

Sarışın Bir Kurda Benziyordu

Şiir : Büyük Taarruz
Şair : Nazım Hikmet Ran
Yorum : Günay Aktürk

En Güzel Şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Nazım Hikmet Ran ve onun Büyük Taarruz adlı şiinden kısa bir kesit. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Büyük Taarruz Şiiri - Sözleri

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel,
rahat günlere inanıyordu.
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: ‘Üç’, dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

Saat beşe on var.
Kırk dakka sonra şafak sökecek.
‘Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.’
Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde.
On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu, Darülmuallimin mezunu
Nureddin Eşfak, mavzer tabancasının emniyetiyle
oynayarak konuşuyor:

— Bizim İstiklâl Marşı’nda aksayan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam, Akif, inanmış adam,
fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın ‘Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın.
‘Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz vadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair.
‘Kim bilir belki yarın…’

Saat beşe beş var.
Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
Topçu evvel mülâzimi Hasan’ın yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi, kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük.
Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki bütün ömrünü
ve hâtırasını ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

Yüzbaşı sordu:

— Saat kaç?

— Beş.

— Yarım saat sonra demek…

98956 tüfek ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün aletleriyle ve vatan uğrunda, yani, toprak ve hürriyet için
ölebilmek kabiliyetleriyle Birinci ve ikinci Ordu’lar baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran sarkık,
siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nureddin Eşfak baktı saatına:

— Beş otuz…
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz…

Sonra düşmanın müstakim cepheleri düştü.
Bunlar Karahisar güneyinde elli
Ve doğusunda 20-30 kilometreydiler.
Sonra.
Sonra düşman ordusu kuvai külliyesini ihate ettik.
Aslanlar civarında 30 Ağustos’a kadar.
Sonra.
Sonra 30 Ağustos’ta düşman kuvai külliyesi
imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikupis
Alaturka sopa yemiş bir temiz.
Ve sırmaları kopuk Frank uşağı…

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı
Nurettin Eşfak’ın ayağı.
Nurettin dedi ki:
“Teselyalı çoban Mihail!”
Nurettin dedi ki:
“Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni.”

Nazım Hikmet Ran

Read more

Yaşamaya Dair Şiiri

yaşamaya dair

Yaşamaya Dair - Günay Aktürk

Yaşamaya Dair

YAŞAMAYA DAİR – SÖZLERİ

 

İhanet orduları kuşatmış evliliği.
Çocuk özlemleriyle bozulmuş nikâh.
Hayallere kadar çekilmiş
bir yuvaya duyulan hasret.
Her kâbus, bir düşe yolcu.

Aşk dedikleri şey
iki bacak arasından doğuyor artık!
Modern mecnunlar, bir parça kalça,
dolgun bir göğüs için düşer oldular çöle.
Bu kadar mı kolay çıkılır insanlıktan?

Artık gözlerini kaçırır oldu dostum benden.
Rastgele bakışmalarla buluşuyoruz ara sıra!
İmalı sözlerle kalp kıran deyyus,
Uzaklaştığı yerden küfrediyor şimdi!

Kalbim çarpmıyor artık hiç kimse için.
Bedenim soğuk,
hissedebiliyorum yaşarken öldüğümü.
Gel gör ki inancım da kaybolmuş,
yakmışım Tanrıyı düşüncelerimde.
Dine de su kattılar rakıdan sonra,
bir tanrı göremiyorum beni avutacak.

Günay Aktürk

Read more

Aziz Nesin Annem Şiiri – Sesli Şiir | Günay Aktürk

Aziz Nesin’in eşi ve iki çocuğuyla birlikte çekilmiş aile fotoğrafı

Aziz Nesin’in Yürek Burkan Annem Şiiri Üzerine

Aziz Nesin Annem Şiiri, Türk edebiyatının en dokunaklı anne anlatılarından biridir. Nesin’in kendi annesine duyduğu derin sevgi, yoksulluk, yokluk ve erken bir ölümün bıraktığı izler bu kısa metinde büyük bir duygu yoğunluğuyla ortaya çıkar. Bu sayfada şiirin hem tam metnini hem de benim sesli yorumumu bulabilirsiniz. Şiir; kadının toplumdaki görünmez yükünü, yoksulluğun gölgesinde geçen bir hayatın acısını ve değişmesi gereken düzeni yalın ama çarpıcı bir dille anlatır.

Aziz Nesin – Annem Şiiri (Tam Metin)

Bütün anneler, annelerin en güzeli…
Sen, en güzellerin güzeli.
On üçünde evlendin,
on beşinde beni doğurdun.
Yirmi altı yaşındaydın,
yaşamadan öldün…

Sevgi taşan bu yüreği sana borçluyum.
Bir resmin bile yok bende.
Fotoğraf çektirmek günahtı.
Ne sinema seyrettin ne tiyatro.
Elektrik, hava gazı, su, soba
ve karyola bile yoktu evinde.

Denize giremedin, okuma yazma bilmedin.
Güzel gözlerin kara peçenin arkasından baktı dünyaya.
Yirmi altı yaşındayken yaşamadan öldün…

Anneler artık yaşamadan ölmeyecek.
Böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek!

Aziz Nesin

📌 Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more