Ömer Hayyam Rubaileri

Ömer Hayyam Rubaileri

Ömer Hayyam Şiirleri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Ömer Hayyam ve seçme Rubaileri çalışmasının birinci çalışması | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

19 Seçme Rubai ve Sözleri

İnsan bastığı toprağı hor görmemeli
Kim bilir hangi güzeldir hangi sevgili
duvara koyduğun kerpiç yok mu kerpiç
Ya bir şah kafasıdır ya da vezir eli

Dünyada akla değer veren yok madem
Aklı az olanın parası çok madem
Getir şu şarabı alsın aklımızı
Belki böyle beğenir bizi el alem

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var
Nedir bu dükkanlar bu konaklar
Ev mi dayanır bu sel yatağına
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar

Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da bilirdin
Bugün aklın var bir şey bildiğin yok
Yarın akılsız neyi bileceksin

Şarap sen benim günüm güneşimsin
Öyle bir dolsun ki seninle içim
Bir bildik görünce sokakta beni
Ne o şarap nereye böyle desin

Ben ne camiye yararım ne havraya
Bir başka hamur benimki başka maya
Yoksul gavur çirkin orospu gibiyim
Ne din umurumda ne cennet ne dünya

Orucumu yiyorsam ramazanda
Mübarek aydan habersizim sanma
Çileden gece oluyor da gündüzüm
Sahura kalıyorum gün ortasında

Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin
Erenlerin dilini de söktüremezsin
İyisi mi iç şarabı, cennet et bu dünyayı
Öbür cennete ya girer ya giremezsin

Beni özene bezene yaratan kim, sen
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden
Demek günah işleten de sensin bana
Öyleyse nedir o cennet cehennem

Öldürmek de yaşatmak da senin işin
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin
Ben kötüyüm diyelim kimde kabahat
Beni böyle yaratan sen değil misin

Bir elde kadeh bir elde kuran
Bir helaldir işimiz bir haram
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz ne tam Müslüman

Ben kadehten çekmem artık elimi
Tutmam senin kitabını minberini
Sen kuru bir softasın ben yaş bir sapık
Cehennemde sen mi iyi yanarsın ben mi

 

Ömer Hayyam

Read more

Seni Sevdim – Gülten Akın

gülten akın - seni sevdim

Bir Gülten Akın Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir çalışma daha. Bu defa Gülten akın ve seni sevdim adlı şiiri . Daha önce hiç seslendirmemiştim. Şiirleri arasında “Deli kızın türküsü” başta geliyor aslında. Onu da sıraya aldık. Şimdilik sizleri bu güzel şiir ile baş başa bırakıyorum. Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

Seni Sevdim - Sözleri

Seni sevdim!
Seni birdenbire değil, usul usul sevdim.
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil.
Nasıl yürür öz su dal uçlarına
Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara…

Susuzdu, suya değdi dudaklarım, seni sevdim.
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü.
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu.
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek.
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı, Ağustos dindi.
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi…

Seni sevdim!
Küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa;
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce,
köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde…
Dışa açılmadan önce, içe açılmadan önce,
kapanmadan önce…

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce.
Şirketler, vakıflar, ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın

Read more

Yangına Hasret Bir Alev

Yangına Hasret Bir Alev

Arzunun Tüyleri Diken Diken

Aylardan sonra yeni bir şiir daha: Yangına Hasret Bir Alev

Şiirin özünü karşılayan bir başlık. Biraz kulak vermelisiniz bana. Şuna katılır mısınız: “Ateş eti her koşulda yakabilir. Ama eti pişiren közdür.

Köz de olsa yine de ateştir. Uzunca bir zaman yanmış, bir ara söner gibi olmuş ama kendi merkezine çekildikçe daha da güçlenmiştir. Közde pişen aşıklar ona maruz kalmışlardır. Geriye kendilerinden bir tutam kül bırakmışlardır. Külünden doğmayan insanın yangını ise tez söner.

Bugün pek azımız kısık ateşte dem tutmayı becerebiliyoruz. Bizler sirkeye dönmeden yıllanabilmiş az sayıda ozanlarız! Neden yalnız olduğumuzu soruyorlar. Çünkü muhatabımızın damak tadı yok: çöplük aşçılarından beslendiler. Ateş onları yakıp yok etti. Sirkeyi şaraba benzettiler. Sonunda mey döküldü ve meze ortaya saçıldı…

Yangına Hasret Bir Alev

Yangına Hasret Bir Alev

Mum şamdanda tutuşmuş yanıyor
Ve bir deli henüz yaşarken
yarı çıplak mumyalanıyor

Güneş sıvıştı gündüzden,
Karanlık soyunup girdi geceye.
Derken ruh üşüdü,
terk ve reddedildi bir beden.
Titreyen bu zihnin camları kırık,
arzunun tüyleri diken diken.

Duygu harmanımda hasadım alev alev.
Dumanı gözlerimde perde perde.
Akrep olsam durmaz sokardım ya kendimi,
panzehir de bu zehrin içinde değil mi?
Ben senin dozunu ayarlayamıyorum!

Hayır!
Arzunun nesnesine yabancı değilim.
Yüzlerce kez girip çıktım bu mağaralara;
Dehlizleri gördüm,
Şelalelerde ıslandım.
Bütün yolculuklarda seni anımsatacak
ve sana çıkacak bir küçük geçit aradım.
Yoktu.
Ayaklarının basmadığı toprak
zihnine tanıdık gelmezdi.
Adımların yola aşina olsa da
Ruhun o yollarda hiç bulunmamıştır!

Henüz yaşarken bugün burada
yarı çıplak mumyalanmaktayım.
Sallanan bir sandalyede
yavaş yavaş yaşlanıyorum.
Mum şamdanda tutuşmuş yanıyor.
Ve sen geçip oturmuşsun karşıma.
Geçmişte yaşayan herkes öldü bak;
Mağaralarımız yıkıldı,
Şelalelerimiz kirlendi…
Sahiden!
Kimdi o yabancı insanlar?
Değerimiz neydi gözlerinde?
Değerimiz var mıydı gerçekten?
Onların nazarında bugün silik bir anı,
ve değersiz bir ruh
ve sıradan bedenleriz sadece.
Üstelik birbirine benzeyen
keşmekeş bir randevu saati…

Bir tek ikimiz kaldık bak.
Birbirlerine tutkuyla baksalar da
Birbirleri yakamayan
iki korkak mum…

Günay Aktürk

Read more

Deli Dumrul ve Yunus Emre

Deli Dumrul ve Yunus Emre

Dede Korkut Destanı ve Deli Dumrul

Deli Dumrul, kuru bir çayın üstüne köprü kurmuştur. Geçenden 20, geçmeyenden döve döve 40 akça alır. Bu “kuru” Moğolca’dır ve “susuz, kuru” anlamına değil, “coşkun akan” anlamına gelir.

Deli Dumrul bir gün ağlayıp şıvan eden bir oba halkına rastlar ve sorar: “Mere kavatlar! Benim köprümün yanında ne ağlarsız, neye şıvan edersiz?” Derler ki bir yahşi yiğidimiz öldü ona ağlarız. Deli Dumrul sorar: “Mere yiğidinizi kim öldürdü?” Dediler “Vallahi Allah Taala’dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail ol yiğidin canını aldı.

Deli Dumrul aydur: “Mere Azrail ne kişidir ki adamın canını alır?” Dumrul’un bu sözü Hak Teâla’ya hoş gelmedi. Azrail’e buyruk eyledi ki “Ya Azrail var dahi kavatın gözüne görün, benzini sarart, canını hırlat, al.” Al kanatlı Azrail gerçekten Deli Dumrul’un atına görünür, at ürker, Deli Dumrul’u yere vurur. Al kanatlı Azrail Dumrul’un göğsüne konup canını almak ister. O vakit Dumrul sorar: “Sen benim canımı neden alıyorsun?

Azrail’in Tanrı Teâlâ’nın emri ile can aldığını öğrenince der ki: “O zaman sen aradan çık, ben Tanrı ile söyleşeyim.” Deli Dumrul Tanrı’yı metheder, ona yalvarır. Bu Tanrı’yı memnun eder. Azrail’e emir verir ki: “Deli Dumrul can yerine can bulsun, kendi canı azat olsun.

Dumrul babasına varır can ister, babası vermez. Anasına gider, anası: “Can tatlıdır oğul, karından iste.” Der. Karısı: “Bir canda ne var ki anan baban sana vermemişler, benim canım sana feda olsun.” Der. Bu, Tanrı’nın hoşuna gider. Azrail’e emir verir ki ana ile babasının canını alsın.

Dede Korkut Destanı’nın Deli Dumrul Hikayesi.

Deli Dumrul ve Yunus Emre

Yunus Emre Divanı

Yunus Emre’nin sadeleştirilmiş bir şiiri:

“Azrail kim oluyor ki benim canımı almaya kalkışsın
Ben onun canıma kıymaya kalkışmasını kendisine zindan ederim

Azrail kim oluyor da canımı almaya kalkışıyor
Ben can sahibi ile orada anlaşarak geldim

(Ey Tanrım!) Bana sen canımı verdin
Sonra Azrail’e git canını al diye buyurdun
Ben senden başka kimseye emanet vermem

Azrail gökten inip seni tutunca
Atadan anadan fayda olmaz
Halktan kimse de onun (Azrail’in) heybetini duymaz
Halktan da yardım gelmez

Yunus Emre

 

Yukarıdaki Deli Dumrul hikayesini bilmeden Yunus’un bu dizeleri anlaşılmaz. Öyle anlaşılıyor ki Dede Korkut Destanı’nın Türk kültürüne etkisi sandığımızdan kuvvetli olmuş. Yunus Emre’nin şiiri, Dede Korkut Destanı’nı 13. Yüzyılda yalnız kendisinin değil, onun çağdaşlarının, okuyucularının da iyi bildiğini gösteriyor.

Hem halk kültürünü, hem de medrese kültürünü iyi bilen Yunus Emre, tıpkı Nasrettin Hocamız gibi marjinal bir tip olarak ortaya çıkıyor. Hoca, nasıl koca sarığı ile yukarı kültürü ve altındaki eşeği ile köylü kültürünü temsil ediyorsa, Yunus Emre de hem halkın, hem de medresenin ve beyler düzeninin kültürünü şiirine yansıtmakla marjinal bir tüp oluyor.

O hem omzunda alıç heybesi ile bir köylüdür hem de kent hayatının içinde yaşayan yüksek kültür temsilcisi. Bu iki arada olmak, Yunus’a her iki kültürü de iyi tanımak, iki kültüre de eleştirel bakabilmek olanağı sağlıyor. Yunus hem: “Yediği yoksul eti, içtiği kan” olan beyleri, hem de “yoksula bir yufka vermeye kıyamayan” halkı kınar.

 

Kaynak: Mayıs 2021 Bilim ve Ütopya Dergisi

Read more

Cahit Sıtkı Tarancı – Desem Ki

cahit sıtkı tarancı - desem ki

Desem Ki

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Cahit Sıtkı Tarancı ve Desem ki adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir. Bu pazarınız güzel geçsin. Aşk ile kalın…

Sözleri

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki…
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

Cahit Sıtkı Tarancı

Read more

ORHAN VELİ – ANLATAMIYORUM

anlatamıyorum - orhan veli

Şiir Dinletisi

Anlatamıyorum - Sözleri

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

Orhan Veli

Dinlemeye Devam Edin: Emekçi Kadın Şiiri

Makale Okuyun: Beyni Boşa Almak

Daha Fazlası İçin Youtube Kanalımızı Ziyaret Edin: Günay Aktürk

Read more

Aziz Nesin – Babam Şiiri

aziz nesin babam şiiri

Aziz Nesin'in Babasına Yazdığı Şiir

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Aziz Nesin in bir Rufai dervişi olan babası Abdülaziz Efendi için yazdığı Babam adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

Sözleri

Dünyaların en iyi babası
benim babamdır
Düşmandır düşüncelerimiz
Dosttur ellerimiz
Dünyada tek elini öptüğüm
Babamdır
Kırkını geçtin adam olmadın der
Başım önümde dinlerim
Önünde tek baş eğdiğim babamdır

Sabahlara dek Kur’an okur
Anamın ruhuna
İnanır ona kavuşacağına
Bana gavur der
Diş bilemeden
Dünyada tek bağışladığı ben
Tek bağışladığım odur

Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma
Bir türlü ölemiyorum der senin yüzünden
Çocuklar ortada kalacak
Ölemez kahrımdan benim
Yaşamak zorunda benim yüzümden
Gözlerindeki ateş bakışlarında söner
Tuttuğun altın olsun der

Çocukluğumu tek anlayan odur
Dünyaların en iyi babası benim babamdır

Aziz Nesin

Read more

Birhan Keskin – Kargo Şiiri

birhan keskin kargo şiiri

Bir Birhan Keskin Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu pazarın şiir dinletisi Birhan Keskin ve Kargo adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

KARGO - SÖZLERİ

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum.
Yol boyunca aklında olsun.
Lazım olursa açar okursun.
Olmazsa da olsun, bir zararı yok
burada dursun.

Şuraya bir cümle koydum.
Bırak, acımızı birileri duysun.
Hem zaten şiir niye var?
Dünyanın acısını başkaları da duysun!

Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın.
Ortada dursun.
Olur ya biri eline alır okşar,
biri alnından öper. Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum.
Ağaçları, suyu, ovayı, dağı.
Onlar bizim kardeşimiz,
çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.

Buraya, küçük mutlu güneşler koydum.
Günlerimiz karanlık ve
çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum.
Tut ki unuttun, tekrar bak,
o inat neyse sen osun.

Buraya yolun yokuşunu koydum.
Bildiğim için yokuşu.
Zorlanırsa nefesin, unutma,
ciğer kendini en çabuk onaran organ,
valla bak,
aklında bulunsun.

Buraya umutlu günler koydum.
Şimdilik uzak gibi görünüyor,
ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun.

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak;
sen şahane bir okursun.
Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun.
N’olcak ki,
bırak patronlar seni kovsun!

Burada bir tutam sabır var.
Kendiminkinden kopardım bir parça,
(bende çok boldur)
lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.

Burada güzel çaylar var.
Bu aralar senin için çok önemli. Bitki
çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar.
Demlersin, maksat midene dostluk olsun.

Şuraya Youtube’dan müzikler,
Bach dinle filan, koydum. Ama
müzik konusunda sen benden daha iyisin,
koklayıp buluyorsun.

Buraya bir silkintiotu koydum.
Kırk dert bir arada canına
yandığım, kırkına birden deva olsun.

Birhan Keskin
(Fakir Kene, 2016)

Read more

DİDEM MADAK AĞRI ŞİİRİ (Sesli Şiirler)

didem madak ağrı şiiri

En Güzel Şiirler Serisi

Didem Madak Ağrı Şiiri, En güzel şiirler serisindeki yeni çalışmamız. Seslendiren: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Aslında seslendirmeyi yapalı bir ayı geçmiş olmalı. Bir süredir bayağı üretken olmalıyım ki paylaşım sırası daha yeni gelmiş. Yine de olsun. Geç ve güç olan şeylerde gizli güzellikler vardır:)

Didem Madak Ağrı Şiiri | Sözleri

Sonbaharların kralı gelirmiş meğer İstanbul’a.
Ciğerlerimin filmini çektiler
ciğerlerim artiz oldular icabında.
Akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu
sigara figüran falan.
Ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak.
Uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım
ben bunu geç anladım.
Senin için şiir yazacaktım İstanbul
ismini ağrı koyacaktım.
Oysa bir şiir niyeydi sanki
yer içer sevişir miydi sanki bir şiir?
Hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?
Fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?
Rakı içebilir miydi Samatya’da?
Bir şiir uyur muydu kuş gibi
başını alıp da kanatlarının altına?
Oysa bir şiir neydi sanki
Ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim
Bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun İstanbul?

Bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara.
Bana kerametinizi gösterin
Keramatenizi gösterin bana!

Bir dikişte içtim bir şişe geceni
Yıldız komasına girmek istiyordum,
istiyordum dolunay çarpsındı beni.
Kurt adamlarım serbest kalsındı icabında
Kimin fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana;
kin kusulsundu, öç alınsın.
İcabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum
hemen yarın yeni bir intihara başladım.

Ben fazla yemesem diyorum baylar yani
Bu kadar hınç bana fazla.
İcabında bir Allah bir Allah daha
Çok tanrılı bir din ederdi
Bırak müridin olayım İstanbul.

Sen beni hep bir şiir sanıyordun İstanbul.
Oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım.
Ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla
bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım.
Canım yandı!
Bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım.
Şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım.
Kapıma gül bırakan adamları…
Ben de icabında bir hafıza mağduruyum.
Cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte
sokaklarında eylemler yapayım.
Benim ne sakal yanığı günlerim oldu
guruba bak ve beni an.
Öpüşmekten yorgun ve kızıl
Bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun?
Yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım.
Bütün allar bir gün solarmış
Ben bunu geç anladım.
Yağmur meğer tanrının zulmüymüş İstanbul.
Ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı?
Kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık.
Ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan…
Ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım
Meğer yüksek bir dağmış.

Üstümü ara.
Cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa
ellerimi de kaldırdım bak.
Hazırım tutkumu tutukla.
Şiirsizim
Bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun İstanbul.
Ben bu şiiri kusarak yazdım.

Ekim 2002, yakında kasımpatları da çıkacaktı.

Didem Madak

Read more

Aşk İki Kişiliktir – Ataol Behramoğlu

ataol behramoğlu - aşk iki kişiliktir

Ataol Behramoğlu - Aşk İki Kişiliktir

Değişir yönü rüzgârın
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni, bildiğin şarkılar,
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk, iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden;
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiçbir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiçbir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Temmuz 1994
Ataol Behramoğlu

Read more