Başıyla Birlikte Girdi Mızrak

Başıyla Birlikte Girdi Mızrak

Bir Alıntı Bir Yorum

Başıyla Birlikte Girdi Mızrak

“İyi insanlar kırıldıkları zaman sevmeyi bırakmazlar, göstermeyi bırakırlar.”

Halikarnas Balıkçısı

Fazla mı gösterdik ne, sevginin rutini alışkanlık mı yarattı onlarda! Daha fazla gösterme, dediler çünkü, neye benzediğini ezber ettik:

“Lazım değil senden gelen alaka. Sıcaklığın kuru bir ayaz, içimde yaprak kımıldamıyor. Al kaçır beni, desem, yatağımız cennette bir bataklık olacak: kafesli bir sürgünlük. Bekledim ellerimin karıncalanmasını, nefesim kesilsin istedim. Ama güneş yörüngesinden sapacak gibi görünmüyor…”

Bakmayın siz yüce dağdaki kar öbeklerine, aslında onlar da göstermeyi bırakanlardan. Onlardan da sıkıldılar. Kimsenin, al kaçır beni, dediği yok. Yani pek de kişisel görünmüyor mesafeler. Dengenin kuralı bu sadece.

Fazlaca ödün vermeyeceksin. Nedir bu sevmeyen sevgilinin doğası? Kedigillerden yırtıcı bir vaşak sadece! Bu yüzden başıyla birlikte girdi mızrak. Şimdi çıkart çıkartabilirsen.

 

Günay Aktürk

Read more

Dikine Müstakil Bakışlar

Bakışlar

Kaç Kıyamet Geçti Görmeyeli O Bakışları?

Bu bakışları görmeyeli yıllar olmuş. Hem patrona hem de cilveye aynı çalışma koşullarında hizmet vermeyeli… Ya da kalabalık bir arkadaş ortamını düşünelim. O yoğun uğultu esnasında suskun çekirge seslerini işitmeyeli kaç kıyamet geçti dersin? Bileğin feri, sohbetin demidir o bakışlar. Çeliğin ve rakının suyudur.

Şimdi dikine müstakil bakışlara maruz kalıyoruz. Delip geçmeyen ucu körelmiş bakışlara. Aşk adamı baba Nazım daha iyi bilirdi bu işleri ya ne yazık ki aramıza katılamıyor şu anda (!) Şimdilik biz götüreceğiz bu işi. Eğer manasından bir şeyler yitirmediyse aşk! Eğer üzeri tortu kaplamış duyguları silip belli bir şekle sokabilirsek o kutsal bakışları!

Benimle anlaşmak zordur, diyorlar. Pazarlık masası mıdır bu sevdalık? Onu herkes taşıyamazmış. Yükünü sınıra kadar taşıtmak için mi arıyorsun hayatının anlamını?

Kaç kişi eğilmiş önünde kaç kişi… Belki ayak fetişi vardı onlarda. Ruhuna hizmet etmiyorlardı. Aptal zihnin bakışları da aptal olur. Tepeden, bir efendi gibi. Belli ki etçildi her biri… Avucunu yalarsın, diyen nadide avanaklar! Bakışlarınız altından mıdır?

İçine bilinç girmiş bir kedinin bakışlarını özledik! İnsan bakışından belli olur. Isısı yüz derece bugünkü bakışların. Her türlü ateş kaynatır bu suları. Odun konusunda seçici olsan ne olur, dergaha düzgün odun taşıyan binlerce Yunus bulunur. Ne var ki ulaşılacak bir tek hakikat vardır! Bakışları özledik, zihninde binlerce fikir barındıran bilinçli bakışları!

Günay Aktürk

Read more

GÜNAY AKTÜRK – SENİ SEVİYOR MUYUM

seni seviyorum ama kuru kuruya

Seni Kuru Kuruya Seviyorum

günay aktürk - seni seviyorum

“Şimdi bir kez daha soruyorum kendime aynı şeyi: seviyor muyum onu? Bir kez daha yanıt vermeye cesaret edemedim bu soruya!”

Kumarbaz
Dostoyevski

Henüz kendimi bile tanıyamadan nasıl olur da seni seviyorum diyebilirim? Hele ki geçen onca yıl tarafından bunca yıpranmışlık varken.

Yükünü tutmuş bir gemiyiz ve bir hayli zamandır bu denizlerdeyiz. Kıyıdan epeyce uzaklaşılmışsa artık aynı badirelere katlanamıyor insan. Aynı manevraları yapamıyor. Yapamıyor değil de, iştahı parçalı bulutlu diyelim. Acının arka bahçesinde açan güllerin zevki de bir yere kadar.

Hani insan kurt gibi acıkmıştır ama adım atacak mecali dahi kalmamıştır ya! Hani umudun örneği olan o “üç vakte kadar”lı falların dahi hayra yoracak bir yanı kalmamıştır ya! En çok da hayallerdeki o en ince ayrıntılar zamanla seyrekleşmeye başlamıştır ya hani… Sadece adı sanı kalmıştır. Bir de zamanın dokusuna işlemiş eski püskü duygular, öyle bir his işte.

Sevmek, eğer üstüne bir şeyler konulmuşsa sevmektir. Mutlu bir beraberlik ise, taraflar birbirlerini büyütebilmişlerse mümkündür. Yoksa kahkahasız yenilmiş kuru soğanlar zehir zıkkımdır aşık olana! Bir parça yalandır o samanlıkların seyranlık halleri! Ruhu yoksul olanın içi cehennemdir can!

Seni hala seviyor muyum? İçimde kökü kurumuş taze yapraklı bir çiçek var! Yani aslını inkar eden sahtekar bir güzellik! İşte sana olan sevgimden bu kaldı geriye.

Kapısı kırılmış ve içerisi darmadağın bir evin içinde, ağzındaki emziğiyle bir başına ve korkuyla ağlayan küçük çocuklarız bizler! Bizi ancak sevgi avutabilir. Sevgi! Güçlü kökleriyle insanı sarıp sarmalayan gerçek sevgi…

 

Günay Aktürk

Read more

Güzellik Kısa Ömürlü Zalimliktir

Güzellik nedir, günay aktürk
Güzellik kısa ömürlü zalimliktir

Güzelliğinde greyfurt tadı var. Ekşi ve ağız sulandıran cinsten. Belki ağız yapısındadır. Benzerleriyle arasındaki tek fark, nadir olmalarıdır. Bazı insanlar böyledir. Bazı insanların kendilerine has güzellikleri vardır.

Ya saçları? Bir bakteri kadar küçük olsaydım evren kapkaranlık sanırdım! Uzaktan ancak bu kadar seçiliyor. Tutku da bir nevi uzaklık birimi olabilir mi acaba? Tutkunun boyutu mesafelerle mi ölçülür?

O da yaşıyor en az ötekiler kadar. O da yalnız, o da çoğul. O da insan. Ve benim radarım onu tanıdı. Çünkü insan, sadece biriktirdiği bir dizi kalıplara kaptırabilir kendini.

Islah olmaz bir şarap aşığı olduğum söylenebilir. Ama rakının asilliğiyle de baştan çıkabilirim. Muz dedin mi tutamam kendimi. Ama kivisiz bir hayat da düşünemem. Havuç baklava, ben ve sütlü irmik üçlü bir aşk yaşarız öteden beri. İnsan da tıpatıp böyledir. O görkemli aşkların yerini yenileri alır zamanla. Sadakat ise olsa olsa bilinçli verilen bir karar olabilir. Sadakat bir seçimdir. Sadakat, bir apartman dairesini ısrarla müstakil bir ev olarak hayallemektir. Tapuda öyle yazmaz halbuki. Insanın tapusu iç dünyasıdır. Kısacası insan verdiği o şölenli şenlikli kararları kısa vadeli tutkularla vermiştir. Bir şiirimde yazmıştım:

“Ne kadar samimi ve içten de olsa
sevgi sözcüklerini ve ihaneti
ve ihtirası haykıran dudakların
sarhoş ve de sırf o an değerli olan
bir sarhoşlukla söylendiğini asla anlayamadım.”

Günay Aktürk

Read more

Onun Kalbinde Delik Var

Bataklığıma Gel!

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar
Evet, birazcık boydan kısa olabilirler.
Olsun, manası uzun ama!
Derin ve iç gıdıklayıcı…
Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

Bu sayfada yer alan kısa yazılar

1- Onun Kalbinde Delik var
2- Akıl İle Aşkın Çatışması
3- Bataklığıma Gel
4- Baykuşun Gözleri
5- Bir tutkudur yalnızlık rüzgar fısıltısında.

Onun Kalbinde Delik Var

Onun kalbinde delik var

Onun kalbinde kocaman bir delik var. Altına gümüşten bir tas koyup içtim içine dolan o soğuk, o renksiz ve kokusuz duygusuzluğu.

Belli ki hırpalanmış. Ne varsa içinde güzele ve umuda dair, boşaltılmış içi. Ama zihin tedavi edecek kendini zamanla. Kalbindeki o neşter yarığı kapanacak ve tekrardan açacak kanatlarını sevilmek için.

Yaşanan şey kendini tekrarladıkça daha da umursamaz olacak umuda karşı. Nasırlaşan kabini kesmek için daha da keskin neşterlere ihtiyaç duyulacak.

İlk yaranın muhatabı her ilişkide daha da derinden hissedilecek ve yeni deneyimlerde kıyas olarak kabul edilecek.

Bütün bunlar en başından beri böyle olmak zorunda değildi, eğer ki vakti zamanında güzelce sevilmiş olsaydı. Ama bazen en başından beri gerektiği gibi sevilmiş olmak da, kalbin zamanla vebalı bir kemirgene dönüşmesine engel değil.

İnsan neyse odur. Kişinin kendi zihnini yararak içinden yeni birisini çıkartabilmesi bazen bütün bir ömre dahi sığmayabiliyor.

Akıl İle Aşkın Çatışması

Aşk İle Aklın Çatışması

Akıl der ki: “Bana bırak bu işi, kenara çekil sen. Geçmişte çektiğin acılardan haberdarım. Bunu sana duygular yaptı. Yürek köşkünde oturuyor o namussuz. Beni o kapıdan az kovmamıştın! Ama yine de affettim seni!

Çekil, henüz yeterince güçlü değil. Bırak başlamadan bitireyim işini. Akıl tarafından idare edilmeyen bir beden daha çok acılar çeker. Çekil diyorum sana. Duyguların peşine takılıp bir yabancıyla sevişeceğine gel ve benimle seviş. Ben tek gerçeğim.

Onun tüm marifeti hayaller kurdurtup kudurttukça kudurtmak seni! Ne çabuk unuttun ihaneti ve de yüz çevirmeleri Tatlı bir surete ilk günden kanacak kadar aptal yetiştirmedim seni. Sana önümden çekil diyorum!“

Bu tartışmaları yürek köşkünden huzursuzlukla izleyen “duygu” da der ki cevaben: “Çevir önünü çevir, sakın bırakayım deme ukala aklı! Her geçen gün daha da kararan nefreti yıkmaya kararlı gönül köşkümü. İnsanlıktan çıkmış. Kimseye güveni yok.

Sevmek denilen erdemi yanlış öğretmişler ona. Yarattığım tutkuları yaşamak yerine işi gücü hesap kitap tutmak hepten istila edip köleleştirme peşinde başını okşayanları. Akıl tarafından mı idare edilmek istiyorsun? İçinde yaşadığı toplum kadar kirlenmiş aklın mayası bozuktur.

 

Günay Aktürk

Evet, ihanete uğradın. Yüz çevirenler de oldu senden. Seni acıyla büyüttüğüm doğru. Ama yaralarını yine sevgiyle saracağım. Acıda hiç bir mana göremeyen akıl zevkten başka neyin peşine düşer Akılla kardeş gibi yaşayamayacaksak eğer, batır aklın bağrına huzursuzluğun kara oklarını. Çevir önünü seni beceriksiz! Kirletmesin bahçemin güllerini çamurlu botlarıyla!”

 

Günay Aktürk

Bataklığıma Gel

Bataklığıma Gel!

Beklenilen kişi gelmesin. Onun kendi bataklığında mutlu olduğu yadsınamaz. Bir yabancı gelsin bunun yerine. Gelsin ve yarının bekleneni olsun. Herkes herkese aşık olamaz. Elektirik meselesi var. Şu sıralar bayağı zamlı. İçini titretmiyorsa aradığın o değildir. Bunu aklına çivile.

 

Sen körsün. İlk önce bedenine baktığın için körsün. Şehveti gören “göz” değildir. Şehveti cinsel arzular görür. Ve de o en puslu silüetleri bile akıl almaz şekillere sokabilecek bir yeteneğe sahiptir. Öyle bir sokar ki bir daha çıkartamazsın oradan.

İlkin gözlerine bak. İki göz arasında görünmez bir sicim vardır. İletkendir o. Elektrik geldi mi? Hâlâ yok mu? Şalter atmıştır. Depoya in bak bakalım ana şalter kalkık mı. Bedenine fazla bakma ki yanlış şalteri kaldırmış olmayasın.

Şunu diyorum, bakışlarından etkilenmediğin hiçbir yabancıyla bataklıkta cilveleşmeye kalkışma. Onunla dibe dalamazsın. Daldığını mı ima ediyorsun? Yanlışın var. Şehvetin bataklığıdır o. Bu akşam içime “Vüs’at O. Bener” kaçmış olmalı. Çok fena elektrik aldım herhal.

 

Günay Aktürk

Baykuşun Gözleri

Baykuşun Gözleri

Sevgili kadınımızın doğum günü hediyesi. Başbaşa neler konuşuyoruz neler. Ne devletler yıkıp ne anarşik yazılar yazıyoruz. Salıyorum onu Atlas okyanusunun beri tarafından havaya, Hızır aleyhisselam’ın batırdığı gemileri bile görebiliyorum.

Baykuşun gözleri benim gözlerim. Acısı benim acım. Varlığı tarafından ehlileşen kara kanatlı bir yırtıcıyım ben. Kanat çırpışında yıkadım kanlı gagamı. Şimdi her şey için iki kez düşünüyorum.

Pençelerini omuzlarıma saplıyor bazen. Kendi yükümü onda hayalliyorum. Bazen de bizzat sevgilim oluveriyor. “Özledim” diyorum, “ne zaman geleceksin?”

“Gelmem için önce gitmem gerek” diyor. “Ben sendeyim, kokun burnumun direğinde… Gözlerim yaba gibi ellerini süzüyor geceleri çalışma masandan. Saçlarımı okşayan parmakların mapushane duvarları gibi son zamanlarda. Dokunduğun anda alev alıyorum. Seni çok özledim…”

 

Günay Aktürk

Bir tutkudur yalnızlık rüzgar fısıltısında.

Bir tutkudur yalnızlık rüzgar fısıltısında. Acı çekmeden dalıp gitmenin ender yollarından biridir. Ama için bir tuhaf olur bir yaprağın sallandığını görünce. Ah evet, kalp sadece kan pompalamaya yarar ama bazen etrafının karıncalandığı da olur.

Severim insanlardan arınmış yalnızlığı. Gün olur, bir çekirge sesini en güzel insan melodisine bile değişmem. Ama insansız da yapamam. Ama yaklaşamam da. Acıtacağını bilirim çünkü. Bilirim tutkuları olduğunu. Sürekli mızmızlanıp bir şeyler ister senden.

Bazen el uzatır. Bazen de kırıverir uzattığın eli. İnsanın insana yenilmediği an yok gibidir. Bu yüzden ihtiyaç duymuştur dosta.

Bir keçiyle dost olmak isterdim. İnadı doğaldır onun. Seninle gönül bağı da yoktur. Bir gün çekip gitse belki canın da yanar ama yine de bir başka güzeldir gidişi. Bir köpeğin evcil insanı olmak isterdim mesela. Bakışlarındaki saflığı arıyor insan. Bir Golden köpeğinin Sapiens maymunu! Ah ne güzel bir dostluktur bu.

Kelimeler olmayınca yanlış da anlaşılmıyorsun. Düşünce olmayınca bir de… Sırf düşünebiliyorum diye bir köpeğin karşısında başımı yere yıkmışımdır. Ah hayır, ondan daha üstün olmamın aramızdaki eşitliği bozduğu için değil. Düşüncenin beni eninde sonunda kirleteceğinden… Bu yüzden bilgeleri tanrılardan daha çok severim. Bütün hayvanlar arasında en fazla kirlenen hayvan benim, ah ne acı… Çünkü ben bir insanım ve bilinçli hesaplarım var.

Sevgilimle konuşmam gerek. O anlar dilimden. Ah benim küçük yazarım… Merhaba de seninle aynı oranda kirlenmiş sevgiline…

 

Günay Aktürk

Read more

Seni Düşünüyorum – Günay Aktürk

Yağmur altında karanlık bir şehir manzarasına bakan, cam kenarında düşünceli şekilde oturan bir adam; uzakta şemsiye altında yürüyen siluet ve yıkım hissiyle barış arayışını anlatan alegorik sahne.

Seni Düşünüyorum

Seni Düşünüyorum’, Günay Aktürk’ün savaş, yıkım ve barış kavramları etrafında şekillenen şiirlerinden biridir. Bu sayfada şiirin sesli yorumunu dinleyebilir, tam metnine ulaşabilirsiniz.

I am raw html block.
Click edit button to change this html

Yağmur yağıyor seni düşünüyorum güneş çıkıyor seni…
Yıldırımda ve şimşekte,
gök gürültüsünde ve kuşağında göğün…
Kasırgalar çıktığında geceleyin,
hele ki düşmüşsem ıraklık gafletine,
kabuslar içinde görüyorum seni.
En çok da çocuk çığlıklarında
ve yok edilen şehirlerin
enkazı altında görüyorum seni.
Birimizden biri kurtarmalı ötekini artık.
Kardeşlerimi boğazlıyorlar yani başımda.
Tüm direniş bunca barikat
ve bütün öfke senin için.
Ve sen onca güzelliğinle hangi yöndesin?
Nerdesin ey barış?

Günay Aktürk

Yağmur altında karanlık bir şehir manzarasına bakan, cam kenarında düşünceli şekilde oturan bir adam; uzakta şemsiye altında yürüyen siluet ve yıkım hissiyle barış arayışını anlatan alegorik sahne.

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more