Ferda Şiiri – Tevfik Fikret (Sesli Şiirler)

tevfik fikret, ferda, atatürkün en sevdiği şiir

Atatürk'ün En Sevdiği Şiir

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu kez Tevfik Fikret ve Ferda Şiiri

Diğer yandan Atatürk ün en sevdiği şiir olduğunu söyleyebiliriz. Sözleri aşağıdaki gibidir.

Ferda Şiiri - Sözleri

Bugünün gençlerine

Yarınlar senin; senin bu devrim, bu yenilik…
Her şey senin değil mi zaten?.. Sen, ey gençlik,
Ey umudun güzel yüzü, işte karşında aynan:
Temiz ve bulutsuz, ağaran bir gök,
Titreyen kucağını açmış, bekliyor…Koş, çabuk!
Ey hayatın gülerek doğan sabahı, işte herkesin
Gözleri sende; sen ki hayatın umudusun,
Alnında yeni bir yıldız, hayır, bir güneş,
Doğ ufuklara, önünde şu sıkıntılı geçmiş
Sönsün sonsuza değin.

Bir daha yaşanmasın o cehennem; senin bugün
Cennet kadar güzel yurdun var; şu gördüğün
Zümrüt bakışlı, inci gülüşlü kızcağız
Kimdir, bilir misin? Yurdun… Şimdi saygısız
Bir göz bu nazlı yüze, — Tanrı esirgesin, —

Kötü bir gözle baksa, katlanabilir misin?
İster misin, şu ak sakalın temiz, görkemli,
Onurlu alnına, bir kirli el söyle dursun,
Hatta yabancı bir el uzansın? Şu mezarı
Bırakır mısın, taşa tutsun bir serseri?
Elbette hayır ; o mezar, o onurlu alın
Kutsal birer örneğidir yurdun… Yurt çalışkan
İnsanların omuzları üstünde yükselir.

Gençler, yurdun bütün umudu şimdi sizdedir.
Her şey sizin, yurt da sizin, şeref de sizin;
Ama unutmayın ki zaman ağır, güvenli,
Sessiz adımlarla arkamızdan gelir.
Önden koşan, ama dikkatle her izi
İncelemeye yol bulan bu şaşmaz izleyici
Paylayıp utandırırsa bizi, yazık!

Demin “Yarınlar senin”, dedim,
beni alkışladın; hayır,
Bir şey senin değil, sana yarın emanettir;
Her şey emanettir sana, ey genç, unutma:
Senden de hesap sorar, yakınır gelecek.
Geçmişe şimdi sen ibretle bakıyorsun,
Gelecek de senden böyle kuşkulanacak.
Her organı ihtiyaç kasırgasıyla sarsılan
Bir kuşağın oğlusun; bunu arasıra anımsa.
Unutma; çağın, şimşeklerin bollaştığı çağdır .
Her yıldırımda bir gece, bir gölge yıkılır,
Bir yükseliş ufku açılır, yükselir yaşamak;
Yükselmeyen düşer. ya ilerlemek, ya yıkılmak!

Yükselmeli, dokunmalı alnın göklere;
Doymaz insan denilen kuş yükselmelere…
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!

 

Tevfik Fikret

Read more

Rakı İçen Kadın | Bir Gülüşe Sığan Sessiz Romanlar

Rakı içen kadın rakı masasında gülümserken, zarafet ve sessiz mutluluk

Rakı İçen Kadın

Rakı içen kadın gülüyorsa, bu gülüş basit bir keyfin değil; yaşanmışlıkların, suskunlukların ve bilge bir mesafenin sonucudur. Çünkü rakı içen kadın, her şeyi anlamış ama her şeye karışmayı reddetmiş bir aklın temsilidir. O masada üzgün değildir; sadece fazlasını yaşamış olmanın sakinliği vardır.

Rakı içen kadın, kalabalık sevinçlerden çok, yerli yerinde duran duygulara yakındır. Büyük konuşmaz, acele etmez, her şeyi açıklama ihtiyacı duymaz. Rakıyı sık içmez; ama içtiği an zamanın doğru yerde durduğunu bilir. Bu yüzden rakı içen kadının gülüşü, gösterişli bir mutluluk değil, zararsız ve sessiz bir huzurdur.

Rakı içen kadın rakı masasında gülümserken, zarafet ve sessiz mutluluk

Tam Metin

Rakıyı içen kadın gülüyorsa,
o gülüşün ardında en az dokuz roman,
on dört tane de film repliği yatar.
Rakıyı içen kadının gülüşünde,
bu dünyanın en zararsız mutluluğu vardır.
Çünkü büyük gülerler, büyük susarlar.
Rakı içen kadın rakıyı çok sık içmez.
Ama rakıyı içtiği an
bil ki içme zamanı gelmiştir.
ve konuştuklarında net konuşurlar.

O kadınlar keyfine doyum olmayan bir akşamüstü sonrasında,
bir kıyıda köşede, gece sefası gibi açarlar.
O kadınlar afet-i devrandır.
Ve rakı içen kadının elleri güzeldir.

O kadınlar senden başkasını severlerken bile
seni incitmezler.
Şarkı söyleyesi varsa susmalısındır.
izlemelisindir, dinlemelisindir.
Rakı içen ve şarkı söyleyen o kadını.

Rakı içen kadın herkesle rakı içmez.
ve seninle rakı içiyorsa,
senin için kalbinde
en az yüz elli metrekare daha yer vardır.
ve sen bunu bildiğin için o kadına
kalbinin tüm kapılarını beklentisizce açmış,
cebindeki tüm anahtarlarıysa
hiç bulmamak üzere yutmuşsundur

Rakı içen kadın cihanda sulhtur:
ağdalı değil, nağmeli sever.
Rakı içen kadın güzeldir
masasındakiler de.

Not: Bu metin, internette yaygın biçimde Can Yücel’e atfedilse de şairin yayımlanmış eserleri ve güvenilir edebiyat kaynaklarında yer almamaktadır. Bu nedenle şiirin Can Yücel’e ait olduğu yönündeki bilgi doğrulanamamaktadır.

Read more

UZAKTAN SEVİYORUM SENİ – CEMAL SÜREYA

cemal süreya, uzaktan seviyorum seni

Cemal Süreya - Sesli Şiirler

Uzaktan Seviyorum Seni

“Uzaktan seviyorum seni;
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan,
yüzüne dokunamadan,
sadece seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni.
Elini tutmadan,
yüreğine dokunmadan,
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden…
Şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum

Öyle uzaktan seviyorum seni.
Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden,
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan,
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan,
öyle uzaktan seviyorum seni.

Kırmadan,
dökmeden,
parçalamadan,
üzmeden,
ağlatmadan, uzaktan seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum.
Damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum.”

Not: Bu şiirin Cemal Süreya’ya ait olup olmadığı tartışma konusu olup, şiire şairin “Sevda sözleri, Günler, Güvercin curnatası, Onüç Günün Mektupları, Şapkam Dolu Çiçekle, 99 Yüz, Günübirlikler” kitaplarında rastlanmamıştır.

Read more

Tevfik Fikret Sis Şiiri

tevfik fikret sis

Tevfik Fikret Şiirleri

Tevfik Fikret Sis Şiiri hakkında

Türk şiirinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri olan Tevfik Fikret bir sabah penceresinden İstanbul’u seyreder. Sisten göz gözü görmüyordur. Herkes aşıktır İstanbul’a. Ama Fikret, o sabah bu tehlikeli Şehr-i İstanbul’u halka benzetir. Öfkelenir. “Ama sana layık bu derin, karanlık örtü. Layık bu örtü sana, ey zulümler sahnesi!” dizelerini yazmaya başlar.

Günümüz Türkçesi İle - Tevfik Fikret Sis Şiiri

Yine bir sis kaplamış ufuklarını
inatçı bir sis, gitgide büyüyen bir ak karanlık.
Ağırlığı altında ne varsa sanki yok olup gitmiş,
kalmış ortada kala kala bir tozlu yığın,
o tozlu korkunç yığına bakan göz
şaşırır titrer, ilerisine gidemez.

Ama sen hak ettin bu karanlık kalın örtüyü,
bu örtü tıpatıp sana uydu ey kanlı toprak.
Ey zulümler meydanı, ey yaldızlı ülke,
Döktüğü kanla, çektirdiği acıyla çalım satan!

Ey gösterişin, şatafatın beşiği ve mezarı,
oldum olası imrenilen kraliçesi Doğu’nun!
Ey kanlı sevgileri, kılı kıpırdamadan
zevk ve safaya susamış bağrında emziren!

Ey Marmara’nın mavi kucağında
ölüm uykusuna dalmış diri,
ey köhne Bizans, büyücü kocakarı,
ey bin kocadan artakalan el değmemiş dul,
Yine de güzel görür, taptaze görür seni,
gene de üstüne titrer sana bakan.
Ne kadar tatlı, cana yakınsın,
ne kadar, süzgün, mavi gözlerinle sen uzaktan!

Oysa ne farkın var kirli kadınlardan senin,
hiçbir şey umurunda değil, belli,
ne bunca acı türkü, ne bunca kan ağlayan!

Sen kurulurken katmış olmasın bir hain el
senin temeline zehirli suyunu kötülüğün.
İşte her yanda ikiyüzlülüğün kiri,
nereye baksan çekememezlik
nereye baksan çıkarcılık,
nereye baksan hergelelik, yalan dolan.

Demek yükselmek yalnız bunlarla oluyor.
Koynunda barınan nice yaratık arasında
kaç tanesinin alnı açık, yüzü ak?

Örtün, ey İstanbul
kanlı toprak örtün
kart orospu, örtün, hiç uyanma!

Ey gürültüler, patırtılar, cakalar, şanlar, alaylar,
katil kuleler, kapkaranlık, zindanlı saraylar.

Sağlam mezarı anıların, ulu tapınak,
onurlu taş direkler, bağlı devler gibi,
geçmiş günleri gelecek günlere anlatmakla görevli,
ey kale duvarları şehri dolanan çepeçevre,
dişleri düşmüş kafatasları gibi, sırıta sırıta.

Ey kubbeler, Tanrıya yakaran yapılar,
ey minareler, sözde kalmış doğrularsınız.
Ya siz, damları çökmüş medreseler, mahkemecikler!
Selvilerin kara gölgelerinde birer yer tutmuş,
geçmişlere rahmet dileyen mezar taşları,
ey sabırlı dilenciler sürüsü!

Türbeler, bizde ne gürültülü anılar uyandırırsınız,
ama yatarsınız bir şey demeden, ey atalar, sessiz sedasız!
Tozun toprağın, çamurun savaş alanı sokaklar!

Ey yangın yerleri
uğursuzların gecelediği bir olay sayıklarsınız her açılan yaradan.
Kara damlı, kendi halinde fukara evler,
ayağa kalkmış birer yas gibi durursunuz.

Ne kadar da dokunaklı somurtuşunuz var,
leyleklere, çaylaklara yuva olmuş tasalı ocaklar,
uzun yıllar, besbelli, tütmek nedir unutmuşsunuz!

Ey kuru ağızlar, açlıktan kazınınca mideler,
her alçak lokmayı yutmaya hazırsınız!
İşte toprağın bereketi, işte bütün yiyecek içecek.
İşte elini uzatsan her şey eline değecek,
böyleyken aç yaşa, işsiz güçsüz yaşa.
Boş yere gökten, Tanrıdan dilen dur
ekmeği, aşı, kurtuluşu, rahatı.

Bu ne biçim Tanrıya sığınma,
ikiyüzlü, alçakça sesler çıkarırsınız köpekler gibi,
oysa konuşan yaratıklarsınız, onurlu ve değerli,
sövülüyor bu nankörlüğe çığlıklarla!

Ağlarsınız boşuna, gülersiniz zehir gibi.
Küfreden gözler yoksulluğu söyler, açlığı, kederi.
Namus, masalların boşluğunda bir anı.
Adamı yukarılara çıkaran yol, el etek öpme yolu.
Yakınması senin yüzünden bütün
öksüzlerin, dulların, arkasızların,
senin yüzünden bütün, ey silahlı korku!
Nasıl dokunulmaz olacak,
özgür olacak şöyle bir soluk almayla kişi,

söyle, ey kanun denen efsane!
Ey tutulmayan sözler, sonsuz yalan!
Ey mahkemelerden her gün kovulan hak!
Ey kuşkunun pençesinde kıskıvrak, duygusuz,
ta yüreklere dek uzanan gizli kulak,
senin korkundan ağızlar sımsıkı kilitli.

Seni hor görüyorlar, halkım için dökülen alınteri!
Ey kalem ve kılıç, siyasî iki mahkûm,
ey doğruluk ve yiğitlik,
unutulmuş yüzlersiniz artık!

Ey kodamanlar ve kuyrukları onların,
pısırıklar, çekingenler, korkaklar sizi!
Nasıl da alışmışsınız iki büklüm yaşamaya,
adınızın sanınızın da maşallahı var hani!

Ey yere eğilmiş kafalar, ak pak, ama tiksindirici!
Ey genç kadın ve ardından koşan delikanlı!
Ey kahırlı ana, ey dargın karı koca!

Ya sizler be çocuklar,
anasız babasız, başı boş yavrucaklar, ya sizler…
Örtün, ey İstanbul, kanlı toprak,
örtün, kart orospu, örtün, hiç uyanma!

Tevfik Fikret

Read more

Haydar Ergülen – Mavi Üstüne Siyah

Haydar Ergülen - Mavi Üstüne Siyah

Haydar Ergülen | Haziran - Tekrar

Bu sesli şiir dinletisinde “Haydar Ergülen“in “Haziran Tekrar” adlı kitabından “Mavi üstüne siyah” adlı yazısını Günay Aktürk yorumuyla dinleyeceksiniz. Sözleri gerçekten çok güzel.

“Cumartesi mavidir, alçaklık siyah. Mart mavidir, şehir mavidir. Tezgahtar kızlar mavidir, ümitleri düşleri mavidir. Sesleri biraz yorgundur ama mavidir. Bedenleri ağrısa da mavidir. Cumartesi gecesi ateşi, bir deyimdir. bir filmin adıdır. Onlar yaşayabilselerdi cumartesi geceleri de mavi olacaktı. Bir cumartesiyi daha özleyecekler, akşamı iple çekeceklerdi.”

 

Haydar Ergülen

haydar ergülen - sözleri
Haydar Ergülen - Mavi Üstüne Siyah
Read more

Cemal Süreya – Sana Giden Yollar Kapalı

Sana Gden Yollar Kapalı - Cemal Süreya

Buruk Bir Cemal Süreya Şiiri

Cemal Süreya ve “Sana giden yollar kapalı” şiiri | Günay Aktürk yorumuyla dinlemektesiniz.

Böyle bir sevda şiirini okumak kolay değildi. Güvercinin artık uçup gitmesine izin veren yorgun ve dolu bir yüreğe ihtiyacım vardı. Uzun zamandır o ruh halini kolluyordum. O ruh dün akşam sardı bütün benliğimi. Bir dilek ağacına rast gelip de hoş bir tebessümle geçip gitmek yanından… Acısız, öfkesiz, hem yorgun hem de dingin bir yürekle. “Her şey affedildi!” der gibi.

Sana Giden Yollar Kapalı

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.

Cemal Süreya

Read more

Behçet Necatigil Sevgilerde Şiiri

Behçet Necatigil - Sevgilerde

Sevgilerde - Behçet Necatigil

Behcet Necatigil – Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

Read more

Tarih-i Kadim’e Zeyl (ek) Şiiri | Tevfik Fikret

Tarih-i Kadim’e Zeyl şiirinin polemik bölümünü anlatan, kürsüden itham eden bir vaiz figürü ve aşağıda vicdanıyla ayakta duran bir şairin alegorik sahnesi

Tevfik Fikret ve Tarih-i Kadim'e Zeyl Şiiri

Tarih-i Kadim’e Zeyl Tevfik Fikret’in Tarih-i Kadim şiiri üzerinden kendisine yöneltilen suçlamalara verdiği sert ve düşünsel bir cevaptır. Süleymaniye kürsüsünde verdiği vaazlarda Mehmet Akif Ersoy bazı yazarları ve Tevfik Fikret i ağır bir dille suçluyordu. Tarih-i Kadim e Zeyl (ek) şiiri ise, “Târih-i Kadîm” şiirinden dolayı Tevfik Fikret’i “zangoçlukla” itham eden Akif’e cevaben yazılmıştır.

Tarih-i Kadim’e Zeyl şiirinin polemik bölümünü anlatan, kürsüden itham eden bir vaiz figürü ve aşağıda vicdanıyla ayakta duran bir şairin alegorik sahnesi

Tarih-i Kadim'e Zeyl (Ek) – Video ve Şiir Metni

Ben ki üç beş kuruşu tercihinden
Protestanlara “zangoçluk” eden
şairim… Yaldızlı kürsünün üstadına!
İslam dininin şair yorumcusuna.
Hazret-i Molla Sırat’a edebî
saygılarımı takdim ile hiç
hiç tereddüt etmeden diyorum ki:
layık olduk, lütfettiği “zangoçluk” sıfatına.

Lakin üstadım sakın aldanma,
müslüman evladıyım ben de bir parça.
Bana anlatma o güzel dini;
bilirim ben de senin bildiğini.
Okudum ben de ahiret kitabını.
dinledim ben de ahiret hitabını
Ben de zatın gibi cami, cami,
dolaşıp Halik’a ettim rüku.
cennetin şevki ile meşgul hayalim;
cehennem korkusundan bıkmış yüreğim
ben de tırmandım ulu Tûbâ’ya.
ben de çıktım Mele-i Âlâ’ya.
Ben de âşıktım ezan nağmesine,
bir koşardım ki, o Allah sesine!
Ben de tespihle dua, oruçla namaz
heyhat! hepsini yaptım, hepsini biraz.

Tarih-i Kadim’e Zeyl şiirinde inançla hesaplaşmayı anlatan, parçalanan kutsal semboller, yanan kitaplar ve kendi yarattığı putla yüzleşen insanın alegorik sahnesi

Çünkü telkinlere aldanmıştım,
kandığım şeylere hep kanmıştım
Bilmeden, görmeden iman ettim,
Nefsimi dinime kurban ettim.
Sevdim Allah’ı da, peygamberi de;
o şeyler kaldı bugün hep geride.
Anladım çünkü hakikat başka;
başka yoldan varılırmış Hakk’a.
Saydığın harikalar, mucizeler
birer zekâ büyüsüdür ki, beşer,
duraklamadan açıyor sırlarını;
mucizeler ehli, unutmuş yarını.
aldatılmış, aldatmış o İsa, Musa;
köhne bir tılsımlı yalandır âsâ.
Beşerin böyle işaretleri var;
putunu kendi yapar, kendi tapar!

Ara git kilisesini, gez Kabe’sini,
Dinle tekbiri, işit çan sesini,
göreceksin ki hepsi boştur;
umduğun, beklediğin şeyler yoktur.
Allah’ı gibi düzme şeytanı,
Buda’sı, Ehrimen’i, Yezdan’ı.
Topunun esası bir korkak vehim.
Gölgeler, gölgeler… Onlarda derin
bir karanlık sezerek çevrildim,
acı bir darbe yiyip devrildim.

Tarih-i Kadim’e Zeyl şiirinin son bölümünü anlatan, doğa içinde duran bir insan figürü, gökyüzü altında vicdanına yönelmiş sade ve alegorik sahne

Şimdi cenneti ve nurları önemsemeden;
süzerim yaradılışı hayran hayran; ben
ne tapılacak, ne taptıracak bilirim;
Kendimi yaradılışa kul bilirim.
Gökte binlerce mescit görürüm,
orda vicdanımı secde ederken görürüm.
Bu secde işte benim itaatim;
bu ibadette geçer saatim.
Bu ibadette övüncüm ve sevincim;
bence, ben bir kayadan farklı değilim.
Bir minik kuşla biriz tapmakta;
ben de Allah’tan başka yoktur derim, ishak* da.
Doğruluk, ahde bağlılık, tevazu, muhabbet,
hayır, haysiyet, insaf, merhamet;
sonra bir şaire zangoç dememeli…
İşte bunlar vicdanımı hareketlendirdi .

Düşünüp yapmak ayinimdir;
yaşamak dini, benim dinimdir.
Müminim, varlığa imanım var;
her kanat bir melek yapar.
Yaşarım, peygamberlere duymam gerek.
Beni Hakk’a götürecek: bir örümcek …
Kitabım doğa sahnesi kitabı,
bendedir hayır ile şerrin sebebi.
Varırım böylece ben mezara dek,
ahirette dirilmeye mahal görmem pek.
taşırım sevecen kalbimi ölçüsünde,
beşerin aşkını da, kederini de.

Hak dini bence bugün yaşam dinidir.
Ey Molla Sırât! Söyle, öyle değil midir?

TEVFÎK FİKRET
Günümüz Türkçesine uyarlayan: Sunar Yazıcıoğlu

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Bertolt Brecht – Bizden Sonra Doğanlara

Bertolt Brech

Bertolt Brecht

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Bertolt Brecht ve Bizden Sonra Doğanlara adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Bundan sonraki çalışma ise “Madem İyisin” adlı şiiri olacak sanırım.

Bizden Sonra Doğanlara - Sözleri

I

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
Ahmaktır hilesiz söz.
Düz bir alın
Vurdum duymazlığa işaret.
Gülen Kötü haberi almamış henüz.

Nasıl bir çağdır bu?
Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı
Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.
Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen
Ulaşılmazdır artık herhalde
Zorda kalan arkadaşları için.

Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hala
Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.
Yaptıklarım arasında hiçbir şey hak vermiyor
karnımı doyurmaya.
Tesadüfen ayaktayım.
(Şansım ters giderse mahvoldum.)

Diyorlar ki: ye ve iç sen!
Sevin neyin varsa!
Fakat nasıl yiyip içeyim ki
yediğim bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa,
bir susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?
Ve yine de yiyip içiyorum ben!

II

Ben de bir bilge olmak isterdim.
Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:
Dünya kavgalarına uzak durmak
ve o kısa zamanı korkusuz geçirmek
Şiddete başvurmadan hem
Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
Düşlerini gerçekleştirmek değil,
unutmak, bilgelik olarak kabul ediliyor.
Tüm bunları yapamıyorum:
Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!

II

Kargaşalık döneminde geldim şehirlere
Açlığın hüküm sürdüğünde.
Girdim insanlar arasına isyan döneminde
Ve öfkelendim onlarla birlikte.
Böyle geçti zamanım
yeryüzünde verilmiş bana.

Savaşlar ortasında yedim ekmeğimi
Katiller arasında yattım uykuya
Özensiz yaklaştım aşka
Ve doğayı sabırsızlıkla izledim.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

Yollar bataklığa gidiyordu zamanımda.
Cellada bildiriyordu beni konuştuğum dil.
Çok değildi yapabileceklerim.
Fakat iktidardakiler
daha güvende hissediyorlardı kendilerini bensiz,
ümit ediyordum.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

III

Battığımız dalgalardan
yükselecek olan sizler
Zaaflarımızdan söz ederken
Unutmayın karanlık çağı da
Sizlerin kurtulmuş olduğu.

Yürüdük ya, pabuçlardan çok ülke değiştirerek
Sınıf savaşlarının ortasında çaresiz
Haksızlığın olup öfkenin olmadığı yerde.
Biliyoruz halbuki:
Aşağılıklara duyulan nefret de
Bozar şeklini yüzün.
Kısar sesi haksızlık karşısındaki
Öfke de.
Ah, güler yüzlülüğe ortam hazırlamak istemiş bizler
Güler yüzlü olamadık kendimiz.

Sizler fakat, geldiğinde vakit
İnsan insanın yardımcısı olduğu
Zaman hatırlayın hoşgörüyle bizi.

 

Bertolt Brecht

Read more

Ve İnsanlar evde Kaldılar – Kathleen O’Meara

Kathleen O’Meara - insanlar evde kaldılar

Kathleen O’Meara Ve İşte O Şiir

Bu şiir tam 156 yıl önce yazılmış. Tam da yaşadığımız şu zor zamanlara ışık tutuyor. Akşam üzeri bir dostum gönderdi ve bana da seslendirmek düştü : )

ve insanlar evde kaldılar,
kitap okudular ve dinlediler.
dinlendiler, egzersiz yaptılar,
sanat yaptılar, oyun oynadılar
ve yeni varoluş yollarını öğrendiler,

Durdular
Daha derinden dinlediler ,
biri meditasyon yaptı,
biri dua etti,
biri dans etti,
diğeri kendi gölgesini keşfetti ,
insanların düşünceleri değişti,
iyileştiler.

Cahilce, tehlikeli, anlamsız ve vicdansızca yaşayan insanların yokluğunda,
dünya iyileşmeye başladı.
ve tehlike sona erdiğinde insanlar ölüleri için ağladılar
ve yeni kararlar aldılar,
yeni bir dünya hayal ettiler,
yeni yaşam biçimleri yarattılar,
Dünyayı tamamen iyileştirdiler,
Tıpkı kendilerini iyileştirdikleri gibi .

Kathleen O’Meara
1864

Read more