Virüs Günlerinde Aşk Ve Kapı Tokmağı

virüs günlerinde aşk ve kapı tokmağı
virüs günlerinde aşk ve kapı tokmağı

“Ah, ne delilikler yaptım bir bilsen! Elinin değdiği kapı tokmağını öptüm, dairene girmeden önce fırlatıp attığın izmaritini çaldım ve onu, dudakların değmiş olduğu için kutsal bir nesne saydım…”

Bilinmeyen Bir kadının Mektubu
Stefan Zweig

 

Ne diyeceğimi biliyorsunuz. Geniş zamanlarda herkes yapar bunu. Hayal için de, acı için de bol bol zaman vardır. Şimdi de öpsene o kapı tokmağını! O izmarite çıplak elinle dokunsana! Gözler de can telaşına düşmüş, tanıdık suretlerde bile hastalıktan kuşkulanıyorlar.

Aman canım boş verin bunları. Hep tanrılara kurban verecek değiliz ya, bir de aşka kurban gidelim ve öpelim kapı tokmağını. Ödülü tatlı bir öpücük olduktan sonra, boğularak ölmeyi göze alamaz mı insan?

Alamaz mı gerçekten? Yunus boşa yanmış öyleyse, yok yere dönmüş Mevlana. Bunlar sizin kutsalınızdı hani? Yalnızca sağlıklı ve barış zamanlarında mı tutunursunuz tutkuya? Dün Boğaziçi Köprüsüne çıkanlar, haftada üç litre kefir içmeye başlamışlar bugün!

Düşman başına bugün kapı tokmağı. Ama evet, yaşatmalı insan insanı. Kutsayıp durmamalı ölümü. Lakin bu mudur mesele? Bir öpücük uğruna can veren avanak belli ki pazarda pazarlığa oturmuş. Gider ayak aklı fikri işgalde! Savunma hattındaki doruklarda o zevki avlayalım da, tek dert ölüp gitmek olsun! Bir de yüce bir madalyon takarlar ardından. Bu yüzden çoğu aşk yanlış anlaşılmıştır.

Ödülsüz aşk yolculuğu da en az ödülsüz inanç kadar gerçekçidir. Peki, o tokmağa dokunacak mıyız yoksa bulanın münasip bir yerine gitsin mi diyeceğiz? Bu mesele bizimle ilgili değil. Boşuna ota boka kutsamayalım ölümü. Bu onunla ilgili. Onu yaşatmak için ne kadar ileri gidebilirsiniz? Ama Evrim yasaları da der ki: “Bırak önce o dokunsun!”

 

Günay Aktürk

Read more

Cinsel Aksaklıklar ve Ahlak Yitimi

Cinsel Aksaklıklar ve Ahlak Yetmezliği nedir

Ahlak Alçaldı Ve Namus Bir Adım Öne Çıktı!

Cinsel Aksaklıklar ve Ahlak Yetmezliği

“Ruhsal bozukluklar, içinde yaşadığımız toplumun doğurduğu cinsel aksaklıkların sonucudurlar.”

Wilhelm Reich

 

Aksatmayın dedik şunu. Kendi mezarınızı kazıyorsunuz ördüğünüz geleneklerinizle. Peki, ne oldu karşılığı? Kural koyan da sizsiniz, “Yasaklar delinmek içindir.” diyen de. Öyleyse bazıları bazı geceler mutlak suretle aksatmalı bu işi. Ama kim aksatacak ve hangi gece olacak (doğru bir deyimle olmayacak) bu iş bilmiyoruz. En azından kimleri kısırlaştırmamız gerektiğini biliyoruz.

Her şey cinsel yasaklarla başlıyor gibi. Kadın cinayetleri, çocuk suçları ve eğitimin bunca çökmesi de bizzat bununla ilintili. Ahlak yitimi diyorum ben buna. Kadına saygısızlığın temeli de ahlaksız bir namus algısı değil midir? Namus da penise hizmet ediyor. Ahlâkın temeli böyle kurulunca diğer suçlar da peşinden geliyor onun.

Kadına saygı duyan birisi başka ne gibi suçları işlemeye yönelebilir? Sanırım sadece düşünce suçu! Açıklayayım. Böyle bir ortamda baş etmesi gereken o kadar ahlaksızlık vardır ki karakter zamanla doğru bir zemine kendiliğinden oturacaktır diye düşünüyorum. Sırf üç gramlık et parçasına ulaşmak için göstermelik basit bir yöntem olmamalı bu. Zira böylesi çok var. Kendisini içeriden parçalayarak içiyle bir olmuş hakiki bir ahlaktan bahsediyorum.

O halde çözüm basit. Sadece kadına saygı duy ve bırak gerisi kendiliğinden düzelsin. Biz bu fikri daha da genişleterek ucu ta Şamanizme kadar uzanan eski bir bilgiyle birleştirelim. “Eline, beline ve diline hakim ol.” İnsanlık bu üç maddeye tıpkı bir tanrıya tapar gibi tapsaydı bugün böyle mi olurdu? Yo tanrıya tapar gibi olmasın. Tapınmanın olduğu yerde ahlaksızlık belli ki yeniden doğuyor. Biz evrensel bir bilgi diye kabullenelim.

 

Günay Aktürk

Read more

(14) En İyi Kitap Alıntıları

Günay Aktürk

Kitap Alıntıları Ve Sözleri

Bu sayfada yer alan kitap alıntıları; Edgar Allan Poe, Jo Cotterill, Jean-Jacques Rousseau, Sabahattin Eyüboğlu, Zülfü Livaneli, Lucille Ball, Francis Bacon, Birhan Keskin, Richard Lewontin, Friedrich Nietzsche, Mihail Bulgakov, Sabahattin Ali, Murathan Mungan, Wilhelm Reich, Clarissa P. Estes, William James, Carl Gustav Jung, Romain Gary, Ernest Hemingway, Mark Wolynn, Franz Kafka, Carl Sagan, Romeo ve Juliet, Stanley Coren, Dostoyevski ve Ceyhun Atuf Kansu gibi edebiyat, felsefe, psikoloji ve bilim dünyasının güçlü isimlerinden seçilmiş sözlerden oluşmaktadır.

Dünya edebiyatının önemli yazarlarından seçilmiş kitap alıntılarını temsil eden edebi kolaj görseli

1

“Her şey tersine dönmüş. Katiller masumları yargılıyorlar.”

İki Şehrin Hikayesi
Charles Dickens

2

Mutsuzluğumuzun yegane nedeni, bir başımıza kalamamamızdır.”

Kızıl Ölüm Maskesi
Edgar Allan Poe

3

“Kitaplar size hikayelerden fazlasını verir. Kitaplar size kaybettiğiniz insanları geri verir.”

Limon Kütüphanesi
Jo Cotterill

4

“Bilgiye aşıktı, kendisi de bilgiliydi ama biraz ukalalığı vardı.”

İtiraflar
Jean-Jacques Rousseau

5

“Softalık bütün insanlığın baş belasıdır.”

Sabahattin Eyüboğlu

6

“Apaçık ve hazır olanı reddedip uzaktaki ve belirsiz olanı yeğlemek insan doğasının sapkınlığının bir özelliğidir.”

Bütün Hikayeleri
Edgar Allan Poe

7

“Bu kadar cinayetten sonra şunu kabul edelim artık. Bu ülke hasta. İşin kötüsü bunu düzeltmesi beklenecek kurumlar da hasta.”

Zülfü Livaneli

8

“Egoistlerin iyi bir yanı vardır: Başkaları hakkında konuşmazlar.”

Lucille Ball

9

“Servetiyle her şeye sahip olabileceğini sanan pek çok kişi, evvela kendisini satışaçıkartmıştır.”

Francis Bacon

10

“Bilme, tanıma beni. Merdivenleri üçer beşer çıkmanın sevinci yok içimde.”

Birhan Keskin

11

“Bizi biz yapan iki milyar yıllık evrimin yanında yüz günlük devrimin bizi değiştireceğini nasıl düşünebiliririz ki?”

İdeoloji Olarak Biyoloji
Lewontin

12

“Bari hayvan olarak mükammel olsaydın. Fakat hayvan olmak için masum olmak gerekir.”

Nietzsche

13

“Ah, şikayet edemeyeceğiniz biri tarafından inciltilmek ne acı!”

Francis Bacon

14

“Seven kişi, sevdiğinin kaderini paylaşmak zorundadır.”

Usta ve Margarita
Mihail Bulgakov

15

“Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek. Başka insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır.”

Canım Aliye Ruhum Filiz
Sabahattin Ali

16

“Hiç kimsenin iyi gelmediği yerden sarıyorsun yaralarımı. Hiç kimsenin dokunamadığı yerden kanatıyorsun sonra.”

Murathan Mungan

17

“Ruhsal bozukluklar, içinde yaşadığımız toplumun doğurduğu cinsel aksaklıkların sonucudurlar.”

Bedensel Boşalmanın İşlevi
Wilhelm Reich

18

“Erkek, eşinin mezarından dönerken kimi alsam ki diye düşünür.”

Eskiler

19

“Elinizden geldiğince bağışlayın, biraz unutun, epeyce yaratın.”

Kurtlarla Koşan Kadınlar
Clarissa P. Estes

20

“Eğer birinin ruhunu görmek istiyorsan ona hayallerini sor.”

Öğretmenlere Öğütler
William James

“Eğer birinin ruhunu görmek istiyorsan ona hayallerini sor.”

Öğretmenlere Öğütler
William James

21

“Bir erkeğin tam olabilmesi için daha ne kadar kadınlığa gerek duyduğunu biliyor musun?”

Kırmızı Kitap
Carl Gustav Jung

22

“Seksen dört yaşındayım ama üzülecek hiç kimsemyok. Sevdiği birini yitirmek korkunç bir yalnızlık, hiç kimseyi yitirmemiş olmak daha da korkunç bir yalnızlık.”

Kral Salomon’un Bunalımı
Romain Gray

23

“Öleceğiz ama köprüyü de uçuracağız.”

Çanlar Kimin İçin Çalıyor
Ernest Hemingwey

24

“Karanlık zamanlarda göz görmeye başlar.”

Seninle Başlamadı
Mark Wolynn

25

“Güzel günlerdi onlar. O ilk güzel günler, en azından aynı güzellikte bir daha tekrarlanmamıştı.”

Dönüşüm
Franz Kafka

26

“Kitaplar tohum gibidirler. Yüzyıllarca bir yerde uyuyakalmış durumdadırlar. Sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlarlar.”

Carl Sagan

27

“Ah, uzaktan görünen aşk, nasıl da acımasız ve kaba denendiğinde…”

Romeo ve Juliet

28

“Köpeklerin en büyük korkusu evden onsuz çıktığınızda tekrar geri gelmeyeceğinizdir.”

Stanley Coren

29

“Artık susmuyor da eskisi gibi. Durmadan konuşuyor. Kitapları da düşürmüyor elinden.”

Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
Dostoyevski

30

“En güzel oyuncağı yaşamaktır çocukların.”

Halk Albümü
Ceyhun Atuf Kansu

Kitaplar karanlıkta bir ateş lavrasıdır. Onlar olmadan dünyanın karanlığa bürünmesi kaçınılmaz. Tiranlığın hüküm sürmesinin nedeni de tam olarak bu. Gerçeklik algımız kirli. Tüm çabamız, kendi payımıza temizleyebildiğimiz kadarını temizlemek. Bu çaba yalnız yozlaşan aklı temizleme çabası da değil. İşe kendimizi yontmakla başlıyoruz.

Bugünlük kitap alıntıları bu kadar : )

Daha fazlası için İnstagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Read more

Bertolt Brecht – Bizden Sonra Doğanlara

Bertolt Brech

Bertolt Brecht

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Bertolt Brecht ve Bizden Sonra Doğanlara adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Bundan sonraki çalışma ise “Madem İyisin” adlı şiiri olacak sanırım.

Bizden Sonra Doğanlara - Sözleri

I

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
Ahmaktır hilesiz söz.
Düz bir alın
Vurdum duymazlığa işaret.
Gülen Kötü haberi almamış henüz.

Nasıl bir çağdır bu?
Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı
Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.
Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen
Ulaşılmazdır artık herhalde
Zorda kalan arkadaşları için.

Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hala
Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.
Yaptıklarım arasında hiçbir şey hak vermiyor
karnımı doyurmaya.
Tesadüfen ayaktayım.
(Şansım ters giderse mahvoldum.)

Diyorlar ki: ye ve iç sen!
Sevin neyin varsa!
Fakat nasıl yiyip içeyim ki
yediğim bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa,
bir susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?
Ve yine de yiyip içiyorum ben!

II

Ben de bir bilge olmak isterdim.
Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:
Dünya kavgalarına uzak durmak
ve o kısa zamanı korkusuz geçirmek
Şiddete başvurmadan hem
Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
Düşlerini gerçekleştirmek değil,
unutmak, bilgelik olarak kabul ediliyor.
Tüm bunları yapamıyorum:
Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!

II

Kargaşalık döneminde geldim şehirlere
Açlığın hüküm sürdüğünde.
Girdim insanlar arasına isyan döneminde
Ve öfkelendim onlarla birlikte.
Böyle geçti zamanım
yeryüzünde verilmiş bana.

Savaşlar ortasında yedim ekmeğimi
Katiller arasında yattım uykuya
Özensiz yaklaştım aşka
Ve doğayı sabırsızlıkla izledim.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

Yollar bataklığa gidiyordu zamanımda.
Cellada bildiriyordu beni konuştuğum dil.
Çok değildi yapabileceklerim.
Fakat iktidardakiler
daha güvende hissediyorlardı kendilerini bensiz,
ümit ediyordum.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

III

Battığımız dalgalardan
yükselecek olan sizler
Zaaflarımızdan söz ederken
Unutmayın karanlık çağı da
Sizlerin kurtulmuş olduğu.

Yürüdük ya, pabuçlardan çok ülke değiştirerek
Sınıf savaşlarının ortasında çaresiz
Haksızlığın olup öfkenin olmadığı yerde.
Biliyoruz halbuki:
Aşağılıklara duyulan nefret de
Bozar şeklini yüzün.
Kısar sesi haksızlık karşısındaki
Öfke de.
Ah, güler yüzlülüğe ortam hazırlamak istemiş bizler
Güler yüzlü olamadık kendimiz.

Sizler fakat, geldiğinde vakit
İnsan insanın yardımcısı olduğu
Zaman hatırlayın hoşgörüyle bizi.

 

Bertolt Brecht

Read more

Kavra Kırbacın Sapını

kavra kırbacın sapını
kavra kırbacın sapını

Al şu zinciri ve kendi yamaçlarındaki paslı kazıklarına bağla beni. Bir gün eninde sonunda kavgasını yapacağız nasıl olsa. O güne kadar en derin çukurlarında demirleyip azgın kasırgalarına bırakıyorum bu yelkenliyi!

Kavra kırbacın sapını, kesiver cezasını erdemli davranışlarımın. Şimdiden kara bulutlarını serbest bıraktın, gökyüzüm çamurlu ya, yine de tam gezmelik! Öyle görünür başlarda. Ama önünde sonunda fırtına çıkar. Kimin kurtulup kimin kaybolacağına fırtına karar verecek.

Her insan bir nebze yük gemisine benzer. Zamanla yolcu gemisine evrilir ve en nihayetinde savaş gemisi olarak ortaya çıkar. Bazen de öyle olmaz. Bir sandaldır o. Denize fazla açılmamışken: “Bu sandalın kürekleri tuzlu sulara dayanamıyor artık!” deyip bırakır kendini kara sulara.

Elimizde (Nietzsche’nin deyimiyle) evrim kuramımız var. Ve bu evrimin dişiler hakkında neler söylediğinden haberdar mıyız? Kadın da bir dişidir ama insana doğru evrimleştikçe kadınlaşıyor. Görünen o ki sırf medeniyetimizin bir dizi getirilerinden ötürü evrimin bazı maddeleri saf dışı kalmış durumda. Kadınlarımızın (ev bekçisi) olma zorunluluğu gibi. Kadın artık kazanabiliyor. Onu dört duvar arasına sıkıştıran zihniyet Orta Çağ zihniyetidir ve kadının hiçbir derdine deva olamaz. O kadar!

 

 

Günay Aktürk

Read more

Kirli Yolların Adamı

Kirli Yolların Adamı - günay aktürk
Kirli Yolların Adamı - günay aktürk

Kirli yollardan geçti, çamura bastı ama pahalı çizmeleri vardı ayaklarında, kirlenmedi. Çamurlu yağmur yağdı havadan ama bir tek o ıslanmadı. Çünkü şemsiye tuttu paralı yamakları!

Mahkeme kayıtlarında izine rastlamadınız çünkü satın aldı adaleti. Fakat çıktı dedikodusu. Ocakta ateş vardı ve dumanı tüttü.

Zırhlı ve görkemli arabasıyla evinden aldı sevgilisini bir akşam. Diksiyonuna ve cakasına diyecek yoktu. Saygı uyandırdı önce. Ilk buluşmaya göre gelecek vaat ediyordu. Fakat dönüş yolunda okşadı yanaklarını ve yavaş yavaş indi elleri memelerine…

Yoksullar ahlaklı, zenginler kötüdür demiyorum. Yoksulun ahlaksızı daha da beter oluyor hani. Yani sonradan görme olmayacak insan. Bugün yüzüne bile tükürmediğin hem aptal hem de yoksul adamların, yirmi yıl sonra saltanat edindiği bir ülke burası.

İki farklı hayat yaşamış iki insan tanımıştım bir zamanlar. Biri bilge bir adamdı. Bir akşam hırpani vaziyetiyle oturduğu yol kenarında ufaktan demleniyordu. Sakalı üç karış. Beş liralık köpek öldüren şarabından sundu bana. Ve sohbetin konusu kuantum fiziğiydi…

Öteki eskiden zengin mi zengin bir kadın. Şimdi birazcık darlıkta vaziyeti. Çirkefin içinde koruyabilmiş erdemini. Onunla ilk karşılaştığımızda eski soyluluğunu gülüşlerinde görmüştüm.

Erdem insanın içindedir ve çoğu zaman eskiden neyse şimdi de odur. Pahalı parkalar da, yağdalı ceketler de insanın içinde olana yeni bir şekil veremez. İnsan kafasının içinde bir “ur” ile yaşar. Ya iyi huyludur o “kitle” ya çok daha ölümcül…

 

Günay Aktürk

Read more

Sonlunun İçindeki Sonsuzluk

sonlunun içindeki sonsuzluk

İçim Hakikat Dışım Kara Kitaplı Bir Organizma

sonlunun içindeki sonsuzluk

Ahh sonlunun içindeki sonsuzlukVarlığın birliği. Küçücük bir cam parçası kırılmış ve saçılmış etrafa. Saçıldıkça çoğalmış, çoğaldıkça türlü donlara girmiş. Ben! Yani ben işte! Bedenim dört duvar, tepesinde delikli bir dam. İçimde volta atmakta hapisliğinden habersiz bir aptal… İçim hakikat, dışım kara kitaplı bir organizma!

Yeni yeni anlıyorlar beni. Tarih boyunca çirkin bir çamur yavrusu diyerek küçümsemişler varlığımı. Demişler ki aslın bir balçıktır ve içine görünmez bir ruh üflenmiştir. “O yüce ruh sana sordu bir zamanlar. Ben senin rabbin değil miyim? Sen de tasdik ettin bunu.” Hatırla! İyi ama nasıl? Hangi zamanda sorulmuş bu sual? Ezelde. Kâlû Belâ derler adına: bezm-i elest. Anıların kayıt altına alınmadığı bir zamanda. Ruhların yaratıldığı bir gün olası… Şimdi kimselerin hatırlayamadığı bir cevap, inkârın suçuna delil olarak gösterilmekte! Gece karanlığında tanıksız bir cinayete mi kurban gidiyoruz yoksa?

Göz görmek ister, akıl da gördüğünü onaylamak. Gözün görmediğine akıl yalancı şahitlik yapamıyor işte. Ama bazen de öyle görüntüler olur ki onları göremesek de bütün deliller ona işarettir. Fakat bir iz olmalıdır ona dair. Buradan bir kurt sürüsü geçmişse birileri mutlaka görmüş olmalı. Ya işemiş, ya da ayak izlerini bırakmışlardır. Koyuna keçiye musallat olmadan gitmezler.

Yolumu kaybetmiş gibi mi görünüyorum? Beni atınızın arkasına bağlayıp kendi yörüngenizde yol almamı istiyorsunuz. Yolu yarılamadan yorulmuş bir kertenkeleyim kabul. Ama kimin ruhu tastamam dingin ki? Bir de benim yoluma bakın. Tarih tanıklık etti bana.

Yitik bir gerçeğim ben. Susuz bir vaha. Yolcusu katledilmiş yataklı bir tren… Hem kafesim hem de güvercin. Yemlendim asırlarca şaklaban vaazlarında. Şimdi sonu gelmez bir açlık grevindeyim. Ne olmak istediğim gibiyim ne de göründüğüm gibi.

Bir fırıncı benim tanrım. Ama su muyum yoksa bir un mu? Uzun saplı bir sopa mıyım yoksa alevli bir ocak mı? Ateş mi bana dokunmakta yoksa ben mi pişirmekteyim ateşi? Tüm bu sesler, zerresinde katır yükü ilhamıyla mı fısıldamakta kulaklarıma yoksa sonsuzluk mudur bu konuşup duran?

Kör müydü gözleri hakikatin? Sağır mıydı kulakları? Bilinci kapalıydı da benimle mi erdi aslına? Düzmece beceriksizliğiyle sürekli yok etti ve yeniden şekillendirdi. Sonunda fark etti kendini hakikat. O ben, ben de o. Ne demiş Hallacı Mansur: “Kâinat içinde bir zerre noktacık. Noktanın içinde, nokta onun içinde. Hem kâinatın içinde, hem kâinat onun içinde. O’ndan ama o değil.

O da benim gibi acı mı çekmekte şimdi? Yoksa bilincin en ilkel zerresi miyim ben? Yoksa ben, savruk bir generalin en önde can veren değersiz bir neferi miyim?

 

Günay Aktürk

Read more

Zaman Seni Değiştirdi – Konak Virüsü

Zaman seni değiştirdi

Zaman Seni Değiştirdi - Konak Virüsü

Zaman seni değiştirdi

Zaman seni değiştirdi. Biliyorum. Peki, ya kaç konak değiştirdin benden sonra? Yaşadığı bedene uyum sağlamak için mutasyon geçirmiş bir virüs gibisin. Ama gerçek şu ki dahamı uyumlu oldun yoksa çok daha mı ölümcülsün artık, bilmiyorum.

Biri karantinaya öteki sokaklara. Fazla yaşamaz dediler benim için. Ve sen bu esnada her yerdeydin; Kapı kollarında, süpermarketlerin içki reyonlarında ve bilirsin, havalandırılmamış rutubetli odaların kirli çarşaflarında…

Zaman seni değiştirdi. Ya beni? Seni hiv virüsüyle aldattığım doğru. Hastalıklı bir ruhun küresel çapta bir salgına dönüşebildiği şu yerkürede kim ne kadar temiz kalabildi ki?

Seni yok etmenin yolu her zaman bulunabilir ve ben bir dahaki mutasyona kadar sağlıklı yaşayabilirim. Sen ve ben aynı sayılırız. Hem bozulmayı bekleyen sağlıklı bir beden, hem de kendine yeni avlar arayan cansız bir mikrop!

 

Günay Aktürk

Read more

İnsanın Geleceği İnsan – Felsefi Deneme

İnsan insanın geleceği fikrini anlatan alegorik sahnede, insanların birbirinde bıraktığı yıkıcı ve onarıcı izler, yol kenarı mekânlar ve yüzsüz figürlerle betimleniyor.

İnsan İnsanının Geleceği Üzerine

İnsanın Geleceği İnsandır metni, yıkıcı ve onarıcı ilişkileri ele alan felsefi bir denemedir. Yazı, bendeniz Günay Aktürk’ün İnsan İnsanın Geleceğidir adlı kitabından alınmış bir bölümdür ve bireyin bireyle kurduğu temasın ahlaki, psikolojik ve tarihsel sonuçlarını sorgular.

İnsan insanın geleceği fikrini anlatan alegorik sahnede, insanların birbirinde bıraktığı yıkıcı ve onarıcı izler, yol kenarı mekânlar ve yüzsüz figürlerle betimleniyor.

İnsan insanın geleceğidir. Bazen de gelmişi ve geçmişi. Küfrüdür insan insanın. Bazen düşü bazen de kâbusudur. Bazen gelecek vaat eder, bazen de hiçbir şey vaat etmez.

Bazen hiçbir şeyi değildir insan insanın. Çoğu zaman da bütün bir gezegenidir. Kimi zaman algısını kirletir, kimi zamansa pirüpak eder. Bazen tek bir insan bütün bir halkın geleceğiyle oynar, sefillik ve cehalettir getirdiği. Bazen de çekip alır onu karanlıklardan. İnsan insanın nankörüdür.

Birisi bir kitap yazar ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Öteki bütün bir yüzyılı kasıp kavurur, katliam ve işkencelerde geçer adı. Ama bir başkası çıkar ve tek bir fırça darbesiyle tarihin lanetli hücresine hapseder onu. Birisi “göğüsleri yeni çıkmış” küçük kızlardan aşağılık haremler kurarken, öteki soylu bir davadan senelerce gün giyer. İnsan insanın lanetidir.

Bazen daha da kolaylaşır insanın insana ulaşması, aydınlık bir günde bile yolunu şaşırtması. Ya da alabora olmaya yatkın bir gecenin zifirinde sakin sulara ulaştırması… Birisi “merhaba” der bir yabancıya, öteki ölüm döşeğinde bile hatırlar bunu. Birisi deli dolu sevişirken, öteki tüm deneyimlerinde onun hazzını arar. İnsan insanın gıdasıdır.

Birisi hiçbir iz bırakmadan silinip gider anılardan, öteki bütün bir ömrün travması olur. Birisi yaşama tutkuyla bağlatırken, bir diğeri her şeyde bir grilik aratır. Birisi güçlü ve saygın hissettirir, öteki değersiz ve fazlalık… İnsan insanın yamasıdır…

Yani kısaca insan bir dinlenme tesisidir. Aç yolcularına yemek molasıdır. Yanaşır ve park ederler ansızın. Bazen işemeye, bazen de işletmeye gelirler! Küçük kaç kuruştur, büyük rahatlatır mı her zaman? İnsan insanın molasıdır. Bazen yol tuttuğundan, plansız verilmiştir bu karar. Yel gibi gelir, sel gibi giderler.

Belki herkes herkese aynı kuvvetle çarpmaz ama çarpınca da şaşırtır feleğini. Ne için umut beslediğini bile anlayamadan umutsuzluğun akıntısında yeniden doğar. Farkında değildir ama en korunaklı barınaklar bile zamanla soğumaya başlar. Yeniden doğuşlar sancılıdır. Kendini anadan üryan hisseder zira gerçeğin rahminde doğanların kundağı poyraza karşıdır. İnsan insanın ayazıdır…

 

Yazar: Günay Aktürk
Yayın Tarihi: 07.04.2019

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

La Mekanda Bir Fısıltı

La-Mekanda Bir Fısıltı
La-Mekanda Bir Fısıltı

Işıklar içinde yatsın, dedemin güzel bir sözü vardı. Derdi ki: “Yüce dağ başında kaldın mı sopam!” Zannederdim ki seksen küsür yaşını beklemem lazım bu sözü dilime dolamam için. Herhangi bir küsürde de pekâla söylenebilirmiş. En azından bizdeki eksiklik kendini kandırmak eylemi, o bizde yok! İşittiğimiz ses, la mekanda bir fısıltı…

Ne demiş ulu bir ilim insanı, “İnanmak istemiyorum. Bilmek istiyorum.” Emin olduğun şey artık inancının bir parçası, sür bakalım yolunu kayalıklara. Zayıf insanlar ne yapar da nasıl davranırlar dersiniz? Bir türlü aşamadıkları dağın yamacında kırk etek var zannederler. Bir de şu eteği arşınlayalım derler ya, el etek öpmekten başları döner de kendi yamaçlarında gönenip dururlar. Oysa biz başka bir dağ ararız kendimize. Ya da aramayız. Oturur ve azığımızdan zıkkımlanırız.

Daha mı zekiyiz peki? Bence daha yorgunuz ve kaldığımız yer kesinlikle yüce bir dağın başı değil. Başka bir çağa ait olduğunu düşünenler hiçbir çağda asla var olmamalılar. Anlaşılmak isteyen gider ve derisini yüzdürür. İstemeyen ise tam da olması gereken çağdadır.

Ne diyorum ben? Ne anlatıyorum? Gözüm seğiriyor yine. Başıma bir gelecek var. Ya da zaten gelmiş de aptal ayağına yatıyor ve kendimi bir kahin donunda pazarlamaya çalışıyorum kendime! Her olasılığa karşı ipleri elimde tutmam gerek. Paslı bir makas sesi işitmiş olabilirim lakin ipin bir ucu hala elimde! Aklım susmak bilmiyor ya varsın konuşsun zavallı mahlukat! La mekanda bir fısıltı aracı zihnim… 

Mantığın konuştuğu yerde duygusal zeka yenilmeye mahkumdur. İşleri karıştırmaktan başka meziyet bilmez. Ben zavallı bir insanım. Bu huyum da çok hoşuma gidiyor hani. Artık canımı yakan şeylerden bu kabullenişle uzaklaşıyorum.

Dünyanın en zeki insanı bile olsam, kırk basamaklı bir merdivenin ilk basamağında durduğumun ve kırkıncı basamağı tarif edemeyecek kadar aptal bir maymun olduğumun da ayrıca bilincindeyim. Bu yüzden dedemin o “yüce dağ başında kaldın mı sopam” sözünü kullanmayacağım. Çünkü aslında ben yokum. Bu acı gerçek değil. Rezil bir kimyasal reaksiyonun elinde oyuncağa dönmüşüm. Öldüm sanıyordum, meğer henüz yaşıyormuşum! Konağım Lamekan ve bu konakta bir yanım kusurlu, bir yanım bilginin elinde uşak.

 

Günay Aktürk

Read more