Boğacaksınız Kadını Yahu

arkamı sana yaslıyorum makale

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar! Evet, birazcık boydan kısa olabilir. Olsun, manası uzun! Derin ve iç gıdıklayıcı… Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

Bu sayfada yer alan kısa makaleler

1- Arkamı Sana Yaslıyorum
2- Boğacaksınız Kadını Yahu
3- Kötü Bir Yazgı
4- Hiç Mi Sevilmemiş
5- Tolstoy’un Elması

Arkamı Sana Yaslıyorum

arkamı sana yaslıyorum makale

Aman ha, arkamı sana yaslıyorum, cüzdanı yoklayayım deme. Ha dersen ki bu başına gelebilecek en iyi şey olur, o başka. Esprili insan evladını severim. Yapacağı şeyi önceden sızdırmaz. O zaman yasla sırtını sırtıma. Yine de haberin olsun, arkadan iş çevirenleri sevmem. İste verelim birader. Yani cüzdanı. Yahu seninle uğraşmaktan düşmanı gözleyemez olduk! Ne de olsa uzun yıllar iş çevirmişler arkamızdan. Şimdi dolu görünce insan huylanıyor.

Dostluk da bu değil midir zaten? Güven denilen imdat halatı, sevginin de dostluğun da mimarıdır. Hakkım var güzel bağladım meseleyi. Yoksa sonu şerre yanaşıyordu. Öyle pis pis yanaşan şeylerden zeval gelir. Şimdi asıl soruyu sorma zamanı: ya senin sırtın sağlam mı?

 

Günay Aktürk

Boğacaksınız Kadını Yahu

Boğacaksınız kadını

Açılın bakalım, bırakın da rahat nefes alsın kadıncağız. Sevmez öyle bulaşıkvari işleri. Duyguları henüz toy, fazla sevgi şımartmaz belki ama soğutabilir. Vantilatör planını harekete geçirmek lazım. Hay Allah! Boğacaksınız kadını yahu! Geri çekilin dedik. Yani size de pes bayım! Durup dururken nereden çıktı bu ilk yardım uzmanlığı! İlle de ille sunni solunum mu yapmanız gerek?

Çayıra çıksın biraz, kendine gelir. Otlamasa da çimen kokusu kendine getirir onu. Çoktandır dışarı çıkmadı ya, ihtiyacı var. Ama durun bir dakika! Asıl patlayacak olan siz değil misiniz bayım? Ne bu deli haller böyle? Neydi o söz? “Aklı tarafından terk edilmiş olmak koymaz adama. Akıl, alışkanlığa çevirmesiyse kaçılığını!” Aa kızmaya başlıyorum ama geri çekilin biraz!

 

Günay Aktürk

Kötü Bir Yazgı

kötü bir yazgı

Kötü bir yazgı. Evet, anlıyorum. Her şey arap saçına dönmüş. Elimi atsam elim kurur. Hani nerede ellerin, kolların nerede? Belli ki ruhun epeyce ecel teri dökmüş, savrulmuş hayallerin. Yetişmen gereken menzilin on mil daha gerisindesin. Dağınık bir hangar gibisin anlıyorum. Fakat işe iyi yönünden bakmalısın. Yapacak çok işin var daha. Belki yıllarca oyalanacaksın bununla. Onu al buraya koy, o düşü kaldır bu sevinci parlat, olmadı yeni bir hangara taşın. Hayatında senin gibi sorunları olmayan insanlar senden daha kötü durumdalar. Ne heyecan, ne bir yenilik ne de bir milimlik ilerleme…

Dereden akan sular hep aynı damlacıklardan oluşuyor. Ruhu sarsıntı görmeyenlerin zihinleri ne kadar da acınası… Vur kaşığı kafasına, sonsuz bir boşlukta çınlasın dursun… Her şeyin yolunda olması, yıllardır hep aynı yerde duruyor olduğuna delalet. Durmak debelenmek demek. Çamura batmış bir araba gibi. Öyleyse haydi, ilerleyelim biz…

 

Günay Aktürk

Hiç Mi Sevilmemiş

hiç sevilmemiş

Üç şairi emziren kadına katılıyorum. Anlatmalı. Dinlemeli. Herkes anlatmak istemez. Herkes dinlemek istemez. Özel olduğuna inandığın kişiye açarsın çeneni. Yalnız onun hizmetine verirsin kulaklarını. Her şeyde ortak olmak faydalıdır. “Sende yara varsa ben de merhem fabrikatörüyüm!” Herkes herkese sığınmaz. Herkes de açmaz barınağını bir başkasına. Bu iş böyle olduktan sonra nerede soluklanacak hiç sevilmemiş olanlar?

 

Günay Aktürk

Tolstoy'un Elması

tolstoy ve elma

Çünkü artık ağacın elmaya, elmanın da ağaca ihtiyacı kalmamıştır. Ağaç, elma yeterince olgunlaştığı için besin takviyesini keser. Elma da: “Lanet gelsin senin besinine!” diyerekten kendini bırakıverir aşağıya.

Elma olgunlaşmadan da düşebilir. Bunu belirleyen şey elmanın gelişim sürecindeki aksaklıklar olabileceği gibi, çevre şartları da olabilir.

Aslında birbiri ardına gelen olaylar belirler bunu. Sebep, sonucun maktülüdür.

Belki meyvelikte ölümcül bir salgın vardır. Belki don vurmuştur. Belki birileri meyveliği yok etmek istiyordur. Kim bilir…

 

Günay Aktürk

Read more

Emeğin Marjinal Ürünü

Emeğin Marjinal Ürünü
Emeğin Marjinal Ürünü

Ben de bir zamanlar nohut ekmiştim. Ama hasat zamanı geldiğinde tarla onu mısır koçanı olarak algıladı. Emeğin marjinal ürünü! Dikkatinizi cezbederim mısır değil, koçan olarak. Sapı elimde kaldı sanki.

Bunca emeğin karşılığı bu mu, dedim, ters düz konuşma, dedi. “Verdiğin emekle ancak bu kadar oluyor.” Sulak bir tarlaydı. İnsan tarlayı seçer ama tarla da sahibini seçmez mi? Terini toprağa dökmeyen insanı sahibi olarak benimsemez.

Ama ellerim nasırlıdır!” dedim. Tarla bilmez mi o nasırın hangi toprağın marifeti olduğunu? Uzlaşamadık. Acaba tohumumu mu beğenmedi?

Belki de benden kaliteli başaklar üretileceğine inanmadı. Gitti ve savruk bir çiftçiye verdi kendini.

Günay Aktürk

Read more

İnsan Psikolojisi – Sosyal Hayvan

insan davranışları

İnsan Mezarlığında Klinik Bir Vaka

İnsan Psikolojisi

Dikkat! Makalenin kimi kısımlarını çocuklarınızdan uzak tutunuz : )

Bugün Fernando Pessua’nın şu sözleri beni çok etkiledi: “Nasıl yaşadıysam öyle öleceğim. Kenar mahallenin birinde, bir eskicide, alıcısı bulunmamış mektuplara düşülmüş notların arasında kiloyla satılacağım.

Birilerine çok fazla işledik, birileri çok fazla geçti bize. Tıpkı iki tas suyun birbirine karışması gibi. Ayır bakalım şimdi nasıl ayıracaksan damlaları. Sosyal hayvan olmanın getirisi. Ya da götürüsü. Kısaca getir götür işlerine bakıyoruz. Gerisini karıştırma.

Bakın söylüyorum. Bu bir hafıza kaydıdır. Birilerinin bilinçlerinde yaşamaya devam edeceğiz. Mesela bu sabah başını okşadığım köpeğin içgüdülerine yerleştim artık. Zamanla havlaması azalacak diye umuyorum. Korkusuz yatacak kaldırımlarda. Kendine güveni geldiği zaman, belki de sert bir tekmenin bedelini ağır ödetecek sahibine.

Yarını şu anda ilmek ilmek örüyoruz diyorum. Birbirimize tattırdığımız duygusal deneyimlerde belirlenecek yarınlardaki biz. Bunda bir anormallik yok. İnsan psikolojisine en ağır darbeyi yine insan vuracak.

Al sana bir örnek daha. Bugün aşırı yağmurdan giderler tıkanmış. Balkonu su bastı. Bir yandan aşağıdan gelen çamurlu su, diğer yandan şiddetli rüzgâr ve yağmur… Kasırgaya yakalanmış gemilerden hiçbir farkım yoktu. Gökyüzünün delinmiş haliydi bu ayrıca. Soğuk ve ıslak bir gömlek gibi yapışıverdi ruhuma kara duygular. Şimdi neler olacağını söyleyeyim. Bir süre baş etmeye çalıştığım o çamurlu suyla beraber yaşayacağız. Onun bana yaşattığı deneyim zihnimde bu şekilde tanımlandı demek oluyor bu. Sabah olduğunda hava yeniden açacak, biliyorum. O an geldiğinde yeni tanımlamalar için burada bekliyor olacağım onu.

İnsan Psikolojisi

insan psikolojisi nedir

Yaşam zincirinde hayvanların belli bir yeri ve önemi varken, yıkıcı varlığıyla “insanı” tanımlamakta zorlanıyorum. Önceleri doğaya aykırı bir ucube olduğumuzu düşünürdüm. Düşünen aklıyla bile kendini doğaya adapte edemeyen hakiki bir aptal! Bence yerimizi yaşamın başıyla kıçı arasında geçen zamanın bir yerinde kaybettik. Bir avuç yem için gıdaklayan tavuklar olmak mıdır amaç? Sahibinin amaçlarına hizmet ettiğinin bile farkında olmayan horoz sürüsü olmak mı? Asıl evimiz olan doğayı cehenneme çevirip, içinde sahte uygarlıklar yaratmak!

İnsan zekası medeniyetler kurduğundan beri yapmayı bildiği tek şey birbirlerine bir şekilde dokunmak. Ne yani, kâr olarak elimize geçen yalnızca bu muydu? Bence ondan sonra başlıyor iş. Bakın anlatayım. Yüzlerce şiir yazdım kadınlara. O şiirler şimdilerde başka insanların ruhlarına yuvalanmış durumdalar. Dizelerim halka açık bir gemi filosu. Onlara kattığım duyguların binlerce şekle girdiğinden haberdarım. Artık tanınmaz hale geldiklerini de biliyorum. Farklı suretlerde can buldum demek oluyor bu. İnsan da böyle. Zamanla dönüşüyor ve onu değiştiren şey ile beraber yaşamaya başlıyor.

Yaşama insani anlamlar katmak zorundayız. Zira insan psikolojisi denilen o özel ve milattan kalma aygıt çok çabuk bozuluveriyor.

Sosyal Bir Hayvanın Anormal Halleri

Ne olursa olsun batsın demekten hoşlanıyorum… Birbirlerinin dokularına karışmaya çalışan şu insanların izledikleri yol yerin dibine batsın. Bakış açıları bir bataklık şapırtısına benziyor. Başlarda bir taraf köleyken diğer taraf efendi. Sonlara doğru iki ezeli düşman çıkıyor ortaya. Yıpratıcı bir karışım modeli. İşte aptal insan yığınlarının keşfettikleri sahte gerçek! Birine dokunduğumuz zaman sizce de onun dümenine çabucak geçmek istemiyor muyuz? Nasıl düşünmesi ve yaşaması gerektiğini ondan daha iyi biliyor gibi bir halimiz var. Bu, kendi boktanlığımızdan doğan bir telafi çabası değil. “Bana bak, beni besle. Beni farklı yollarla doyur. Kölem ol ve kırbaç tapınağıma çaputlar as.” “Eğer benim gibi düşünüyorsan seninle aynı fikirdeyim!” İçler acısı değil mi sizce de? Bir de halk olarak nefret ediyoruz domuzlardan!

sosyal hayvan

Dünya, içinde çok fazla sahtekâr barındıran bir gezegen. Birçoğu eli kırbaçlı efendisinin şatosunda süt banyosu yapmaktan memnun. Buralarda hile ve hurdayla karışır insanlar birbirlerinin dokularına. Onur gereksizdir onlar için. Hayatta kalmanın en iğrenç yolları araştırılır. Alçalmaktan korkmazlar çünkü alçalmak onların nazarında sadece aç kalmaktır. Yoksullaşmaktan korktukları için nefretle bakarlar yoksullara. Bir gün onlar gibi yoksul olmaktan it gibi tırstıkları için.

Yoksullara nefretle bakan yalnız varsıllar değildir. Önüne bir parça kemik atılmış olan ruhu satılıklar da nefretle bakarlar. Halkın içinde ama halka düşman olarak… Birbirine karışmanın en iğrenç yoludur bu. İnsanlığa giden yolu tıkarlar çünkü.

Hane hane, birey birey sahtekar sürüsü barındırır içinde bu gezegen. Orgazm taklidi yapan kadınlar, sözde en sadık ve babacan erkekler. Kendini lükse ve şöhrete satan kadınlar, paranın ve penisin fahişesi olmuş erkekler… Sadakatsiz kadınlar, sadakatsiz erkekler. Kadınlar ve erkekler. Cinsel organları tutuşmuş sadakatsiz… Kadınlar… Ve erkekler…

Bu dünya, hiç kuşku yok ki kaliteli insanları da barındırıyor içinde. Onların hep azınlıkta olduklarını düşünmüşümdür. Bir araya gelseler belki sadece muhtar çıkartabilecek bir köy kadar kalabalıktırlar. Hatta bu kalitelerini bir zamanlar kire pise çok fazla bulanmış olmalarına borçlu bile olabilirler. Belli olur mu hiç?

Bununla birlikte anormal bir psikolojiye sahip oldukları kaçmadı gözümden. İnsan insana rastlar da sağlam kalır mı hiç psikolojisi? Onlar yine de daha fazla karışmalı dokumuza. Bize huzuru getirecek olan o azınlıktır. Ama lütfen başlarına bela olmayalım onların!

Günay Aktürk

insan davranışları

Bu da belki kısa bir dipnot olarak burada kalabilir: “Satılmış olan soysuz bir haraminin koynuna girdiğinde, soluk bir hayalet olarak biz de orada olacağız.

Read more

Ruh Sağlığı Ve İmar Planı

RUH SAĞLIĞI VE İMAR PLANI makalesi

İNSAN BİR NEVİ KAÇAK YAPILANMADIR!

“Bak şu insan yığınlarına, çarpık kentleşme gibi nasıl da eciş bücüş olmuşlar…”

Günay Aktürk

RUH SAĞLIĞI VE İMAR PLANI makalesi

Trevanian, Şibumi kitabında diyor ki: “Hayatım alelade çizilmiş ama vakit yetmediği için ayrıntıları doldurulamamış bir resme benziyor.” İçi oyulmuş tatsız bir kabak tadı veriyor olmalı. Bir tanım da biz yapalım mı? Bence yanlışlıkla helâya düşmüş bir baraka çizimidir insan! Çizen kim? Doğa yasaları gibi görünüyor.

Evrenin bizim için planları yok. Sadece üretip salıveriyor doğaya. Ne bir garanti ne de yol yardımı, tek başınasın. Kutsal ya da saçma sapan görevler verse anlardım ama acı çekmen ya da yıkıma uğraman bile umurunda değil onun. Manyak mı bu? Akıl mı arıyoruz evrende? Aradığımız şey bilinç mi? Geçer geçer! Bari yağmur dinene kadar şu saçağın altına tüneyiver! Ama ruh sağlığına dikkat etmelisin. Üşütük derler sonra. Bir kez yapılıp atıldın ya bu yerküreye, dua et de besin zincirinde aşağılarda kalmayasın.

Evet, sadede gelelim… Diyordum ki insan bir zevk tohumu mudur? Bu makalenin yazımından yaklaşık 2439 yıl önce şöyle haykırmış Sokrates: “Çocuklar zevk tohumu değildir. İlgilenemeyeceğiniz çocukları dünyaya getirmeyin.” Yani o günlerde bile aslında çocuklara zevk tohumu gözüyle bakılıyormuş. Yavrula yavrula at. Ne bir meslek edindir, ne eğit ne rotasını belirlemesine yardımcı ol. Ne sanatla doldur içini, ne bilimsel bir bakış açısı ver ne de ruh sağlığını yokla. Benim gözüm kesmiyor da o yüzden yapmıyorum.

Önceden tasarlanmadın madem, öyleyse yolunu bulmalısın. Ama bil ki rotası çizilmemiş bir seyahat bu insan yaşamı. Herkes aynı zamanda hem sürücü hem otostopçu. Küçücük bir deneyim bütün bir süreci etkiliyor. Genelde yanlış zamanda yanlış yerlerde oluyoruz. Rotamız yağ gibi akıp giden bir otobanda bir başkasıyla birleşebilir. Ama bir süre sonra bir taraf rotadan ayrılır. Kendince nedenleri vardır. Her zaman böyle olur demiyorum. Ama enderdir yol arkadaşlıkları.

Memnun musun hayatına dair ayrıntılardan? Bir şansın daha olsa yine böyle mi doldururdun içini? Çoğu insan buna cevap veremez çünkü nasıl yaşamak istediğini bile bilmiyor. Sen biliyor musun? Sana sorduğum şey yarın ne yapacağın değil, şu anda ne yapıyorsun? Çünkü şu andaki meşguliyetin bütün bir ömür ne yapacağına az biraz ışık tutuyor gibi. Yalnız kaldığında hissettiğin şeyler mesela? Ruh sağlığın ne alemde? Seni her yıl yeniden inşa edecek olan bir imar planıdır ruh sağlığın! Her zaman kaliteli olmak zorunda demiyorum. Denizler bile bir köpürür bir durlur? Sendeki ne sıklıkla oluyor? Kendinle geçinebiliyor musun, bana ondan haber ver.

Günay Aktürk

Read more

Semeri Sırtımıza Vurdular

Semeri sırtımıza vurdular

Semeri Sırtımıza Vurdular

Semeri sırtımıza vurdular

Binek hayvanlara zam geldi diyorlar. Semeri sırtımıza vurdular. Gelir yok gider çok. İşsizlik ve açlık, birileri sağlam semirdiğinden. Öyle ya, bu aklımla bile ben tek çözümün fabrika açmak olduğunu kavrayabiliyorum.

Bal kovanı olduğumuzu düşünün. Arı gibi çalıştığımız halde istifledigimiz petek başka kovanlara gidiyor. Bizim kovan tamtakır. Neden oluyor bunlar? Çünkü ülkede namuslu işler yapılmıyor. Namuslu işlerde para yok çünkü.

Bari birkaç maske uzat da ağzımızı kapatalım. Yo, susmak için değil, nalları dikmemek için. Nal vergisini bir kez alırsın ama eskimiş toynaklar daha çok mal getirir bu dükkana.

Dünyanın efendisi bile olabilirdin. Pek seversin böyle şeyleri. Bölgesel konumun itibarıyla oldum olası sahiptin o randımana. Ama sen uşak olmak niyetindesin. Görmemiş! Gözü doymaz! Evveli bitli herifler! Kimden bahsediyorum? Yani sülalesini beslemek için ülkeyi parselleyenler. Dini para, vicdanı “çıkar” olanlar. Tek başına pek bir beceriksizdir onlar. Ya ona el uzatanlar? Omuz verenler? Destek olanlar?

Ölüyü mezarından çıkarıp yakacak kadar cani azmanlar var bu ülkede. Baş bozulunca gövde sağlam kalır mı hiç? Kimliksiz ve kişiliksiz bu insanlar. Tam olarak kimler? Nereden beslendiği belli olmayanlar…

 

Günay Aktürk

Read more

Nazım Hikmet Hikayeleri – Nikah Hikayesi

nazım hikmet hikayesi

Nikaha Dair - Nazım Hikmet

nazım hikmet hikayeler

Şu fani dünyada cancağızım, ne garibeler var da, ne garibeler var.

Garibelerden Murat: Amerika’da milyoner bir hatunun, kocasını jilet bıçağıyla kestikten sonra, ölüsünün başucunda yedi gün yedi gece dans edip kırk gün kırk gece ağlamış olması değildir. Sinema yıldızlarından bilmem kimin, zayıflamak için, altı sene uyku uyumadığını da garip bulmuyorum cancağızım… Yangınları susuzluktan, milleti tifo hastalığından kırıp geçiren İstanbul Terkos Şirketinin hala feshedilmemiş olması da garip gelmiyor bana doğrusu…

Milyoner karısı kesmiş kocasını, keser a! Kestikten sonra başucunda yedi gün yedi gece dans etmiş, eder a! Kim bilir, zavallı hatuncağız herifin elinden neler çekmiştir. Danstan sonra kırk gün kırk gece ağlamış, ağlar a! O ağlamasın da ben mi ağlayayım cancağızım… Amerika hakimlerine para yediremezse soluğu elektrikli koltuğun üstünde aldığının resmidir hani…

Sinema yıldızı zayıflamak için altı sene uyku uyumamış, uyumaz a! Ben, cancağızım, kendimi bildim bileli uyku uyuyamıyorum. Kışın soğuktan, yazın tahtakurusu, pireden gözümü kırptığım yok efendiciğim…

Terkos şirketi yangınlara su vermezmiş, vermez a! Su onun. Millete tifo aşılıyormuş. Seni zorlamıyorlar a, Terkos suyu içmeyiver a efendim! Şirketi feshediyorlarmış! Etmezler a, sana ne cancağızım…

Ne kocasını jilet bıçağıyla kesen Amerikalı karı, ne altı sene uyku uyuyamayan yıldız, ne de Terkos Şirketinin hali garip gelmiyor bana iki gözüm. İlle ve lakin kendi başımdan bir hal geçti, garibe diye ona derler işte.

Ben cancağızım, geniş düşünürüm senin anlayacağın. Ne mahalle kahvesinde oturup alemin girdisini çıktısını dikiz ederim, ne de belediye intihabatında kafa göz yorarım…

Eh bu ölümlü dünyada hep bekar yaşayacak değiliz a! Kumrular bile çift çift geçinip giderler… Kumru kadar olamayacak mıyız, dedim, bir hatun peydahladım. Şöyle bana göre, karınca kararınca kaderince hatuncağız… Başladık beraber ömür sürmeye…

Bir altı ay geçindik. Aramızda nikah falan yoktu. Nasıl olsa imamlardan sıdkım sıyrılmıştı. Ubeydullah Efendiye de müracaat müracaata üşendim doğrusu cancağızım. Bizim hatun bir manifatura mağazasında tezgahtardı. Ayda kırk papel getiriyordu eve. Ben de atmış beş yetmiş lira bırakıyordum piyasadan, gül gibi geçinip gidiyorduk iki gözüm.

Günlerden bir gün bizim hatun alı alına moru moruna, ateş püskürerek çıktı karşıma: “Sen” dedi, “beni metres gibi kullanıyorsun. Herkes bana namussuz diyor. İlle de nikah isterim.”

Amandı, zamandı, şalabansın, balabansın, karıya meram anlatamadık.

Duvarlara ilanlar astırdık, falan filan ettik, gittik Ubeydullah Efendiye, deftere yazıldık…

Nikah kıyıldığının ertesi günü bizim hatun işe gitmedi. “Ben” dedi, “senin nikahlı karınım. Bana bakmaya mecbursun kanunen.”

Şimdi iki gözüm, cancağızım, bizim nikahlı hatun elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyor. Onu yediren, içiren, giydiren, besleyen bendenizim. Yani senin anlayacağın asıl şimdi nikahlı hatunum bana metreslik ediyor. Oysaki, herkes ona namuslu kadın diyor şimdi…

Nikahta keramet var cancağızım! Dünya Garibelerle dolu iki gözüm, garibelerle dolu…

Nazım Hikmet / Ben
Yenigün Gazetesi
24.02.1931
YKY

Read more

Üç Yasa Bilirim – Biri İnsan Hakları

Üç Yasa Bilirim, Biri İnsan Hakları

Üç Yasa Bilirim Ben - Biri İnsan Hakları

Üç Yasa Bilirim, Biri İnsan Hakları

“İyi insanların doğru davranması için yasaya lüzum yoktur. Kötü insanlar ise yasayı çiğnemenin bir yolunu bulur.”

Devlet / Platon

 

Sanırım ben de yasaya uygun yaşayanlardanım. Ama kimin yasaları olduğu tartışılır. Üç tane yasa bilirim ben. Biri tanrının yasalarıdır. Kimine göre hakiki yasadır, kimine göre de zamanla bozulmuş, kelama “kalem” katılmıştır. Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin diye emir verir. Derin din ulemalarına göre cami de yapsalar cennete alınmayacaklardır. Onun peşinden giden sınırlı sayıda insan tüm insanlığı kardeş beller. Çoğunluğu ise sadece Müslümanlar sizin kardeşlerinizdir, der. Kardeşten sayılmayan milyarlarca insan düşmandır. Öyleyse uyduğum yasa bu değildir.

Bir diğeri şeytanın yasasıdır. Anlatıldığı şekli değil, yaşandığı şekli tartışmalıdır. En büyük günahı nedir şeytanın? Söylenenleri bir kenara bırakırsak, bilim şeytani bir iştir! Zira “ilim” yalnız tanrıyı anlamak gibi bir manaya gelir. Zina şeytan işidir mesela. İki seven yüreğin birine ölüm birine kırbaç!

Tutkunun peşine düşen aşık zaten cehennemin bütün katlarını görmüş sayılır. Ben de çok defa uğrak verdim oraya. Cennete herkes talip olur. Mühim olan ateşe yarenlik etmektir. Ben asıl şeytanlığın mutsuz ve sevgisiz evliliklerde bir gece vakti zorla ırza geçmek olduğuna inanırım. Zina haramdır derler fakat asıl zina “helal” zinadır derim de kızarlar! Yani bu yol epeyce dolanık görünür gözüme. Çalılı çakıllı yola girmeyiz!

Üçüncü yasa ise İnsan Hakları Beyannamesi diyelim! Kendimden de üç beş katar, ona inanırım. Kendinden katmalı insan. Uyduğu yasada kendi fikirleri de olmalı. Biraz akıl kırıntısı, biraz alın teri, en çok da vicdan! Bizim gibi ışık işçileri için yasa çıkarmalarına gerek yok. Bizler haramzade olamayız. Bizler ne çocuğa, ne kadına ne de hayvana tecavüz edemeyiz. Bizim uyduğumuz yasa vicdan ahlakının yasasıdır. Sözü de bellidir. Eline, beline, diline hakim ol!

Hayalimizdeki dünya Rızalık dünyasıdır. “Ben senden razıyım, sen de benden razı mısın?

Günay Aktürk

Read more

Dünya Durmadan Değişiyor

dünya değişiyor

Dünya Değişiyor

dünya değişiyor

– Dünya durmadan değişiyor. Ama aslında hiç şaşırtmıyor bu beni.
– Şaşırmıyor olmana şaşırman gerekmez mi?

Sofie’nin Dünyası
Jostein Gaarder

 

Dünya değişiyor. Şu sıralar hafta sonları kalbi dahi atmaz oldu. Siz bunu sokağa çıkma yasağına bağlıyorsunuz ama değil. Ölünün üzerinde gezinen kurtçuk deyimi söylemek istediğimin tam karşılığı. Anlatayım.

Dünya evine kapandı. Böylesini ne gördük ne duyduk. Ama bakın ne var derinlerde. Çıldırmanın eşiğine geldiler. Su yükseldi ve bizimle aynı seviyede artık insanlar. Biz derken durup düşünenleri kastediyorum.

Dışarıda dünya durmuş olabilir ama bizim ışığımız içeriden. Değil iki aylık karantina iki yıllık kapanma bile rutin sayılır. İçe yolculuk zamanı. Sessizlik ve boşalmış sokaklar bakmasını bilen için yeni bir deneyim. İnsanlık bir anda ortadan kaybolmuş gibi hissediyorsun. Orada, evlerin içindeler hâlbuki. Sesleri geliyor bazen. Ortalıkta görünmeseler de başka bir aleme ait tuhaf fısıltılar! Hâlâ yaşıyorsunuz. Ama bu defa öyle kemiklerin üzerinde kahkaha atarak değil! Gerçekten bir gün bile yaşadınız mı? Öyle olsa delirmeye kalkmazdınız.

Dünya değişiyor evet. Çapının bazen genişleyebildiği de doğru. Ama kendini her zaman küçük bir azınlığa ait hissediyorsun. Gezegeni paylaşamadıkları için parçalamaya çalışan ve bu uğurda savaşlar çıkartılan öte gezegenlerde de sınırlı sayıda mı yetişiyordur donanımlı bilinç? Zıtların birliği! Bir gün bu gezegen uzaylılar tarafından istila edilirse, inanıyorum ki istila için gelen bir medeniyet de en az bizler kadar vahşi olacaktır. Öyleyse medeniyetin tek meziyeti aptallık üretmek!

Şu evrende başka akıllı bilinç yaşamıyor mu gerçekten? Gelmediler ki görelim. Buralara kadar gelecek teknolojik güçleri olduğu halde gelmiyorlarsa ya henüz fark etmediler bizi ya da sandığımızdan da iyi niyetliler. Gliese 832c isimli gezegendeki yaşam ihtimalinden bahseden Hawking, “Bir gün böyle bir yerden sinyaller almaya başlarsanız sakın cevap vermeyin.” demişti. Uygarla ilkelin hazin karşılaşmasını biz bu dünyada yaşamıştık çünkü.

Dünya aşırı derecede zengin aptallar tarafından yönetiliyor ve bizler yeni bir dünya düzeninin yeni bir eşiğine daha geldik. Aptalca diyorum çünkü bir gezegeni yönetmek ancak ilkel güdülerimizin buyruğu olabilir. Dünya değişiyor ama değişen dünya bunları iyileştiremiyor. Evrenin sırlarını ve baş döndürücü güzelliğini görüp de hâlâ bu gezegenin sürüngen liderlerinden biri olmak, daracık bir zihnin içine sıkışıp kalmışlığın en bariz göstergesi değilse nedir?

Günay Aktürk

Read more

Güzel Günler Göreceğiz

güzek günler göreceğiz inanın

Güneşli Günler

Güzel Günler Göreceğiz

“Güzel günlerdi onlar… O ilk güzel günler, en azından aynı güzellikte bir daha tekrarlanmamıştı.”

Dönüşüm / Franz Kafka

 

Güzel günler göreceğiz. Yine de ve her şeye rağmen. Ama önce insanın ruhuna doğmalı o günler. Yoksa güzel bir günde de mutfağa astığı bir iple öte tarafa postalayabilir kendini. Acaba diyorum ruhumuzu bir ceylan bataklığına çeviren şu kötü günler mi? Belki de kendi içimize çok fazla daldığımız için kötüleşiyoruz. Ama kendi içine dalan ve kendisiyle baş başa zaman geçirenlerin mutlu olmaları gerekmez miydi? Belki de kendi içimizde çıktığımız yolculuklarda kaybediyoruz yolumuzu. Eh doğruya doğru, kendi içinde düze çıkamayan başka hiçbir yerde bulamaz yolunu.

Güzel günler göreceğiz çocuklar ve koca koca insan yavruları! Hadi öyleyse kurgu başına! Adam, onun hâlâ bir yerlerde nefes aldığını hatırlayarak gülümsedi. Sonra başka güzel günler yaratmak için dış kapının dış mandalında asılı olan gömleğini sırtına geçirdi. Kuşkusuz yaklaşmakta olan güzel günler de sırra kadem basacaklardı. Fakat işin püf noktası sadece yaratıcılıkta değil ki. Güzel günleri, mutlu yaşam için sürdürülebilir bir kaynak haline getirebilmek. Yılan gibi deri değiştirme olayı. Yılanı sevmediyseniz kertenkele de yapıyor o işi. Gerçi yılana kurban olsun şu insan yığınları…

Bu cümlelerin çok tuhaf anlamları çıktı ortaya. Sürekli güzel günler yaratmak! Bugün onunla yarın bununla mı demek istiyorum yani? Tam olarak değil. En azından cümledeki aşağılayıcı anlam kadar değil. Ne olacaktı? Ruhunu bit pazarındaki bir soysuza kaptıran suratsızlara mı kalacaktı dünya! Ayağa kalkamazsan hayat orada görür işini.

Güzel günler göreceğiz derken, birileri o günleri ayağımıza kadar getirecek demiyorum. Oldu canım, taze sıkılmış portakal suyu? Hem de yatağına mı istiyorsun? Yahu önce birbirimizi tanısaydık! Güzel şeyler bu yüzden mi çabucak unutuluveriyor? O güzel günlere kendimizden bir parça emek katmadığımız için mi?

Çark edelim konumuza doğru. Unutmayalım! Saplantılarımız ayak bağlarımızdır. Doğrusu bazı değerleri çok fazla abartıyor insan. Sonuçta tilki derisi bu dünya yaşamı, içini neile süslersen süsle, neye dönüşmesini umuyorsun? İnsan ol ve sev şu sevme işini. Bu durum başkalarına ucuz işçilik gibi geliyorsa da, gitsinler ve kendilerine bir deccal bulsunlar dost ya da bir eş niyetine. Güzel günler görmek istiyorsan bunu her sabah tekrarlamalısın. Ulu bir kurt gibi başını göğe kaldır ve tekrarla sözlerimi: “Güzel günler göreceğiz, göreceğiz, göreceğiz…” Sonra kalk ve tut ucundan bucağından bu işin!

 

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id=”1″]

Read more

Kral Çıplak Ama Çocuk Daha Da Çıplak

Kral Çıplak ama Çocuk Daha Da Çıplak

Çocuğu Olmayan Kral!

Kral Çıplak ama Çocuk Daha Da Çıplak

Şöyle haykırıyor bir anne: “Ben bir anne olarak şahidim ki çıplak bir çocuk doğurdum. Üzerinde hiçbir şey yoktu. Tanrı da şahidimdir; Ne bir ulusa dair bayrak, ne kimlik, ne de üniforma. Doğurma fiilini bizzat yapan, o mucizevi ana tanıklık eden bir anne olarak yine şahidim ki doğumumdan şu ana kadar üniforma ya da bayrakla bebek doğuran bir anne görmedim ben… Doğurduğum o çırılçıplak bebek, insan soyunun genlerini taşıyor sadece…

 

Ben de bir suç ortağı olarak yardım ettim ona, ben de şahidim. Gerçi hiç çocuğum olmadı fakat bu işlerin böyle olduğundan eminim. Siz hiç Yahudi çocuk gördünüz mü? Ya da dindar bir çocuk? Olsa olsa Yahudi ve dindar bir anne babanın çocuğudur o. Büyüdükçe kirletiyorlar sabiyi. Kral çıplak olduğu için anlamaz bu işlerden.

Artık aslımıza dönme zamanı. Dünyalı bile demeyelim kendimize. Yoksa demekten zarar gelmez mi? Öyle olsun, kozmozlu diyelim. Kozmopolit. Politik değil. Baştan aşağı pespayelik. Zannedildiği gibi hiçlikten de gelmedik. Işıktan geldik biz. Işığın çocuğu diyelim öyleyse. “ışık taifesinden!” Dönüş yeri aynı yer olduğu için Işıklar içinde uyu, deriz. Mekanı cennet olsun der miyiz? Sanmam, cennete sığmaz ışık! Neyse, girmeyelim oraya.

Kral çıplak ama çocuk daha da çıplak. Bu yüzden kim nasıl istiyorsa öyle uyusun. Horlamadan uyusun ama. Daha uyumadan da horlamasın! Doğarken çırılçıplaktı. Cinsiyeti vardı. Ama cinsiyet hakkında hiçbir fikre sahip değildi. Kafasını biz kurcaladık. Dedik ki fıtrat diye bir şey var. Mahalle bakkalında satılır. O kadar ucuzdur ki göçük altında kalsan da hesap soran olmaz. Hayda bre yine sapıttık. Durum feci. Kral çıplak ama çocuk daha da çıplak. Onlar kendi çocuklarından gayrısına her zaman körler. Bazen o kadar köreliyor ki gözleri, kendi kanlarıyla da yıkayabiliyorlar ellerini. Hep o tür dürzülerin başının altından… Başları altında kalsın…

 

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id=”1″]

Read more