Kurcalamadan Düşün (Kısa Makaleler)

düşünmek, kısa makale, oku

Bir Alıntı Bir Yorum

kurcalamadan düşün, kısa makaleler

“Düşünce zihnin, hayal hazzın ürünüdür. Düşüncenin yerine hayali koymak yemeğe zehir katmaya benzer.”

Sefiller
Victor Hugo

Düşünerek hayal etmek! Belki de kurcalamadan düşünmek gerek. Zevk almak için kim bilir, soru sormadan hayal etmeli… Obur gözlerimizi kısmayı öğrenmeliyiz. Yoksa sonu halüsinasyon. Bütün sözcükleri işiteyim derken, gaipten gelen seslerle delirmek içten bile değil. Çekip almalı aklı, tutsak düştüğü o kısacık anlardan.

Belki de bu bir fırsattır. Şu anki anlarımızı iyileştirebilirsek, gelecekteki “ben” daha mutlu olacaktır. Gelecek belki de asla gelmeyecek. Çünkü dün ve yarın, “Bulanık bir zihinde küçük bir kabarcık.” Beş yüz bin yıla kaç ömür sığdı dersiniz? Bizimkisi beş yüz kilometrelik bir yolda ufacık bir çakıl taşı.

Bizler bu çağın, kısa ömürlü olduğu halde hayalin uzun menzilli yanılsamalarına kanan zamane hayalperestleriyiz!

Ömür geçiyor ömür. Ne beklenen geliyor, ne olması gereken yaşanıyor.” İşte bu son cümle düşüncenin yerine hayali koymaya bire bir misal!

Günay Aktürk

Read more

Gel Tanış Olalım Seninle (Kısa Makaleler)

gel tanış olalım seninle - kısa makale

Gel Tanış Olalım Seninle

gel tanış olalım seninle - kısa makale

Gel tanış olalım seninle” demenin aklıma bile ilişmediği günler…

Vakti zamanında kendimi çok parçalamıştım. İsterdim ki dünya da parçalansın benimle birlikte ama nerede bende o şans. Artık umutlu düşünüyorum. Gözlerime baka baka geçip gitti önümden zaman. O öylece giderken “dur!” diye bağırdım zamana. Durup baktı gözlerime. Onunla ne yapacağımı, onu nasıl değerlendireceğimi bilemediğimden sadece baktım.

Sana, gel tanış olalım seninle demek için erken bir saatti.

Baktı ki adam olmayacak benden: “Zaman treninin arka vagonlarında uyanırsın genç adam!” dedi. “Orası geç uyananların vagonudur. Ön vagonlar sana göre değil.

Yani öyle demiş. Ancak şimdi duyabiliyorum o sözcükleri. Ben de daldım evvelce kitaplara. Bilim öğrendim. Dinler tarihine daldım. Şiir yazdım. Romanlar kurguladım. Bu süreçte çokça taşa tuttular beni. Dilim sivrilmişti çünkü. Bazıları da dedi ki: “Sen de o ozanlar gibi yakılmaya emin adımlarla ilerliyorsun. Dikkat et!

Acele edelim, vakit dar. Artık tanış olalım seninle!

Birkaç sene oldu arka vagonlarda uyanalı. Bayağı şeyler biriktirmişim. Öğrendiğim bilgiler benimle mezara giderse gözüm açık kalır. Ben de işi büyütmeye karar verdim. Bilgiyi paylaşmak tüm canlılığın en büyük “dini” olduğunu fark ettim. Bir defa uyandıysam eğer, diğerlerini de dürtme zamanıdır. Sonunda yakılacak olsam da…

 

Günay Aktürk

Read more

Kilise Yoktu Camiye Gitti – Kısa Makaleler

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

Güçlü Ve Zengin Olmak İstiyorsan

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

“Güçlü ve zengin olmak istiyorsan ya kiliseye gir, ya denizlere açılıp tüccarlık sanatını icra et ya da sarayda krala hizmet et.”

M. Cervantes

Kilise yoktu camiye gitti. Daha bir çok şey gibi denizcilikten de anlamadığı için vaaz verip kendi cemaatini yarattı. Ama içinde kalmıştı bu. Çok çalışıp önce bir saray kondurdu oldukça manalı bir yere sonra da orta yollu bir tekne aldı kendine. Orta yollu canım, isteyen herkes alabilir. Tekne var, teknecik var. Göt kadar bir zeytinlik almak için kim bilir kaç yıl daha çalışmam gerekecek benim. Şimdi ülkenin bile değil, dünyanın sayılı zenginleri arasında o.

Hz İsa yeryüzüne inse Vatikan’da oturur muydu? Hz Muhammed köşke saraylara itibar eder miydi? Onlar öyle ya da böyle bir düzen yarattılar. Birileri ilk çileyi çeker, kaymağını ise ardılları yer ve bu yüzlerce yıl sürer gider.

Alın terine ne kadar itibar ettiğinizle alakalı. Bugün otobüste adamın biri “Ben Allah’tan korkarım.” diyordu boyuna. Ben de tam karşısındayım. Durdum duramadım, Allah’tan değil vicdanından kork dayı, dedim. Ağzımın ayarı yok. Kaşları dikildi ve, o ne demek yeğenim, dedi. Bir gün inancını kaybedersen seni kötülük yapmaktan kim alıkoyacak, dedim. Devamı başka bir makalenin konusu. Ama şuna gönülden inanıyorum ki, yoksul ve erdemsiz insanlar zengin olmasınlar!

 

Günay Aktürk

Read more

Tehlikeli Düşünceler (Kısa Makaleler)

tehlikeli düşünceler, kısa makaleler

Tehlikeli Düşünceler

tehlikeli düşünceler, kısa makaleler

Aslında en Tehlikeli düşünceler tartışılan, hatta mümkünse çokça tartışılan ama eleştirilmesi sakıncalı olan düşüncelerdir. Küçük bir azınlık bu düşüncelerden nemalanır. En tepede gücü elinde tutanlar bulunur. Oradan aşağıya kademeli olarak yağcısı, balcısı, incisi cincisi şeklinde iner. O faydalı düşünceyi canlı tutmak için sürekli tartıştırır. Eleştiri ve özgür düşünce ise sırça köşkün surlarına indirilen bir balyozdur. Saltanat tehlikeye girer.

Aslında kendi de inanmaz. Bir zamanlar inanıyor idiyse de para, güç, makam, önü düğmeli cüppe ve silahlı birlikler tatlı geldiği için “düşünce” ile arasındaki bağ giderek zayıflar. Artık “para” adında yeni bir tanrı edinmiştir kendine. Paranın olduğu yerde ahlak yeniden şekillenir.

Toplumun aşağı kademelerinde de gözlemlenebilir bu. En çok da kadına bakışta belirir. Kadın yoksul ve çaresiz ise şeriatın katı kuralları uygulanır. Ama giderek para ve makam merdivenlerinde yükselmeye başlarsa kadın, şeriat yıkılır ve daha özgürlükçü bir rejim doğar.

Paranın açamayacağı kapı yoktur.” sözünü ilke edinen ve serveti insani erdemlerden önde tutanlar için ahlak nedir ki? Şart sunulsa aile içi toplu sekse bile yanaşırlar, yanaştıkları görülmüştür. Sırf birilerine yaranmak için evli oldukları halde koynuna gireceğini ilan eden insanlar gördü bu ülke ve sıkça tekrarlandı.

Sözün özü o ki “tehlike”, fikirlerine ölümüne bağlı olduklarından gelmiyor. Pek çoğu hafif bir şaplakta bile yollarından dönüp “Sakallı Celal” üstadımızın deyimiyle epeyce gülünç oluyorlar. En ağırı da bu tür ödleklerin elinde suikaste kurban gitmek değil mi zaten!

 

Günay Aktürk

Read more

Umudun Öteki Yüzü (Kısa Makale)

umut, kısa makale

Umudun Ya Da Umutsuzluğun Psikolojisi

umudun öteki yüzü

“Kim çıkardı seninle benim arama koydu, bu umut denen şeyi!”

Özdemir Asaf

Kim olacak sen çıkardın. Zihnine olası görüntüler getirmeseydin, şehvetle baksa da gözünde büyümezdi. Ama bunu yaptın. “Umudun öteki yüzü” umutsuzluktan çok taktiksel bir keyif içeriyordu belki de. Ben de duymak isterdim bir gece yarısı hiç işitilmemiş kulak çınlamalarını… Sonra a peşi sıra gelen kendi kendine konuşmalarnı:

“Acaba bu çınlamaların nedeni o mu? Şu anda benden mi bahsediyor kendine? Yok canım ne diye düşünsün! Ben de az domuzun dölü değilim hani, ağzım burnum yerinde maşallah. (Erkeksen kaslı yerlerini, kadınsan göğüslerini yoklarsın) Hmm, neden olmasın! Acaba şu anda tam olarak ne geçiyor aklından! Ah! Böyle şeyler söyleme sersem, ayıp.”

Zamanla durum netleşir ve aradaki mesafe giderek uzar. Bu öyle bir uzamadır ki ufukta bir nokta kadar ötelerdedir. Bu hâl ve vaziyetin kaç yaşında vuku bulduğu da önemlidir. İlk gençlik dönemlerinde ağır olur zıpkın yarası! İlkler özeldir. Unutulmazdır. Yıllar sonra her şeyi tastamam hatırlamayabilirsin. Ama hissettirdiği duyguları asla unutamazsın. Beynimizin en iyi yeteneklerinden biridir bu.

Unutulmaz olması, içinde her zaman saçmalık barındırır. Dokunma yoktur. Romantik bir öpüşme de yoktur. Hele ki güzel anılar hiç yoktur. Seni beslememiştir. Bir şeyler katmamıştır. Doyurmamıştır. Belki olgunlaştırdığı doğrudur ama bu bile onun değil senin yüreğinin marifetidir. Belki de bu yüzden asla unutulmayacak olması haksızlıktır. Zalim bir diktatörün bir zihni bir ömür işgal etmesi gibi. Tek fark, yıllar sonra o yoğun duygular durulduğunda hafiften gülümsetmesidir!

Sen bana bakma. “Umudun öteki yüzü” belki daha da çekicidir bu yüzünden. Git ve kapısını çal. Yaşam oldukça doğurgandır ve hiçbir çocuk da şeytan olarak gelmemiştir dünyaya!

 

Günay Aktürk

Read more

Usulüne Uygun İlişkiler (Kısa Makale)

kısa makaleler, usulüne uygun ilişkiler

İdeal İlişki Varsayımı

kısa makaleler, usulüne uygun ilişkiler

Eh biz de bu yüzden isteklerimize çeki düzen verdik. Yapılandırmaya gittik de denebilir. Ne istediğini bilen gibisi var mı! Özgün bir makale gibi sürekli okumak isterim onu. Kendime aşinayım artık. Aynada iki kişi görmek isterim.

Usulüne uygun bir yolu olmalı ilişkilerdeki çıkmazların. Öfkelendirdiğinde bacaklarına seve seve ağda yapmak geçmeli içimden. Bu da barışmak için cilveli bir fırsat sayılır hani! Ama asla ölümcül dozda bir uyuşturucu gibi şırınga etmemeli kendini.

Bir gün baktım ki tam başı ağrıdı ağrıyacak: “Zaten benim de bugün dizlerimin romatizması tutmuştu, iyi oldu ağrıdığı!” deyip kibirli kibirli süzmeliyim. Fakat ara sıra bahanelerini güncellemeli ya da: “İşin gücün yok mu senin domuz!” demeli ve gülmeli.

Özletmeli. Kimi dolunay akşamlarında çayımda dudak payı bırakmalı. Çay soğumalı ve üşümeli dudaklarım. Ama asla çiğ düşmemeli o güzel sabahlarımıza.

Bakıyorum… Son on beş yıldır herkes yalnızca görsel teşhirciliğe soyundu. Kasları olan vücudunu sergiledi, cüzdanı olan görgüsüzlüğünü! Öteki baktı ki iyi iş görüyor dolgun kalçalar, fenomen olmanın yollarını aradı.

Yani aslında herkes sahip olduğu şeyi sundu karşı tarafa. İnsanların kalitesi düşünce ilişkilerin de kalitesi düşmüş oldu. “Ben” yalnız kendi arzularına odaklandı. Eh, böyle bir ruhun farklı dokunuşlara susaması da kaçınılmazdı!

 

Günay Aktürk

Read more

Sen Asla Yalnız Yürümeyeceksin

sen asla yalnız yürümeyeceksin

Sen Asla Yalnız Yürümeyeceksin

sen asla yalnız yürümeyeceksin

Belki de tuhaf bir davranış sergilemiş olabilirim az önce. Yatağımın yanında süpürgeden sökülmüş bir sap duruyor. Gecenin çökmesiyle beraber kudurup hunharca yaşayan gürültülü üst komşum için. Fakat başka bir şey oldu bugün.

Yalnız yaşamış bir kadının haberini okudum. Bir zamanlar İngiltere’de televizyon başında kalp krizi geçirerek ölen ve 42 sene boyunca kimsenin haberi olmayan bir kadın. “Böyle bir son mu olacak?” dedim. Ödenmeyen faturaların tahsilatı için çilingir yardımıyla içeri girecek olan devlet baba sayesinde mi?

Hayatımın geri kalanını huzurla yaşayacağımı biliyorum. Üstelik bu dolu dolu geçen tek kişilik tiyatroyu ben seçtim. Asla pişman olmayacağım. Ayrıca yazdığım şeylerle en geç bir hafta içinde ortaya çıkmazsam kuşkuya düşecek insanları unutamam. Sağ olsunlar.

Ya diyorum bir gün ses tonumu beğenmezsem? Çamaşırları asarken “Rica etsem mandalı uzatabilir misin?” diye kendime seslendiğim sırada: “Her defasında aynı salak soruyu sormaktan vazgeç!” şeklinde yanıtlayan içimdeki ses bir gün ürkütmeye başlarsa beni!

Sen asla yalnız yürümeyeceksin!” böyle söylemişti. Biliyorum. Biz bunu “yalnız kalmazsın” diye de düzeltebiliriz. Çok istememe rağmen artık müstakil bir evde yaşamak isteyeceğimden emin değilim. Belki de bu yüzden, bir süredir üst kattaki komşudan gürültü patırtı çıkmayınca endişeyle sopayı alıp bir kaç kez vurdum tavana!

 

Günay Aktürk

Read more

Kaybetti O Yetisini Düşünen İnsan

düşünen insan ali şeriati

Saygın Bir Miden Olsun Ey İnsan

Okuyan Okuduğunu anlamıyor, dinleyen dinlediğini anlamıyor. Ne kalıyor geriye? “Hafızın sesi güzel!” mi?

Ali Şeriati

düşünen insan ali şeriati

Yanık ve içli bir ses kalıyor geriye. İlahi olanı anlayamama gayreti, hikmetinden sual olunmaz fikrine meydan veriyor. Sen sual etmeyecek olduktan sonra “kadiri mutlak“ın yerini her şey kolaylıkla doldurabilir. Tabii din tüccarları da bunun farkında, ortalıkta düşünen insanlar dolaşmasın diye sorgulamayı yasaklıyorlar.

Düşünemeyen insanlar zaten bu beceriden muaflar. Bir erkek bir kadını baskıladığı derecede ilkeldir. Kadınları zapturapt altına almalarının nedeni de bu. Biz de bu yüzden düşüncenin gücüne inanan insanlar yaratmak gayretindeyiz. Asıl siz bu işin yansımasına bakın. Biz buna yeltenince kâfir yaftasıyla sopayı gösterip cehennem ateşini olanca görkemiyle önümüze seriyorlar.

Cehalet mi korkudan beslenir yoksa korku mu cehaletten? İkisi de birbirini besler diye düşünüyorum. Bir çocuğu geceleri hayaletlerle korkutursanız, kendisine zarar vermemeleri için zamanlara onlara yalvarmaya başlar. Sözünden çıkmadığı takdirde zarar görmeyeceği öğüdünü almıştır büyüklerinden. İnsanın arkasında böyle bir güç varken düşünmeye gerek duyar mı hiç? Boyuna zalimler için yaşasın cehennem der ama suya sabuna sokmaz elini. Neden sokmaz dersiniz? Çünkü kadiri mutlak güç günü geldiğinde hepsinin icabına bakacaktır da ondan. Peki, senin icabına bakmayacak mı sanıyorsun? Gördün, şahit oldun ama sesini çıkartmadın. Çünkü korkuyordun. Hey ötekiler! Kurduğunuz korku imparatorluğunun dünyayı nasıl bir yere çevirdiğinin farkında mısınız?

düşünen insan makalesi

Düşünce gücünün ortalıktan sıvışma olayına tekrar gelelim. Savunma mekanizmanı delip geçiyor bu korku. Çünkü o mekanizma hiç gelişmemiş. Adeta ilkel bir örümcek ağı! Bir sineği bile avlayamayacaksa düşünen bir beyne sahip olduğun için boşuna övünüyorsun demektir.

Peki, ne yapmak gerekiyor? İlk önce korkularımızdan arınmamız gerekiyor. Bunu yapmak için de bu korkuları yaratanlara çevirelim yönümüzü. Mesela cehennem ateşini öyle bir anlatıyorlar ki duyan da dört gün dört gece konakladılar zanneder. Burada Bill Maher’e kulak verelim. “Öldüğünüzde ne olacağını biliyorum, diyenlere gelince… Hiçbir şey bilmediklerini garanti ediyorum. Bundan nasıl mı bu kadar eminim? Çünkü ben bilmiyorum. Sende de benim sahip olmadığım o zihinsel yetenekler yok.

Ulaştığımız inanç ve fikirler kendi ürünümüz olmalı. Tabii dünyada yeni namına bir fikir yok, her şey daha önce düşünülüp ortaya saçılmış. Aslında biraz düşününce bu fikrin bile hatalı olduğu ortaya çıkıyor. Varoluşa dair hiçbir şey bilmiyorsun. Sadece inancının söylediği kadarıyla ve onlar da kanıtlanmaya müsait bilgiler değil. Paralel evrenler hakkında da bir şey bildiğin söylenemez. Bizlere yaşamın öz dokusuna dair güçlü bilgiler vereceğini düşündüğüm kuantum mekaniği hakkında ne söyleyebilirsin? Bu ve bunun gibi hipotezler henüz araştırma konuları ama bir gün mutlaka gerçeği öğreneceğiz. Tabii o güne kadar aptallık, düşünen tek bir insan bile bırakmazsa.

düşünen insan heykeli ve sözleri

Fakat bilinen şeylerin ne kadarına sahipsin diye sormak zorundayım? Ne diyordu Newton: “Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.” Demek ki insan tek başına hiçbir şeymiş. Bilgi ağını kullanarak evrensel bir zekâ yaratılıyor. Peki, sen kimlerin omuzları üzerinde baş aşağı düşmekte olduğunu ne zaman idrak edeceksin?

Karşıt görüşlerden de haberdar olmak! Bize gereken şey bu. Rehberimiz mantık olmalı. İnancımızı besleyen fikirleri aramak nafile bir çaba. Bilimsel bir akılla düşünmeliyiz. Gözünün önünde sandığın şey deneylenebiliyor mu? Gerçeklik algının kirlenmesine müsaade etmemelisin. Beyin öyle kudretlidir ki bir defa çalışmaya başladığı zaman alt edemeyeceği korku kalmadığını göreceksin. İnsanlığı “şüphe” geliştirecek. Yuttuğun her şeyi hazmetmekten vazgeç artık. Saygın bir miden olsun. İnanıyorum. “Düşünen insan” düşünme yeteneğini bir gün yeniden kazanacak.

Günay Aktürk

Read more

Erkek – Şehvet – Topuklu Ayakkabı

ERKEK – ŞEHVET – TOPUKLU AYAKKABI

Erkek - Şehvet Ve Topuklu Ayakkabı

ERKEK – ŞEHVET – TOPUKLU AYAKKABI

“Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda dişinin her davranışı şehvet olarak algılanırlar.”

Frida Kahlo

 

İslam toplumlarında kadını kara çarşaflara dolamak, sünnet etmek, iş hayatından soyutlamak, boşanma hakkını yasaklamak, erkeğe kul köle etmek gibi şeyler hat safhada. Bu aslında erkek krallığından başka bir şey değil. Aman erkek şehvete kapılır topuklu giyme, aman tahrik olur kahkaha atma, vücut kıvrımlarını gizle, tokalaşma… Her şey düşünülmüş de o hiç dinmeyen şehvetiyle inmeyen penisi hakkında hiçbir şey düşünülmemiş.

Öyleyse bizde bir üretim hatası var. Evet evet kesin var. Erkeklik organımız bozulmuş gibi tuhaf haller sergiliyor. Ben tanrı olsam ilk önce yarattığım şeydeki aksaklıklarla ilgilenirdim. Ha, düzeltemiyor muyum, yeniden yapılandırmaya gitmek için helak etmeyi denerdim. Madem yaratıyorsun bari bu kadar aptal yaratma değil mi?

Sınavdasın diyorlar. Öyleyse ilkokul düzeyinde bir sınav olmalı bu. Yoksa bu kadar ahmak tıp fakültesi düzeyindeki bir sınavı nasıl geçecek!

Ne yaparsanız yapın kadının şehvetini de ayrıca yok edemezsiniz. Hatta sünnet bile etseniz. O da yakışıklı gördüğü bir erkek hakkında ara sıra fantezi kurmaya devam edecek. Siz sıradan bir bacak arasına bile razısınız ama onlar için güçlü erkekler ön sırada. Ben buna evrimsel gelişimin bir sonucu diyorum, çünkü öyle. Eh bu da size dert olsun. Ee cennetteki yedi erkeğin cinsel gücüne sahip o katır gibi güçlü erkek modelini yaratırken düşünecektiniz bunu!

Günay Aktürk

Read more

Hasta Ruh

Hasta Ruh uzun makaleler

Bir Virüsün Ete Kemiğe Bürünmüş Hali

Hasta Ruh uzun makaleler

Yüzlerce doktor tarafından tedavi edildi de bedenim, tek bir neşter darbesiyle ruhumdan içeri girmeyi beceremedi hiçbir cerrah! Karşılaştığım bütün hekimler sol yanımı deşerek kendilerini tedavi etmeye çalıştılar. Bir gece yarısı yarı canlı bir halde masada yatarken ben, o soğuk zemine acımasızca devirdi de beni, soylu ya da soysuz bir yabancıyla sevişmeye koyuldu hekimin biri.

O günlerde sürekli olarak şu alıntıyı tekrarlıyordum oysa: “Hayatım artık senindir. İhtiyacın olduğunda gel ve onu al!” Nedir bu yarım yamalak işler, bu beceriksizlik, adam sendecilik? Bu dünya kirli bir şehir hastanesi. Hakikî hekimler nerede? Kulağıma çalınmıştı geçenlerde. Bir çoğu çook ötelerde, sınır ötesindeki bir savaş cephesinde!

Gördüm onlardan bazılarını. Döndüklerinde ölümcül yaralar almış, bir çoğu da bırakmıştı hekimliği. Çocuk yapmıştı bazıları. En azından buydu işin kârı. Kimisi zıpkınla vurulmuş, kimisi de vurgun yemişti dip dalgasından. Olta diyordu içlerinden en acılı olanı, bir anda avlandım sazan gibi!

Kitabın birinde okumuştum bir zamanlar aşağıdaki dizeleri. Sanırım Longfellow:

“Deniz durgun ve derin
Kucağına aldığı her şey uykuda
Tek bir adım ve her şey bitecek
Bir atılış, bir kabarcık ve sonsuzluk.”

İyileşirsin. Önce hastalanıp sonra iyileşen kıymetli bir hazinedir gözümde. Tüm bunların dışında bir de yalancı hastalar vardır. Hekimler kadar günahkardır onlar da. Bir virüsün ete kemiğe bürünmüş halidir. Bakarsın, “En kıymetli hazinem!’ filan dersin. Sen aşk mı sandın bütün bunları? Bütün bunlar bay penis ile bayan vajina arasında geçen hastalıklı diyaloglardır. Asıl aşkın, aşk geçtikten sonra başlayan bir şey olduğunu söyleyen bilge ne güzel söylemiştir! Her şeye rağmen gereklidir bunlar.

Doğası gereği tutku, bir üreme aldatmacası olsa da bizleri dünyaya bağlayan şeyler tensel ve tinsel gereklilikler değil midir? Zaten gerçek diye kabullendiğimiz ne varsa gerçeğin soluk birer kopyası değiller midir? Ne çelişkidir ama! Görüyorum insanı. Bir dizi ilkel komutlarla çalışan organik maddeleriz. Üzerine giydiğimiz çıplak bedenin ihtirasları bu gerçeği iyi saklıyor. Bir de etkileyici suretlerin çekimi tarafından eklenmiş tanrısal yakıştırmalar var. Bütün bunlara 21. yüzyılın medeniyetini de katarsak cennet kaçakları olduğumuza inanmamak için hiçbir sebep bulamaz olduk. Yani neredeyse!

Günay Aktürk

Read more