Tanrı Algısı | Herkesin Tanrısı Kendine Benzer

Herkesin tanrısı kendine benzer temasını anlatan Bosch tarzı çok sahneli illüstrasyon, tapınak sahnesi, cennette çöken Adem ve dünyaya vuran Adem ile Havva

Hakikat dediğin şaşası değil, şaşan insan zekası

Tanrı algısı çoğu zaman insanın kendini nasıl gördüğüyle ilgilidir. Bu yüzden de Herkesin tanrısı kendine benzer. Hakikat dediğin şaşası değil, şaşan insan zekâsı…

Bu işte bir sakatlık var! Zira en zalim, en anlayışsız insanlar; gözleri her türlü manadan yoksun, tıpkı bir ölü balık gibi bakan insanlar, cennete en önde gireceklerini düşünüyorlar! Onlar için insani yetilerin hiçbir değeri yok. Saf bir iman yeterli onlar için.

Herkesin tanrısı kendine benzer temasını anlatan Bosch tarzı çok sahneli illüstrasyon, tapınak sahnesi, cennette çöken Adem ve dünyaya vuran Adem ile Havva

Öte yandan yarattığı insanın en ileri seviyede olmasını isterdi Tanrı. Bu onun en büyük övünç kaynağı olurdu. Siz hiç çürük domatesleriyle gururlanan bir çiftçi gördünüz mü? Anlama yetisinden yoksun bir kula razı mıdır Tanrı? Ondan basit işler bekleyerek sadece iman etmesini, ibadetini aksatmamasını mı istiyor? Elinde daha iyi seçenekler varken, onun için en ideal insan tipi bu mudur? Peki bu, Tanrıya karşı yapılabilecek en büyük hakaret değil midir?

Geçen gün yine yazmaya başladım. Ortaya şöyle bir metin çıktı:

“Ve Tanrı kendi kendine mırıldandı: “Ben onlara fikir yürütmeleri için bir akıl verdim. Bakalım içlerinden kaç tanesi emirlerime uyma gafletine düşerek hak edecek cehennemi!

Hakikat dediğin şaşası değil, şaşan insan zekası. Belki de yanlış emirler vermişti Tanrı. Doğruyu bulması için ilkin yanlışı ayıklaması gerekiyordu… Ama yine ihtimal dahilinde değil. Zira bu kadar işlevsiz bir zihne bunca yükü yüklemezdi.

Belki de tamamen sürpriz olacak. Gözümüzü açtığımızda karşılaşacağımız Tanrı, işittiğimiz hiçbir tanrının eşgaline uymayacak! Ve hesap soracak bizden: “Ben size akıl fikir verdim. Lanetim üzerinize oldu ki yakınından bile geçemediniz hakikatimin!” Ve bütün ateistler taktir belgesiyle ödüllendirilecek…

Herkesin tanrısı kendine benzer, demişler. Benimkisi elim bir trafik kazasında tanrısına kavuştu!

Eğer gerçekten bir tanrı olsaydı bile, cehennemi kendi tebaasıyla doldururdu. Ve çocuklara tecavüz edilen bir dünyada oturur hüngür hüngür ağlardı. Ahh evet! Sanırım Tanrı’nın Adem’i cennetine yerleştirmekteki tek amacı, ağırlığını bize göstermekti! Suyu taşırmayan gül yaprağı hikayesini bilir misiniz?

Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.

Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya çan, zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerideki Budist, kapıda duran yabancıya baktı.

Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.

Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı…

Kıssadan hisse odur ki Adem’in içindeki taş, cennetin derin dehlizlerinin diplerine kadar çöktü! Aslında onu cennetten kovan Tanrı bile değildi. Adem, temiz bir ummanda kendi kendini taşırdı ve ölüsü bu ummanın uğursuz kıyılarına vurdu: dünyaya…

Galiba insanlar cennetten kovulduklarına inandıkları gün, yani tam olarak o gün, yeryüzünde kötülükler yapmaya başlayan insansı şeytanlara dönüştüler!

Günay Aktürk

Read more

Gizli Krallığın Seytani Tanrısı

Gizli Krallığın şeytani Tanrısı

Gizli Krallığın Şeytani Tanrısı

Gizli Krallığın şeytani Tanrısı

Ben bu düşüncenin Tanrı için daha uygun olduğunu düşünüyorum. Çünkü onun temel özellikleri insana daha çok benziyor. İnsan gibi cezalandıran, ödüllendiren, anlaşma yapan, yemin eden, öfkelenen, kinlenen bir tanrı modeli. Daha çok da erkeksi bir yapısı var. Kadın düşmanı. Düşmanı da değil aslında. Her istediğinde altına yatmasını istiyor sadece. Bu olmadığında öfkeden kuduruyor. Demek ki eski çağın insanı istemeyi bilmiyordu. Tek dertleri istemek olduğu için de vermekte basiretsiz kaldılar. Bugün olmuş hâlâ geçemediler bu sınavı.

Buna rağmen şeytana dair ciddi endişelerim var. Çünkü dinlerin yasakladıkları ne varsa şeytan işi. Okumak bile. Bir kadının elini tutmak, düşünmek, sorgulamak… Yani çağdaşlık adına ne varsa şeytanla ilişkilendirilmiş durumda. Acaba diyorum asıl tanrı şeytandı da, tanrı bir gün kumanda merkezini ele geçirip yönetime el mi koydu? Darbe yaptı yani. Şeytanı da cehennemle cezalandırdı. Belki de her şeyi oraya gidince (artık neresiyse orası) öğreneceğiz.

Bunları sorgulamak güzel bir zanaat. Ama işte bakın ne oldu. Güzelim aklım mitolojinin safsatalariyla dolup taştı. Bunun yerine bilimsel kısa bir makale yazabilirdim. Ama bu da gerekli. Her zehrin bir panzehiri vardır. Bu da sorgulamadır. Eğer bir gün tanrının ya da şeytanın izine rastlanırsa, bu büyük ihtimalle düşünen insanlar tarafından gerçekleşecektir. Yoksa “kıçınıza patates püresi sürerseniz bir haftalık sevap kazanırsınız” gibi saçmalardan seçmeler döktüren insanlar tarafından değil…

Günay Aktürk

Read more

Terörist Şeytan Ya Terörist Değilse

Terörist Şeytan Ya Terörist Değilse

Terörist Şeytan Ya Terörist Değilse

Terörist Şeytan Ya Terörist Değilse

Hey yavrum hey, şeytan bahsi kazandı bile. Kim dedi sana adam yerine koy da poker masasına otur diye? Herifçioğlu ortada olandan emin ki geniş geniş mühlet istiyor. Peki ya şimdi ne olacak? Tanrı kitapta şeytana: “And olsun ki sen mühlet verilenlerdensin!” diyor ama bahsi kaybedince neler olacağını demiyor.

Bir de şurası var ki durup dururken niye zıtlaştılar? Yani tanrı şeytanı bir gün yanına çağırıp bir baba şefkatiyle saçlarını okşasaydı ve: “Bak şeytan evladım!” deseydi, “Melek gibi bir kalbin olduğunu bilmez değilim. Aramızdaki bu kavgaya son verelim artık. Bak hem yaz da kapıda! Cayır cayır yanıyordur şimdi cehennem. Gel inadı bırak da öp Âdem ağabeyinin elini, barışın. Dinsin artık bu kan. İnsan ırkı senin yüzünden birem birem telef olup gidecek.

Bunu biraz sorgulayalım ve bu noktadan sonra şeytanın gözleriyle bakalım olaya.

Tanrı şeytanı affetse bile bakalım şeytan tanrıyı affedebilecek mi? Zira o kadar meleğin içinde yerin dibine sokmuştu onu. Bana göre şeytanın kırmızı çizgileri olur. Tanrı şeytan ile bir koalisyon yapmak isterse, şeytan şu şartları öne sürebilir:

Şeytanın Lanet Kırmızı Çizgisi

1- Beni Âdem’e secde etmeye zorladın. Bunun bir karşılığı olarak da tüm insan ırkı bir defaya mahsus olmak üzere ve özel bir törenle önümde secde etmeleri… Bu yapılırken de: “Değdi saflar et ete / Şeytan doğru cennete” dizelerinin sürekli olarak tekrarlanması.)

2- Maruz kaldığım hakaret ve lanetlenmelerden ötürü ivedi olarak özür dilenmesi…

3- İblis sıfatının şahsımdan alınıp yozlaşmış ve azgın tarikatlara verilmesi.

4- Cehennemden ilinden cennet diyarına taşınmam için nakil işlemlerimin başlatılıp, orada yaşayan huri dergahının (Harem-i Humayun) başına, harem ağası olarak atanarak; iyi bir maaşla, yol-yemek-ssk- yatacak yer vs ihtiyaçlarımın karşılanması…

5- Cennetteki yasak elma ağacının kesilerek yoksul meleklere kışlık odun olarak dağıtılması ve o bölgenin utanç tarlası olarak anılması…

6- Cennetteki şarap akan ırmakların çevresi çitlerle çevrilip tapusunun yarı hissesi benim, yarı hissesi de Hayyam’ın üstüne yapılması…

7- Cismani olan ya da olmayan bütün varlıklar benim Havva’ya vesvese verdiğimi sanıyor. Oysaki Havva Âdem’i sevmiyordu. Hayır! Beni seviyordu Havva! İkimiz de âşıktık birbirimize. Sen bizim aşkımızı kıskandın. Ayırdın bizi. İntikam olarak da Âdem’e secdeye zorladın. Yoksa ben Âdem’e niçün secde etmeyeydim? Sırf bu yüzden yasak ilişkileri ve zinayı yasakladın. Zinanın ve yasak aşk yasa tasarısının kaldırılması…

Sonu tatlıya bağlanır inşallah. Amin!

Günay Aktürk

Read more

Görünmeyeni Görünür Kılmada Mana

Görünmeyeni Görünür Kılmada Mana

Görünmeyeni Görünür Kılmada Mana

Görünmeyeni Görünür Kılmada Mana

Hiç Turan Dursun okudunuz mu? Okuyup da “tövbe” çektiniz mi? Öfkelenip de fırlattınız mı bir kenara? Sonra da pişman olup, ayetler var içinde deyip öpüp de götürdünüz mü alnınıza? Hah! İşte o zaman tam cennetliksiniz!

Böylesi ciddi bir meselede zevzekliğe lüzum yok evet. Şimdi kitaptan satır başlarını şöylece sıralayabiliriz:

1 – Kuranın tanrısı nerede?
2 – Akıl İslamda ne denli önemlidir?
3 – Tanrı görüş değiştirir
4 – Yazma bozma tahtası
5 – Kurandaki çelişkiler
6 – Kuranın tanrısının sınıf ayırımı
7 – İnsanı Maymunlara, Domuzlara, sıçanlara dönüştürme cezası
8 – Kurandaki Yahudilik
9 – İbrahim Hangisinin Babası
10 – Sünnet İslama Yahudilikten Geçmedir
11 – Kuran Nasıl Derlendi
12 – Bir üfürük bir can oluyor
13 – Muhammed’in Türk düşmanlığı

Belki de dünyanın en kolay işidir inanmak. Saf bir inanç. Sorgusuz sualsiz. Çatlaklar var oysa ve var olduğu için sorgulamayı yasaklıyor İslam. Cüppelinin dediği gibi, iyi ki okul okumadım yoksa aklım bulanırdı. Sen dinine güvenmiyor musun? Yoksa akılla bağdaşmıyor mu din de aklının bulanacağından korkuyorsun? Gerçi o da genç ve gözel bir kadınla cima edip nasıl bir günaha girmişti abuuu. Ben alttan yetişip gelen çocuklara şu yol doğru şu yanlış demiyorum. Yıllardır din ile bilimi araştırır dururum ki “akıl veren akılsızlığından haberdar değil” demesinler. Haşa! Ateşi insan ve taşlarla dolu o yerden korkarım. Eriyip yok oldukça yeni bedenler verecek bir ilaha saygım sonsuz. Seviyor beni! Nasıl sevmeyeyim ben de kendisini! Sıkıysa aksi aksi konuşayım. Alimallah kıçıma şaplağı yapıştırır da kesiverir çükümü. Onca hurinin gönlünü nasıl hoş ederim yoksa! 72 tane verecekmiş. Sözü var. Burada yaparsam zinaymış ammaa öteki tarafta serbest.

Off şart koşuyor ama bunun için. Onun için cenk etmeliymişim önce. Yani cihat. Din adına dinsizleri öldürmeliymişim. “Din yalnız Allah’a ait olana kadar savaşın dedi.” “Allah’a ve peygamberine karşı savaş açanların cezası öldürülmek, asılmak ya da kolları ve bacakları çaprazlama kesilmek suretiyle verilir” dedi. Kestirir de. Şüphesiz ki sözünden dönmez. Ama şu “bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmektir” de dedi. Bunu niye dedi? Muhtemelen aptal bir insanım ki anlamam kıt.

 

Günay Aktürk

Read more

Kandilde Balkıyan Nurdan Gelirim

Kandilde Balkıyan Nurdan Gelirim

Kandilde Balkıyan Nurdan Gelirim

Kandilde Balkıyan Nurdan Gelirim

Dudaklarınız! Onlar, milyarlarca yıl önce patlamış bir yıldızın içinde oluşan karbondan meydana geliyorlar. Hepimiz yıldız tozuyuz. “Kudret kandilinde bir ışık iken / Ta ol zaman âşık oldum nura ben.” diyor Sıdkı baba. “Kandilde balkıyan nurdan gelirim.” de Nesimi’ye ait. “Kandil” ışık saçan bir alev kütlesi demek. Yani yıldız. Al sana bin yıllık bilgi.

İçimi yakan başka bir ateş daha yok. Hal böyleyken varlığı neyine göre tanımlarız? Bizler oyun hamurlarıyız. Dağıt ve yeniden birleştir. Dün insandın, bin yıl sonra bir kavak ağacına yerleşebilirsin. Bir biçimi olan her şey bir gün bozularak başka bir şeye dönüşecek. Oyun hamuru dedik ya.

Ya ruh? Sormayın onu: gören yok, duyan çok. Enerji olmadan hiçbir canlı var olamıyor. Aslında ciddi kuşkularım var bu konuda. Çünkü ruha dair yapılan çoğu tanımlar “enerji” ye işaret ediyor. Tesla’yı hatırlayın. Cüppeliyi hatırlamaktan iyidir. Ne diyor Tesla? “Evreni anlamak istiyorsanız enerji ve frekans türünden düşünün.” Düşündüm. Ve aklım umarım benimle kalır.

Bu kısa anlatım, bundan sonra yürüyeceğim yol. Aslında bu yolda yürüyorum. Çoktandır. Vahdedi Vucut. Varlığın birliği. Kapılar. Hakikat. Seks. Sonuncusu mu? Bulutlarda gezinen akıl yer altı tanrısına yabancıdır derim. Sonlunun içinde yaşayan bir sonsuz var ve “beden” onun hapishanesi. Mistik meseleleri sevmem. Zaten onu kastetmemiştim.

“Gel gelme. Dön dönme. Gelenin malı, dönenin canı. Bu yol öyle bir yoldur ki demirden leblebi, yiyemezsin, ateşten gömlek, giyemezsin!” Kolay olduğunu söylememişlerdi zaten…

Günay Efendi Hazretleri

Read more

Kime Kalacak Şu Cehennem

Kime Kalacak Şu Cehennem

Kime Kalacak Şu Cehennem?

Kime Kalacak Şu Cehennem

Kime kalacak şu cehennem? Kimse yakıştıramıyor da kendine. En kötü ihtimalle birazcık köz, bir parça katran! Kahkahalarından belli ki hepsi de cennet yolcusu. Cehennem ötekiler için. Ötekiler de buna inanıyor ama farklı bir yolla: bütün dinlerin ortak özelliği, kendi inançlarına dâhil olmayanların mutlaka cezalandırılacağı! Cehennemlikse beddua edebilir misin? Başına bir musibet gelir mi? Adam zaten kaybetmiş. Vur abalıya! İyi ama içindeki öfkeyle cennet kabul edecek mi seni?

Korku bizi yatıştırıyor olmalı. Önünde diz çöktüysen kendi çıkarına kötülük yapmakta özgürsün! Cehennemin sadece inkarcılar için yaratıldığı fikri mi yol açtı buna? Öyleyse kime kalacak şu cehennem? Tanrıyı anlamak tehlikeli bir iştir. Çünkü bir zamanlar tanrıyı anladığını zanneden zihniyet, Hz Ali’yi katletmişti.

Kendi küçük yöresel cemaatini kuruyor insanlar. Tek bir din çatısı altında toplanıp, geri kalan tüm dünya sakinlerine kapatıyorlar kapılarını. İçeri giren dışarı çıkamıyor, dışarı çıkanınsa boğazına ölüm ilmeği takılıyor kolye niyetine.

“Tanrının laneti üzerine olsun!” Lanet okuyor insan denilen canlı! En iyiyi yaratamadıktan sonra “yaratılmış” olmanın ne anlamı var! Ama zaten en başta bizim sevgili tanrımız lanet okumuyor mu? Yakmak, kavurmak için cehennemi yaratmış. Ama seviyor bizi. Ama yakacak. Ama seviyor ve yakacaksa kime kalacak şu cehennem? Sanırım bizi değil, ötekileri yakacak. Ama ötekiler de kendi dinlerinin dindarları değil mi? Onlar da samimi… Bizim onların dinlerinin bozulmuş olduğuna inandığımız gibi, onlar da bizim için düşünüyorlar aynı şeyi.

Kimse cehennemi yakıştıramıyor kendine. En kötü ihtimalle birazcık köz, bir parça katran! Boydan aşıyor beddualarımız…

 

Günay Aktürk

Read more

(13) En İyi Kitap Alıntıları

ahmed arif kitap alıntıları

Kitap Alıntıları Ve Sözleri

Seçmece kitap alıntıları. Bu makale şu yazarlara ev sahipliği yapmaktadır: Ahmed Arif, Yusuf Atılgan, Honoré de Balzac, Anton Çehov, Didem Madak , Dilek Cesur, Oscar Wilde, Eddy Joe Cotton, Günay Aktürk, Marcus Aurelius, Nietzsche, Ogden Nash, Rita Mae Brown, Sabahattin eyüboğlu, Yuval Noah Harari, Shekespeare, Stephen Hawking, Zülfü Livaneli.

ahmed arif kitap alıntıları

1

“Kırılmış, balta yemiş ve sesi kuyularda boğulmuş biriyim,doğru. Ama seni tanıyorum. Kimselerin tanıyamayacağı, belki kabataslak bakıp içinden geçireceği seni…”

Ahmed Arif

2

“İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri ama olamadıkları kişiyi anlatırlar.”

Yusuf Atılgan / Aylak Adam

3

“Görüyor, duyuyor, yürüyordum. Ama yeryüzüne ait değildim sanki.”

Vadideki zambak / Balzac

4

Namussuz insanların karnı tok ve sırtı pektir; namuslu insanlar ise bir lokma ekmeğe muhtaçtır.

Anton Çehov – Altıncı koğuş

5

“Ah, göğsündeki yarayı merhametle öptüğüm. Geç kalınan hiçbir hayat, hayat değildir. Hayatın olmayı dilerdim.”

Didem madak

6

“Üstümdeki kıyafetler son derece markalı ama kalbim, ruhum ve beynim bit pazarından giydirilmiş gibi gibi ikinci el.

Dilek cesur / susma konuş çocuk

7

“Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır.”

Oscar Wilde / Dorian Gray’ın Portresi

8

“İkimizin de o sigaranın sonundan öteye bir planı olmadığı kesindi.”

Eddy Joe Cotton

9

“Ruhum mu hasta, yoksa ben miyim hastalık hastası olan? Yollar mı engebeli, yoksa ben miyim kaçamayan? Ağır bir sancının neden bu kadar hafiftir tesellisi?”

Günay Aktürk

10

“Yağmur olsan binlerce damla arasından bulur tutardım seni. Çünkü korkarım, toprak aldığını vermiyor geri.”

11

“Nasıl iyi bir insan olunacağı konusunda fazla konuşma, öyle biri ol.”

Marcus Aurelius

12

“Cennette enteresan insanların hiçbirini bulamazsınız.”

Nietzsche

13

“Eğer çalışmak istemiyorsanız, çalışmak zorunda kalmayacak kadar para kazanmak için çalışmak zorundasınız.”

Ogden Nash

14

“İstatistiklere göre her dört kişiden birinde bir çeşit akıl hastalığı var. En yakın üç arkadaşınızı düşünün. Onlarda bir şey yoksa, malum kişi sizsiniz.”

Rita Mae Brown

15

Sağduyu dediğin şey, insanların genellikle kendi önyargılarına verdikleri isimdir.”

Robert Galbraith / Boş Koltuk

16

“En çirkin yalan çocuğa ve halka söylenen yalandır. Çünkü her ikisi de kolay kanar.”

Sabahattin Eyüboğlu

17

“İnsan organizmasının işleyişini inceleyen bilim insanları, ruh diye bir şey bulamamış ve giderek, insan davranışlarının hormonlar, genler ve sipanslar tarafından yönlendirildiğini, iradenin o kadar da etkili olmadığını iddia etmişlerdir.”

Yuval Noah Harari / Sapiens

18

“Cilveleşme, evlilik ve pişmanlık İskoç dansına benzer. Bir adım ileri beş adım geri.”

William Shekespeare / Kuru Gürültü

19

“İnsanların suçluluk duyma becerileri o kadar büyüktür ki mutlaka kendilerini suçlayacak bir yol bulurlar.”

Stephen Hawking

20

“Çok eski ve uzun bir hikaye: bir kadın, bir adamı gerçekten çok sevdi…”

Zülfü Livaneli

Kitaplar karanlıkta bir ateş lavrasıdır. Onlar olmadan dünyanın karanlığa bürünmesi kaçınılmaz. Tiranlığın hüküm sürmesinin nedeni de tam olarak bu. Gerçeklik algımız kirli. Tüm çabamız, kendi payımıza temizleyebildiğimiz kadarını temizlemek. Bu çaba yalnız yozlaşan aklı temizleme çabası da değil. İşe kendimizi yontmakla başlıyoruz.

Bugünlük kitap alıntıları bu kadar : )

Daha fazlası için İnstagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Read more

En Az Üç Çocuk Yapın

En az üç çocuk doğurun

Önce Evlenin

En az üç çocuk yapın ama önce evlenin” diyorlar. Evlenmeden yatağa girmek yasak he mi kurban? Ne olacak, çocuk ters mi gelecek? Yoksa anası babası belli çocuklar yapmak niyetinde misiniz? Amaç bu mu yani? Anası babası belli çocukları da gördük canım. Büyüdüklerinde azman yavrularına dönüyorlar. Öyleyse keramet nikâhta değil. Bilgi ve ahlak dışında ne ile yetiştiriyorlar bu çocukları? Durun, oraya da geleceğiz.

En az üç çocuk doğurun

En az üç çocuk yapın!Ben üç deyim de varın siz beş anlayın. Ne kadar kalabalık olursanız o kadar iyi. Ondan sonra dolsun seçim sandıkları, dolsun fabrika mezbahaları. Otuz yıl sonra bire on vermiş olarak karşıma çıkarsanız kimse uğraşamaz artık bizimle. Böyle demeye mi getiriyorsunuz? Biz de bize diyorsunuz sanıyoruz da “olmaz yahu!” diye cevap vermeye kalkıyoruz. Ne saflık ama! Bire on vermeye çalışanlara bir diyeceğim var.

Bizler aynı tarlada biçilen buğday başaklarıyız. Aynı değirmende öğütülüyoruz. Aynı bağdan toplayıp üzüm gibi eziyorlar bizleri görmüyor musunuz? Niye bugün birbirimize zehir zıkkım bir haldeyiz? Kardeşin kanı kardeşe helal midir? Sana göre Âdem, bana göre bir hidrojen atomu, ne fark eder? Aynı kapıya çıkan bir cezaevi mahkûmuyuz ikimiz. Bizleri “siz” ve “biz” diye ayıranlara baksanıza: ne sizin gibi yaşıyorlar ne de bizim gibi. Hay Allah! Görüyor musun ağzıma dolandı senlik benlik şeytanı!

Ahlâk Nutukları

En az üç çocuk yapın ama önce evlenin! Aylık on bin lira askeri ücret verdiniz de evlenmedik mi? Açlık sınırının altında yaşarken sinirlerimizi ahlak nutuklarıyla mı aldıracaksınız? Planınız bu mu? Kader diyorsunuz. Başımıza ne felaket gelirse gelsin kader. Göçükte kader, vatan savunmasında kader, açlıkta kader…

Kaderi değiştirmek kulun elinde midir? Vallahi şaştım kaldım! Ne güzel kaderiniz varmış ki şükür ayağınızın taşa değdiğini hiç görmedik. Tesadüf mü yoksa ona da gizli gizli müdahale mi ediyorsunuz kadere? Ben cevabı buldum. Yoksulun kaderi ayrı, varsılın kaderi ayrı yazılıyor deyin gitsin. İnsanlığın şeytani gözleri açılmış olmalı ki artık yeryüzüne hakiki dervişler de ayak basmaz oldu.

En az üç çocuk yapın ama önce evlenin! Yoksulun bayramlık ağzı kalabalık olur. Kasırgadan gözlerimiz açılsa anında yapacağız çocuğu. Ne mi o? Tabii ki vergi kasırgası. Gözleri kasırgada açılanlarız bizler. Çok çocuk yapanın gözleri sisli havalara alışmış, sanıyor ki tüm dünya boz bulanık. Elektriğe bindir, havaya bindir suya bindir. Sat fabrikaları, attan indirip eşeğe bindir. Kağnı medeniyetindeyiz sanıyorlar. Sanıyorlar ki dünyanın bütün bacalarından tezek dumanı çıkıyor! Değil işte.

Kader! Rızkını verir! Verir de ne kadar istediğine bağlı. Karın tokluğu mu yoksa eşit paylaşım mı? Ne haddine ulan senin eşitlik? Cehennem ateşini görür gibiyim bak!

Sen Yap Biz Bakarız

En az üç çocuk yapın ama önce evlenin! Başa döndük. Şimdi evlenirsek çocuk yapmak icap eder. Üç çocuk yap beş çocuk yap. Sen yeter ki yap, biz bakarız diyorlar. Yan yan mı bakarsınız? Öyle imalı imalı! Bir de vecize döktürürsünüz ardından. Namussuzun biri çıkıp küçücük çocuğa nefsi kabarır, iyi hâl indiriminden kabarık dosyasıyla çay bahçesinde kendine yeni avlar arar! Ne yapalım yani? Mağaralarda mı saklayalım evladımızı?

Tamam. Kabul. Düzinelerce yapacağım, söz. Yapmayan namussuzun önde gideni olsun diyelim. Ama önce küçük bir anlaşma yapacağız sizinle. İlkin eğitim sistemini iyileştireceksiniz. Bilim öğreteceksiniz çocuklara. Akılcılığı, felsefeyi, edebiyatı öğreteceksiniz. Kaytarmadan, eğip bükmeden yapacaksınız bunu. Din de öğreteceksiniz. Bunu özellikle istiyorum sizden. İslam’ın özünü öğreteceksiniz onlara. Bunun yanında Hıristiyanlığı, Yahudiliği, eski Babil dinini, Sümer dinini, Mısır dinini öğreteceksiniz. Dinde zorlama yoktur. Çocuk kendi dinini kendi seçecek. Ve her şeyden önce kul değil birey yetiştireceksiniz. Düşünen, sorgulayan, reddeden bir birey.

Hapishanelerde kimse insanlığını hatırlamaz eğer içinde o insani mayanın kırıntıları yoksa içinde. Doldurt boşalt istasyonuna çevrilmiş bir halde hapishaneler. Eğer ortada suçlu yaratan bir mekanizma varsa, suç mahallini temizleyeceksiniz önce. Orası neresidir? Kanın aktığı yer midir? Acının beddua naralarıyla yankılandığı izbe sokaklar mıdır? Hayır. Suç mahalli ideolojilerdir. Nefret tohumlarının atıldığı sahte bir vaazdadır. Siyasetçilerin ağzında yuvalanır ve her eve naklen sunulur. Bütün bu sesleri susturabilirseniz düğünümde zeybek oynamanız için bizzat çağıracağım sizleri. Üç de yapacağım beş de yapacağım. Bütün bunları yapmaya niyetli misiniz? Niyetli misiniz?

 

Günay Aktürk

Read more

Can Alıcı Kahpe Dünya

ismail aktürk can alıcı kahpe dünya

Can Alıcı Kahpe Dünya - İsmail Aktürk

Babam İsmail Aktürk ve kendi eseri olan “Can alıcı kahpe dünya.” Tarih 31 Aralık 2018. Yılbaşı Gecesi. Normalde söyletemezsiniz. Kendi kendine çok mırıldanır ama iş performansa gelince “Saz olsa söylenir de böyle kuru kuru gitmez. Dündar sazımı kırdı, kırmasa şimdiye bak nasıl çalıyordum.” der. Onun da bahanesi budur ve dahi şarap üç yıllıktır : ) Söze iştahla: “Heehh şarap da şarap olmuş hah!” diyerek başlar. Annem: “Hadi başla.” deyince de: “Hele acele etmeyin ulan başla başla.” diyerek basar fırçayı. Sonraları izleyip çok gülmüştür : )

Read more

Fernando Pessoa Şiiri

fernando pessoa şiiri günay aktürk seslendirmesi

Huzursuzluğun kitabı - Fernando Pessoa

Ben, kendi ruhumda durgunlaşıyorum!
Düşü gerçek yerine koymaktan,
kendi düşlerimi fazlasıyla derin yaşamaktan ötürü,en sonunda düşsel
hayatımın gerçek olmayan gülünde bir diken çıktı!

Acı çekiyorum,
Ama bunu hak edip etmediğimi bilmiyorum.
Kendimi arıyorum, bulamıyorum!
Hissetmek ne büyük bir ağırlık!
Hissetmek zorunda olmak ne büyük bir ağırlık!
Soğuk bir el boğazımı sıkıyor, hayatı solumamı engelliyor.
İçimde ki her şey ölüyor;
hatta düş kurabildiğime olan güvenim bile!
Ne yaparsam yapayım,
fiziksel olarak kendimi iyi hissedemiyorum.
Gönlümün kaydığı bütün
dinginliklerin, ruhumu parçalayan sivri köşeleri var!
Kendim için kimim ben?
Hissettiğim şeylerden biriyim sadece.

Yüreğim çaresizce,delik bir kova gibi boşalıyor!
Gerçekten ıstırap çekenler böyle sürüler halinde dolaşmaz,
gruplar kurmazlar.
Acı denen şey, yalnız başına çekilir.
İçimiz gibi dışımız da ‘Oyuk’ ve ‘Boştur!”
Ölümden yapılmışız biz.
Hayat diye kabul ettiğimiz şey,
gerçek hayatın uykusu varlığımızın gerçek halinin ölümüdür.
Ölüler doğar, ölmezler.
İki dünyayı ters sırayla biliriz biz.
Yaşadığımızı sanırken ölüyüzdür.
Ölümle pençeleşirken yaşamaya başlarız!
Sıkıntıdan ve kendimi başka hissetmekten dolayı parçalanırım.

Hayatım kavruk kaldı,
çünkü düşlerdeki halinde bile cazibeden yoksun gibiydi.
Sonunda düşlerin verdiği
yorgunluk beni ele geçirdi…
Bunu hissedince, dışımdan gelen sahte bir duyguya kapıldım.
Sonsuz bir yolun sonuna mı gelmiştim yoksa…
Kendimden taşıp kim bilir nereye düştüm.
Ve hiç kıpırdamadan, boş yere kaldım orada.
Daha önce olduğum bir şeyim.
Var olduğumu hissettiğim yerde değilim;
kendimi ararken, beni arayanın kim olduğunu bilemiyorum.
Her şeyden sıkılarak gevşiyorum.
Ruhumdan kovulmuşum sanki.

Kendime bakıyorum.
Kendi kendimin seyircisiyim ben.
Duygularım, içimdeki bilmediğim bir gözün önünden,
dışarıya ait şeylermiş gibi dizi dizi geçiyor.
Kendimden sıkılıyorum.
Her şey, hatta gizemden yapılmış kökleri bile,
sıkıntımın rengine bürünmüş!
Özlediğim hiçbir şey yok. Hayatım acıyor.
Bulunduğum yer acıyor, kendimi
bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor!

Fernando Pessoa

Read more