Tek Eşlilik mi çok eşlilik mi

Tek Eşlilik mi çok eşlilik mi

Tek Eşlilik mi çok eşlilik mi?

Tek Eşlilik mi çok eşlilik mi

Tek Eşlilik mi çok eşlilik mi? Bizim geleneğimizde şöyle bir söz vardır: “Yarin yanağından gayrı her şeyde ortağız!Şeyh Bedrettin’in sözüdür bu. Yani der ki yediğimiz içtiğimiz bir, yarimiz tektir. Onu paylaşmayız.

Peki insan doğasına yansıması da böyle midir? Çevrenize bakın, ilk izlenim orada görülebilir. Eşini aldatmayan kaç aile tanıyorsunuz? Bunun ille de ille pratikte uygulanıyor olması gerekmez. Evli bir insanın bir başkasını arzulaması da çok eşliliğin belirtisi değil midir? Eğer onu kısıtlayan evlilik ya da inandığı bir dizi ahlak kuralları olmasaydı, o dakikadan sonra artık onu ne durdurabilirdi?

Aslında bizler sadakate gerçekten inandığımız için desteklemiyoruz bu fikri. Cinsel kıskançlık acaba kaybetme korkusundan doğuyor olabilir mi? Namus kavramını da bu yüzden mi yarattık? İhanete uğradığınız ya da bundan şüphelendiğinizde hissettiğiniz duyguya odaklanın. Sizi korkutan şey nedir?

Onun bir başkasını tercih ettiğini düşünür ve bu yüzden inanılmaz acılar çekerseniz. Size verecek pek bir şeyi kalmamıştır. Evliliklerde de karşılıklı alışverişlerde olduğu gibi: sevgi, sadakat ve bir de zevk duygusudur talep edilen. Eğer ortada sadakatsizlik varsa, hakkınız olduğunu düşündüğünüz şeyi bir başkasının gasp ettiğini düşünebilirsiniz.

Pek bir ahlaklı olduğumuz için savunmuyoruz sadakati. Lakin kılavuzumuz böyle söylüyor: örnek yaşantılar. Eğer bu örnek yaşam çok eşliliği onaylayan bir toplum olsaydı, o zaman da namus kavramının çağ dışı bir fikir olduğunu savunacak, yetmeyecek, bir de yasalarca koruma altına alacaktık. Gelenekler toplumların asırlarca süregelen alışkanlıklarıyla şekilleniyor. Toplumun öğretileri değiştikçe ahlak kurallarının tanımı da şekilleniyor. İnsanın özünde çok eşli olduğunu ben söylemiyorum. Kendi inancına en büyük darbeyi yine kendisi vuruyor.

Ama heyhat, çok eşlilik kuramına inanıyor olmam duygusal ıstırap çekmeyeceğim anlamına gelmiyor. Aslında bunu bizzat deneyimledim de. Dünyanın en uğursuz tesadüfü, sizi duygusal doyuma ulaştıracağını sandığınız birinin, sizinle sadece tensel ihtiyaçları doğrultusunda beraber olduğunu fark ettiğiniz an olsa gerek. İhtiras bencildir. Kurnaz bir tilki gibi avını paylaşmak istemez. Fakat sadakati ilkin kendinizde sorgulamalısınız. Bende olan sizde de varsa muhtemelen aynı yazgıyı paylaşıyoruz demektir.

 

Günay Aktürk

Read more

SADAKATSİZLİK YA DA UFACIK BİR GÖZ KAYMASI

SADAKATSİZLİK

MODERN BİR MAĞARA İNSANI

sadakatsizlik ya da ufak bir göz kayması

“Evli erkeklerin aklı ev kadınını arar. Ama kalbi ve hayal gücü başka özellikler peşindedir.”

Goethe

 

Bu yazı erkeği de aşan bir yazı olacak. Ben şahsen bu içgüdüsel göz kaymasının zeka ile alakalı olduğunu pek sanmıyorum. Sadakati tanımlayabilmek için önce insan içgüdüsünü iyi tanımalı.

Evli bir adamın gözlerini yabancı bir kadına baktıran sebep ile evli kadınları yabancı erkeklere baktıran sebeplerin aynı olduğu kanısındayım. Biz bu medeniyeti ilkel bir beden üzerine kurduk. Dışarıdan bakıldığında gayet kibar bir beyefendi ya da hanımefendi iken, derinlerimizde alenen vahşi bir mağara insanı yaşıyor. Peki bu durum sadakatsizlik tanımını açıklar mı?

Mecaz yapmadan konuşuyorum bu arada, gerçekten yaşıyor. Ama o yanımızdan haberdar olduğumuz pek söylenemez. İlkele ait olan ile medeniyete ait olanın bir çatışması bu yaşamdaki sorunlar. Yaşamın kendi özündeki ana kural, hayatta kal ve birleşme yoluyla kendini kopyala.

Evrensel şeyleri biz yarattık. İyi insanlar olmayı, saygı duymayı, sadık kalmayı biz yarattık. İşte o ilkel yanımız, kendi çıkarlarına hizmet etmediği anda bu erdemlerle çatışmaya başlıyor.

Belki birileri bu noktada: “İnsan dünyaya sadece sevişmek ve üremek için gelmedi.” diyebilir. Ama insanın bilinçli bir proje olduğuna inansam onun başka şeyler için dünyaya geldiğine inanırdım. İnsan ne için burada peki? Bence ırkımıza fazla anlam yüklüyoruz. Bizim var oluş sebebimiz bir Arizona kertenkelesinin var olma sebebinden daha yüce değil.

Fakat insan-ı Kamil yaratma fikri de bizden cıktı. Daha zeki ve daha uygar bir toplum olmak varken neden aptal kalalım. Bedeli ortada: katliam, tecavüz, sömürü ve kölelik. O bahsettiğimiz en temel güdülerin esaretinden kurtulabilmek inanılmaz zor. Neden çünkü milyonlarca yıllık bir kalıtım bu. Fakat yine de zor ama imkansız değil.

Dünyaya bakışım evrim kuramına dayanır. Evrenin yasaları var. Cinsel seçilim denilen baskılama aracı ne ahlak dinler ne de sadakat. Filozoflar da kafayı yormuştur bu konuya. İnsanın bir kişiyi arzulamasında iki etkenin rol oynadığını savunur Schopenhauer. Üreme ve zevk dürtüsü. Erkek, spermlerini olabildiği kadar fazla kadına aktarmak ister. Doğada evlilik ya da “ölüm bizi ayrana kadar” diye bir kural var mıdır? Doğada olmayan şeyi bizim yaratmamız gerekiyordu ve yarattık. Sadakat gibi mesela. Bana göre sadakat olsa olsa bilinçli yapılan bir eylem olabilir.

Geçen gün şöyle bir yorum almıştım: “İnsanların zinadan ve haramdan uzak kalmaları gerekiyor. Nefse yenilmemek gerekiyor. Evli bir insanın başka bir insanı arzulaması ve aldatması gerçekten çok ahlaksızca. Boşansın o vakit, özgürce yaşasın.” Boşanıp özgürce yaşadığı zaman zina tanımından uzaklaşmış mı oluyor yani! Yoksa sadece canı yanacağı için mi: “Bunu benimleyken yapma da bensiz ne yaparsan yap.” diyor?

Açıkçası insanlar o zina olayından uzak kalabilirler ama asıl günlük yaşamlarına bakmalı. Burada sorulması gereken asıl soru, evli bir kimsenin başka bir insanı da arzulayıp arzulamadığı. İstedikleri kadar arzulamadıklarını, bunun ahlaksız bir şey olduğunu iddia etsinler, gerçek yaşamda zerre kadar yansıması yok. Aslında zina da türlü türlü. Gözü kayıp içi eridiği halde eyleme geçmediği için kendisini hâlâ temiz sayıyorsa orasını bilemem artık. Bir çağ gelir o da toplumun en büyük ahlaksızlığından sayılır.

O yüzden de kimse kusura bakmasın ama bu açıdan herkes ahlaksız. “Ben evli kaldığım sürece başka biri ilgimi hiç çekmedi, onunla beraber olmak istemedim.” yalanına kim inanır? Düşünerek yapmıyorsun ki bunu, doğamızda olan bir şey. Sadık kalmayı başarabilmek başlı başına bir devrim. Peki, doğamıza rağmen yapılmalı mıdır bu devrim? Artık duygularımızı onlarca farklı açıdan ele alabilecek bir “düşünce” eylemine sahibiz. Belki de bu nedenle bir insanın kişisel zevk arayışları, bir başkasının ruhsal çöküşünden daha kıymetli olmamalı. Zaten kimse insan olabilmenin kolay olduğunu söylemedi : )

 

Günay Aktürk

Read more