SURUÇ KATLİAMI VE ADALET YETMEZLİĞİ

suruç katliamı

Bir Yanda Suruç Bir Yanda Cehalet

suruç katliamı

Avukatlardan oluşan “Suruç İçin Adalet Platformu” raporu:

“Yardım malzemelerinin toplandığı Amara Kültür Merkezi bahçesinde, basın açıklaması yapıldığı sırada canlı bomba saldırısı gerçekleşmiş, 33 kişi yaşamını yitirmiş, saldırıda 150’nin üzerinde kişi de çeşitli biçimlerde yaralandı.

Saldırıdan önce kültür merkezi çevresinde hiçbir güvenlik önlemi alınmamışken, saldırının hemen ardından kültür merkezi önüne çevik kuvvet ekipleri gelmiş, caddeyi bütünüyle trafiğe kapatmış, ambulans geçişine ve yaralıların sevkine engel oldu. Yaralıları hastaneye taşımaya çalışan kitle üzerine biber gazı atıldığına dair görüntüler dün gibi aklımızda…”

“Katliamın bir numaralı faili olan IŞİD bağlantılı ve poliste arama kaydı olan Şeyh Abdurrahman Alagöz isimli terörist hiçbir güvenlik kontrolüne tabi tutulmaksızın Amara Kültür Merkezi’ne girmiş ve bu katliamı gerçekleştirdi.

Sonrasında dava dosyalarına gelen belgelerden, Şeyh Abdurrahman Alagöz ve Ankara katliamını gerçekleştirenlerden kardeşi Yunus Emre Alagöz hakkında “terör nitelikli aranan şahıs” kaydı olmasına ve bu bilginin bütün illere gönderilmesine rağmen, bu kişilerin yakalanmasına dönük herhangi bir girişimde bulunulmadığı ortaya çıktı.

Adaletin Sağlandığı Gün Güneşli Bir Gün Olacak

Ondan eli kanlı bir cellât da yapılabiliyor. Yeter ki önüne bir hedef koy. Sürüngen beynine dokun. Menfaatini besle. Sonra gidip onlarca insanı katletsin. Yaptığı şeyden pişmanlık duymaz çünkü pişmanlık duymayacağı şekilde yetiştirildi. Belki dünyayı kafirlerden temizlediği için tanrının hakikatli bir askeri olduğunu düşünmüş, bununla gurur bile duymuştur.

Kimse ona insan sevgisini aşılamadı. Ilahi aşka inanır görünse de aslında derinlerde alacağı ödülü düşündü durdu. İçi içine sığmadı.

Ama bu katliamın en büyük faili o mu gerçekten? Asıl sorumlular ona bu düzeni hazırlayanlar değil mi? Çocukluğundan beri bir köpeğin başını bile okşamaması gerektiğini, aksi taktirde abdestinin bozulacağını söyleyenler değil mi? Abdestini bozuyorsa mekruh bir şey olmalı!

Kişi dediğin bir parça “melami” olmalı. Kendi bulmalı aradığı şeyi. Kuşkulanmalı her şeyden. Yerinmekten de kınanmaktan da korkmamalı. Öyle olmazsa böyle olur. Öyle olmazsa, çocuklara oyuncak götürmek için yollara düşen gencecik, pırıl pırıl insanları katleder. Onlar ölürken deccal yaşamaya devam eder. Ama bir süreliğine. Tarih başkaları için yaşayan güzel insanları asla unutmaz!

 

Günay Aktürk

Read more

Adalet İçin İsyan Gereksinimleri

kitap önerileri listesi

Her Şey İnsanlaşabilmek İçin

adalet için isyan gereksinimleri

Adalet için isyan gereksinimleri nelerdir? Sonunda özgürlük var beybaba, öğrenmek gerek bunları. Öncelikle geniş bir hafızaya ihtiyacımız var. Çok fazla yükleme yapacağız çünkü ortaya saçılan iğrençlikler artık yerküremize bile sığmaz oldu. Ama insan belleği bu işin üstesinden gelir. Gelir gelmesine ya, önce bir bakalım çalışıyor mu. Özgürlüklerin kısıtlandığı bir ülkede ilkin hafızanın onarılması gerek. Yanılıyor olamayız.

Okumak Bir İhtiyaç Mıdır

Hem de en âlâsından beybaba. Düşmanı gözetlemek için bol bol kitap gerekecek bize. Okuyalım ki kitabın hangi satırını gizlemişler görelim. Bizleri din ile uyuşturuyorlarsa önce onu okuyalım. Sizden önce kısa bir araştırma yaptım. Bakın ne yazıyor kitapta:

Çalmayacaksın.
Öldürmeyeceksin.
Zina etmeyeceksin.

Çalmayacaksın

Hadisler var arkadaş. Dindarım demek kolay da, kılıfını sokacak deliği bulamamışlar henüz. Ortada alengirli bir havadis dolaşıyor. Neymiş efendim, din için yapıyorsan her şey mubahtır. Bak sen şu şeytanın talebesine! O halde şunu hatırlat ona. Hazreti Ömer’den rivayet edilen hadis aynen şöyledir:

Hayber savaşının vukû bulduğu gün Resulullah (asm)’in ashâbından birkaç kişi gelerek ‘Filân şehit, filân şehittir!’ dediler. Nihayet bir kişinin yanına vararak ‘Bu da şehittir!’ dediler.Bunun üzerine Resulullah (asm):“Hayır! Ben onu aşırdığı bir hırka yahut yağmurluktan dolayı cehennemde gördüm.” buyurdu. (Müslim, Îmân 182. Ayrıca bk. Dârimî, Siyer 48.)

Hüküm kesin. “Devlet malından bir hırka bile olsa aşıran, çalan, şehit olmaz!” Bu sebepten her kim olursa olsun sözlerine şüpheyle yaklaşmamız gerekecek. Bizler şeytanı alnındaki deccal damgasından tanıyacak değiliz ya, bizden biri gibi görünecek elbet. Selamı selamımıza, vakti beş vaktimize benzeyecek. Siz başka türlü olacak mı sanıyordunuz?

adalet ve isyan

Öldürmeyeceksin

Maide Suresi 32. Ayet:Kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” Dolaylı ya da dolaysız yoldan bir cana mı kıydı, uzaklaş ondan. Belki yine kılıf uydurabilir bu işe. Mesela “Din düşmanı” diyebilir. Ya da “Vatan haini” de diyebilir. Kanıtı nedir peki? Aslında kendisini eleştirmesidir en büyük gerekçesi. Peki, insanlık için ve bu ülke adına sen ne yaptın, diye sormazlar mı adama? Yani, tecavüzcüleri aklamak dışında demek istiyorum. O işin insanlık adına yapılmadığı aşikar. Güpegündüz sokak ortasında öldürülen çocukların katillerini temize çıkartmak da ne oluyor? Dinde yeri var mı bunun? Öldürüyor ve dahi kitleleri buna teşvik ediyorsan, iyi bir insan değilsin demektir bu.

Zina Etmeyeceksin

Bakın işte buna cafcaflı bir gerekçem var. Zinayı on adım geçtik artık. Tecavüzde bir nevi öncü sayılırız. Zinanın haram sayıldığı bir ülkede tecavüz vakalarının bu kadar yoğun yaşanması sizce de garip değil mi? Ne kadar haram saysak da ilgi alanlarımızın en başında yer alıyor.

Hadi tutun elimden de bir adım daha ileri gidelim. Evliliğin kutsallığından bahsediyoruz boyuna. Ama “Yasal tecavüz” diye bir olayın varlığını keşfettim yenice. Yenice değil ya, yenice yazıyorum diyelim. Sevgi ve saygının sona erdiği tonlarca evlilik var. Bu evliliklerde kadının rızasını bile almadan günde en az birkaç defa hadi bakalım, diyoruz, soyun ve uzan şu yatağa!

Yahu “Ters ilişki” kelimesinin Google’da aylık aranma sayısı on bin civarında. Bu insanlar zina deyince ne anlıyorlar acaba! Onları topyekun düşkün ilan ediyorum ben. Demek ki ilkin kadınların isyana yeltenmeleri gerekiyor. Gerçi kadınların isyan etmeleri için o kadar gerekçeleri var ki…

Gözümüzün açılması için ilkin bunların farkına varmalıyız beybaba. İsyan diyorsam, onuru kırılmış insanlığın kurtarıcısı olan isyandan bahsediyorum. Zulüm üstüne kurulmuş bir krallıkta kimse bol keseden adalet dağıtmaz. Çoğunluğun nefret kustuğu bir yerde uyanış da kolay olmayacak. Bu yüzden önce kendi bilincimizi kurtarmalıyız ki bir işe yarayabilelim. Bu işte kitaplar rehberimiz olacak. İlkin dünya edebiyatı. Sonra araştırma kitapları. Ardından felsefe yazıları. Felsefesiz olmaz. En iyi önerileri söylüyorum. Distopya kitaplar da iyi iş görür.

Kitap Önerileri

Son model bir zihin için sistem gereksinimlerinden sekiz on tanesini şöylece sıralayabiliriz.

kitap önerileri listesi

George Orwell – 1984
Ray Bradbury – Fahrenheit 451
İlya Ehrenburg – Paris Düşerken – Fırtına ve Dipten Gelen Dalga üçlemesi
John Steinbeck – Gazap Üzümleri
Khaled Hosseini – Bin Muhteşem Güneş
Gabriel Garcia Marquez – Yüz Yıllık Yalnızlık
Dostoyevski – Suç Ve Ceza
Eric Maria Remarque – Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
Georges Politzer – Felsefenin Temel İlkeleri
Yuval Noah Harari – Hayvanlardan Tanrılara Sapiens
Richard Dawkin – Tanrı Yanılgısı
Bobby Henderson – Uçan Spagetti Canavarının Kutsal Kitabı

İş kitaplar olunca listenin sonu asla gelmez ama bunlar gerçekten iyi kitaplardır. Yapılan hiçbir şeyi unutmamak gerekir. Bu yüzden sağlam bir hafızaya ihtiyacımız var diyorum.

Son olarak bugün Alıntı kitapta bir paylaşım yapmıştım. Aslında bu makale onun devamı olacaktı fakat bambaşka bir şey çıktı ortaya. Bernard Shaw’ın: “Adamı astık, şimdi sıra duruşmaya geldi.” sözünden yola çıkarak. Onu olduğu gibi son söz olarak buraya alabilirim artık.

“Alimallah güpegündüz mıhlarız adamı. Herkesin gözü önünde olur bu. Sonra yalancıktan bir mahkeme kurar ve: “Vay efendim şurada burada bilmem kimlerle görülmüş.‘ deriz. “Kanıt var elimizde beybaba! Protesto etmiş bizleri. Bizler eleştiriye gelemeyiz ki! Böyle demeyelim de ne diyelim? Tekerimize çomak soktu da o yüzden mi sildik diyelim yeryüzünden? Tehlike altında ülke. Parça parça bölüp ızgara yapacak haydutlar. Bir de kalkmışlar cebimize giren haramın hesabını soruyorlar. Haramın hesabı verilir mi hiç? Biz de doladık boynuna urganı, saldık boşluğa… Belki üç beş kırıntısı kalmıştır adaletten geriye diyerekten mahkeme istediler bizden.”

Yani bu şöyle bir söyleme benziyor: “Hey cellat! Adamı öldürdün bari kadıyı getir de gerekçe göstersin kitaptan.” Kara defter elimizde. O iş öyle olmuyor. Falanlar filanlar. Ölenlerin ozanlarından biri demiş ki vakti zamanında: “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!

 

Günay Aktürk

Read more

Kendini Yont Ki Yakacak Kabuğun Olsun

kendini yont özgürlüğünü yarat

Kendini Yont Ki Yakacak Kabuğun Olsun

kendini yont özgürlüğünü yarat

Omurgasız kalmaktan iyidir dostum, kendini yont bu yüzden. Ama bir güzel yansaydı keşke kanatlar. Belli ki yakan taraftasın yine. Ne demiştin? “Dokunduğum ne varsa kül, ateş benmişim demek ki!” Nietzsche felsefesi gibisi var mı! Sevgili filozofumuz aklını rehin vermiş bilgeliğe… Şimdi birkaç kelam da biz edelim. Ukalalık değildir bu. Ne demişti Ahmed Arif Nazım için: “Bir Nazım gibi yazmak var, bir de Nazım’dan sonra yazmak.” Bizler de Nietzsce’den sonra yazanlarız.

Kendini yont ki yakacak kabuğun olsun! Evre evredir insan. İlkin ateşle savaşır, sonra geçip oturur yanı başına. Yanmıştır çünkü. Hakla hak olmaya benzer bu durum. Görmek için kör olmak gerekir bazen. Gözleriyle gören çabuk aldanır. Gerçek denilen şeyin üstüne perde çekilmiştir çünkü. Bize deneyim ve bilgi lazım. Cevizi dişlemekle ceviz yedim diyemez insan. Zifiri karanlıklardayız. İnancın göze, gözün ilhama ihtiyacı var. Yatırın üstüne toprak atmışlar. Ama yatırın altındaki de toprak değil midir? Sonradan olan sorgulanmalıdır diyorum. Çünkü o, cevizin kabuğudur!

Senin sözlerinle sesleneyim ustam, öğretenim. Ağız olayım bilgeliğine: “Kendi ateşinle yakmaya hazır olmalısın kendini; önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki! Sevginle git yalnızlığına kardeşim, yaratmanla git, doğruluk ancak daha sonra topallar ardın sıra senin. Benim gözyaşlarımla git yalnızlığına kardeşim. Kendinden öte yaratmak isteyeni severim ben ve böylece yok olanı.

Ateş nedir bilmeyen bir kanattan evladır titrek kanatlar… Kızgın alevlerde yanmamış olan, kendini güneşin efendisi zanneder. Sonra da kuşatır bütün bir gökyüzünü. Sefil kanatlarını kartal kanatlarıyla karıştırır. Giderek akbaba siluetine dönüşür sureti. İnsanda başa beladır bu. İnsanda, akbaba doğasından farkı yoktur bunun. Gagasının ucu kanlıdır. Bu yüzden kendini yont ki…

Ucundaki telekler yansaydı bari. Yani (acı) diyorum aslında. İnsana dinginlik getiren odur. Nietzsche’ye kulak verelim yine. Ağaca benzetir insanı. Büyümesi için fırtınalı bir hayata ihtiyaç duyduğunu söyler. Deneyim kazana kazana yeni acılarla başa çıkabilmenin yollarını keşfeder. Artık akbaba falan da değildir. Zulüm görmüş olanlar, acı çekenlerin ruhlarını yakından tanırlar.

Acıya bağımlı olun demiyorum. Acı insanı ancak bir yere kadar götürür. Bir eşikten başka bir eşiğe. Yüreğinizin yufkalaşmasını istiyorsanız doğayı anlamaya çalışın yeter. Bilgi, insanı acı kadar geliştirir ve hatta çok daha ötelere götürür. Sevmek, bir karıncayı bile kardeş bellemektir. Aslında tek ihtiyacımız olan şey vicdandır. İnsanlığın en büyük dini! O olmadan ne acı ne de bilgi hiçbir yarar sağlamaz insana. Bütün kapılardan geç, istersen bilmem ne alimi olarak anıl ama içinde zerre vicdan yoksa koca bir hiçsin demektir.

Kendini yont ya da kabuğuna bir kabuk daha ekle. Çıkar gözeten zaten geniş gövdesine ensesi kalın alıcılar bulmakta zorlanmaz. Göğü delen bir çınar olarak yaşamaktansa baş eğip kesilmek ise niyetin, ona da dur diyemem. Bazen azınlık olmak iyidir diyorum. Az olalım, öz olalım. Ki seçilsin uzaktan bakınca…

 

Günay Aktürk

Read more

Fırtına Kopanda | Bekir Kilerci

bekir-kilerci-intikam-sesleri-kimdir

Bekir Kilerci Kimdir

Fırtına Kopanda…

Bir işçi çocuğu olarak doğdum, bir işçi çocuğu olarak yaşadım ve sınıfımın savaşçısı olarak öleceğim…

Bu dizeler, Burhaneddin Akdoğdu‘ya yani Kaldıraç dergisinde kullandığı ismiyle Bekir Kilerci‘ye aittir.

Yazdıklarıyla; biz ortaklarını, devrimci insanı, devrimci kişiliği, hayatı, devrimi anlatan, devrim mücadelesi içinde öğrenmekten ve öğretmekten tereddüt etmeyen, Anadolu devriminin renklerine kendini de katan Bekir Kilerci, 13 Aralık 1997’de işkencede Katledildi.

Savaşçının Türküsü Kitabından

bekir-kilerci-intikam-sesleri-kimdir

Fırtına Kopanda

I

Çıraktım,
ustanın şarap parası için
çırpı bedenimi ateşe attım.

İşsiz kaldı babam
Hıncını dayakla çıkardı anamdan.

Bizden biri öldü ilaçsızlıktan,
bir zengin piçi araba sürdü üzerime,
giremedim ışıklı mağazalardan içeri
bir kere bile..

Parasızlıktan,
çocuklarının yüzüne bakamadığından,
incecik yaşlar indi de çenesine
Mehmet, astı kendini bir gece.

II

Kara geceler gibi ağırlaşıyor da
milyonların yüreği
burjuvaların suratını dağıtmaya yetmiyor
binlerin emeği.

Ama biz milim rüzgarının esmediği günleri de biliriz.
Biliriz bir gök patlamasıyla yarılır da
kainatın yüzü
bir fırtına kaplar tüm yer yüzünü…

Ahh!
İntikam sesleriyle çınlıyor sokaklar.
Oyy
O fırtına kopanda,
bedenim o rüzgarın önüne
bir mermi gibi sekende
Siz aşağılık asalaklar,
nereye kaçacaksınız o günde?

III

Milyonların nasırlaşmış yüreklerinden
insaf dileyeceksiniz de,
patlayan kazan başında
haşlanmış derisiyle
kardeşimin cesedini göstereceğim
Sizlere.

İnsaf diye inlediğinizde
göçük altında gömdüğünüz
madencilerin seslerini dinleteceğim.
Bir daha insanlığın başına
bela olmayasınız diye,
hepinizin kafasını taşlarla ezeceğim.

Bu kinimi aşırı bulanlara ise
tek söyleyeceğim:
“Ben bu kadar vahşi olmayı
Siz burjuvalardan öğrendim!”

Bekir Kilerci

Read more

Bizden Olan – Bekir Kilerci

bizden olan bekir kilerci

Bizden Olan - Sözleri

bizden olan bekir kilerci

Bir yerde insanları toplaşmış görünce
yaklaş hemen “bizden olan.”
Dokun hemen birinin koluna.
“Hayrola?” de “Vukuat mı var yine?”

Doğru ya da yanlış,
düşünceni açıkla.
“Ben bunu kabullenemem.” de.
Çekiştir bir kaçının yakasını paçasını
“Biz buna sessiz kalamayız.” de.

Yaklaş bakışları duru birine,
onunla dolaş alanı.
Dinle ve anlamaya çalış insanları.
Birlikten ve mücadeleden söz edenleri
onayla hemen, bas yaygarayı:
“Yalan mı arkadaş? Yalan mı?”

Birisi anımsatırsa yenilgi günlerini
en lakayt sesinle “Hadi lan oradan!” diyerek
bas kıçına tekmeyi.

Alandan asla tek başına ayrılma.
Bakışı duru olanla çay içmeye git.
Hele birkaç kişi iseniz kanıtla onlara,
kırk yıllık dostsunuz siz.
Ve adresleri almayı
randevulaşmayı asla unutma.

Gece kalınca tek başına
kağıt kalem gerek sana.
Öğrenelim bizler de
neler olmuş yine
ve analım seni:
“vay hergele,
yaşamın façasını bozmuş.” diye.

Bekir Kilerci

Read more