Nazım Hikmet ve Biz Şiiri : Tereci Tere Satar Biz Vatan Satarız

Nazım Hikmet ve Biz Şiiri (Günay Aktürk)

Nazım Hikmet Şiirleri

Nazım Hikmet ve Biz Şiiri
(Tereci Tere Satar Biz Vatan Satarız)
Yorum: Günay Aktürk

Nazım Hikmet‘in “Biz” adlı şiiri, toplumun ortak sorunlarına dair önemli bir mesaj taşırken, başarılı bir metafor kullanımı da içermektedir. Şiirin girişinde, kulede oturan bir adamdan bahsedilir ve aslında bütün bir yapı, bu temel üzerinde yükselir. Bu metaforik ifade, diktatör liderleri temsil etmektedir.

Kuledeki adam, toplumun üzerindeki egemenliği elinde bulunduran liderleri sembolize etmektedir. Bu liderler, kendilerini “yüksek” bir konumda görmekte, halkın üzerinde bir güç ve kontrol hissi yaratmaktadırlar. Ancak bu güç ve kontrol, halkın yaşam kalitesini düşürerek, insanları kötü koşullarda yetiştirmekte, toplumsal sorunların artmasına neden olmaktadır.

Nazım Hikmet ve Biz Şiiri

Kulede bir başına bir adam oturur.
Önünde milyonlarca düğme var.
Düğmenin birine bastı mıydı
Bizlerden biri ya kolunu kaldırır
Ya adam öldürür, ya çişini eder!

Tereci tere satar, biz vatan satarız.
Biz kurşuna dizeriz düşünceyi.
Hiçbir şey düşünmeyeceksin.
Hatta hiçbir şey düşünmediğini bile

Bir ilâcımız var bizim,
Şırınga ettik mi insana
İstediğimizi söyletiriz.
Biz insan eti yeriz.
Pek güzel oluyor nohutlu yahnisi.
Ucu kurşunlu kırbaca pek meraklıyız.

Kapıya şapkanı as, gir içeriye,
Yat karımızla!
Biz görünce şapkayı
Döner gideriz rahatsız olmayın diye.

Çocuklarımız!
Kıçlarına etiket yapıştırılır.
Piçhanelerde yetiştirilir.

Yatağa yatmadan yastığın altına bak.
Oraya girmiş olabilir bizlerden biri.
Geçenlerde güneş tutuldu ya
Bu fesatlığı da biz yaptık,
Propaganda kuvvetiyle.

En iyisi bizi asmak
Bizi kesmek
Hapislere atmak bizi
Bizi atomlamaktır!

Nazım Hikmet
1947

Kısa Makaleler (Kısa Ama İşlevsel)
Uzun Makaleler (Uzun Ama Keyifli)

Nazım Hikmet – Mikail Refili’ye Ağıt
Nazım Hikmet – Ben Bir Ceviz Ağacıyım
Nazım Hikmet – Nikah Hikayesi

Daha Fazlası İçin Youtube Kanalımızı Ziyaret Edin

Read more

Ben Bir Ceviz Ağacıyım – Nazım Hikmet Ran

ben bir ceviz ağacıyım - nazım hikmet (Günay Aktürk)

Ben Bir Ceviz Ağacıyım | Nazım Hikmet Ran Şiiri – Günay Aktürk Yorumuyla

Ben Bir Ceviz Ağacıyım Nazım Hikmet Ran’ın en bilinen şiirlerinden biridir. Bu sayfada şiirin tam metni yer almakta; ayrıca şiir, Günay Aktürk tarafından yorumlanarak seslendirilmiştir. Video içerik aşağıda yer alacaktır.

Şiire dair hatalı bir iddia:

Nâzım Hikmet’in cezaevinden kaçtıktan sonra sevgilisi Piraye ile polis ablukası altında Gülhane Parkı’nda buluşamadığı ve bu sergüzeştin ardından Ceviz Ağacı’nı yazdığı iddiası, gerçeği yansıtmayan bir hikâyedir. Nâzım Hikmet, Ceviz Ağacı şiirini 1 Temmuz 1957’de Bulgaristan’ın Balçık adlı kentinde yazmıştır. Hikâyede aktarılanın aksine, herhangi bir cezaevinden kaçmayan Nâzım Hikmet, Ceviz Ağacı’nı yazdığında Piraye Altınoğlu’yla değil Münevver Andaç ile birlikteydi.

Ben Bir Ceviz Ağacıyım Şiiri

Başım köpük köpük bulut,
İçim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir.Şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Nazım Hikmet

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Büyük Taarruz Şiiri – Nazım Hikmet

Büyük Taarruz Şiiri - Nazım Hikmet Ran

Sarışın Bir Kurda Benziyordu

Şiir : Büyük Taarruz
Şair : Nazım Hikmet Ran
Yorum : Günay Aktürk

En Güzel Şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Nazım Hikmet Ran ve onun Büyük Taarruz adlı şiinden kısa bir kesit. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Büyük Taarruz Şiiri - Sözleri

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel,
rahat günlere inanıyordu.
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: ‘Üç’, dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

Saat beşe on var.
Kırk dakka sonra şafak sökecek.
‘Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.’
Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde.
On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu, Darülmuallimin mezunu
Nureddin Eşfak, mavzer tabancasının emniyetiyle
oynayarak konuşuyor:

— Bizim İstiklâl Marşı’nda aksayan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam, Akif, inanmış adam,
fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın ‘Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın.
‘Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz vadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair.
‘Kim bilir belki yarın…’

Saat beşe beş var.
Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
Topçu evvel mülâzimi Hasan’ın yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi, kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük.
Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki bütün ömrünü
ve hâtırasını ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

Yüzbaşı sordu:

— Saat kaç?

— Beş.

— Yarım saat sonra demek…

98956 tüfek ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün aletleriyle ve vatan uğrunda, yani, toprak ve hürriyet için
ölebilmek kabiliyetleriyle Birinci ve ikinci Ordu’lar baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran sarkık,
siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nureddin Eşfak baktı saatına:

— Beş otuz…
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz…

Sonra düşmanın müstakim cepheleri düştü.
Bunlar Karahisar güneyinde elli
Ve doğusunda 20-30 kilometreydiler.
Sonra.
Sonra düşman ordusu kuvai külliyesini ihate ettik.
Aslanlar civarında 30 Ağustos’a kadar.
Sonra.
Sonra 30 Ağustos’ta düşman kuvai külliyesi
imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikupis
Alaturka sopa yemiş bir temiz.
Ve sırmaları kopuk Frank uşağı…

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı
Nurettin Eşfak’ın ayağı.
Nurettin dedi ki:
“Teselyalı çoban Mihail!”
Nurettin dedi ki:
“Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni.”

Nazım Hikmet Ran

Read more