Dilek Ağacındaki Çaputumuz Çalışmıyor | Günay Aktürk

Dilek ağacına bağlanmış çaputlar ve çalışmayan dilek metaforunu temsil eden ironik görsel

Yolu Yöntemi Bu Değilmiş Desene!

Dilek Ağacındaki Çaputumuz Çalışmıyor, modern insanın dua, kader ve beklentiyle kurduğu sorunlu ilişkiyi ironik bir dille sorgulayan bir denemedir. Bendeniz Günay Aktürk bu metinde, dilek ağacı metaforu üzerinden “Vardır bir hayır olmadıysa bile” ezberine çarparak, insanın sabırsızlığını, öfkesini ve yüzleşmekten kaçışını görünür kılmaya çalışır.

Dilek ağacına bağlanmış çaputlar ve çalışmayan dilek metaforunu temsil eden ironik görsel

Doğa beni seninle ödüllendirdi ama teslimat gerçekleşmedi!

Günay Aktürk

“Doğa beni seninle ödüllendirdi ama teslimat gerçekleşmedi!”

Ya en talihlisinden bir kuş bokuna ihtiyacımız var ya da asası çalışan peygamber teknolojisine. Bahçesinde badem yetiştiren hocaların cinleri kontak kapatmış, müzakereler sürüyor. Evrenin mesaj kutusu desen dolu, dilek ağacındaki çaputumuz çalışmıyor. Yatırdaki amcadan hâlâ ses soluk yok. Geçen gün dua ederken ters düz konuşmuştum, belki ondandır.

İşte hayatın kısa özeti. “Vardır bunda da bir hayır!” diyenlere türlü fanteziler uygulamalı. Görünmez güçlerin fazladan mesai harcayarak arkamızı kolladıklarına inanıyorlar! Olmadı desene! Hata bende olmalı, yolu yöntemi bu değilmiş desene! Kendinle yüzleşsene!

Tanrının bizim için planları varmış! Elbette var. Aşağı mahalledeki sarhoşu, kapağı çalınmış rögar tehlikesinden kurtarsın da sıra sana da gelecek. Ne acelen var patlama!

Hayat tam olarak bu. İnsanlar kendi kanlarını emmesini bilmiyorlar. Ellerine sihirli lamba geçse onu da kullanmayı beceremezler. Ama ben ondan bir tane isterdim. Hayatımda başka bir şeyi bu kadar istediğimi hatırlamıyorum. Üç hak beni kudurtur, yeminle tamahkarım! Kullan at tarzı bir şey olsa da olur. Prezervatif gibi bir şey Allah’ım!

Sen de kulunu çamurdan yaratmasaydın! Isınınca mekanizması bozuluyor meretin! Biliyorum ne istediğimi! Ne istediğini bileceksin Tanrım! Ama vermezsen de yalvaracak değilim! Kötüler zorla alırlar bilirsin. Yolla öyleyse bütün iştah zebanilerini! Koy başına cehennem sultanını! Ya kendi acımda boğulurum, ya da eğilirler önümde dizlerine kadar!

Günay Aktürk

Read more

Üşüyorum Ben Anlasanıza

Üşüyorum Ben Anlasanıza

Üşüyorum Ben Anlasanıza

Bugünlerde bir titreme var vicdanımda! Elleri buz kesmiş bir kadının çıplak bedenime dokunuşu kadar soğuk dışarısı. Ve ben azgın bir kasırga hortumuna yakalanmış bir Teksas dikeni kadar yalnızım.

Üşüyorum Ben Anlasanıza

Üşüyorum ben. Sıcak yataklara yatırın beni. Karşımda şömine, elimde sıcak bir kış kahvesi… Kış uykusuna yattı yatalı güzel düşler gören ayılara dair masallar anlatın bana. Ama önce şehirlere inen şu aç kurtların karınlarını doyuruverin. Sizler! Yeryüzünün istilacı barbarları! Ya bir an önce iyileşmeye bakın ya da sürün bütün avcıları kurt kapanlarına! Söyleyin o kırmızı başlıklı kıza, dikkat etsin kurt kılığında gezinen aşağılık insan ırkına!

Üşüyorum ben. Belki bugün bir barakada geçireceğim geceyi. Üstelik ayaklarım çıplak ve bu yüzden kimsenin yüzü bile kızarmıyor. Yoksa bu gezegen dört kitabın indiği o gezegen değil mi artık? Sefilliğime bakıyor da üç kuruşluk keyiflerine şükrediyorlar.

İnsan insana nasıl cehennem olmasın? Her nedense bütün nimetleri cennete istiflemişler. Oysa bu yeryüzü sofrasında taşa tutuyorlar beni ? İmanımı sorgulayıp içten içe yüzüme tüküren adam, kendi suretine altın varaklı aynalardan bakıyor.

Sadece Kendi Ocağınıza Düşen Ateşi Mi Tanırsınız?

Sanırım bir ucu dünyaya sıçramış olan bu cehennem ateşini gözleriniz görmüyor. İblisi uzaklarda, katranı öte geçelerde düşlüyorsunuz. Oysa gördünüz diri diri yakılan insanları. Sadece kendi ocağınıza düşen ateşi mi tanırsınız? “Evlerden ırak” dediğiniz ne varsa eşikten içeri girmiş. Buna dense dense insanlık helakı denir ve sizler kendi tufanınızda boğulalı çok olmuş.

Üşüyorum diyorum anlasanıza! Geçen yıl oğluma ayakkabı alamadım diye kendimi asmıştım, ne çabuk unuttunuz? On beş yaşında genç bir çocuktum ve kırk beş aşağılık şeytan tarafından tecavüze uğradım. Ve sizler hala insan diye mi anarsınız kendinizi? İnsan dediğin varlığın bir sesi soluğu olur. Yoksa sizler Habil’e değil de Kabil’e alkış tutanlardan mısınız?

“Oku!” diye başlamıştı her şey: oku! Sonra ne oldu da kesiliverdi yankısı dünyadan? Bakın şu havaya, bakın da utanın kendinizden! İnsan neden don tutar bu sıcak havalarda? Dışarıda hava o kadar melun ki, cennet bahçesinde ademin aklını çelen kâfir bir şeytan gibi kanunsuz düşler uyandırıyor içimde. Peki, beni bunca üşüten kim ola dersiniz?

 

Günay Aktürk

Read more