Beyni Boşa Almak

Beynin Geviş Getirmesi

Beynin Geviş Getirmesi

Beynin Geviş Getirmesi

Beynimiz üç katlı müstakil bir ev. En alt katta yönetici (sürüngen beyin) oturuyor. Günlük hayattaki kimi önemli kararların uygulanmasından sorumlu. Üremek, barınmak ve savaşmak gibi. Düşünen bir akla sahip olması, ilgi alanlarının sınırlarını da artırdı. Yani işini ciddiye alıyor. O bir nevi Sabri Bey.

Katı kuralları vardır onun. Ona bir şeyler vaat ederken iki kez düşünmeli. Beş basamaklı bir merdivende bile fazladan iki basamak daha arzular. İstifçidir. Arzunun da kendine özgü bir istifi vardır. Belki adını oburluk koyabiliriz bunun. Aç gözlüdür ki mahrum kaldığı her şeyin acısını çeker. Bu yüzden eline fırsat geçtiğinde aşırıya kaçar.

Mustakil binamızın en üst katındaki zarif kiracı… Bazı binaların üçüncü katı boştur. Doluysa bile varlığıyla yokluğu birdir. Binada sözü geçmez. Gelişmemiş bir cenin gibi kendi varlığından bile habersizdir.

Kimi binalarda ise yönetici odur. Sesi gür çıkar. Kimi geceler giriş kattaki o eski yöneticiye resim dersleri verir, şiirler okur, kitaplardan alıntılar yapar. Ama yöneticiliğinden ödün vermez. Onun yönetimi altındaki müstakil evlerde sevgili “sürüngen beyin” ölçülü bir muhaliftir.

En üst kattaki yöneticiye korteks diyoruz. Yani düşünen beyin. Gelişmiş ve bir dahi olmuş. O bir şeytan olsaydı eğer, uzun gecelerde yalnız yüzünüzü yalamasa bile bundan şikayetçi olmazdınız. Belki bir kırgınlık: Bir daha böylesi bir gecenin yaşanmayacak olmasının kırgınlığı!

Read more

Onurlu Yurttaşlık

onurlu insan

Bir Alıntı Bir Yorum

onurlu yurttaşlık
onurlu yurttaşlık

“İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş iptir. Uçurum üzerinde bir ip.”

Nietzsche

Onurlu yurttaşlık onursuz yurttaşlıktan daha zordur çünkü özel çaba gerektirir. Onursuz toplumların onur kazanması da bu yüzden zor.

Hiçbir ideolojinin dünyayı değiştireceğine inanmıyorum. Belki zaman zaman insanlık onurunun kazandığı, bir dizi haklara sahip olduğu dönemler görülebilir. Ama uzun sürmez bu olay. Bu bir geriye dönüş çabasıdır.

Peki neden? Çünkü insan, kitleler halinde aslaklığın peşinde. Çünkü içi boş tembel bir kafatası. Önüne bilimsel verileri koyarsın ama o gider geleceğini yine de kahve telvesinde arar. Olmadı üfüttütür kendini. Hakikati binlerce yıllık metinlerde arar. Kendi çağının insanı değildir de ondan.

Güce ve üstatlara tapar. Doğasında vardır bu. Vahşilik doğasında vardır. Sürüngen beyin gelişti ve sistematik bir cellada evrildi. Kimisi zevk alır öldürürken. Kimi bir dava uğruna yapar bunu. İnsan, hangi sebeple olursa olsun bilinçli cinayetlerini sürdürdükçe beklenen düzen gelmez. O her zaman hırslarına yenilecek.

Bunun tek bir yolu var. O yolu Nietzsche bulmuştu aslında: “üstün-insan“a evrilmek. Elimizdeki bu insan modeliyle bu iş sekteye uğruyor. “Düşünen Hayvan” insana evrildi ama dibi tutmuş bir yemek misali karasını hâlâ atamadı özünden. Üst insana geçtiğinde o karadan da kurtulacak. Onurlu insanlık menzile giden yolda bir geçit.

Ülkenin düşünmesini bilen aydın insanları milyarlarca insan kalabalığının arasından çıkabilmiş üst insan adayı. Tıpkı bilimi, sanatı ve insanlık onurunu korumaya çalışan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri gibi…

 

Günay Aktürk

Read more

Bir Gönül İki Sevda

bir gönül iki sevda

Bir Alıntı Bir Yorum

bir gönül iki sevda

“Gerçekten de bir gönül iki kişiye birden sevdalanabilir miydi?”

İntibah
Namık Kemal

Üremenin ve hayatta kalmanın bilgisi genlerimizde mevcut. O emirle çocuk doğurup insan neslini sürdürüyoruz. Ama sadakat, milyonlarca yıl sonra yaratılan medeniyetin emri. Yeterince zaman geçerse, bir seçilim mekanizması olarak evrimin altın kurallarından biri olabilir mi? Sanmıyorum. Sadakat evrimin umurunda değil. Hayatta kalmasına yarar sağlayacak bir özelliği yok çünkü.

Kendi doğamızla savaş halindeyiz. İnsan insanı kıskandı. Eşini bir başkasıyla paylaşmak istemedi evet. Ama bunu ahlaksal nedenlerden yapmadı. Erkek, içgüdüsel olarak doğacak bebeğin kendine ait olduğundan emin olmak istedi. Çünkü yıllarca o çocuğa bakacak ve vereceği emeğin ve çabanın kendi dna sına verileceğinden emin olmak isteyecekti.

Kadın da sadakat umdu kocasından. Çünkü hem kendinin hem de çocuğunun geleceği teminat altında olmalıydı. Bu yüzden bir kadın en fazla acıyı, kocası başka bir kadınla cinsel ilişkiye girdiğinde değil, ona aşık olduğunda çeker. Aşk varsa terk edilme korkusu da vardır. Ama erkek için bu tam tersi. Karısının başka bir adamla ilişkiye girmesi demek, doğacak bebeğin babasının kim olacağı kuşkusunu gündeme getirir.

Erkeğin ihanet etmesi daha olası. Çünkü fazla sperm fazla çocuk demek. Mekanizma bilinçsiz bir şekilde de olsa işliyor. Erkeğin ihaneti kadında gelecek kaygısı yaratır. Bu gayet doğal. Sadakatsiz erkek, karısının sadakatsizliğini her an beklemeli. Domino etkisi. Fakat bazen de tersi de olabilir. Ekonomi en belirleyici etkenlerden biri. Her zaman olacak diye bir şey yok. Fakat çok kırılgan meseleler.

Tüm bu aksaklıkları gidermek için ahlak kurallarını yarattık çünkü evrimsel kanunlardan habersizdik. Bugün bu bilgiden haberdar olmak ise çok önemli. Sadakatsizliğin sebebini bilmek, hiç bilmemekten iyidir. İşe yarayacak bir sadakat ise bana sorarsanız, ancak bilinçle verilirse belki bir işe yarar.

Bir gönül iki kişiye birden sevdalanabilir mi? Çok olası. Önemli olan ise, hangi seçimin daha değerli olup olmadığı. İnsan çamura batmakta pek marifetlidir çünkü.

 

Günay Aktürk

Read more

Hayırlı Damat Adayı

hayırlı damat adayı

Bir Alıntı Bir yorum

hayırlı damat adayı
hayırlı damat adayı

“Bir erkek zekası, kültürü ve otoritesiyle beni büyülediği gün seveceğim.”

Özgürlük Aşıkları
Claudine Monteil

Köyün En Güzel Kızı

Hani diyorum ki devlet dairesine kapak atar gibi kapaklanmasa kimse bu söze! Sebeplerine gelince…

Çünkü şatafatlı bir geleceği telkinledik kız çocuklarımıza. Hey gidi hayırlı damat adayı hey! Zekasından ve kültüründen ötürü mü ekmek gibi kapış kapış gidiyordu hayallerdeki o hayırlı damat? Elbette hayır. Onun evi de vardı arabası da.

Köyün en güzel kızı!” misali. Güzellik eskiden ebeveynler için sağlam bir pazarlık aracıydı! Ne kadar genç ve güzelse, ailenin bakışlarındaki keskinlik o kadar sivriliyordu. Hâl böyledir ama bu aileler bu alçak takas karşılığında damada (bilmeden de olsa) şiddet kullanma yetkisi vermiş oluyorlardı. Çünkü ortada dolaylı da olsa bir değiş tokuş var.

Kız çocuğunun yaşı geçtikçe (hele ki evlenip ayrılmışsa) damadın bekar olma ihtimali o derece azalıyordu. Bu defa kel olması, hatta birazcık yaşlı olması da sorun değildi. Ama ev ve maaş şartı hâlâ en önemli teminat faktörüydü.

Çocuğunu donanımlı yetiştirmedi çünkü kendi de öyle değildi. Zekâ ve kültür aranmadı çünkü ona da böyle öğretilmemişti.

Değişti mi bu anlayış? Köy değişti sadece. Sosyal medya aldı köyün yerini. Bu yüzden güzelliklerini ve bu güzellikle yakından ilişkili olan özelliklerini köy meydanında cesurca sergileyebiliyorlar.

İlk önce aileler sorumlu. X kuşağı aileler. Ve onların ataları. Kendi çabalarıyla zekalarını geliştiren ve ayakları üzerinde durmayı başaran kadınlarımız, görüyorum ki elli yaşına da gelseler, lezzetli yalnızlıklarını ev ve arabası olan aptal erkeklere değişmiyorlar.

Ve aslında hayırlı damat adayı denilen şahsın profili de hep yadırgı imgelerle karşılık bulmuştur içimde. Ya fazlasıyla bön ya da azımsanamayacak derecede dalavereci. Zira hayırlı kelimesinin manası pek açılmamıştır. Belki de namazında niyazında olması istenmiştir. İşi gücü olsun, kurda kuşa muhtaç etmesin. Evi arabası… Bu yüzden de bu kısır döngü böylece sürüp gider…

 

Günay Aktürk

Read more

Gir Bedene Çık Bedenden – Makale Oku

gir bedene - makale oku

Bir Alıntı Bir Yorum

makale oku - gir bedene

“Bir günlüğüne de olsa başka birinin bedenine girebileceğin söylenseydi bu kimin bedeni olurdu?”

Yasak Meyve
Jojo Moyes

Ne mutlu bana ki bedenine girip rutin işleri dikizleyecegim ilgi çekici kimse yok. Eğer öyle olsaydı evimde bir fotoğrafı olurdu. Gerçi iki mağara adamıyla beraber gül bahçesinde poz vermiş gül memeli bir kadın tablosu var ama onlar dekor. Ama bazen o dekorlar ruh yatağının şelalesi olabiliyorlar 🙂

Virüs tabiatlı olsam beden ayırımı yapmazdım. Ya da liste kabarık olurdu. Veyahut: “Girecek beden olsun da!” zihniyeti hasıl olurdu. Gelgit akıllı. Ayran gönüllü. Hoş, kimi bedenler de pek yadırgamazdı bedenine girecek ruhları. Ruh olsun da canım… Biri öylesine seçmiş, ötekine hafif bir yel dokunmuş da kabul etmiş.

Başarısını mı gözlemleyeceğim? Planlarını mı ele geçireceğim? Ya da şu bilindik mesele mi? Hani o görünmez olsaydınız ne yapardınız sorusu var ya? Dizelerimde yeterince yüceldi. Bu saatten sonra kimseyi tanrı katına çıkartamam.

Aslında evrimciyim ve ruhumun yenilikle yellenen bir yelkenli olduğu doğru. En çok da bu yüzden zoru başarmak isterdim doğrusu. Zor olursa lokması da ballı olur hani. Bedenine girip bir günü onunla geçirmek yerine (benden haberi olmazsa yine platonik olur) omuz başlarından uzanıp tenini koklamak daha cazip gelir. Çayırlıktaki yeni biçilmiş taze ot kokusu gibi. Genelde eşekliğim yanıma kâr kalır da…

Ama belki yine de seçim hakkımı kullanırdım. Bir arkadaşımın altı yedi yaşlarında oğlu var. Onun ruhunu ve kalbinin saflığını hissetmek isterdim. Çocukluktan o kadar uzaklaştım ki çocuk aklıyla yazılmış bir şiirim bile yok…

 

Günay Aktürk

Read more

BEKLE CANIM (Kısa Makale)

bekle canım, kısa makale

Bir Alıntı Bir Yorum

BEKLE CANIM (Kısa Makale)

“Ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler. Bir ilişki kurulamıyordu aralarında.”

Sineklerin Tanrısı

Bekle canım, belki kıtalar yer değiştirir ya da birleşirler. Milyonlarca yıl geçer aradan. Belki başka bir can suretinde birleşirsiniz. Her şey akla hizmet etmek zorunda değil ki.

Belki, bir dahakine bu kadar zor olmaz. İlk atımda ok hedefi tutturur ve uzun yıllar paslı bir hançer gibi saplı kalmaz içinde. Hafif bir rüzgar olarak dokunur dudaklarına, kim bilir.

Güzel insanlar olgunluk çağında karşılaşmalılar birbirleriyle ve bir zahmet olgunlaşmalılar. Öncekileri yaşamın sıkı bir kıyağı olarak algılamalı. Ne kadar güçlü bir etki bıraksalar da pek çoğu mantık işi değildir.

Bizlere acı vermiş insanlar klasik kitaplara benzerler. Onlar, ideal ile ideal olmayan insan arasındaki farkı gösterirler. Bunu bilerek yapmazlar. Öyle olsa okuru bol insanlar olurlardı. Daha yarıya gelmeden sıkılıp bırakılan kitaplara benzemezlerdi.

Bu yüzden her insan biraz da dönem ödevidir bizlere!

Günay Aktürk

“Ver yiyeyim, ört yatayım bekle canım çıkmasın!” (Deyim yerindeyse güzel bir deyim: )

Read more

Gel Tanış Olalım Seninle (Kısa Makaleler)

gel tanış olalım seninle - kısa makale

Gel Tanış Olalım Seninle

gel tanış olalım seninle - kısa makale

Gel tanış olalım seninle” demenin aklıma bile ilişmediği günler…

Vakti zamanında kendimi çok parçalamıştım. İsterdim ki dünya da parçalansın benimle birlikte ama nerede bende o şans. Artık umutlu düşünüyorum. Gözlerime baka baka geçip gitti önümden zaman. O öylece giderken “dur!” diye bağırdım zamana. Durup baktı gözlerime. Onunla ne yapacağımı, onu nasıl değerlendireceğimi bilemediğimden sadece baktım.

Sana, gel tanış olalım seninle demek için erken bir saatti.

Baktı ki adam olmayacak benden: “Zaman treninin arka vagonlarında uyanırsın genç adam!” dedi. “Orası geç uyananların vagonudur. Ön vagonlar sana göre değil.

Yani öyle demiş. Ancak şimdi duyabiliyorum o sözcükleri. Ben de daldım evvelce kitaplara. Bilim öğrendim. Dinler tarihine daldım. Şiir yazdım. Romanlar kurguladım. Bu süreçte çokça taşa tuttular beni. Dilim sivrilmişti çünkü. Bazıları da dedi ki: “Sen de o ozanlar gibi yakılmaya emin adımlarla ilerliyorsun. Dikkat et!

Acele edelim, vakit dar. Artık tanış olalım seninle!

Birkaç sene oldu arka vagonlarda uyanalı. Bayağı şeyler biriktirmişim. Öğrendiğim bilgiler benimle mezara giderse gözüm açık kalır. Ben de işi büyütmeye karar verdim. Bilgiyi paylaşmak tüm canlılığın en büyük “dini” olduğunu fark ettim. Bir defa uyandıysam eğer, diğerlerini de dürtme zamanıdır. Sonunda yakılacak olsam da…

 

Günay Aktürk

Read more

Kilise Yoktu Camiye Gitti – Kısa Makaleler

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

Güçlü Ve Zengin Olmak İstiyorsan

güçlü ve zengin olmak istiyorsan

“Güçlü ve zengin olmak istiyorsan ya kiliseye gir, ya denizlere açılıp tüccarlık sanatını icra et ya da sarayda krala hizmet et.”

M. Cervantes

Kilise yoktu camiye gitti. Daha bir çok şey gibi denizcilikten de anlamadığı için vaaz verip kendi cemaatini yarattı. Ama içinde kalmıştı bu. Çok çalışıp önce bir saray kondurdu oldukça manalı bir yere sonra da orta yollu bir tekne aldı kendine. Orta yollu canım, isteyen herkes alabilir. Tekne var, teknecik var. Göt kadar bir zeytinlik almak için kim bilir kaç yıl daha çalışmam gerekecek benim. Şimdi ülkenin bile değil, dünyanın sayılı zenginleri arasında o.

Hz İsa yeryüzüne inse Vatikan’da oturur muydu? Hz Muhammed köşke saraylara itibar eder miydi? Onlar öyle ya da böyle bir düzen yarattılar. Birileri ilk çileyi çeker, kaymağını ise ardılları yer ve bu yüzlerce yıl sürer gider.

Alın terine ne kadar itibar ettiğinizle alakalı. Bugün otobüste adamın biri “Ben Allah’tan korkarım.” diyordu boyuna. Ben de tam karşısındayım. Durdum duramadım, Allah’tan değil vicdanından kork dayı, dedim. Ağzımın ayarı yok. Kaşları dikildi ve, o ne demek yeğenim, dedi. Bir gün inancını kaybedersen seni kötülük yapmaktan kim alıkoyacak, dedim. Devamı başka bir makalenin konusu. Ama şuna gönülden inanıyorum ki, yoksul ve erdemsiz insanlar zengin olmasınlar!

 

Günay Aktürk

Read more

Kavra Kırbacın Sapını

kavra kırbacın sapını
kavra kırbacın sapını

Al şu zinciri ve kendi yamaçlarındaki paslı kazıklarına bağla beni. Bir gün eninde sonunda kavgasını yapacağız nasıl olsa. O güne kadar en derin çukurlarında demirleyip azgın kasırgalarına bırakıyorum bu yelkenliyi!

Kavra kırbacın sapını, kesiver cezasını erdemli davranışlarımın. Şimdiden kara bulutlarını serbest bıraktın, gökyüzüm çamurlu ya, yine de tam gezmelik! Öyle görünür başlarda. Ama önünde sonunda fırtına çıkar. Kimin kurtulup kimin kaybolacağına fırtına karar verecek.

Her insan bir nebze yük gemisine benzer. Zamanla yolcu gemisine evrilir ve en nihayetinde savaş gemisi olarak ortaya çıkar. Bazen de öyle olmaz. Bir sandaldır o. Denize fazla açılmamışken: “Bu sandalın kürekleri tuzlu sulara dayanamıyor artık!” deyip bırakır kendini kara sulara.

Elimizde (Nietzsche’nin deyimiyle) evrim kuramımız var. Ve bu evrimin dişiler hakkında neler söylediğinden haberdar mıyız? Kadın da bir dişidir ama insana doğru evrimleştikçe kadınlaşıyor. Görünen o ki sırf medeniyetimizin bir dizi getirilerinden ötürü evrimin bazı maddeleri saf dışı kalmış durumda. Kadınlarımızın (ev bekçisi) olma zorunluluğu gibi. Kadın artık kazanabiliyor. Onu dört duvar arasına sıkıştıran zihniyet Orta Çağ zihniyetidir ve kadının hiçbir derdine deva olamaz. O kadar!

 

 

Günay Aktürk

Read more

Abone Ol

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id=”1″]

Read more