Hayvanca Sevmek Gerek

hayvanca sevmek gerek

Sevmek Duygu İşidir

hayvanca sevmek gerek

Düşüncenin dile getirilmesine benzemez sevmek. Duygu işidir o ve her duygunun dilde bir karşılığı yoktur. Kelimelere dökülmese de olur. Bu yüzden “anlatma göster” denir.

Kelimeler duygulardan sonra yaratıldı. Yani, daha ortada sözcük yokken duygular vardı, demek oluyor bu. Hayvanın doğallığı buradan gelir. Çünkü onun kelimesi yoktur. İdeolojisi; “ama”sı “fakat”ı “lakin”i yoktur. O da kıskanır elbet. Dişlerini gösterir, pençe atar… Rakiplerden hoşlanmaz. İnsan ile hayvanın en eski ortak noktalarından biri de bu olsa gerek.

Severken hayvanca sevmelidir insan! Doğal olmalıdır. Amasız, fakatsız, lakinsiz ve kinsiz… Aklın insana yakın duran marifetleri özgürce sergilenmelidir.

Duygular düşüncelere benzemez. Hatta düşünceleri yaratan da duygulardır. Duyguları temiz olanın düşünceleri de temizdir.

Şairler hayvana en yakın duran kesimde yer alırlar. Birine dokundukları zaman “düşünce” masadan sessizce kalkarken duygular zarafet kostümleriyle geceyi şereflendirirler.

Bunu elbette herkes ne yaşayabilir ne de yaşatabilir. Aklın düşünce orduları hedefe yoğunlaşmıştır. Şehrin içlerine kadar girip bayrağı surların üzerine dikmeye yoğunlaşmıştır. O gecenin başka anlamı yoktur.

Ama gelişmiş bir hayvandan başkası değildir bu insan. Dünyayı düşüncelerinizle yorumlasanız da sadece duygularınızla görebilirsiniz.

Araba kullanmaya benzer biraz da sevmek. Üçüncü vitesten yukarı çıkamayan ama kendini hız delisi sanan bir meczup! Her ne yapıyorsa üçüncü viteste yapar. Motorun bütün gücünü kullanmak cesaret gerektirir. Sevgi de cesaret işidir. Arabayı yakman gerekiyorsa o araba yakılmalıdır. Yolda kalmışsın, alabildiğine susuz, dudakların çatlak ve miden karıncalı… Bu aşktır.

Günay Aktürk

Read more

Yalnız Sana Geleni Arzula

yalnız sana geleni arzula

Arzula Ama Nasıl?

arzula

“Sana Gelen Her Şeyi Bekle Ama Yalnız Sana Geleni Arzula!”

Andre Gide

Diyeceksin ki “Ama gelmiyor!” Adam da zaten bunu bildiği için onu arzulamayacaksın diyor. Sanki senin kimi arzuladığını bilmiyor Gide! Ha diyorsan ki gelen giden yok, o senin beceriksizliğin canım, bizi ırgalamaz. Bizi ırgalayan, trafiğin yoğun olduğu durumlar. Gelenin gitmesine izin verme o zaman. Acaba gelen de bir başkasından geldiği için mi gidiyor! Fırsat vermiyorsun ki dinlensin arada…

Sana gelen her şeyi bekle!” Belki adam başka bir şeyden bahsediyor. Sen yine kapını açık tut ve yalnız gelene kahve pişir, diyecek değil ya! Öyle ya! Randıman evi mi bu canım her şeyi bekleyeceksin. Gelen kim, it mi kurt mu? Ama insan da tam olarak bu değil mi? Kapı çaldığında adı davetliler listesindeyse şeref duyuyor bundan.

Hâlâ gelmemiş olması, gelmeyeceğine delalet değil. Arzunun nedeni de bu zaten. Olasılık matematiği. Sıfıra yakın bir ihtimaldir ama sıfır değildir. Basket oynuyorsun, yüz atışın yüzü de başarısız… Ama ihtimal sıfır mıdır? Asla basket olmayacak mı? Bir sonraki atışın da aynı sonuç vereceği belirsiz olduğu için ihtimal sıfır değildir. Peki, ne zaman kesinleşir gelmeyeceği? İki taraftan biri öldüğü zaman.

Kapının kilidini sök ve kendine bir fincan kahve yap. Yanında biri varsa onunla gül. Onu doyur. Ona güzel kok. Ona ulaş. Bu kadar doyumsuz olma. Gerçek olan tek şey “an”da yaşananlardır çünkü. Uzakta bulanık gibi duran o muhteşem görüntüye ihtiyacın yok. Yanında olanın da bir gün gidebileceğini bilerek yaşa. Kendine tahammülün olsun biraz! Eğer bir seçimin eşiğindeysen, köpeği itten, kurdu kuduzlusundan ayırmayı bil.

“Bedenimi satarım ama ruhumu asla!” sözünün anlamı çok büyüktür. O kapıdan yüzlerce kişi girip çıkar da kaçından kaçı kalır? Çoğu zaman kimse kalmaz hatırda. Yıllar yılları kovalarken ruhun gerçek bekçisi hep oradadır. Bu yüzden unutulmaz. Beden kirliliğine de inanmıyorum. Ruh zamanla kirlenebilir ama beden temiz kalır. Sırf ruhumuz aç kalmasın diyedir bedenimizin yıpranması…

Son sözümdür şu: Bir gün gelirse de elindeki zincirleri atmalısın. Elinde tasmayla gezinenler birbirlerinden çabuk sıkılırlar. Bütün isyan eylemlerinin temelinde özgürlük tutkusu yatmaz mı?

Günay Aktürk

Read more

Benden Sonra – Makale Oku

benden sonra

Bensiz Yaşlanırken...

benden sonra

Umarım benden sonra, benim olmadığım bir dünyada yaşlanmayı beklersin. Ah hayır! Sevgililerin her zaman bir alternatifi vardır. Beyaz atlı prenslerin, deniz kızlarının alternatifi vardır. Çünkü ölen nikah memuru değildir de ondan. Kimse kimseyi mezara kalbiyle beraber gömmez. Ölen, ihtiras değildir çünkü. Saygı da altından sandıklara kilitlenir en fazla. Tutkunun kendini kapatacak yeni bir kafes bulacak olmasına şüphe yok.

Benim olmadığım bir dünyada yaşlanmak canını acıtacak. Çünkü bir gece yarısı saldırıya uğramış çırılçıplak bir kadını kucaklayıp evine götürebilen bir adam bu karşındaki! Sana bağımlı bir adam: Seni kendine şırınga etmeden de asırlarca yaşayabilecek olan…

Güven ve dostluk, tutku tabutlarına çakılmış güçlü çivilerdir. Dünya dediğin, ihtiras tabutlarının kapakları açıldığı için bu kadar tehlikeli. Belki yüzümü bile hatırlamayacaksın. Benden sonra, bensiz bir dünyada yaşlanırken aklında kalacak tek şey o çiviler olacak çünkü. Bu yüzden umarım senden uzun yaşarım!

Beni bir tek sen affettin. Kaptan yolcusunu umursamamıştı çünkü ufuktaki sayısız limanı görmüştü. Bu da senden aldığım en büyük ders olarak kaldı.

Yolculuk ettiğim bütün otobüslerin çeşitli kusurları vardı. Ben de epey kusurlu bir yolcuydum. Valizimi çaldılar yarı yolda. Kirli çamaşırlarım saçıldı ortalık yere. Onlarca kez denize atılmışlığım vardır. Son sözleri ise, biletimin daha iyi gemilere layık olduğu türünden saçma sapan sözlerdi. Herkes mutluydu benden sonra

Pek çok fikir tutkulu bir yanılgı üzerine inşa edilir. “Belki bir gün…” denir ve beklenir. Can çıkar ama umut çıkmaz. Yıllar geçer ve umudun koyu gölgesi kalır geriye. Her aşık muhtemelen o avanak tebessümüyle gömülür toprağa. Ve pek çoğu da kırkı çıkmadan unutulur. Ama bazen birilerinin üşümesi sanılandan uzun sürer.

Çivilerimi çok derinlerine çaktım. Yine de gerçekçi olalım. Benden sonra bile su akmaya devam edecek. Yavaş yavaş böyle bir insanın yaşadığını dahi hatırlamaz olacaksın. Ama bir akşam pencerene vuran yağmur damlaları ya da yaprakları hışırdatan rüzgar beni sana yeniden hatırlatacak.

Günay Aktürk

Read more

Evlilik Garabeti

evlilik ve ortaklık teklifi

Evlilik Ve Ortaklık Teklifi

evlilik ve ortaklık teklifi

“Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede ( abartmıyorum ) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da… Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan…”

Nedir bu dayatmalar? Erkeğin muhakkak kadından yaşça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi… Olmaz, yürümez diyor toplum… Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın… Ya da yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı… Eğitimde de böyle…”

Can Yücel

evlilik

Kırmızı köynekli adam adet yerini bulsun diye sormuş bizimkilere: Bu işi kabul ediyor musunuz arkadaş? Evlilik halleri işte, cevabını bildikleri soruyu sordururlar mı? Cevap hiç şaşmaz. Belli ki önceden ağız birliği etmişler.

Ersin benim canım ciğerim. Seda’yı da severim, bilir. Bunlara dedimdi baştan: “Ben sizin dostunuzum acı acı konuşurum! Babaazın ağzına ballı şeker koysunlar, teoride iş görüyorsunuz ama pratikte yine eğitim zaiyatısınız!

Evlilik teklifi nasıl edilmişti? İnanın bilmiyorum. BENİ ÇAĞIRMADILAR. Tesadüf eseri çekilmiş bir videoda gördüm. Aceleye gelmiş de yan yatmış çamura batmış filan. İşin tuhaf yanı o ki kızmıyorum da. Bu dostluğu sorgulamaya yetecek düzeyde delil sayılmaz bu. Nikaha da çağırmadılar. Olsun, yol uzak. Ankara Neree Mersin nere. Şimdi diyor ki: “Nikaha gelmezsen fena gönül koyarım!” Allah Allah (!) Son dönemeçte beni fark etti. Halbuki hiç ses çıkarmamıştım.

düğün davetiyesi

Bu satırları yazarken, tam da üstteki cümlenin son noktasında kapı çaldı. Komşumuzdu, düğün davetiyesi getirmiş. Yoo bunu bir yere bağlayacak değilim. Baba Nazım’ın dediği gibi, dünyada ne garabetler var da ne garabetler var azizim : ) Biz konumuza dönelim efendim.

Ne diyordum? Hah! İnsan neslini sürdürüp dünyayı kurtaracaklarmış. El alem nice güzellemeler yapar böyle zamanlarda. Kardeşim bir ömür mutluluklar filan! Anneannem öldüğünde ben de akrabalarla beraber namaza durmuştum ayıp olmasın diye. Oradan dersimi ezber ettim bir kez.

Ben evliliğe karşıyım arkadaş. Ha, yine mutlu olun. Sabahları sevgiyle uyandırın birbirinizi. Birbirinizin kalp onarıcıları olun. Madem bu poku yediniz, akşamları bir de üstüne mum ışında şarap için öyleyse, aşk dizelerini haykırın ve yine bir ömür sevin sevişin… Ben geldiğimde de kapıyı açmamazlık etmeyin.

Evliliğin bunaltıcı eylemlerinden uzak durun. Birbirinize nefes alacağınız oksijenler yaratın. Ne demek bu? İki tarafın da kendi dostları olacaktır. Yedi yirmi dört de şarap içip sevişilmez ki. En başta güven geliyor tabii. Güven, sevginin mimarıdır sonuçta.

Biliyorum efendim, biliyorum. Erkek türünün en olgun neferlerinden biridir Ersinim. Seda’m da belki bu yüzden en şanslı kadınlardan biri. Haybeye nutuk atmıyoruz arkadaş. Cidden mutlu olduğunuzu gördükçe insanın gözleri doluyor. Girin bakalım adına “evlilik” dedikleri o modern mağaranın içine canım kardeşlerim! Bu yalnızlık geçidinin kapısını ben beklerim! İkinizi de çok ama çok seviyorum. Lâkin bu, düğününüze çelenk göndermeyeceğim anlamına gelmiyor.

 

Günay Aktürk

Read more

Kırmızı Sınır Çizgileri – Makale Oku

Kırmızı sınır çizgileri

Ne Umuyordun

Geçen gün sohbet esnasında dedi ki bir arkadaşım, polisti eski sevgilim. İki senenin sonunda ayrıldık. Sürekli tartışıyorduk gibisinden bir şeyler söyledi. Anlaşamamışlarmış!

Fikirler mi çatıştı? Kırmızı Sınır Çizgileri mi geçildi? Ne olmasını beklediğini düşündüm bir süre. Ne umuyordu ki? Hem de koskoca iki sene! Genele yaydığımızda mesele polis olması değil. Koyun ile kurt koyun koyuna girmez o başka. Ama beklediğin neydi tam olarak?

Belirsiz Sınır Çizgileri

kriter

Bazı insanların dişe dokunur kırmızı sınır çizgileri yoktur. Varsa da belirsizdir. Çoğu kadın için para ve güç ön planda. Hele çoğu erkek o kadınları solda sıfır bırakır bu işte; Onun kriteri bakirelik. Evindeki uslu dursun ister. Zaten sadakat hep tek taraflıdır ve her zaman kadından istenir.

Ama bunlar kriter değil ki. Hayal kırıklığına uğramış insanlara, ne olmasını bekliyordunuz, diye tekrardan sormak istiyorum. Sizin kriterleriniz sadece yaşamı idame ettirebilme ve cinsel acı çekmeme üzerine kurulu. Kimse vermekten yana değil aslında, herkes almaktan yana.

Bu toplumda gördüğüm hakikat şu: İnsanların kalın hatlı, gözle görülür kırmızı kriterleri yok. Her güne birkaç kavga sığdırılan ilişkilerin üzerini en başından sil gitsin. Onlar birbirlerine zaten yük. Kriter olmayınca yönelim sadece duygusallığın ve cinsel açlığın doyumuna doğru kayıyor. Etkilenmek, hele ki tutkulu bir aşka doğru yönelen yoğun duygular, aranılan kişinin o olduğu izlenimini yaratıyor. Zaten aşıksanız muhtemelen hayatınızın anlamı o değildir.

Bu makalenin henüz evlenmemiş çiftlere özgü olduğu da söylenebilir. Burası az gelişmiş bir ülke. Beyinler düz kontakla çalışıyor. Fazla umuda kapılmadan çevreyi şöyle bir kolaçan etmeli önce.

Gönül Mühür Tutar Mı?

Kırmızı sınır çizgileri

Yatak, ilişkinin sonraki evrelerinde başlamalı. Üstün erdemlere sahip bir ırk değiliz, ondan yani. Sohbet etmekten lezzet almıyorsan, kahvenin yanına bile yaklaşma. 22 yaşındaki komşu kızının nişanlandığını duydum. Ne güzel balkonda kitap okuyordu. Niye bu yaşta nişanlandırdınız, dedim annesine, kendi istedi dedi. Sevmiş de onu seçmiş!

Tek neden bu mu yani? Sevmek biraz karışık bir durum. Bir kez (O yaşta) sevince gönül mühürlenir miymiş? Sevginin yanına aparat ekelemeyi bilmiyor insan. Ee çocukları böyle yetiştirmiyor muyuz biraz da? Yurt yuva diyoruz, ev kredisine doğru akan bir şelale şeklinde.

İnsanların kendi akıllarıyla karar vermeleri otuz yıl sürüyor. O da şansları varsa. Hiçbir yörüngesi olmayan kalabalıklar yaratıyoruz.

Aynı evin içinde insan nasıl da yabancıya dönüşüyor! Eşinizin kendine katlanabilme çabalarına ortak olacaksınız. Aynaya baktığınızda iki surat göreceksiniz. Kendi iç sesinizin yankısına bazen onun yankısı da karışacak. “Bir idim iki oldum, hangi “ben”le uğraşayım” meselesi. Üç balkonlu evin iki balkonu kilitlendiği için oluyor bunlar.

Makale o kadar uzadı ki bir türlü sonu gelmiyor. “Benle de lafa doyum olmuyor!” dedim az önce kendi kendime. Sen kendine yetmezken bir başkasına nasıl yeteceksin! O kendi sesine sağır ki senin cana gelip konuşmanı bekliyor. Elbette benim gibi delirmeniz gerekmez. Hele şöyle bir dolaşıp gelin bakalım madem : )

 

Günay Aktürk

Read more

Deli Dumrul ve Yunus Emre

Deli Dumrul ve Yunus Emre

Dede Korkut Destanı ve Deli Dumrul

Deli Dumrul, kuru bir çayın üstüne köprü kurmuştur. Geçenden 20, geçmeyenden döve döve 40 akça alır. Bu “kuru” Moğolca’dır ve “susuz, kuru” anlamına değil, “coşkun akan” anlamına gelir.

Deli Dumrul bir gün ağlayıp şıvan eden bir oba halkına rastlar ve sorar: “Mere kavatlar! Benim köprümün yanında ne ağlarsız, neye şıvan edersiz?” Derler ki bir yahşi yiğidimiz öldü ona ağlarız. Deli Dumrul sorar: “Mere yiğidinizi kim öldürdü?” Dediler “Vallahi Allah Taala’dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail ol yiğidin canını aldı.

Deli Dumrul aydur: “Mere Azrail ne kişidir ki adamın canını alır?” Dumrul’un bu sözü Hak Teâla’ya hoş gelmedi. Azrail’e buyruk eyledi ki “Ya Azrail var dahi kavatın gözüne görün, benzini sarart, canını hırlat, al.” Al kanatlı Azrail gerçekten Deli Dumrul’un atına görünür, at ürker, Deli Dumrul’u yere vurur. Al kanatlı Azrail Dumrul’un göğsüne konup canını almak ister. O vakit Dumrul sorar: “Sen benim canımı neden alıyorsun?

Azrail’in Tanrı Teâlâ’nın emri ile can aldığını öğrenince der ki: “O zaman sen aradan çık, ben Tanrı ile söyleşeyim.” Deli Dumrul Tanrı’yı metheder, ona yalvarır. Bu Tanrı’yı memnun eder. Azrail’e emir verir ki: “Deli Dumrul can yerine can bulsun, kendi canı azat olsun.

Dumrul babasına varır can ister, babası vermez. Anasına gider, anası: “Can tatlıdır oğul, karından iste.” Der. Karısı: “Bir canda ne var ki anan baban sana vermemişler, benim canım sana feda olsun.” Der. Bu, Tanrı’nın hoşuna gider. Azrail’e emir verir ki ana ile babasının canını alsın.

Dede Korkut Destanı’nın Deli Dumrul Hikayesi.

Deli Dumrul ve Yunus Emre

Yunus Emre Divanı

Yunus Emre’nin sadeleştirilmiş bir şiiri:

“Azrail kim oluyor ki benim canımı almaya kalkışsın
Ben onun canıma kıymaya kalkışmasını kendisine zindan ederim

Azrail kim oluyor da canımı almaya kalkışıyor
Ben can sahibi ile orada anlaşarak geldim

(Ey Tanrım!) Bana sen canımı verdin
Sonra Azrail’e git canını al diye buyurdun
Ben senden başka kimseye emanet vermem

Azrail gökten inip seni tutunca
Atadan anadan fayda olmaz
Halktan kimse de onun (Azrail’in) heybetini duymaz
Halktan da yardım gelmez

Yunus Emre

 

Yukarıdaki Deli Dumrul hikayesini bilmeden Yunus’un bu dizeleri anlaşılmaz. Öyle anlaşılıyor ki Dede Korkut Destanı’nın Türk kültürüne etkisi sandığımızdan kuvvetli olmuş. Yunus Emre’nin şiiri, Dede Korkut Destanı’nı 13. Yüzyılda yalnız kendisinin değil, onun çağdaşlarının, okuyucularının da iyi bildiğini gösteriyor.

Hem halk kültürünü, hem de medrese kültürünü iyi bilen Yunus Emre, tıpkı Nasrettin Hocamız gibi marjinal bir tip olarak ortaya çıkıyor. Hoca, nasıl koca sarığı ile yukarı kültürü ve altındaki eşeği ile köylü kültürünü temsil ediyorsa, Yunus Emre de hem halkın, hem de medresenin ve beyler düzeninin kültürünü şiirine yansıtmakla marjinal bir tüp oluyor.

O hem omzunda alıç heybesi ile bir köylüdür hem de kent hayatının içinde yaşayan yüksek kültür temsilcisi. Bu iki arada olmak, Yunus’a her iki kültürü de iyi tanımak, iki kültüre de eleştirel bakabilmek olanağı sağlıyor. Yunus hem: “Yediği yoksul eti, içtiği kan” olan beyleri, hem de “yoksula bir yufka vermeye kıyamayan” halkı kınar.

 

Kaynak: Mayıs 2021 Bilim ve Ütopya Dergisi

Read more

Cehalet Bilincin Kabusudur

cehalet makalesi

Bir Alıntı Bir Yorum

Cehalet bilincin kabusudur

“Kendi yaşamınızı inşa etmenin ötesinde yaşamın başka amacı yoktur.”

Jean Paul Sartre

Yaşamı olumlamak gerek. Mutsuzluğun kökenini düşünüyorum da, sanırım başat nedeni bu dünyaya ait olmamak. Daha burayı çekip çeviremeden öteki taraftaki rahatımızı düşünüyoruz. Oraya dair ortaya atılan kurallar, burada sürüngen hayatı yaşamamıza neden oluyor.

Aslında daha da kötüsü oluyor. Kolsuz bacaksız, bedensiz ve ruhsuz bırakıyoruz kendimizi. Kendini reddeden başka can yok insandan başka. Kendi bedenini şeytanın yuvası olarak gören kara fikirler yaratıldı. Arzularına düşman, bedenine iğrenerek bakıyor. Düşmanın adına nefis diyorlar ve güzele ait ne varsa onunla dolduruyorlar içini.

Kendinizi sevmeyin demeye getiriyorlar. Yalnızca kulluk edin. Kahkaha atmayın. Diyorlar ki burası sınav yeri. Burada gördükleriniz sahte güzellikler! Meyletmeyin. Madem geçici, ormanları yakmakta sorun yok! Melekler hayvanlara değil, Adem’e secde ettiler! İnsandan aşağı görüyorlar insanın dostlarını. Hayvanın ruhu yok! Ruhu olmayanın payına zulüm düştü! Hayvanı sevmeyenin insanı sevmesi beklenemezdi!

Ellerinde hali hazırda bir kıyamet var zaten. Bir gün kopacak, diyorlar. Kendi tanrılarının yakıp yıkarak yok edeceği bir gezegeni sevebilmeyi elbette akıl edemezlerdi. Domuz haramdır dedikten sonra domuza düşman kesilmek gibi!

Ne oluyorsa bu dünyanın içinde oluyor. Her şey her şeyle etkileşim halinde. Her nesneye aşk ile bakıp kendinden bir parça görmek için bilgi gerek. Şah damarından da yakın olan şey Tanrı değil, atomlar! Sizler bu gezegende, bu gezegenin malzemeleriyle doğdunuz. Gördüğünüz her şeyin malzemesi sizinkilerle aynı.

Kalp denilen şey beyinsel faaliyetler. Acı oradan. Aşk oradan. Düşünce oradan. İnsan önce vücuda geldi, sonra inşa etti kendini. Varlık elbette özden önce gelir. Ey en derin uykuların gafili! Cehalet bilincin kâbusudur!

Bilgi mutsuzluk getirir diyorlar. Ama cehalet de kendine yabancılaştırır! Sevmek eylemini varlığın özünü bilmeden nasıl başarırsın? Kendini tanıyan evreni tanır. Yabancı şehirlerde insan huzurlu olabilir mi kimseyi tanımadan, eşi dostu olmadan?

Sokaktan geçen kediyi can gözüyle görebiliyorum. Ve ortak bir ataya sahip olduğumuzu da biliyorum. İşte benim mutluluğum! Onu sevmem için onu anlamam gerek!

 

Günay Aktürk

Read more

Aşk Yolunda Bir Melami Dervişi

melami dervişi günay aktürk

Yalnızca Ateş Ve Kül

melami dervişi

İkimiz de bir yolun yolcusuyuz.
Ben, aşk yolunda bir melami dervişi,
O, gerçeğe sırt çevirmiş bir düş yorumcusu.
Ben bütün umutlarımın ipini kestim de çıktım bu yola.
O, vaat edilen verilmezse orucunu bozma niyetinde.

O, kendi cennetini yasak ağaçlarla donatma çabasında.
Ben ise çoktan göze aldım firarı.
Kalan da giden de hak ettiğini yaşayacak.
Benim ne yedi katlı cehennemim var
Ne de sürgün işi bir dünyam.
Oysa yüreği kainat olan dervişten
kimse uzaklaşamaz!

Kurban niyetine aşığını kesecek o.
Hırsının lekeleyeceği güle merhamet göstermeyecek.
Benim devrim ise sırrına vakıf olamadan daim olacak…
O haydut kendi dikeniyle kanatacak gülü,
Oysa benim can gözüm hep karanlıklarda kalacak.

Yine de fazladan kesilecek onun payı.
Menzilin kapısına ilk o varacak.
İlk o dokunacak surlarına.
İlk onun teninde esecek bahar yelleri.
Ruhum menziline ermeden
talan edilecek o mabet!

Kalacak vakit dolduğunda
Yalnızca ateş ve kül!
Ona cani, bana derviş denecek.
Ama ikimizi de aynı böcekler sıçacak!

Günay Aktürk

Read more

Ruhun Menopozlu Halleri (Makale Oku)

ruhun menopozlu halleri

Kadına Teşekkür Ederiz

ruhun menopozlu halleri

Henüz yirmi yaşındayken evlenme teklifimi geri çevren o kadınla bugün karşılaşsaydım çok teşekkür ederdim ona. Eğer evlenseydim bu mutsuz bir evlilik olurdu ve muhtemelen ayrılırdım. Ruhum henüz menopoz dönemlerine girmemişti.

Uzun soluklu bir ilişkiyi sürdürememe halini insan o yaşta kavrayamıyor. Kendini tanıyamadan bir başkasını tanıma isteğine bir tür “kalkışma hareketi” diyebilir miyiz? Aslında insanlarda önce tanıyıp arkadaş olma isteğinden bile söz edemeyiz. Yirmili yaşlarda verilen bu karar daha çok ev bark sahibi olma üzerine kurulu.

Kendi iç çatışmalarımız nihayete ermeden bir başkasına yük olmamalıyız. Başkasının yükünü de kaldıramaz böyle bir insan. Bu yüzden ayrılığa varmıyor mu sonu! Son on beş yılıma bakıyorum da nasıl bir kasırgaya yakalanmış ruhum. Gelgit halleri. Kendime bir tanı koyacak olsaydım, bu, yakın zamana kadar bipolar bozukluk hastalığını yaşadığımı fark etmek olurdu. Evet! Bipolar bozukluk! Ama bu ruhsal hastalığı atlatacak kadar güçlü olduğumun da ayrıca farkındayım.

Hala gelgitler olsa da, yoğun çalışmalar nedeniyle delirmeye fırsat bulamıyorum. Belki daha sonra. Erkeklerin de menopoza girdiklerini söylüyorlardı geçenlerde…

Şimdi kısa bir analiz yapalım. İnsan deliler gibi aşık olduğu için evlenmemeli çünkü ıslak kibritin alevi pek çabuk söner. Cinselliğini doyurmak için de yapmamalı bunu. Eğer amaç bu ise, aç bedenler için çok fazla taze et var etrafta. Tek başına yaşlanmaktan korkan birini eş diye seçeyim demeyin. Ruhsal ve zeka yönünden doymak için gelmedi size. Onun kendiyle sorunları var.

Olgun insanı olgun yapan şey her sene aldığı yaş değildir aslında. Gençliğinde akılsız bir ahmaksa ve bu ahmaklığında kararlıysa, yaşlılığın yakasına sadece ahmaklığı takacaktır. Eleştirel düşünmeyi beceremeyen insanlarla yakın ilişkiler kuramıyorum. Arka bahçesinde kendine ait bir meşguliyeti olmayanlarla da anlaşamıyorum. Sanırım bu insanlar azınlıkta. Bu sayede neden her 14 Şubatı yalnız geçirdiğimi de anlayabiliyorum:)

 

Günay Aktürk

Read more

Mükemmellik – (Makale Oku)

mükemmellik nedir

Bir Alıntı Bir Yorum

Mükemmellik, eksiksiz ve kusursuz olma durumunu ifade eden bir kavramdır. Kavram farklı bilim dallarında farklı anlamlar taşımaktadır. Matematik, fizik, kimya, etik, estetik, varlık felsefesi ve din biliminde sıklıkla kullanılmaktadır.

mükemmellik nedir

“Hayat hiçbir ölümlünün mükemmelliği yakalayabileceği kadar uzun değildir.”

Sherlock Holmes – Panik

Birileri Mükemmellik Mi dedi?

Mükemmellik! Yazarımız Doyle, o mükemmelliğin ne olduğunu biliyor muydu acaba? Hiçbir ölümlü o mükemmelliği yakalayamadıysa, ortada bir mükemmellik olduğundan nasıl bahsedebiliriz öyleyse? Önce birilerinin onu yakalaması ve neye benzediğini bilmesi gerekir ki biz de evet, zor ama ulaşılmaz değil, diyebilelim. Bence güzel bir alıntı, kulağa hoş geliyor.

“Biraz daha uzun yaşasa yakalayabilir!” demek istiyor! Öyle mi demek istiyor? Biraz daha yaşasak Tanrıyı görebiliriz, demek gibi bir şey. Onu da gören duyan yok…

Ya her şeyin sırrına erecek kadar uzun yaşasaydık, mükemmelliğin sırrına da erişebilir miydik? Bilgi insana kademeli olarak acı verir ve sonu bir yanlızlıktır. Belki sonunda Tanrı katında ulaşır insan. Farazi bir tanrı gibi belki hiçbir şeyi yaratamaz ama ne kadar aciz bir canlı olduğunu görür. Dehalar dehası olsaydı eğer, çevresinde zihnini besleyecek kimseyi bulamazdı. Onun yanında herkes bir maymun zekasında olurdu, kim bilir…

Ben katılmıyorum bu söze. Evrenin altın bir kuralı varsa, o da hiçbir şeyin mükemmel olmadığıdır. Belki de evren ve insan ve her şey, mükemmelliğe en mükemmel uzaklıktadır! (Benzer bir söz Yedinci mühür filminde aşk için kullanılmıştı)

Keşke bize bir iyilik yapıp mükemmellikten ne anladığını da söyleseydi. Ben bilimin izinden gidip mükemmelliğe inanmadığımı söylüyorum. Belki şöyle bir şeyden bahsedilebilir. Bilim ilerler ve ölümsüzlüğün sırrı keşfedilir. İnsan birkaç kez daha evrim geçirir ve hakiki bilgeliğin sırrına ulaşır. En başta yok etme tutkusunu yok eder. Yeni evrenler yaratır ve sonsuzlukta milyonlarca yıl yaşar…

 

Günay Aktürk

Makale Okumaya Devam Edin: Baba Ölmesin – Nazım’ın Çilesi

Makale Okumaya Devam Edin: Beyni Boşa Almak

Şiir Dinletisi: ORHAN VELİ – ANLATAMIYORUM

Şiir Dinletisi: Emekçi Kadın Şiiri

Read more