Zengin Koca Arayan Genç Kadına Soruldu: Ya Sen Ne Vereceksin Karşılığında?

Zengin Koca

Zengin Koca Arıyormuş İki Gözümün Çiçeği

Zengin Koca

Komik gibi görünebilir ama olabildiğince küçük düşürücü bir istek. Neden bazı kadınlar kendi ayakları üzerinde duramazlar? Neden bütün varlığını, benliğini, kadınlığını Zengin ve yakışıklı bir koca uğruna satmak gayretindelerdir?

Ağaoğlu’nun genç bir karısı vardı. Sanırım yirmili yaşların başında. Gelen tepkiler üzerine, “Faturalarımı ödemekte zorlanırken neredeydiniz?” demişti. Ah şu nefes almak için bile başkalarına ihtiyaç duyan zavallılık! Ah kendini pazar tezgahına koyar gibi fiyat etiketleriyle ruhlarına değer biçenler!

Atinalı Timon kitabında şöyle söyler Shakespeare: “Her kuyumcu aynı pahayı biçer ona. Ama bilirsiniz, pahası değişmeyen şeyler, sahiplerine göre değerlenir el değiştirince.”

Değeri olmaz kolayca ele geçirilen şeylerin. Hele nadir bulunuyorsa paha biçmek de zorlaşır. Neden gümüş bakırdan, altın da gümüşten değerlidir? Sınırlı sayıdadır da ondan. Peki, herkesin güç, güzellik ve saltanat peşinde koştuğu bir ülkede insan da artık “demir” madeni seviyesine düşmüş değil mi?

Zengin Koca arayan genç kadına soruldu “Peki ya sen ne vereceksin karşılığında?” Paranın insanı ne şekle soktuğunu bir kez daha dinleyelim dahi üstadımızdan: “Çok sevdiği para yanlışı doğru, soysuzu soylu, yaşlıyı genç, korkağı yiğit etmeye yarayan bir şeydir.

Read more

Ona Bu Sabah Söylemeliydim!

! O ateş yuvası gözlerinin yakıtı insanı diri tutuyor - Günay Aktürk

Edepsizlikte Üstüne Yoktur Edebi Sözlerin!

! O ateş yuvası gözlerinin yakıtı insanı diri tutuyor - Günay Aktürk

Ona bu sabah söylemeliydim! O ateş yuvası gözlerinin yakıtı insanı diri tutuyor demeliydim. Bu da bir yürüyüş biçimidir efendim! Üstelik edepsizlikte üstüne yoktur edebi sözlerin! İltifat bir yalan kumbarası olsa da, bizimki şair hakikatidir.

Aldatılmıştır vakti zamanında bu mevzubahis memeli türümüz. Yani değeri düşmüştür o iki dipsiz cennet kuyusunun, kusurlu bir et karşılığında. Yeterince bakıldığından mıdır nedir, şaşı bile görünür pırlanta gözler.

Et dedik, göz dedik, güzellik dedik. İnsan pazarında dengi çoktur bunların efendim. Daha iyisi her zaman bulunur. Daha dolgunu, daha irisi ve daha dirisi her zaman vardır. Pazar, etin ve suretin pazarı olduktan sonra, göz kantarı uykuda bile çalışır. Sen nefis dersin, ben insan içgüdüsü. Fakat insan insanı böyle mi seçer?

Bel altı demişti bu sabah, işiniz gücünüz bunu konuşmak. Canım, deseydim ona, vücudu neden bel altı bel üstü diye ikiye ayırıyorsun ki! Dün gece dört bölümlük bir dizi izlemiştim. Diyordu ki: “İnternete baktım, bir insanı öldürmenin detaylarını anlatan tek bir makale bile yokken internetin yarısı seks.” Bu sebepten aslında. Dünyanın dörtte üçü su, insanın üçte biri arzu.

Gözlerin bu yüzden güzel. Kalp dediğin bir “göz kırpmasında” bu yüzden çarpar. Peki, öyle olsun. Aşağı mahallenin yasaklı takımıyla bırakalım da tanrılar ve şeyhler uğraşsın. Ak sakallı ilahi leylekler nasıl yaparlar bu işi bilmem ama bizler bildiğimiz şekillerde yuvarlanıp gidiyoruz işte. Her şeye rağmen.

Günay Aktürk

Read more

İnsandır Kurban – Günay Aktürk (Şiir Dinle)

Günay Aktürk - İnsandır Kurban

Ulak Sesleri Kitap Taslağının Gözdelerinden : )

İnsandır Kurban
Şair : Günay Aktürk

En güzel şiirler serisine bir yenisi daha. Bu kez bendeniz Günay Aktürk ve İnsandır Kurban adlı şiirim. Dinle ve dinlettir.

İnsandır Kurban - Sözleri

İnsandır kurban.
Neler gelmez ki başına.
Saklar kötülüğünü kapalı kapılar.
Ve yankısı kısıktır dört duvar arasında
Binlerce duygunun.
Belki her günü tacizdir,
Belki her günü tecavüz.
Her başın bahtı aynı değildir.
Kiminde dokunaklı bir dolunay
Kiminde kara ve çamurlu yağmurlar…
Kiminde dizi dizi lağım çukuru,
Kiminde gümüşten kaldırım taşı.

Can taşıyan öder bedelini yaşamın.
Beşik de büyütür onu musalla da.
Ninni de uyutur onu karabasan da.
Erdemin sureti pusludur çünkü.
Bilginin yurdu kemiksiz bir dildir.
Hangi kaba girse o şekli alır.

İnsandır kurban.
Hastalıklı bir ten konağında
Yudum yudum tadar gücün zehrini.
Ve öper sancağını şanın şöhretin.
Tahsili yüksek bir iblis talebesi!
Cehaletten muzdarip, yobazlıkta ileri…
Söküp atamadığı tek melamet
Israrlı bir ahlak yetmezliği…

Kötüleri kusan bu bereketli rahim
İyileri de taşımakta karnında.

En çok da onlar için bu çaba:
Aklın doğurduğu bunca barikat;
Din diyanet, bilim ve sanat…
Hatta eli kanlı büyük adamlar!
Yani çişini tutan dünyanın bütün heykelleri,
Kendilerince iyi bir dünya düşlediler.

 

Ah, cehalet bulaşınca bir cana,
Zahir ile batın birbirine dolaşır.
Şeytanlar cübbe giyer, hak batıla karışır.
Zehir zıkkım olunca hakikatin çorbası,
Akıl çıplak kalır, giyer ölüm urbası.

Ama insandır kurban!
Unutulur kara kitap, bağışlanır kör kadı.
Gebe kalır bir kadın.
Bir ölünün kırkında diş çıkartır çocuklar.
Torun yüzü görür
Daha dün atasını kaybeden çocuk.
Ve sürür ayaklarını yeni nesil
Eski çağın bozuk yolunda.
Budur şimdilik insanlığın yazgısı.
Damla gelir sel gider bu dünyadan.
İhtiras da yaşlanır kendi damında.
İnsandır…
Velev ki insan olan kurbandır;
Ama gün olur devran döner
Ve gamzeye tebessüm düşer…

Günay Aktürk

Read more

Görücü Usulü Bir Hayat

Görücü usulü bir hayat - günay aktürk

Sen Buradan Böyle Devam Et

Görücü usulü bir hayat - günay aktürk

Yıllar yıllar evveli. Babamın canında anamın canan olduğu taptaze yıllar. Bizim Ozan İsmail gecenin üçüdür, sabahın beşidir demeden şiirler yazarken yudumlayarak meyi, anam garip sevinmekte yeni bir şiir daha geliyor deyi.

Şaka bir yana o da bilmekte şahsına tek bir şiir yazılmadığını: Ferhat misali Çomak Dağı’na tek bir kazma bile vurulmadığını. Ama şairin gönlü uçsuz bucaksız bir denize benzer: o gönül ki bazı Yeter Sultan’dan, bazı Kara Kız’dan vurgun yer.

Başladı aslında her şey töreye uygun görücü usulü ile. Dedem sordu kızına, senin de gönlün var mıdır, diye: Yaşı daha on beş midir on altı mı ne! Anam baş eğerek güldü Ozan İsmail’e. Böylece verdiler garip Günay’ın da dünya biletini eline!

Onca yıl geçmiş aradan daha bitmedi övüncü babamın: “Baktı ki dalyan gibi delikanlı, hemen vardı bana!” diyor. Oysa cevabı gayet açık ve nettir anamın: “Bir küçük sabiydim, kararda mantık arama İsmail.” diyor. Kızmaya bile tenezzül etmeden: “Kapıdaki eşeğe varana kadar sattırdınız!” diyor babam. Anam da: “Kapıda bir eşeginiz bile yoktu ki!” diye cevap veriyor.

Onlar çekisedursunlar inceden tatlı tatlı, kimseye bir şey olduğu yok, “köz” “naçar” bana kaldı. Zihin boyuna bilgelik peşinde, gönülde derin bir yarık: ne omuzda ceket var ne ayakta çarık. Babadan şairlik kaldı anadan merhamet. Dediler: “Sen buradan böyle devam et.

Günay Aktürk

Read more

Televizyonda Uyuz Beygirler Anırdığı Sırada Hayat

Uyuz Beygirler - Günay Aktürk Makaleleri

Bir Berberin Yüzü Suyu Hürmetine!

Uyuz Beygirler - Günay Aktürk Makaleleri

17 yıldır aynı berber, aynı Ferhat. Bu sabah tıraştan sonra dedim ki: “Ulan rahatladım be, cenabı hak makasını Zülfikar eylesin. Hele şu kaliteli şeylerden de sür yeğenim!” Eli boldur, beleşe kafa köpüğü bile vermez ama iyi sürttürür keserken. Berberlik ayininin kutsal merasimi!

Televizyonda uyuz beygirler anırıyor. Ne az kelamları var ama dillerinde! Kalkarken: “Şimdi rahatlama ve keyiflenme sırası bende.” dedi sırıtarak. Mangırı kastediyor. “Bu seferlik sadece ben rahatlasam olmaz mı?” dediğim anda nur yüzünde yalandan bir aydınlanma oldu. “Hayır!” dedi, “İkimiz de aynı anda rahatlamalıyız!” “Doğru söylüyorsun. Tek taraflı rahatlama tecavüze girer!”

Saçlarım iyice papaza dönmeden gitmiyorum ki parayı bulup kudurmasın! Üstüne bir de zamdır, enflasyondur zararlı dalgaları var esnaf kısmının. Devlet bize zam yaptıkça o da fiyatı artırıyormuş. Berber elinizden parayı alır diye devlet bize zam yapmıyor, dedim. Yemedi.

Nur yüzlü kuaförüme rağmen aydınlık bir Ankara sabahı! Çıktım. Minibüsçü, sana da günaydın canım, dedi yedi lira karşılığında! Canım mı dedi? Denk gelirse bir dahakine selamünaleyküm demeliyim.

Kızılay güzel göründü gözüme bu sabah. Sakin halinde bile kudurmuş gibi yürüyen yığınlar! De ki 6 milyon insan, kaçını tanırım? Ne yalnızlık ama! Bir dosta telefon ettim. Açtı beşinci çalmada. Eminim o da bıkmıştır projelerimi dinlemekten. “Dolmuşçu ne dedi biliyor musun?” Kahkaha. En iştahlısından. Bankta oturan genç bir kadınla göz göze geldik. Son zamanlarda ayaküstü bunca güzel bakan gözlere denk gelmemiştim. Delici. Sivri ucu diplerimde! Yorgunum. Belki biraz da körelmiş. Gitmeliyim güzelim!

Birinden telefon bekledim. Aramadı her zamanki gibi. Kimlerin kıllı koyunlarını düşlemekte acaba, diye düşündüm. Yorgundum. Sanırım omuz da silkmiş olmalıyım. “Zevk alsa bari!” diye geçirdim. Hızla uzaklaşıyordu bazı şeyler. Bunca yakın göründüğüne şaşırmıştım.

Gün bu işte. İçinde her şey var. Pahalılık, sohbet ve kahkaha, canımlar cicimler, kısır hakikat ve bir de zevki düşleyen anaç hayaller… Yıl 365 altı saat ve içi bunlarla dolu. Tek tekere binmiyor ya hiçbir şey… İnsan hâlâ umudun tek alevi. Bize bir yangın gerek artık! Ve dozunda bir mutluluk: Kedili ama trafosuz. Televizyonda uyuz beygirler anırırken hayat böyle geçip gidiyor. Bir koli yumurta 80 lira…

Read more

Ölümün Ömrü Bir Gün Galiba, Aşk Ömür Boyunca

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk Ömür Boyu Sürer Mi?

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk ne kadar sürede biter? Belki bir fikir verir bu kısa makaledeki anlatı. Altmış beş yaşında bir adam vardı. Sevilen ve sayılan. Kendi çapında otorite sahibi. Biraz kafadan terelelli. Ressam. Aşık olduğu kadına tutulalı kırk beş yıl geçmişti. Kadın yurt dışında, kendi Ankara’da.

Nasıl olmuşsa yakıtı tükenmemiş yanan fitilin. Kadın geçen ay hayatını kaybetti. Adamın cesedini de bir hafta sonra bir tatil kasabasında buldular.

Yan yana yürüdükleri gün sayısı üç yüzü geçer mi bilmem… Farklı insanlarla farklı hayatları yaşadılar ama birbirlerini hiç unutmadılar. İletişimleri hiç kopmadı.

Platonik aşkın bir ömrü var. Yasak aşkın da öyle. Büyük kitaplar büyük aşkların tarifini yapmıştır. Aşkın bu türü, kalıplaşmış hiçbir ilişki biçimini kabul etmez. Biriyle anlaşır ve “ölüm bizi ayırana kadar” dersin. Ama pek çok ilişki üç kişiliktir. Kimisi dört! Evin içinde gizli birkaç hayalet daha yaşamaktadır.

Aşkın da ahlakı yoktur ayrıca. O yalnızca hissettiğini kabullenir. Kaç bedene dokunur, kaç nefesten etkilenirsin! Şüphesiz onlar da gerçektir. Ama yakıtı tez biter onların.

Büyük aşklarda ihanet var mıdır peki? Kıskanır mı kendini yabancı dokunuşlara teslim ediyor diye? Geride kalmıştır o haller. “Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne?” demiştir ozan. Büyük aşklarda fethedilecek şey muhatabının zihnidir çünkü. Ne zaman ki o zihin koparmıştır derin bağlarını, işte o zaman tek tekere biner aşk!

Biz neyiz, diye sormazsın. Evlilik ya da sevgililik değildir bu bağı kuran. Yıllarca uzak kalsan da yıllarca gün kadar yakın sayılırsın. Gerçek aşkın mümkünatına değinmekte yarar var. Gerçeğe en yakın tanımını şöyle okumuştum bir dönem: “Gerçek aşk, aşk bittikten sonra başlar!” Atom bombası atılmış bir toprağın yeniden yeşermeye başlamasına benzer bu… Felaket düzeyde yaşanan bir doğum sancısından sonra dünyaya gelen bir bebek gibi…

Read more

Hatalarımız Kararlarımıza Dönüşürken

birden fazla tekrarlanan - günay aktürk

Bana Yalan Söyle Ama En Çok Bir Kez

birden fazla tekrarlanan - günay aktürk

“Birden fazla tekrarlanan hata bir karardır.”

Paulo Coelho

Çok erken yaşlarda okudum bu sözü. İnandım doğruluğuna. Kullanılmayan bilginin akla yükü yoksa da, faydası da yoktur. Bu yüzden bir kimsenin üç kez yalan söylemesine asla izin vermedim. İlkinde, bırak kollasın fırsatını dedim. Belki aklı karışmıştır. Ya da kaybetmeyi göze aldığı şeyden vazgeçmeye hazırdır. Kendini buna hazır hissetmiştir. Bırak, dedim, bırak yapsın o hatayı! Belki hazırlıksız yakalanır…

Bazen hangi yolun daha korunaklı, hangi yolun daha matemle dolu olduğunu bilmeyiz. İnsanlara seçim hakkı sunmalısın, dedim kendime. Bırak bir kez dikenli yolu seçsin. Ve görsün aradaki farkı. Belki konforlu olan yol odur. Belki o geçit vermez ağaç, boylu boyunca senin yoluna devrilmiştir. Ve hiçbir yere çıkmıyordur yolun sonu! Kirli bedenine derviş hırkasını uydurmaya çalışma, dedim! Belki de acıyı hafifletmenin bir yoluydu bu fikir. Belki de…

Ve benzer yalanlarla gelen ikinci hata! Evliya çilesiyle yanıp tutuşan boktan bir halkız. Artık ne kadar yalana maruz bırakıyor ve bırakılıyorsak, her günümüz acılı alıntılarla dolu. Kötüyüz aslında. Sadece önünde diz çöktüğümüz efendimizin karşısında içimiz dışımız bir. Elbette bunun bir nedeni var. Onu ele geçirebilmek için “erdem” karşılığında kendimizi pazarlıyoruz. İyi pazarlık.

İnsanları seçimleriyle baş başa bırakmalı. Ya sen ya öteki. İnsan ya uykudadır ya da uyanık. Ortası sersemliktir, bilirsiniz. Hem rüya görüp hem de kahvenin tadına bakamazsınız ya. Ya seninledir ya ötekiyle. Ama genelde olan şey, kişilerin uykusunu aldıktan sonra sizinle de kahve içtikleri gerçeğidir. Bunu kabul eden de en az hatalarını tekrarlayan kadar suçludur. Sanki bizim yollarımız da yalnız kendi ayaklarımız tarafından arşınlanıyor da…

Birden fazla tekrarlanan hata bir karardır!” Kimse üstüne almıyor bu sözü. Bu söz aslında hepiniz için. Sen, sen, sen, hepiniz. Ve ben! Henüz fırsatını bulamamış olanlara gelince… Belki fırsat yokluğundandır. İlk hataya kadar bekleyin!

Read more

Bu Bir Gece Yarısı Muhabbetidir Efendim

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Neden Dönüp Durur İnsanlar Yataklarında Uyumak İçin?

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Bir gece muhabbetidir bu efendim. Gece yarısına doğru bir kapı açılır içeriden. İlkin karanlık tarafı yansır suratına ışığın. Bakar ve korkarsın. Yalancı oyalamalarıyla gün boyu seni diri tutan gürültüler çekilmiştir. Sessizliğin uğultusu başka duyguları uyandırır. Uyanır gecenin içinde fareler gibi içindeki yabancı sesler!

Ormanın derinliklerindeki vahşi yaşam nasıl korkutursa yolunu kaybeden bir gezgini, sen de öyle korkarsın içindeki vahşi yaşamdan. Hiç inmemişsindir o derinlere. Ayağın takılıp düştüğünde bile uğraştığın yalnızca sargılar olmuştur. Kendi kanından korkmuş ve kendi acına yabancılaşmışsındır!

İstersin ki üst katındaki komşun biraz dolaşsın evin içinde. Makineyi çalıştırsın, kavga etsin mümkünse, gıcırdatsın karyolayı! Böyle geceler olur. İçeride yangın vardır çünkü. Ama sigara yere mi düşmüştür yoksa tutuşan perdeler midir bakmak lazım. Bir bardak suyla sönebilecek bir ateş için çığlık çığlığa yardım istersin! Neden dönüp durur insanlar yataklarında uyumak için!

Ama ben bunları yapmam. Sokakta perdeler tutuşur ve içeride dökülen bir bardak şaraptır sadece! Dolu zihnime dönüp bakarım gün boyu ne haltlar karıştırmış diye. Ne iç sesimi susturur ne zihnimden akan düşünceleri kısarım! Sadece sorarım kendime, ne düşünüyorsun? Kesilir düşüncelerimin budaklı dalları teker teker ve kalırım birkaç düşünceyle baş başa. Baş belası ortaya çıkar ve ben gülerim!

Ya ormanın derinliklerindeki o vahşi yaşam? Ya içimdeki o vahşi? Korkular ve yalnızlık? Dağınık bir zihni de en az düzenli bir zihin kadar normal karşılarım. Çakarım ateşimi karanlık bodrumlarıma doğru. Ortalık biraz dağınık ve tozludur. Küf kokusu vardır havada! Kendi karanlık bodrumlarımda büyük bir farenin gölgesi yansır karşı duvara! Ve şekli değişir gölgenin iştahlı kahkahalarımla!

Günay Aktürk

Read more

Dilek Ağacındaki Çaputumuz Çalışmıyor | Günay Aktürk

Dilek ağacına bağlanmış çaputlar ve çalışmayan dilek metaforunu temsil eden ironik görsel

Yolu Yöntemi Bu Değilmiş Desene!

Dilek Ağacındaki Çaputumuz Çalışmıyor, modern insanın dua, kader ve beklentiyle kurduğu sorunlu ilişkiyi ironik bir dille sorgulayan bir denemedir. Bendeniz Günay Aktürk bu metinde, dilek ağacı metaforu üzerinden “Vardır bir hayır olmadıysa bile” ezberine çarparak, insanın sabırsızlığını, öfkesini ve yüzleşmekten kaçışını görünür kılmaya çalışır.

Dilek ağacına bağlanmış çaputlar ve çalışmayan dilek metaforunu temsil eden ironik görsel

Doğa beni seninle ödüllendirdi ama teslimat gerçekleşmedi!

Günay Aktürk

“Doğa beni seninle ödüllendirdi ama teslimat gerçekleşmedi!”

Ya en talihlisinden bir kuş bokuna ihtiyacımız var ya da asası çalışan peygamber teknolojisine. Bahçesinde badem yetiştiren hocaların cinleri kontak kapatmış, müzakereler sürüyor. Evrenin mesaj kutusu desen dolu, dilek ağacındaki çaputumuz çalışmıyor. Yatırdaki amcadan hâlâ ses soluk yok. Geçen gün dua ederken ters düz konuşmuştum, belki ondandır.

İşte hayatın kısa özeti. “Vardır bunda da bir hayır!” diyenlere türlü fanteziler uygulamalı. Görünmez güçlerin fazladan mesai harcayarak arkamızı kolladıklarına inanıyorlar! Olmadı desene! Hata bende olmalı, yolu yöntemi bu değilmiş desene! Kendinle yüzleşsene!

Tanrının bizim için planları varmış! Elbette var. Aşağı mahalledeki sarhoşu, kapağı çalınmış rögar tehlikesinden kurtarsın da sıra sana da gelecek. Ne acelen var patlama!

Hayat tam olarak bu. İnsanlar kendi kanlarını emmesini bilmiyorlar. Ellerine sihirli lamba geçse onu da kullanmayı beceremezler. Ama ben ondan bir tane isterdim. Hayatımda başka bir şeyi bu kadar istediğimi hatırlamıyorum. Üç hak beni kudurtur, yeminle tamahkarım! Kullan at tarzı bir şey olsa da olur. Prezervatif gibi bir şey Allah’ım!

Sen de kulunu çamurdan yaratmasaydın! Isınınca mekanizması bozuluyor meretin! Biliyorum ne istediğimi! Ne istediğini bileceksin Tanrım! Ama vermezsen de yalvaracak değilim! Kötüler zorla alırlar bilirsin. Yolla öyleyse bütün iştah zebanilerini! Koy başına cehennem sultanını! Ya kendi acımda boğulurum, ya da eğilirler önümde dizlerine kadar!

Günay Aktürk

Read more

Gel, Gör Ama Gitme!

gitme - günay aktürk

Gerçekten Kaçacak Mısın?

gitme - günay aktürk

Ne iyiliğimi istiyorsun ne kötülüğümü. Ne bensiz daha mutlusun ne intihara meyilli. Ne bozulmakta benimle ağzının tadı, ne de zehir zıkkımsın. Kendi halinde bir yılbaşı hindisi gibi sadece varsın işte! Ne lezzet vaat ediyorsun ne iştah düşmanısın! Şaşılacak şey, yaprak kımıldamıyor bahçelerinde. Ya ben yanlış bir kuyumcu mağazasıyım, ya sen başka vitrinlerin kadını!

Gerçekten kaçacak mısın? Geceliğini bile değiştirmeden bir gece yarısı beni uykuda bırakıp! Elinde topuklu ayakkabılar ve yarı çıplak, kuşatma altındaki bir şehirden sınırı geçen kaçaklar gibi…

Belki terk edilmekten korkuyorsundur. Vardır öyle insanlar. Kaç kez yağmalanmış ve batırılmıştır ya düş gemisi! Sürekli kendi yalnızlığına terk edilmiştir! Peki, sen? Onlar terk etmeden ben hızlı davranayım mı dedin? Sonra ardı sıra gelen tüm gemileri kendi ellerinle kundaklayıp son filikaya atladığın gibi kaçıp gittin mi!

Belki bir baba travmasıdır bu! Her kız çocuğu babasının kundağında kadınlaşır. Odur onun erkek modeli. Soğuk ve sadakatsiz miydi seninki? Mutlu bir gelecek vaat etmiyor muydu? Bu yüzden mi hoşlanmıyorsun dokunulmaktan? Gün batımının romantizminden? Sana geçimsizliği mi anımsatıyor? Belki şiddeti! Aşağılanmayı…

Erkeğin başka modelleri de var oysa. Ama sana yabancı o versiyonlar. Belki nedeni budur. Tuhaf gelecek ama ben sana yabancıyım! Baban şair değildi sanırım. Ne sarılmasını bilirdi ne öpmesini. Tatlı sözlerin hazzına da yabancısın zira o derinliği sana aşılamadı.

Gel, gör ama gitme! Ben farklı bir versiyonum. Korkma görürüm diye içindeki boşluğu. Aşkın mükemmellikle alakası yok zaten. Akı var boku var! Hem bizim kökümüz derinlerde. Başka türlü çıkamazsın o kabuktan!

Acıdır ama yüksektir ihtimali sevgilim! Bir gün baban tarzı bir erkek tarafından öldürüleceksin!

Günay Aktürk

Read more