Behçet Necatigil Sevgilerde Şiiri

Behçet Necatigil - Sevgilerde

Sevgilerde - Behçet Necatigil

Behcet Necatigil – Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

Read more

Bertolt Brecht – Bizden Sonra Doğanlara

Bertolt Brech

Bertolt Brecht

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Bertolt Brecht ve Bizden Sonra Doğanlara adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Bundan sonraki çalışma ise “Madem İyisin” adlı şiiri olacak sanırım.

Bizden Sonra Doğanlara - Sözleri

I

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
Ahmaktır hilesiz söz.
Düz bir alın
Vurdum duymazlığa işaret.
Gülen Kötü haberi almamış henüz.

Nasıl bir çağdır bu?
Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı
Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.
Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen
Ulaşılmazdır artık herhalde
Zorda kalan arkadaşları için.

Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hala
Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.
Yaptıklarım arasında hiçbir şey hak vermiyor
karnımı doyurmaya.
Tesadüfen ayaktayım.
(Şansım ters giderse mahvoldum.)

Diyorlar ki: ye ve iç sen!
Sevin neyin varsa!
Fakat nasıl yiyip içeyim ki
yediğim bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa,
bir susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?
Ve yine de yiyip içiyorum ben!

II

Ben de bir bilge olmak isterdim.
Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:
Dünya kavgalarına uzak durmak
ve o kısa zamanı korkusuz geçirmek
Şiddete başvurmadan hem
Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
Düşlerini gerçekleştirmek değil,
unutmak, bilgelik olarak kabul ediliyor.
Tüm bunları yapamıyorum:
Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!

II

Kargaşalık döneminde geldim şehirlere
Açlığın hüküm sürdüğünde.
Girdim insanlar arasına isyan döneminde
Ve öfkelendim onlarla birlikte.
Böyle geçti zamanım
yeryüzünde verilmiş bana.

Savaşlar ortasında yedim ekmeğimi
Katiller arasında yattım uykuya
Özensiz yaklaştım aşka
Ve doğayı sabırsızlıkla izledim.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

Yollar bataklığa gidiyordu zamanımda.
Cellada bildiriyordu beni konuştuğum dil.
Çok değildi yapabileceklerim.
Fakat iktidardakiler
daha güvende hissediyorlardı kendilerini bensiz,
ümit ediyordum.
Böyle geçti zamanım
Yeryüzünde verilmiş bana.

III

Battığımız dalgalardan
yükselecek olan sizler
Zaaflarımızdan söz ederken
Unutmayın karanlık çağı da
Sizlerin kurtulmuş olduğu.

Yürüdük ya, pabuçlardan çok ülke değiştirerek
Sınıf savaşlarının ortasında çaresiz
Haksızlığın olup öfkenin olmadığı yerde.
Biliyoruz halbuki:
Aşağılıklara duyulan nefret de
Bozar şeklini yüzün.
Kısar sesi haksızlık karşısındaki
Öfke de.
Ah, güler yüzlülüğe ortam hazırlamak istemiş bizler
Güler yüzlü olamadık kendimiz.

Sizler fakat, geldiğinde vakit
İnsan insanın yardımcısı olduğu
Zaman hatırlayın hoşgörüyle bizi.

 

Bertolt Brecht

Read more

Abone Ol

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id=”1″]

Read more

Umudun Çocuğu | Şiir Kitabı – Günay Aktürk

Bir çocuğun elinde tuttuğu “Umudun Çocuğu” adlı kitabın kapağının net biçimde göründüğü, edebi temalı bir sahne

Umudun Çocuğu | Şiir Kitabı Hakkında

İnsanlık öldü mü, kitap özetlerine bir de kendi kitabımızı ekleyelim. Umudun Çocuğu ilk göz ağrımdır. İçindeki şiirler 2010-1014 yılları arasında zihnimin acı çekmekten sorumlu bölümünde yoğrulmuş, 2014 yılının kasım ayına gelindiğinde ise Kurgu Kültür yayınları tarafından sezaryenle alınmıştır. İçli ve sert tonda bir şiir kitabıdır bu. Toplumsal bakışlı ve aşk suretlidir. “Uykularım duman, uykularım bulanık, zehir zemberek uykularım.” diyerek kasıp kavurur ortalığı.

Öldürülen bütün çocuklar nezdinde Berkin Elvan’a adanmıştır. Şu ana kadar çocukların öldürülmesine engel olamadık ama orman yangınına su taşıyan karınca misali bizim de bir katkımız olsun dedik. Hangi coğrafyada yaşarlarsa yaşasınlar, çocukların ideolojik savaşlara kurban gitmemelerini istedik. Onları parçalanmış toplumlarda kaybediyoruz. Sağcısıyla solcusuyla ve muhafazakarıyla kardeşçe yaşayamazsak daha çok öldürüleceğiz diyoruz. Bakış açısı bu.

Umudun Çocuğu – Günay Aktürk’ün toplumsal ve sert tonlu şiir kitabı kapak görseli

Bu kitap herkese hitap ediyor kanısındayım. Çünkü en başta insanı ilgilendiriyor. Kastettiğim şey o dizelerde kendini bulmak meselesi. Mesela şu dizelerde kim kendini bulmayı beceremez: “Sesleriniz geliyor uzaklardan. Siz bu dünyanın yerlileri, hem barbarım ben hem ilk insan.” Çünkü bizler bir düğün alayında bile kendini yapayalnız hisseden canlılarız. Henüz kimseye ve hiçbir yere ait hissedemedik kendimizi. Bir baltaya sap olmak deyimini bilirsiniz! Baltasını kaybetmiş saplar ordusu! Umarım bir gün işler yolunda gitmeye başlar.

“Kimi zamansa karşıdan karşıya geçirmeli beni yaşlı bir adam…” Bu cümle “Acemi yaşantılar” isimli şiirden alıntı. Demek ki bu kitap yaşamın acemileri için yazılmış. Orta yolunu bulamamış olanlar için… “Sorunu bulduysa çözüm adına ne vaat ediyor?” diye sorabilirsiniz. O halde sizi aşağıdaki pasaja yönlendirelim.

Adanış ve Toplumsal Duruş

“Bu kitap kimseye kuru kuruya umut dağıtan, pembe gözlük hediyeli, her şey çok güzel olacak, hadi evrene mesaj gönderelim filan türünden bir kitap değil; aksine bulunduğumuz karanlık içinde uyanmamız gerektiğini (ne kadar zordur karanlıkta uyanmak) yoksa karanlığın bile aranacağı günlerin çok uzakta olmadığını değişik bir dille ifade eden bir şiir kitabı. Acı konusunda gerçek bir balık hafızasına sahip olan insan ırkının en seçkin türlerinin yaşadığı canım ülkemde umudu mücadele ile taçlandırmanın şartlılığı artık anlaşılması gereken bir şey… Okumak iyidir…”

Şiirsel Duruş ve Okurla İlişki

Evet… Kitap özetleri başlığı altında son hızla devam ediyoruz. Kadına odaklanan şiir yok mudur? Ne münasebet! “Kadınım! Ben en son gelecek olanım sana!” diye haykırır da işitmez misiniz? Bir başka şiirde ise: “Oysa sen… erkeğe sunulmuş bir huri değilsin kardeşim.” dizeleriyle: “Bir yüzüm erkeksidir, bir yüzüm feminist.” şeklinde açıklar kendini, duruşunu belli eder. Bu yüzden aykırıdır. Pek de sistem yanlısı olduğu söylenemez. Bu sebepten bazı okurlarına ağır gelebilir. “Ne boyuna ters düz konuşuyorsun be adam!” eleştirilerine maruz kalabilir. Tetikte olmak gerek!

Ölüme bakışı da tuhaftır hani. Aslında tuhaf değildir ya, herkes gibi yerin dibine gömülmek istemez. “Öldüğüm zaman ateşle yıkayın bedenimi!” der. Görülmüş duyulmuş şey olmasa da yine de imkansız değildir. Eğer okuyucu bu durum karşısında öfkelenirse acele etmemesini salık veririm. Zira: “Yaşarken yersiz yurtsuz adama ne lazım gelir öldükten sonra bir mekan?” sorusunu cevaplaması gerekecektir. Eğer buraya kadar gelebilme dirayetini gösterebilirse: “Aslında haksız da sayılmaz hani!” diye mırıldanacaktır. Bu kitap ömründe en az bir defa bu şekilde mırıldanmışların kitabıdır.

Umudun Çocuğu – Günay Aktürk’ün toplumsal şiirlerden oluşan ilk kitabının kapak görseli

Düşük titreşimlerde düşünmez bu kitap. “Kimlere bozduruyorsun gönül kumbarandaki sevdaları?” diye hesap sorar insana. Kadın ya da erkek olarak olarak değil, insan donunda görür bu iki ayaklı mendebur ya da sevimli canlıyı. Evliliği şiddetle eleştirir. “Her kabus, bir düşe yolcu.” der çünkü: “İhanet orduları kuşatmış evliliği.” tespitinde bulunmuştur bir kere. Demek ki insanı henüz dekore edilmemiş çıplak bir oda ya da söküğünden bile haberdar olmayan yamalı bir don gibi görür. Belki de karşılaştırma yapabileceği tamamlanmış bir insan örneğine henüz rastlayamamıştır.

Neredeyse unutuyordum. Kitap önerileri makalemizin bu sayısının sonuna yaklaşırken umut ile alakalı keskin bir eleştiriye değinmek istiyorum. Evet, bu kitap bir çok yönüyle sarsıcı ve derin duygularla nakış nakış işlenmiş bir eser fakat bu güne kadar aldığım birkaç eleştiriden biri de kitabın umutsuz bir dille yazılmış olduğuydu.

Çürümüş et parçasına giden kudurmuşluklar deli saçması.” sözü pek rağbet görmüştü. Tabii ki olumsuz anlamda. Sanırım zevklerine ket vurmuştuk da ondan! “Görmedi mi gözlerin, gözleri kör edilen yoksul dünyayı?” satırlarını okurken acaba tam olarak neresi umutsuz görünmüştü gözlerine! Fakat ben sanki sorunun kaynağını anlamış gibiyim. Korkuyorlar. Yapmaları gereken şeyi yapmadıkları için hesap soruluyor çünkü. Ya da yaptıkları şeyin saçma sapan bir iş olduğunun söylenmesi hoşlarına gitmiyor.

Umut Kavramına Bakış

Konu en başından beri umut ile alakalı olduğu için kısaca şunu söylemek istiyorum. “Bugünün dünyasında umut ile umutsuzluk arasında ince bir çizgi var.” Umutlu ya da umutsuz olmanız ise çizginin neresinde durduğunuzla alakalı. Yaşanmakta olan “acı gerçekler” içimizde umutsuz duygular doğurabilirler. Eğer gözünüzü kapatmak niyetindeyseniz basit bir musluk damlası bile çılgına çevirecektir sizi. Sorunu tespit ettiniz, musluk sinir bozucu bir halde damlamaya devam ediyor. Bu hiç de hoş duygular yaratmayacaktır. Öyleyse kalkın ya bir tamirci çağırın ya da kendiniz tamir edin. Yani demem o ki bize gerekli olan şey umut falan değil, cesaret. Çünkü cesareti olanın umuda ihtiyacı yoktur.

Günay Aktürk

Kitabı Temin Edebileceğiniz Bazı Siteler

Diğer kitaplarıma da göz atabilirsiniz:

Read more

Anasayfa

Read more