Genco Erkal’ı Tanımamak

ÇÜRÜDÜK

Genco Erkal ı tanımamak

Çürüdük işte, çürüdük, koktuk. Bilmem kaç devlet kurduk da yıktık: her zaman böyle miydik? Biz kurduk o devletleri, ideolojimiz kurdu. Sonra zehirli bir sarmaşık gibi sardılar onu diğerleri. Açın bakın kitabı ne yazıyor. Din ve milliyetçilikten önce var olan Türkmenliğe bakın. Bugünkü Türklüğü ırkçılık, İslamı da Arap Sünniliği zehirlemiş. Beş yüz yıl önceki ılımlı sünni islamdan eser kalmış mı?

Peki, ne alakası var onunla bunun? Genco Erkal ı tanımayınca çürümüş mü oluyoruz? Açıklayalım. “Uyuyan bir nesil yaratacağım” demişti Kenan Evren. Yılan çıyan görsün işini. Dediğini de yaptı. Şu bozulmuş ideoloji acaba hangi araç gereçle bozuldu? Yaratıcı zekayı al, içini samanla doldur. Tanımaz tabi.

Genco erkal ve sanata adanmış koca bir ömür. Bu yaşında bile sanatkarlığın ruhu epeyce görkemli. O tanınmazsa kim tanınır? Kimlerin tanındığı malumunuz. Ucube sanata kaldı meydan. Açın bakın arabeskin wiki tanımına (ahlaksız tdk ye güvenim yok) “Arabesk, Türkiye’ye özgü, oryantal bir halk müziği türü!” diyor. İnsanı bunalıma sokan, “Ya benimsin ya kara toprağın!” diyen dizeleriyle önce peniserkil bir aşk tanımı yapıp, sonra da kadın cinayetlerini hızlandıran bozuk bir kültür. Ne halk kültürü…

Ya popa ne demeli? Bayıra doğru yatır beni tırmala beni kaşı beni. Böyle bir gençlik tabii ki tanımayacak Genco Erkal ı…

 

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id=”1″]

Read more

Eylül Toparlandı Gitti

Günay Aktürk eylül gitti

Eylül Toparlandı Gitti

Günay Aktürk eylül gitti

Gidecek az kaldı. Sayılı günleri var. Bir de ne dizeler döktürmüştünüz ay başında. Hepsini not ettim. Ekim için ne diyeceksiniz kim bilir! Merakla ve hasretle bekliyorum. Sonraki ayın sözü teminat altında. “Kasımda aşk başkadır!”

Eminim öyledir. Partilerin seçim öncesi vaatlerine benziyor. En delikanlı ay ise Mart ayı. Açık açık söylüyor herifçioğlu: “Elime düşmeyin yoksa örttürürüm!” diye. Yapar. Çok yaptı. Daha yapacağı da geride. Öyleyse nasıl olsun bu iş? “Aylar içinde yaşayalım, aylardan bağımsız olarak!” Sonra ver elini Venedik! Bakın ne yazdım sabah sabah.

“Ne çok toza bulanmışsın görmeyeli. Çerçeven tortu bağlamış. Bu bakışlar ne haincedir ulan! Hâlâ mı? Daha yeni çıkmadın mı depodan? Ama bıkıp usanmıyorsun yerini yadırgamaktan! Acaba Kasımda mı çıkartsaydım seni! Sen beni ayazlı bir şubat sabahında koymuştun kapıya. He imamın! Benimki de saflık işte. Ölü bir hayale mezar arıyorum. Aslın yaşıyor ama. Aslın, esaslı bir yabancının yanı başında yaşıyor. Hay senin çerçevene tüküreyim de püripak ol emi!”

Günay Aktürk

Read more

Güzel Gözleri Vardır Onun

Güzel Gözleri Vardır Onun

Gözleri Vardır Görmez!

Güzel Gözleri Vardır Onun

Güzel gözleri vardır onun. Ne zaman derinlere dalsa, önemli bir ayrıntıya baktığını düşünürüm. Gözünden hiçbir şey kaçmaz çünkü. Her şeyi görür ve hep bir karar vermek için süzer. Yargılayabilir lakin asla yargılanamaz. Onda alelade bir kusurun izine rastlamak, bir doğa yasasını çürütmek kadar zordur. Bazen bir başına ve yapayalnız kaldığı görünse de, karanlıkta bile göz önündedir gözleri. Daima apaçık ve uluorta dolanır da, kimse açıkça temas kurmaya cesaret edemez onun gözleriyle.

Bir başınadır demiştim. Öyledir ama bizim gibi acı çekmez o. Dertleri hafiftir. Hiçbir dert kolayca tepeleyemez çünkü yüreğini. Kudretlidir zira. Öyle önüne gelene manalı manalı da bakmaz. Bakmışsa da bir bildiği vardır, dolu bir yan sezmiştir o bakışlarda. İnsan bu kadar güzel gözlere sahip olur da boş bakar mı hiç? O, seçimini yapmadığı sürece boş heveslere kapılmamalıdır hiçbir avanak. Hem, bu zamanda kim kime zaman ayırıp da eritir ki yüreğini?

Ara sıra benimkilerle karşılaşır gözleri. Her bakışında mutlaka kur yapar. Bunu yıllarca böyle yorumlamışımdır. Eğer o bakışlarda zerre duygu yoksa işte o “gün” kara bir gündür benim için. “Hayal” çanağına döner gözlerim bütün bir gece. Olur da duygusuz bakarsa, suçlu yine de benim demektir. Çünkü dünyada bir tek onun bakışları kir tutmaz. Sanki eskiden daha mı dolu bakıyordu gözleri ne? Dolu yanım ne zaman boşaldı ki kıymetten düştü gözlerim? Yoksa bende mi kirlendim artık? Öyleyse silinip gitmeli gözlerinin önünden. Oyup çıkartmalı gözlerimdeki “kem” i öyleyse…

 

Günay Aktürk

Read more

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

“Bu dünyaya başkalarının beklentilerini karşılamak için gelmediniz. Aynı zamanda başkaları da sizin beklentilerinizi.” 

Fritz Peris

 

Hah! Aldın mı ağzının alımını! Evrene mesajlar gönderme saçmalığını kesersin artık diye umuyorum. Yok bana neden yüz vermiyor, yok mesajımı daha almadı mı falan filan… Belki vermek istemiyordur sana. Yani yüzünü. Sanki sen çok eli bonkörsün de. Çok ağlattın biraz geri dur şöyle.

Nafile anlamaz insan soyu. Ne demiş atalar, katranı kaynatsan olur mu şeker? Ama yine de huyunu atasından almış. Çok istiyor ki koluna takıp yürüsün. Bir boktan anlamaz helâya gardiyan yazılır. Peh! Ağzına fermuar çek hele. Anavatan kan ağlıyor baksana. Sen hâlâ kur peşindesin. Ağrı kesicin yoksa neyin var elinde?

Olabilir. Bodur tavuk her daim piliç olabilir. Ama sana ne bundan? Her şey sahip olana kadar sende. Hem işin öteki yanı da var. Bu işler ince işler, adamı kötü şişler aslanım. Ama doğru ya! Aç eşek katırdan tez gidermiş. Bazı insanlar kısır kalsalar diyorum. Kalsalar da soyları tükense. Esasen bende cinsiyet ayrımı yoktur. Gözlerim de gözdür hani! Bir baktım mı ya insan görürüm karşımda ya şeytan!

 

Günay Aktürk

Read more

Güzel Olan Her Şey Günahtır

güzel olan her şey günahtır

Güzel Olan Her Şey Günahtır

güzel olan her şey günahtır

“Hayatta sevdiğim ne varsa ya yasa dışı, ya ahlak dışı ya da şişmanlatıyor.”

Woody Allen

 

Günahın olduğu yerde birileri cehennemin konforlu köşelerine kurulmuş demektir. O halde ne zebani bildiğimiz türden bir zebanidir, ne de azabın tadı katran tadındadır.

Yasanın dışına itilmiş olan davranış biçimlerini en iyi yasa koyucular yaşıyor. Önümüze konulan ahlâk kurallarını gerçekten savunuyor olsalardı, sanırım bin katına çıkardı zalimlikleri! Ya o şişmanlatan şeyler? Bakın işte onu kıçından anlamışlar. Bu yüzden şeytanın asıl şeytanlığı orada çıkıyor ortaya. İblis “ayin” filminde söyle bağırıyordu: “Hastalıklı dünyanın çürümüş gerçeğini o çok kıymetli rahmine yerleştirmemi ister misin?” Şeytan tayfasını tanımak kolay. Kadınsı olana saldıran her zihniyet şeytanın yaveri olsa gerek.

Onlarınki “edep yetmezliği” ise bizimkisi yaşamın özü. Bu “özü” eski bir Çin Atasözüne bağlayıp yatayım artık. Şöyle der Çin’in artık geçmişe gömülmüş bilgeliği: “Hayatta üç şey güzeldir. Et yemek, ete binmek, etin içine et koymak!

Ve dikkat edin, tarihte yapılmış olan ve bugün bile tekrarlanan bütün kötülükler o üç şeyi sorunsuzca yaşamak uğruna. Bedenin ve ruhun keyfi için… Mecaz yeteneğiniz gelişmişse kitaplığınızı şu kitap ile şereflendirin: “Hakk’ın Emri Rızası – Başköylü Seyyid Hasan Efendi.

 

Günay Aktürk

Read more

Onun Kalbinde Delik Var

Bataklığıma Gel!

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar
Evet, birazcık boydan kısa olabilirler.
Olsun, manası uzun ama!
Derin ve iç gıdıklayıcı…
Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

Bu sayfada yer alan kısa yazılar

1- Onun Kalbinde Delik var
2- Akıl İle Aşkın Çatışması
3- Bataklığıma Gel
4- Baykuşun Gözleri
5- Bir tutkudur yalnızlık rüzgar fısıltısında.

Onun Kalbinde Delik Var

Onun kalbinde delik var

Onun kalbinde kocaman bir delik var. Altına gümüşten bir tas koyup içtim içine dolan o soğuk, o renksiz ve kokusuz duygusuzluğu.

Belli ki hırpalanmış. Ne varsa içinde güzele ve umuda dair, boşaltılmış içi. Ama zihin tedavi edecek kendini zamanla. Kalbindeki o neşter yarığı kapanacak ve tekrardan açacak kanatlarını sevilmek için.

Yaşanan şey kendini tekrarladıkça daha da umursamaz olacak umuda karşı. Nasırlaşan kabini kesmek için daha da keskin neşterlere ihtiyaç duyulacak.

İlk yaranın muhatabı her ilişkide daha da derinden hissedilecek ve yeni deneyimlerde kıyas olarak kabul edilecek.

Bütün bunlar en başından beri böyle olmak zorunda değildi, eğer ki vakti zamanında güzelce sevilmiş olsaydı. Ama bazen en başından beri gerektiği gibi sevilmiş olmak da, kalbin zamanla vebalı bir kemirgene dönüşmesine engel değil.

İnsan neyse odur. Kişinin kendi zihnini yararak içinden yeni birisini çıkartabilmesi bazen bütün bir ömre dahi sığmayabiliyor.

Akıl İle Aşkın Çatışması

Aşk İle Aklın Çatışması

Akıl der ki: “Bana bırak bu işi, kenara çekil sen. Geçmişte çektiğin acılardan haberdarım. Bunu sana duygular yaptı. Yürek köşkünde oturuyor o namussuz. Beni o kapıdan az kovmamıştın! Ama yine de affettim seni!

Çekil, henüz yeterince güçlü değil. Bırak başlamadan bitireyim işini. Akıl tarafından idare edilmeyen bir beden daha çok acılar çeker. Çekil diyorum sana. Duyguların peşine takılıp bir yabancıyla sevişeceğine gel ve benimle seviş. Ben tek gerçeğim.

Onun tüm marifeti hayaller kurdurtup kudurttukça kudurtmak seni! Ne çabuk unuttun ihaneti ve de yüz çevirmeleri Tatlı bir surete ilk günden kanacak kadar aptal yetiştirmedim seni. Sana önümden çekil diyorum!“

Bu tartışmaları yürek köşkünden huzursuzlukla izleyen “duygu” da der ki cevaben: “Çevir önünü çevir, sakın bırakayım deme ukala aklı! Her geçen gün daha da kararan nefreti yıkmaya kararlı gönül köşkümü. İnsanlıktan çıkmış. Kimseye güveni yok.

Sevmek denilen erdemi yanlış öğretmişler ona. Yarattığım tutkuları yaşamak yerine işi gücü hesap kitap tutmak hepten istila edip köleleştirme peşinde başını okşayanları. Akıl tarafından mı idare edilmek istiyorsun? İçinde yaşadığı toplum kadar kirlenmiş aklın mayası bozuktur.

 

Günay Aktürk

Evet, ihanete uğradın. Yüz çevirenler de oldu senden. Seni acıyla büyüttüğüm doğru. Ama yaralarını yine sevgiyle saracağım. Acıda hiç bir mana göremeyen akıl zevkten başka neyin peşine düşer Akılla kardeş gibi yaşayamayacaksak eğer, batır aklın bağrına huzursuzluğun kara oklarını. Çevir önünü seni beceriksiz! Kirletmesin bahçemin güllerini çamurlu botlarıyla!”

 

Günay Aktürk

Bataklığıma Gel

Bataklığıma Gel!

Beklenilen kişi gelmesin. Onun kendi bataklığında mutlu olduğu yadsınamaz. Bir yabancı gelsin bunun yerine. Gelsin ve yarının bekleneni olsun. Herkes herkese aşık olamaz. Elektirik meselesi var. Şu sıralar bayağı zamlı. İçini titretmiyorsa aradığın o değildir. Bunu aklına çivile.

 

Sen körsün. İlk önce bedenine baktığın için körsün. Şehveti gören “göz” değildir. Şehveti cinsel arzular görür. Ve de o en puslu silüetleri bile akıl almaz şekillere sokabilecek bir yeteneğe sahiptir. Öyle bir sokar ki bir daha çıkartamazsın oradan.

İlkin gözlerine bak. İki göz arasında görünmez bir sicim vardır. İletkendir o. Elektrik geldi mi? Hâlâ yok mu? Şalter atmıştır. Depoya in bak bakalım ana şalter kalkık mı. Bedenine fazla bakma ki yanlış şalteri kaldırmış olmayasın.

Şunu diyorum, bakışlarından etkilenmediğin hiçbir yabancıyla bataklıkta cilveleşmeye kalkışma. Onunla dibe dalamazsın. Daldığını mı ima ediyorsun? Yanlışın var. Şehvetin bataklığıdır o. Bu akşam içime “Vüs’at O. Bener” kaçmış olmalı. Çok fena elektrik aldım herhal.

 

Günay Aktürk

Baykuşun Gözleri

Baykuşun Gözleri

Sevgili kadınımızın doğum günü hediyesi. Başbaşa neler konuşuyoruz neler. Ne devletler yıkıp ne anarşik yazılar yazıyoruz. Salıyorum onu Atlas okyanusunun beri tarafından havaya, Hızır aleyhisselam’ın batırdığı gemileri bile görebiliyorum.

Baykuşun gözleri benim gözlerim. Acısı benim acım. Varlığı tarafından ehlileşen kara kanatlı bir yırtıcıyım ben. Kanat çırpışında yıkadım kanlı gagamı. Şimdi her şey için iki kez düşünüyorum.

Pençelerini omuzlarıma saplıyor bazen. Kendi yükümü onda hayalliyorum. Bazen de bizzat sevgilim oluveriyor. “Özledim” diyorum, “ne zaman geleceksin?”

“Gelmem için önce gitmem gerek” diyor. “Ben sendeyim, kokun burnumun direğinde… Gözlerim yaba gibi ellerini süzüyor geceleri çalışma masandan. Saçlarımı okşayan parmakların mapushane duvarları gibi son zamanlarda. Dokunduğun anda alev alıyorum. Seni çok özledim…”

 

Günay Aktürk

Bir tutkudur yalnızlık rüzgar fısıltısında.

Bir tutkudur yalnızlık rüzgar fısıltısında. Acı çekmeden dalıp gitmenin ender yollarından biridir. Ama için bir tuhaf olur bir yaprağın sallandığını görünce. Ah evet, kalp sadece kan pompalamaya yarar ama bazen etrafının karıncalandığı da olur.

Severim insanlardan arınmış yalnızlığı. Gün olur, bir çekirge sesini en güzel insan melodisine bile değişmem. Ama insansız da yapamam. Ama yaklaşamam da. Acıtacağını bilirim çünkü. Bilirim tutkuları olduğunu. Sürekli mızmızlanıp bir şeyler ister senden.

Bazen el uzatır. Bazen de kırıverir uzattığın eli. İnsanın insana yenilmediği an yok gibidir. Bu yüzden ihtiyaç duymuştur dosta.

Bir keçiyle dost olmak isterdim. İnadı doğaldır onun. Seninle gönül bağı da yoktur. Bir gün çekip gitse belki canın da yanar ama yine de bir başka güzeldir gidişi. Bir köpeğin evcil insanı olmak isterdim mesela. Bakışlarındaki saflığı arıyor insan. Bir Golden köpeğinin Sapiens maymunu! Ah ne güzel bir dostluktur bu.

Kelimeler olmayınca yanlış da anlaşılmıyorsun. Düşünce olmayınca bir de… Sırf düşünebiliyorum diye bir köpeğin karşısında başımı yere yıkmışımdır. Ah hayır, ondan daha üstün olmamın aramızdaki eşitliği bozduğu için değil. Düşüncenin beni eninde sonunda kirleteceğinden… Bu yüzden bilgeleri tanrılardan daha çok severim. Bütün hayvanlar arasında en fazla kirlenen hayvan benim, ah ne acı… Çünkü ben bir insanım ve bilinçli hesaplarım var.

Sevgilimle konuşmam gerek. O anlar dilimden. Ah benim küçük yazarım… Merhaba de seninle aynı oranda kirlenmiş sevgiline…

 

Günay Aktürk

Read more

Zaman Seni Değiştirdi – Konak Virüsü

Zaman seni değiştirdi

Zaman Seni Değiştirdi - Konak Virüsü

Zaman seni değiştirdi

Zaman seni değiştirdi. Biliyorum. Peki, ya kaç konak değiştirdin benden sonra? Yaşadığı bedene uyum sağlamak için mutasyon geçirmiş bir virüs gibisin. Ama gerçek şu ki dahamı uyumlu oldun yoksa çok daha mı ölümcülsün artık, bilmiyorum.

Biri karantinaya öteki sokaklara. Fazla yaşamaz dediler benim için. Ve sen bu esnada her yerdeydin; Kapı kollarında, süpermarketlerin içki reyonlarında ve bilirsin, havalandırılmamış rutubetli odaların kirli çarşaflarında…

Zaman seni değiştirdi. Ya beni? Seni hiv virüsüyle aldattığım doğru. Hastalıklı bir ruhun küresel çapta bir salgına dönüşebildiği şu yerkürede kim ne kadar temiz kalabildi ki?

Seni yok etmenin yolu her zaman bulunabilir ve ben bir dahaki mutasyona kadar sağlıklı yaşayabilirim. Sen ve ben aynı sayılırız. Hem bozulmayı bekleyen sağlıklı bir beden, hem de kendine yeni avlar arayan cansız bir mikrop!

 

Günay Aktürk

Read more

Toparlan Generalim

Toparlan Generalim
Toparlan Generalim

Yenilgi Her Zaman Olur

Yaşama karşı yeni bir savaş düzeni almak gerekir bazen. Yenilgi her zaman olur. Ocak söner, akbabalar dolanır gökyüzünde. Bir gün başını kaldırıp yavaşça doğrulursun ve dersin ki: “iki kez çürüyecek değiliz ya toprakta!” O ateş ki eninde sonunda tekrar yakılır.

Bu oda benim yeni savaş düzenim. Ben, uzak diyarlarda yaşayan bir vahşinin en ilkel barbarıydım! Bozguna uğradım! Çağlar öncesinden kalma şu boktan mızrağım, çelik mayalı güçlü zırhları delemedi! Kendime geldiğimde baktım ki bir hayli geriye çekilmişim.

Bu şehir enkaz, taş üstünde taş kalmamış. Kırık bir sandalyeye çöküp emri verdim: “Geç otur karşıma generalim!” dedim kendime: “Geç otur! İki kez çürüyecek değiliz ya toprakta. Bak bakalım kaç kişi kalmış bizden geriye, kaybımız nedir… Kilere göz at, hasadı yokla! Bu erzak bu kışı çıkartır mı, görelim!

 

Günay Aktürk

Read more

Tüküreyim Sizin Dostluğunuza

Tüküreyim Sizin Dostluğunuza

Tüküreyim Sizin Dostluğunuza

Tüküreyim Sizin Dostluğunuza

Sizler bayım, biraz yaklaşınca insanın kaşını gözünü, en çok da saç diplerini ütüleyen karanlık alevlersiniz. Koruyalım bu mesafeyi. Kafalarınızın içinde ağdalı bir örümcek besliyorsunuz çünkü. Tatlı diliniz bir olta iğnesinden çok daha ölümcül. Tüküreyim sizin dostluğunuza. Varlığınız, içinde ağır bir pedofili barındıran iğrenç bir kurgunun aşağılık karakteriyle eşdeğerdir. Bu ne cüret böyle?

Çürümüş kulağınız bir dizi fısıltılar işitmekte. Akıl hocalarınız var sizin, nefreti öğütleyen. Daha önce hiç ayak basmadığınız topraklarda yaşan insanları düşman bellemenizi, katliamlara gülüp mümkünse devamını getirmenizi istiyorlar sizden. Özgürlüğüm için savaşan ben, özgür insanları kırbaçlama emri almış olan sizinle nasıl dost olabiliriz?

Bir de bilinç denilen bir şey var ki asıl sorun burada. Bizim yıkadıkça parlattıklarımızı, sizler kirletiyorsunuz yıkadıkça! Çocuk gelinler olsun istiyorsunuz. Gözünüze kestirdiğiniz kadınlardan üçer beşer seks kölesi edinmek istiyorsunuz. Sizler zamane putperestlerisiniz çünkü kadınbuduna tapıyorsunuz. Taciz ve tecavüz eylemleriniz putperestliğinizin en doğal ritüellerdir. “Sizin dostluğunuzu isteyen kim! Tüküreyim sizin dostluğunuza!”

 

Günay Aktürk

Read more

Uyuşturulmuş kulluk!

Uyuşturulmuş kulluk!
Uyuşturulmuş kulluk!

“De hadi kendi binsin, eli ayağı yok mu! Dün de binmişti. Geçen sene de. On sene önce ben yapardım bu işi. O zamanlar tutku vardı. Şimdi arkadaş bile sayılmayız. Çocuk olmasa…

Bir kadının kapısını açmak hangi duygulara hizmet etmektir? O duygular artık hizmet etmiyor bize. Bir yabancı daha heyecan verici. Ama ya öteki! İllegal olanı canım. Yasakların içinde tatlı bir düş! Henüz başındayız rüyanın. Diyelim ki bekarım. Heyecan, bembeyaz bir kar yığını! Yağması yenice. Vakit var.

Kapısını açmak da neymiş, paspas eylesin beni. Daha kanmış değilim tutkusuna. Ya araba! Tomarla para saydım. O da bir tutku. Yenice bir ihtiras.”

İşte hâl böyle böyle. Yeni olan, yaşamın koynuna açılan bir kapı değilse ne? Eski yeterince dem tutmadıysa, demek ki her şey yanlış yürümüş. Derler ki asıl aşk, aşk bittikten sonra başlar. Doğrudur. Tescillidir.

Aşk elbette biter. Fakat onun hissettirdikleri bitmez. Aşk, insanı akıl hastalarına çevirebilir. Kişi delirmezse hastalık geçer, tertemiz bir akıl kalır geriye. O akılla kapısını da açarsın, kapısına kul da olursun. Uyuşturulmuş bir kulluk değildir bu. Dümende akıl vardır.

Duygu denilen tayfalar zevkle sarılırlar işlerine. Ne mutlu aklın hizmet ettiği tutkulara.

Günay Aktürk

Read more