Tehlikeli Düşünceler (Kısa Makaleler)

tehlikeli düşünceler, kısa makaleler

Tehlikeli Düşünceler

tehlikeli düşünceler, kısa makaleler

Aslında en Tehlikeli düşünceler tartışılan, hatta mümkünse çokça tartışılan ama eleştirilmesi sakıncalı olan düşüncelerdir. Küçük bir azınlık bu düşüncelerden nemalanır. En tepede gücü elinde tutanlar bulunur. Oradan aşağıya kademeli olarak yağcısı, balcısı, incisi cincisi şeklinde iner. O faydalı düşünceyi canlı tutmak için sürekli tartıştırır. Eleştiri ve özgür düşünce ise sırça köşkün surlarına indirilen bir balyozdur. Saltanat tehlikeye girer.

Aslında kendi de inanmaz. Bir zamanlar inanıyor idiyse de para, güç, makam, önü düğmeli cüppe ve silahlı birlikler tatlı geldiği için “düşünce” ile arasındaki bağ giderek zayıflar. Artık “para” adında yeni bir tanrı edinmiştir kendine. Paranın olduğu yerde ahlak yeniden şekillenir.

Toplumun aşağı kademelerinde de gözlemlenebilir bu. En çok da kadına bakışta belirir. Kadın yoksul ve çaresiz ise şeriatın katı kuralları uygulanır. Ama giderek para ve makam merdivenlerinde yükselmeye başlarsa kadın, şeriat yıkılır ve daha özgürlükçü bir rejim doğar.

Paranın açamayacağı kapı yoktur.” sözünü ilke edinen ve serveti insani erdemlerden önde tutanlar için ahlak nedir ki? Şart sunulsa aile içi toplu sekse bile yanaşırlar, yanaştıkları görülmüştür. Sırf birilerine yaranmak için evli oldukları halde koynuna gireceğini ilan eden insanlar gördü bu ülke ve sıkça tekrarlandı.

Sözün özü o ki “tehlike”, fikirlerine ölümüne bağlı olduklarından gelmiyor. Pek çoğu hafif bir şaplakta bile yollarından dönüp “Sakallı Celal” üstadımızın deyimiyle epeyce gülünç oluyorlar. En ağırı da bu tür ödleklerin elinde suikaste kurban gitmek değil mi zaten!

 

Günay Aktürk

Read more

Umudun Öteki Yüzü (Kısa Makale)

umut, kısa makale

Umudun Ya Da Umutsuzluğun Psikolojisi

umudun öteki yüzü

“Kim çıkardı seninle benim arama koydu, bu umut denen şeyi!”

Özdemir Asaf

Kim olacak sen çıkardın. Zihnine olası görüntüler getirmeseydin, şehvetle baksa da gözünde büyümezdi. Ama bunu yaptın. “Umudun öteki yüzü” umutsuzluktan çok taktiksel bir keyif içeriyordu belki de. Ben de duymak isterdim bir gece yarısı hiç işitilmemiş kulak çınlamalarını… Sonra a peşi sıra gelen kendi kendine konuşmalarnı:

“Acaba bu çınlamaların nedeni o mu? Şu anda benden mi bahsediyor kendine? Yok canım ne diye düşünsün! Ben de az domuzun dölü değilim hani, ağzım burnum yerinde maşallah. (Erkeksen kaslı yerlerini, kadınsan göğüslerini yoklarsın) Hmm, neden olmasın! Acaba şu anda tam olarak ne geçiyor aklından! Ah! Böyle şeyler söyleme sersem, ayıp.”

Zamanla durum netleşir ve aradaki mesafe giderek uzar. Bu öyle bir uzamadır ki ufukta bir nokta kadar ötelerdedir. Bu hâl ve vaziyetin kaç yaşında vuku bulduğu da önemlidir. İlk gençlik dönemlerinde ağır olur zıpkın yarası! İlkler özeldir. Unutulmazdır. Yıllar sonra her şeyi tastamam hatırlamayabilirsin. Ama hissettirdiği duyguları asla unutamazsın. Beynimizin en iyi yeteneklerinden biridir bu.

Unutulmaz olması, içinde her zaman saçmalık barındırır. Dokunma yoktur. Romantik bir öpüşme de yoktur. Hele ki güzel anılar hiç yoktur. Seni beslememiştir. Bir şeyler katmamıştır. Doyurmamıştır. Belki olgunlaştırdığı doğrudur ama bu bile onun değil senin yüreğinin marifetidir. Belki de bu yüzden asla unutulmayacak olması haksızlıktır. Zalim bir diktatörün bir zihni bir ömür işgal etmesi gibi. Tek fark, yıllar sonra o yoğun duygular durulduğunda hafiften gülümsetmesidir!

Sen bana bakma. “Umudun öteki yüzü” belki daha da çekicidir bu yüzünden. Git ve kapısını çal. Yaşam oldukça doğurgandır ve hiçbir çocuk da şeytan olarak gelmemiştir dünyaya!

 

Günay Aktürk

Read more

Usulüne Uygun İlişkiler (Kısa Makale)

kısa makaleler, usulüne uygun ilişkiler

İdeal İlişki Varsayımı

kısa makaleler, usulüne uygun ilişkiler

Eh biz de bu yüzden isteklerimize çeki düzen verdik. Yapılandırmaya gittik de denebilir. Ne istediğini bilen gibisi var mı! Özgün bir makale gibi sürekli okumak isterim onu. Kendime aşinayım artık. Aynada iki kişi görmek isterim.

Usulüne uygun bir yolu olmalı ilişkilerdeki çıkmazların. Öfkelendirdiğinde bacaklarına seve seve ağda yapmak geçmeli içimden. Bu da barışmak için cilveli bir fırsat sayılır hani! Ama asla ölümcül dozda bir uyuşturucu gibi şırınga etmemeli kendini.

Bir gün baktım ki tam başı ağrıdı ağrıyacak: “Zaten benim de bugün dizlerimin romatizması tutmuştu, iyi oldu ağrıdığı!” deyip kibirli kibirli süzmeliyim. Fakat ara sıra bahanelerini güncellemeli ya da: “İşin gücün yok mu senin domuz!” demeli ve gülmeli.

Özletmeli. Kimi dolunay akşamlarında çayımda dudak payı bırakmalı. Çay soğumalı ve üşümeli dudaklarım. Ama asla çiğ düşmemeli o güzel sabahlarımıza.

Bakıyorum… Son on beş yıldır herkes yalnızca görsel teşhirciliğe soyundu. Kasları olan vücudunu sergiledi, cüzdanı olan görgüsüzlüğünü! Öteki baktı ki iyi iş görüyor dolgun kalçalar, fenomen olmanın yollarını aradı.

Yani aslında herkes sahip olduğu şeyi sundu karşı tarafa. İnsanların kalitesi düşünce ilişkilerin de kalitesi düşmüş oldu. “Ben” yalnız kendi arzularına odaklandı. Eh, böyle bir ruhun farklı dokunuşlara susaması da kaçınılmazdı!

 

Günay Aktürk

Read more

Erkek – Şehvet – Topuklu Ayakkabı

ERKEK – ŞEHVET – TOPUKLU AYAKKABI

Erkek - Şehvet Ve Topuklu Ayakkabı

ERKEK – ŞEHVET – TOPUKLU AYAKKABI

“Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda dişinin her davranışı şehvet olarak algılanırlar.”

Frida Kahlo

 

İslam toplumlarında kadını kara çarşaflara dolamak, sünnet etmek, iş hayatından soyutlamak, boşanma hakkını yasaklamak, erkeğe kul köle etmek gibi şeyler hat safhada. Bu aslında erkek krallığından başka bir şey değil. Aman erkek şehvete kapılır topuklu giyme, aman tahrik olur kahkaha atma, vücut kıvrımlarını gizle, tokalaşma… Her şey düşünülmüş de o hiç dinmeyen şehvetiyle inmeyen penisi hakkında hiçbir şey düşünülmemiş.

Öyleyse bizde bir üretim hatası var. Evet evet kesin var. Erkeklik organımız bozulmuş gibi tuhaf haller sergiliyor. Ben tanrı olsam ilk önce yarattığım şeydeki aksaklıklarla ilgilenirdim. Ha, düzeltemiyor muyum, yeniden yapılandırmaya gitmek için helak etmeyi denerdim. Madem yaratıyorsun bari bu kadar aptal yaratma değil mi?

Sınavdasın diyorlar. Öyleyse ilkokul düzeyinde bir sınav olmalı bu. Yoksa bu kadar ahmak tıp fakültesi düzeyindeki bir sınavı nasıl geçecek!

Ne yaparsanız yapın kadının şehvetini de ayrıca yok edemezsiniz. Hatta sünnet bile etseniz. O da yakışıklı gördüğü bir erkek hakkında ara sıra fantezi kurmaya devam edecek. Siz sıradan bir bacak arasına bile razısınız ama onlar için güçlü erkekler ön sırada. Ben buna evrimsel gelişimin bir sonucu diyorum, çünkü öyle. Eh bu da size dert olsun. Ee cennetteki yedi erkeğin cinsel gücüne sahip o katır gibi güçlü erkek modelini yaratırken düşünecektiniz bunu!

Günay Aktürk

Read more

Boğacaksınız Kadını Yahu

arkamı sana yaslıyorum makale

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar! Evet, birazcık boydan kısa olabilir. Olsun, manası uzun! Derin ve iç gıdıklayıcı… Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

Bu sayfada yer alan kısa makaleler

1- Arkamı Sana Yaslıyorum
2- Boğacaksınız Kadını Yahu
3- Kötü Bir Yazgı
4- Hiç Mi Sevilmemiş
5- Tolstoy’un Elması

Arkamı Sana Yaslıyorum

arkamı sana yaslıyorum makale

Aman ha, arkamı sana yaslıyorum, cüzdanı yoklayayım deme. Ha dersen ki bu başına gelebilecek en iyi şey olur, o başka. Esprili insan evladını severim. Yapacağı şeyi önceden sızdırmaz. O zaman yasla sırtını sırtıma. Yine de haberin olsun, arkadan iş çevirenleri sevmem. İste verelim birader. Yani cüzdanı. Yahu seninle uğraşmaktan düşmanı gözleyemez olduk! Ne de olsa uzun yıllar iş çevirmişler arkamızdan. Şimdi dolu görünce insan huylanıyor.

Dostluk da bu değil midir zaten? Güven denilen imdat halatı, sevginin de dostluğun da mimarıdır. Hakkım var güzel bağladım meseleyi. Yoksa sonu şerre yanaşıyordu. Öyle pis pis yanaşan şeylerden zeval gelir. Şimdi asıl soruyu sorma zamanı: ya senin sırtın sağlam mı?

 

Günay Aktürk

Boğacaksınız Kadını Yahu

Boğacaksınız kadını

Açılın bakalım, bırakın da rahat nefes alsın kadıncağız. Sevmez öyle bulaşıkvari işleri. Duyguları henüz toy, fazla sevgi şımartmaz belki ama soğutabilir. Vantilatör planını harekete geçirmek lazım. Hay Allah! Boğacaksınız kadını yahu! Geri çekilin dedik. Yani size de pes bayım! Durup dururken nereden çıktı bu ilk yardım uzmanlığı! İlle de ille sunni solunum mu yapmanız gerek?

Çayıra çıksın biraz, kendine gelir. Otlamasa da çimen kokusu kendine getirir onu. Çoktandır dışarı çıkmadı ya, ihtiyacı var. Ama durun bir dakika! Asıl patlayacak olan siz değil misiniz bayım? Ne bu deli haller böyle? Neydi o söz? “Aklı tarafından terk edilmiş olmak koymaz adama. Akıl, alışkanlığa çevirmesiyse kaçılığını!” Aa kızmaya başlıyorum ama geri çekilin biraz!

 

Günay Aktürk

Kötü Bir Yazgı

kötü bir yazgı

Kötü bir yazgı. Evet, anlıyorum. Her şey arap saçına dönmüş. Elimi atsam elim kurur. Hani nerede ellerin, kolların nerede? Belli ki ruhun epeyce ecel teri dökmüş, savrulmuş hayallerin. Yetişmen gereken menzilin on mil daha gerisindesin. Dağınık bir hangar gibisin anlıyorum. Fakat işe iyi yönünden bakmalısın. Yapacak çok işin var daha. Belki yıllarca oyalanacaksın bununla. Onu al buraya koy, o düşü kaldır bu sevinci parlat, olmadı yeni bir hangara taşın. Hayatında senin gibi sorunları olmayan insanlar senden daha kötü durumdalar. Ne heyecan, ne bir yenilik ne de bir milimlik ilerleme…

Dereden akan sular hep aynı damlacıklardan oluşuyor. Ruhu sarsıntı görmeyenlerin zihinleri ne kadar da acınası… Vur kaşığı kafasına, sonsuz bir boşlukta çınlasın dursun… Her şeyin yolunda olması, yıllardır hep aynı yerde duruyor olduğuna delalet. Durmak debelenmek demek. Çamura batmış bir araba gibi. Öyleyse haydi, ilerleyelim biz…

 

Günay Aktürk

Hiç Mi Sevilmemiş

hiç sevilmemiş

Üç şairi emziren kadına katılıyorum. Anlatmalı. Dinlemeli. Herkes anlatmak istemez. Herkes dinlemek istemez. Özel olduğuna inandığın kişiye açarsın çeneni. Yalnız onun hizmetine verirsin kulaklarını. Her şeyde ortak olmak faydalıdır. “Sende yara varsa ben de merhem fabrikatörüyüm!” Herkes herkese sığınmaz. Herkes de açmaz barınağını bir başkasına. Bu iş böyle olduktan sonra nerede soluklanacak hiç sevilmemiş olanlar?

 

Günay Aktürk

Tolstoy'un Elması

tolstoy ve elma

Çünkü artık ağacın elmaya, elmanın da ağaca ihtiyacı kalmamıştır. Ağaç, elma yeterince olgunlaştığı için besin takviyesini keser. Elma da: “Lanet gelsin senin besinine!” diyerekten kendini bırakıverir aşağıya.

Elma olgunlaşmadan da düşebilir. Bunu belirleyen şey elmanın gelişim sürecindeki aksaklıklar olabileceği gibi, çevre şartları da olabilir.

Aslında birbiri ardına gelen olaylar belirler bunu. Sebep, sonucun maktülüdür.

Belki meyvelikte ölümcül bir salgın vardır. Belki don vurmuştur. Belki birileri meyveliği yok etmek istiyordur. Kim bilir…

 

Günay Aktürk

Read more

Emeğin Marjinal Ürünü

Emeğin Marjinal Ürünü
Emeğin Marjinal Ürünü

Ben de bir zamanlar nohut ekmiştim. Ama hasat zamanı geldiğinde tarla onu mısır koçanı olarak algıladı. Emeğin marjinal ürünü! Dikkatinizi cezbederim mısır değil, koçan olarak. Sapı elimde kaldı sanki.

Bunca emeğin karşılığı bu mu, dedim, ters düz konuşma, dedi. “Verdiğin emekle ancak bu kadar oluyor.” Sulak bir tarlaydı. İnsan tarlayı seçer ama tarla da sahibini seçmez mi? Terini toprağa dökmeyen insanı sahibi olarak benimsemez.

Ama ellerim nasırlıdır!” dedim. Tarla bilmez mi o nasırın hangi toprağın marifeti olduğunu? Uzlaşamadık. Acaba tohumumu mu beğenmedi?

Belki de benden kaliteli başaklar üretileceğine inanmadı. Gitti ve savruk bir çiftçiye verdi kendini.

Günay Aktürk

Read more

Semeri Sırtımıza Vurdular

Semeri sırtımıza vurdular

Semeri Sırtımıza Vurdular

Semeri sırtımıza vurdular

Binek hayvanlara zam geldi diyorlar. Semeri sırtımıza vurdular. Gelir yok gider çok. İşsizlik ve açlık, birileri sağlam semirdiğinden. Öyle ya, bu aklımla bile ben tek çözümün fabrika açmak olduğunu kavrayabiliyorum.

Bal kovanı olduğumuzu düşünün. Arı gibi çalıştığımız halde istifledigimiz petek başka kovanlara gidiyor. Bizim kovan tamtakır. Neden oluyor bunlar? Çünkü ülkede namuslu işler yapılmıyor. Namuslu işlerde para yok çünkü.

Bari birkaç maske uzat da ağzımızı kapatalım. Yo, susmak için değil, nalları dikmemek için. Nal vergisini bir kez alırsın ama eskimiş toynaklar daha çok mal getirir bu dükkana.

Dünyanın efendisi bile olabilirdin. Pek seversin böyle şeyleri. Bölgesel konumun itibarıyla oldum olası sahiptin o randımana. Ama sen uşak olmak niyetindesin. Görmemiş! Gözü doymaz! Evveli bitli herifler! Kimden bahsediyorum? Yani sülalesini beslemek için ülkeyi parselleyenler. Dini para, vicdanı “çıkar” olanlar. Tek başına pek bir beceriksizdir onlar. Ya ona el uzatanlar? Omuz verenler? Destek olanlar?

Ölüyü mezarından çıkarıp yakacak kadar cani azmanlar var bu ülkede. Baş bozulunca gövde sağlam kalır mı hiç? Kimliksiz ve kişiliksiz bu insanlar. Tam olarak kimler? Nereden beslendiği belli olmayanlar…

 

Günay Aktürk

Read more

Üç Yasa Bilirim – Biri İnsan Hakları

Üç Yasa Bilirim, Biri İnsan Hakları

Üç Yasa Bilirim Ben - Biri İnsan Hakları

Üç Yasa Bilirim, Biri İnsan Hakları

“İyi insanların doğru davranması için yasaya lüzum yoktur. Kötü insanlar ise yasayı çiğnemenin bir yolunu bulur.”

Devlet / Platon

 

Sanırım ben de yasaya uygun yaşayanlardanım. Ama kimin yasaları olduğu tartışılır. Üç tane yasa bilirim ben. Biri tanrının yasalarıdır. Kimine göre hakiki yasadır, kimine göre de zamanla bozulmuş, kelama “kalem” katılmıştır. Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin diye emir verir. Derin din ulemalarına göre cami de yapsalar cennete alınmayacaklardır. Onun peşinden giden sınırlı sayıda insan tüm insanlığı kardeş beller. Çoğunluğu ise sadece Müslümanlar sizin kardeşlerinizdir, der. Kardeşten sayılmayan milyarlarca insan düşmandır. Öyleyse uyduğum yasa bu değildir.

Bir diğeri şeytanın yasasıdır. Anlatıldığı şekli değil, yaşandığı şekli tartışmalıdır. En büyük günahı nedir şeytanın? Söylenenleri bir kenara bırakırsak, bilim şeytani bir iştir! Zira “ilim” yalnız tanrıyı anlamak gibi bir manaya gelir. Zina şeytan işidir mesela. İki seven yüreğin birine ölüm birine kırbaç!

Tutkunun peşine düşen aşık zaten cehennemin bütün katlarını görmüş sayılır. Ben de çok defa uğrak verdim oraya. Cennete herkes talip olur. Mühim olan ateşe yarenlik etmektir. Ben asıl şeytanlığın mutsuz ve sevgisiz evliliklerde bir gece vakti zorla ırza geçmek olduğuna inanırım. Zina haramdır derler fakat asıl zina “helal” zinadır derim de kızarlar! Yani bu yol epeyce dolanık görünür gözüme. Çalılı çakıllı yola girmeyiz!

Üçüncü yasa ise İnsan Hakları Beyannamesi diyelim! Kendimden de üç beş katar, ona inanırım. Kendinden katmalı insan. Uyduğu yasada kendi fikirleri de olmalı. Biraz akıl kırıntısı, biraz alın teri, en çok da vicdan! Bizim gibi ışık işçileri için yasa çıkarmalarına gerek yok. Bizler haramzade olamayız. Bizler ne çocuğa, ne kadına ne de hayvana tecavüz edemeyiz. Bizim uyduğumuz yasa vicdan ahlakının yasasıdır. Sözü de bellidir. Eline, beline, diline hakim ol!

Hayalimizdeki dünya Rızalık dünyasıdır. “Ben senden razıyım, sen de benden razı mısın?

Günay Aktürk

Read more

Dünya Durmadan Değişiyor

dünya değişiyor

Dünya Değişiyor

dünya değişiyor

– Dünya durmadan değişiyor. Ama aslında hiç şaşırtmıyor bu beni.
– Şaşırmıyor olmana şaşırman gerekmez mi?

Sofie’nin Dünyası
Jostein Gaarder

 

Dünya değişiyor. Şu sıralar hafta sonları kalbi dahi atmaz oldu. Siz bunu sokağa çıkma yasağına bağlıyorsunuz ama değil. Ölünün üzerinde gezinen kurtçuk deyimi söylemek istediğimin tam karşılığı. Anlatayım.

Dünya evine kapandı. Böylesini ne gördük ne duyduk. Ama bakın ne var derinlerde. Çıldırmanın eşiğine geldiler. Su yükseldi ve bizimle aynı seviyede artık insanlar. Biz derken durup düşünenleri kastediyorum.

Dışarıda dünya durmuş olabilir ama bizim ışığımız içeriden. Değil iki aylık karantina iki yıllık kapanma bile rutin sayılır. İçe yolculuk zamanı. Sessizlik ve boşalmış sokaklar bakmasını bilen için yeni bir deneyim. İnsanlık bir anda ortadan kaybolmuş gibi hissediyorsun. Orada, evlerin içindeler hâlbuki. Sesleri geliyor bazen. Ortalıkta görünmeseler de başka bir aleme ait tuhaf fısıltılar! Hâlâ yaşıyorsunuz. Ama bu defa öyle kemiklerin üzerinde kahkaha atarak değil! Gerçekten bir gün bile yaşadınız mı? Öyle olsa delirmeye kalkmazdınız.

Dünya değişiyor evet. Çapının bazen genişleyebildiği de doğru. Ama kendini her zaman küçük bir azınlığa ait hissediyorsun. Gezegeni paylaşamadıkları için parçalamaya çalışan ve bu uğurda savaşlar çıkartılan öte gezegenlerde de sınırlı sayıda mı yetişiyordur donanımlı bilinç? Zıtların birliği! Bir gün bu gezegen uzaylılar tarafından istila edilirse, inanıyorum ki istila için gelen bir medeniyet de en az bizler kadar vahşi olacaktır. Öyleyse medeniyetin tek meziyeti aptallık üretmek!

Şu evrende başka akıllı bilinç yaşamıyor mu gerçekten? Gelmediler ki görelim. Buralara kadar gelecek teknolojik güçleri olduğu halde gelmiyorlarsa ya henüz fark etmediler bizi ya da sandığımızdan da iyi niyetliler. Gliese 832c isimli gezegendeki yaşam ihtimalinden bahseden Hawking, “Bir gün böyle bir yerden sinyaller almaya başlarsanız sakın cevap vermeyin.” demişti. Uygarla ilkelin hazin karşılaşmasını biz bu dünyada yaşamıştık çünkü.

Dünya aşırı derecede zengin aptallar tarafından yönetiliyor ve bizler yeni bir dünya düzeninin yeni bir eşiğine daha geldik. Aptalca diyorum çünkü bir gezegeni yönetmek ancak ilkel güdülerimizin buyruğu olabilir. Dünya değişiyor ama değişen dünya bunları iyileştiremiyor. Evrenin sırlarını ve baş döndürücü güzelliğini görüp de hâlâ bu gezegenin sürüngen liderlerinden biri olmak, daracık bir zihnin içine sıkışıp kalmışlığın en bariz göstergesi değilse nedir?

Günay Aktürk

Read more

Kral Çıplak Ama Çocuk Daha Da Çıplak

Kral Çıplak ama Çocuk Daha Da Çıplak

Çocuğu Olmayan Kral!

Kral Çıplak ama Çocuk Daha Da Çıplak

Şöyle haykırıyor bir anne: “Ben bir anne olarak şahidim ki çıplak bir çocuk doğurdum. Üzerinde hiçbir şey yoktu. Tanrı da şahidimdir; Ne bir ulusa dair bayrak, ne kimlik, ne de üniforma. Doğurma fiilini bizzat yapan, o mucizevi ana tanıklık eden bir anne olarak yine şahidim ki doğumumdan şu ana kadar üniforma ya da bayrakla bebek doğuran bir anne görmedim ben… Doğurduğum o çırılçıplak bebek, insan soyunun genlerini taşıyor sadece…

 

Ben de bir suç ortağı olarak yardım ettim ona, ben de şahidim. Gerçi hiç çocuğum olmadı fakat bu işlerin böyle olduğundan eminim. Siz hiç Yahudi çocuk gördünüz mü? Ya da dindar bir çocuk? Olsa olsa Yahudi ve dindar bir anne babanın çocuğudur o. Büyüdükçe kirletiyorlar sabiyi. Kral çıplak olduğu için anlamaz bu işlerden.

Artık aslımıza dönme zamanı. Dünyalı bile demeyelim kendimize. Yoksa demekten zarar gelmez mi? Öyle olsun, kozmozlu diyelim. Kozmopolit. Politik değil. Baştan aşağı pespayelik. Zannedildiği gibi hiçlikten de gelmedik. Işıktan geldik biz. Işığın çocuğu diyelim öyleyse. “ışık taifesinden!” Dönüş yeri aynı yer olduğu için Işıklar içinde uyu, deriz. Mekanı cennet olsun der miyiz? Sanmam, cennete sığmaz ışık! Neyse, girmeyelim oraya.

Kral çıplak ama çocuk daha da çıplak. Bu yüzden kim nasıl istiyorsa öyle uyusun. Horlamadan uyusun ama. Daha uyumadan da horlamasın! Doğarken çırılçıplaktı. Cinsiyeti vardı. Ama cinsiyet hakkında hiçbir fikre sahip değildi. Kafasını biz kurcaladık. Dedik ki fıtrat diye bir şey var. Mahalle bakkalında satılır. O kadar ucuzdur ki göçük altında kalsan da hesap soran olmaz. Hayda bre yine sapıttık. Durum feci. Kral çıplak ama çocuk daha da çıplak. Onlar kendi çocuklarından gayrısına her zaman körler. Bazen o kadar köreliyor ki gözleri, kendi kanlarıyla da yıkayabiliyorlar ellerini. Hep o tür dürzülerin başının altından… Başları altında kalsın…

 

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id=”1″]

Read more