Yeni Yıl Dilekleri Filan

yeni yıl

Yeni Yıl Duası Mı Dilenci Duası Mı

yeni yıl

Hiç yeni yıl dileğinde bulunmadım. İnsanlar boyuna güzel şeyler diliyor. Ama o güzel şeyleri gerçekleştirmek için atılacak adımlar ağır aksak! Tanrıya dua etmekle hiçbir fark yok arasında. İnsan yaşamının refahı dilenci dualarına kaldıysa ayvayı yemişiz misali

Bir de şu “Müslüman Noel kutlamaz!” saçmalığı var. Niye canım, Noel babanın başı kel mi? O da pek çok mitolojik kahramanlar gibi hatırlanmak istiyordur. Biz taşlanan şeytanın varlığını sorguluyor muyuz? Ah evet yapıyoruz bunu. Ama siz taşlarken hedefi tutturmaya çalışıyorsunuz. Oysa bizim gözümüz şömine bacalarında değil!

Fikirsel anlamda güzel şeyler söyleyebilirim ama. Mesela derim ki “Ey müslüman oku! Ama anlayarak oku. Arap misyonerlerinin başarısı ile sarhoş olup başımıza bela olma. İçinizden bazılarının oğlancılık, bademcilik yani kısaca sübyancılık peşinde koştuğunu görüyoruz. Düşman belleyeceksen onları belle. Zira hiçbir şeytan br ateist olarak karşına çıkmayacak. O her zaman dini bütün kılıklarda karşına çıkacak senin.

Dostlarım! Sevdiklerim! Okuyucularım! Yeni yıl elbette güzellikler getirsin sizlere. Ümit ağacına çaput bağlayın ama lütfen mücadelesini de verin bunun!


Günay Aktürk

Daha Fazla Dinleti İçin Resmi Youtube Kanalı Ziyaret Edin

Read more

İstanbul Sözleşmesi Yaşatır

İstanbul Sözleşmesi yaşatır

İstanbul Sözleşmesi Yasası

istanbul sözleşmesi

“TBMM’de İstanbul Sözleşmesi karşıtı kitapçık dağıtıldı. İçinde yazanlar:

* Evin reisi erkektir, iki reis olmaz.
* Evlilik içi tecavüz yoktur.
* Feminizm terörizmdir.
* Toplumsal cinsiyet yoktur; mesleklerin, renklerin ve kıyafetlerin cinsiyeti vardır.

Evlilik Sizler İçin Yasal Bir Zina!

İstanbul Sözleşmesi kapsamında KİTAPçık niyetine dağıtılan o paçavranın bir de Türkçe okuması var, o da şudur: “Biz ne yapsak da insan olmayı beceremiyoruz. İnsan gibi sesler çıkarttığımıza bakmayın, hayvandan daha yeni evrildik. O yüzden de hayvan doğasının şartlarını yerine getiriyoruz.

Bizde kabile kafası olduğu için köleliği savunuyorsunuz. Evlilik sizler için yasal bir zina! Sadece bu var kafanızın içinde. Sırf kağıt üzerinde sözleşme yaptığınız ve adı “yasal” olduğu için de evlilik içi tecavüz tanımını aklınız almıyor. O tecavüz doğru bir tanımlama. Adını da “helal zina” koydum. Aslında haram ya, boş verin bunu. Haram ile helâli zaten sürekli birbirine karışırıyorsunuz!

Kalbine giremediğiniz kadınları dövüyorsunuz. Bazen şiddet bazen de cinayet. O kadınlar tarafından aldatıldığınız zaman da namusunuz kirleniyor! Oysa asıl namussuzluk, sevmediğiniz kadını evinizde bir esir gibi tutuyor olmanız! Yasal esaret!

Şaşmamak gerek. Kadını insan olarak tarif eden bir şey okuduğunuz yok ki. O sizin için basit bir kaburga kemiği! Tanrının emaneti! Hiçbir şeyi kendi başınıza sevmeyi beceremez misiniz? Hayatınızda bir defa olsun karşı çıkın. Yasalarda da yazsa kutsal kitaplarda da yazsa, bir insana şiddet uygulamayı ya da onu öldürmeyi haklı çıkartacak sebepler öne süren her şeyi reddedin.

Kin ve nefret kusuyor televizyonlar, politikacılar ve din adamları. Sizde bu kadın cinayetleri ve öldürme dürtüsü yok olmadıkça da kusmaya devam edecekler.

Kendi başına düşünemeyen cahil insan kendini pek donanımlı zanneder. Ama asla bilge bir insan olamaz. Sizler tek bir kader çizgisinde yürüyorsunuz. Bir köle adayı olarak doğdunuz ve eğitimli bir köle olarak yok olup gideceksiniz!

 

Günay Aktürk

Read more

Ak Sakallı Bilgecik (Kısa Makaleler)

ak sakallı

Ak Sakallı Bilgecik

ak sakallı bilgecik

“Bilge dediğin hem fırlama hem de puşt olur. Bilge, hayatın bütün hazlarının ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. Son çıkan küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. Yaşamdan tat almayı bilir ama bunu hiçbir zaman ayağa düşürmez. Ayağıyla yaşadığı yaşamı yukarı çeker. O küfür ettiği zaman küfür onda besmele gibi bir şey olur. Bizde bilge, yerinden kalkmaz, aksakallı, yemek yemez, çişi gelmez biri olarak bilinir.”

Ahmet İnam
ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı

Bir Alıntı Bir Yorum

Bu adamı çok seviyorum. Özgün fikirleri var. Hele yobazlığı anlattığı o “baş yobaz” yazısına hayran kalmıştım. Hatta tam adı “Benim yobazım senin yobazını döver” idi galiba.

Bilge insan hakkındaki bu görüşleri eleştirmek için de ortada bir neden göremiyorum. Bizim bilge insan örneklerimizdeki kahramanlarımız genelde aksakallı dervişler oluyor. Özellikle de elini suya sabuna sokmayan tipler. Pek çoğu hak yolunda yürüyen ama, dünyadan elini eteğini çekmiş halleriyle, dünya canlılarına pek faydası dokunmayan tipler.

Hiçbirini de soylu bir mücadelenin içinde göremezsiniz. Halktan yana, halk ile birlikte olmaları gerekirken, bir şekilde güç sahibi olanların elini öptüğü sevgili ve ulu dervişler!

Üzerinize afiyet sokmuşam öyle bilgeye! O tür bilgeler hayatın hakiki dinamizmlerinden beslenmezler. Bilgilerinin tamamı da ilim üzerine kuruludur. Metafizik ilim. Hakikatle bağları kopmuş çürük teori yığınları…

Read more

Doygunluk Meselesi (Kısa Makaleler)

doygunluk meselesi - günay aktürk

Bir Alıntı Bir Yorum

Doygunluk Meselesi - Kısa Makaleler
Doygunluk Meselesi - Kısa Makaleler

“Zekasını beğendiğin birinin görüntüsünü merak etme. Zekasını kullanmayan birinin ise görüntüsünden etkilenme.”

Hegel

İzindeyiz Hegel 🙂 Doygunluk meselesi aslında. Bu konuda ben kendime güvenirim. Güzel bir suretten ya da bedenden etkilensem de yine de sersemletemez bu beni. Oysa on, on beş yıl önce olsa tam tersi olabilirdi. Öyleydi de. Ee ne demişim vakti zamanında: “Serde şairlik var, acı istiyor biraz da ilham kahpesi!

Lise yıllarındayken Bulvar ve Tan gazeteleri vardı. O dönemlerde gençliğin gözdesiydi o gazeteler. Keser ve saklardık güzelce. Katlamazdık zira buruşurdu:)

Böyleydi canım, yalan yok. Ama kalbimiz temizdi. Pek çoğumuzun. Ya da kendimden pay biçiyorum. Zira (pek çok kez söylemişimdir) orta birde aşık olduğum kıza taa lise sonda… bile açılamamıştım. 🙂

Doygunluk dedik. Zaman bir buldozer gibi geçti üstümüzden. İnsan zor etkileniyor. Hepimiz değil ama. Bak yine kendimden pay biçiyorum. Yakın zamanda cinsel temalı konulara girmediğim ve hiç de istek duymadığım bir kadın demişti ki: “İstesem beş dakikada baştan çıkartabilirim seni!” Daha yüksek dozda söylemişti ama biz böyle algılamış olalım. Kendi çapında haklıydı. Köpeklere bile tecavüz edilen bir ülkede bunca özgüvenli olmasına şaşmamalıydı!

Aşmalı insan kendini. Her gece, bir önceki güne kıyasla yeni bir şey öğrenmiş olarak girmeli yatağa. Bunu önemserim. Makamından, rütbesinden, parasından ve vücudundan başka sergileyecek bir şeyi olmayan insanlara acırım…

 

Günay Aktürk

Read more

Korona Günlükleri (Düşünen Madde)

Korona günlükleri

Pandemi Kapatması

Korona günlükleri

Babam hararetle konuşuyor telefonda: “Sakın gelmeyin Ankara’ya. Burası bir sıçan deliği oldu artık.” Kapattıktan sonra tutturdu mu bir kasaba türküsü! İlle de ille gideceğim. “Orada virüs yok mu?” diyorum: “Olmaz mı!” diyor: “Kapı kapı geziyor imansızlar!” “Etme tutma, daha bir ay olmadı geleli. Zaten bütün bir yaz boyu oradasın. İçeride on yıl yetecek kitap erzağı var! Otur köşene oku.”

Pek de tekin olmayan gözlerle şöyle bir süzüp: “Zaten İnce Memed’in son serisini de almamışsın, hiç konuşma sen!” diyor. “Onu almadım ama İrazcanın Dirliği’ni aldım.” diyorum. Gözleri büyüyor

– Yılanların Öcü’nün devamı mı?
– He ya, bir de üçüncü serisi var: Kara Ahmet Destanı
– Vallaha mı, o nerede?
– Nerede olacak, Dost Kitabevinde!

Nasıl olduysa konu hemen değişti. “Bugün son kitabını okudum da evlat, boynuz kulağı geçmiş be!” dedi. Geçti de ne zorluklarla geçti. “Hayatında bir kez kitap aldın, o da bir çocuğun asla okumaması gereken Falaka Kaşağı And kitabıydı.” dedim. “Gel seninle sanal kitapçıları dolaşalım!

– Ben eski nesilli adamım oğlum, İnternete güvenim yok. Hele yaz gelsin, virüs kırılsın, gider alırız!
– Bekle babam kıyamet kopsun da sırat açılsın! Oldu olacak muktedir hazretleri de ölüm şerbetini yudumlasın, ondan sonra bari!”

“Hmm!” dedi. “Büyük düşünen adamı severim, anlaştık! Hele göster bakalım şu Irazca’nın Dirliği’ni!”

Bizim kitap yine öteki düşlerle beraber bahara kaldı. Hele yaz gelsin, virüs kırılsın ki biz de haritamızı çıkartıp yola koyulalım 🙂

 

Günay Aktürk

Read more

HER BEŞER İNSAN SIFATIYLA DOĞAR

Her beşer insan sıfatıyla doğar

İNSAN OLMAK

Her beşer insan sıfatıyla doğar

Bir fikri düşünebiliyor diye insan mıdır her mahlukat?
Sırf düşündüklerini söyleyebiliyor diye
ve çoğu kez aptalca laflar ediyorken
ve sıklıkla saklarken aklından geçenleri
her şartta ve koşulda yine de insan mıdır?

 

Şu üç kural hayvani bir gereksinimdir;
Karnını doyurmak, üremek ve hayatta kalmak.
Şimdi aklıyla genişletti bunların sınırlarını;
İstifledi, tecavüz etti ve cinayet işledi.
Üstelik artık hayvan da sayılmaz.
Bozuldu doğallığı hayvanlığının.

 

Her beşer insan sıfatıyla doğsa da,
hayvana daha yakındır ilk ağladığında.
Olmak” dediğin özel çaba gerektirir.
Pek çoğu da bunu fark edemeden yok olup gider.

 

İnsanlığa giden yolun şartları vardır.
ilkin eğitimle çıkılır yola.
Dünya, eğitimsiz bilgeleri de görmüştür
ama yine de şansa bırakılmamalıdır.
Öğrendikçe kuşkuya düşer.
Kuşkudan bilim doğar,
bilimden medeniyet.
Kuşku olmadan bilim
bilim olmadan eğitim olmaz.
Sonra sanata yönelir.
Bilgi cehaletini törpülerken
sanat da hayvanlığını alır.

 

Gövdesinin üzerinde boş bir kafa taşıyan insan
gerçekten insan mıdır?
o vahşi ve aynı zamanda istifçi;
yalnız magazin haberlerinden beslenen,
politikacılara kutsal bir vaaz dinler gibi kulak kabartan,
kadın ve özgürlük düşmanı,
düşünebildiği halde düşünceye düşman,
şeytani ve düzenbaz, diplomalı bir cahil.
Kul hakkı yemenin üstadı,
hayvandan bir adım ileride,
insan olmakta sınıfta kalmış,
yine de ve hala insan mıdır?

 

Büyük bir yanılgıyla
fikir sahibi olduğunu zanneden
ama gerçekte kirli fikirlerin kontrol ettiği insan;
insan gibi sesler çıkarttığı halde
yine de insan mıdır?

 

Günay Aktürk

Read more

Ruhumun Kırıklarını Aldırmalı

ruhumun kırıklarını aldırmalı - günay aktürk

Saçlarımın Hasreti Uzadı Yine

ruhumun kırıklarını aldırmalı - günay aktürk
ruhumun kırıklarını aldırmalı - günay aktürk

Ruhumun kırıklarını aldırmalı, saçlarımın hasreti uzadı yine. Yeniden ayrılığa mı boyamalı…

Yıllardır mırıldanır dururum bu dizeleri. Çok naif gelir. Kendi halinde saçlarını tarayan küçük ve yalnız bir kız çocuğunun saflığını hissederim. Belki büyük bir kadındır da hiç büyümemiştir.

Çay ve kahve sohbetlerinde karşılaşırım onunla. Üstünü başını yırtmaz, parçalamaz kendini. Belki de içten parçalanmak gibi bir özelliği vardır. Ama çabuk iyileşir, çabuk kalkar ayağa. Bazen de yıllarca hasta dolaşır. Belli etmez yine de, dışarıdan bakınca iyi gibi görünür. Hatta sevgiyle okşayabilir yanaklarını.

Fakat bazı kadınların saçları ne yapsalar boya tutmaz. Bu civardan değillerdir. Umutları gidicidir. Üç vakte kadar sıcaklığını hissettin hissettin, gerisi ayazdır. Ne yapsalar ısınamazlar. Çekilmiştir kanları.

Nilgün Marmara’yı anımsarım. Yeterince sevilmemiş olmaları değildir aslında mesele. Bazı kadınlar melankoliktir, bazıları yalnızlığa, bazıları da ölüme sevdalıdır. Ruhun bir tuhaf halleri işte. Sadık Hidayet usta nasıl, öyle…

 

Günay Aktürk

Read more

Güvertesi Korsanlı Kaptan

Güvertesi Korsanlı Kaptan - günay aktürk makale

GÖRÜLMÜŞTÜR

Güvertesi Korsanlı Kaptan - günay aktürk makale

Akıl, bu savruk bedeni zamanla ele geçirir ben de kurtulurum “benden” diye düşünüyordum. Rotasını duygusal zekasının zevklerine göre çeviren bu yük gemisinin buz dağlarına olan sevdası nedendir?

Güvertesinde en azılı korsanları ağırlayan şaşķın bir kaptan! Her limanda kahvesini farklı pijamalarla yudumlayan bir amiral! Üstelik bu defa en lezzetli kahveyi tattığını söyleyen bir avanak!

Kaç posta kutusunda kanat çırpmıştır sevginin düşü! Kaç ihtiras bizzat muhatabı tarafından “GÖRÜLMÜŞTÜR!” Duygusal zekası korteksinden önde koşan kişi, arayış zindanlarında çıkartmadı beni.” demeli. “Ama ben yürüdüm!”

Yine de yüreğim aklımdan yaşlı olsun isterim. Bütün savaşlara girip çıkmalı. Kaybederse de aklın ne işi var ardımı toplamaktan başka! İnsan dediğin arkadaş, hiç bir şey değilse bile yol yorgunu olmalı. “Ben yürüdüm, yol düzgün bir menzile çıkmadı.” demeli. “Ama ben yürüdüm!”

Ben bunu bilir bunu söylerim! Daha ergenlik çağında yürümeye başlanmalı! Akıl da yürek de bağnaz kafeslere kapatılmamalı! Neden mi? Çünkü çarıkları parçalanıncaya kadar yürüyemeyen, bir ayakkabıya neden ihtiyaç duyduğunu anlayamaz! Erken çıkan yol alır. Ne kadar geç açılırsa gözleri, o kadar erken tökezler şu hayatta!

Günay Aktürk

Read more

İnsan İnsanın Yamasıdır | Bir Alıntı Bir Yorum

insan insanın yamasıdır

Bir Alıntı Bir Yorum

yenilen pehlivan

“Birisi hiçbir iz bırakmadan gider anılardan, öteki bütün bir ömrün travması olur. Birisi yaşama tutkuyla bağlatırken, bir diğeri her şeyde bir grilik aratır. Birisi güçlü ve saygın hissettirir, öteki değersiz ve fazlalık. İnsan insanın yamasıdır…”

Günay Aktürk
İnsan İnsanın Geleceğidir

“Bu deneme yazısını yazarken de okurken de aslında yalnız bir kişiyi düşünmüstüm, bir kişiyi! Bir zamanlar kirli bir örümcek ağına yakalanmışsanız, oradan yaralı bir şekilde kurtulduğunuzda o anıyı ne şekilde hatırlarsınız?

Ben örümceğin hamlelerine odaklanırım. Bu yüzden bugün onun savaş sanatına epeyce bir aşinayım artık. Bu deneyim bir kez daha tekrarlandığında labirentin sonunu gözüm kapalı bulabilirim.

Ama bazen öyle olmaz. Aklın o kadar çabuk gider ki başından, sanki daha önce böylesini yaşamamış gibi hissedersin. Ve o ağ seni en acımasız biçimlerde sarıverir.

Aslında sarsın. Sarmasını isterim. En kötüsü nedir biliyor musunuz? O korkuyla geri kalan yaşamı felçli bir hasta gibi yaşamak! Ben kurtuldum. Yenilen pehlivanın irade gücüne kimse odaklanmadı! Şimdi en güçlüsüne hazırım zelzelenin!”

Günay Aktürk

Read more

Kalbim Aklımın İtaatli Bir Uşağı

Kalbim Aklımın Uşağı - sabahattin ali

Şelale Şehrinde Bir Avuç Suya Hasret!

Kalbim Aklımın Uşağı

“Kalbim aklımın itaatli bir uşağıydı.”

Sabahattin Ali

Bizimki tam tersi. Kalbimiz aklımızın uşağı olsaydı haddini bilir, yalnız kan pompalamakla yetinirdi! Öyle olur olmaz karışmazdı boyundan büyük işlere.

Aradan bunca asır geçmesine rağmen ne büyük rütbeler verilmiş şu kalbe! Kabile kafası gündemde hâlâ! Eskiden kalbin de beynimiz gibi düşünebilen meziyetleri olduğuna inanılırmış. Peygamberi kastederek: “Biz ayetlerimizi o’nun kalbine indirdik!” diye bir ayet bile var!

Bir benzetme olarak duyguları kalp ile betimliyoruz. O da beynimizin bir marifeti oysa. Acı da beyinde, düş de beyinde. Paslı bir çivi gibi geçmişte çakılı kalan anılar… Yalancı sarı saçlar. Çekik gözler. Bir şelale şehrinde yaşadığı halde hâlâ bir avuç sudan medet uman o kervan kaçkını bilinçaltı!

Duygularımız onu hayallemenin zevkini o kadar fazla tattı ki daha fazla düşünmesi için kimse zorlamadı onu. “Acıdan kaç, zevke yakınlaş!” Doğa yasaları o kadar açık ve net…

Kalbimiz aklımızın itaatli bir uşağı mı gerçekten? On yıllık bir subayın disiplini bozmaması için artık üst düzey bir rütbeliden emir alması ve ona itaat etmesi gerekmez! Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız bu sizde artık oturmuş bir alışkanlığa dönüşür!

Günay Aktürk

Read more