Düşünen Zihin Kimliğini Arıyor

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar! Evet, birazcık boydan kısa olabilir. Olsun, manası uzun! Derin ve iç gıdıklayıcı… Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

Bu sayfada yer alan kısa yazılar

1- Düşünen Zihin Kimliğini Arıyor
2- Dostoyevski’nin Samanı
3- Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?
4- Kan Kokusuna Geldiler

1- Düşünen Zihin Kimliğini Arıyor

düşünen zihin kimliğini arıyor

Sınır çizgileri yalnızca ülkeleri belirlemez, içindeki halkı da insansı canavarlara dönüştürür. Bu yüzden coğrafyanız kaderinizdir, demiş bilge. Bundan sebep türlü türlüdür insan.

Halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahipler. Ama yalnızca kendilerini özgür hisseden halklar. Ben de bir birey olarak kişiliğimin imar planını coğrafyamın kaderine bırakamam.

Kayyım atanmış şehirler gibidir insan. Seçimlerine müdahale edilmiştir. Yeterince zaman geçerse kendi öz dilini bile unutabilir. Asla olmadığı kalıplarda yuvalanan yörüngesiz bir zavallı, zamanla girdiği kalıbın şeklini alacaktır. Kimim ben, diye soruyorsan, geçmişte atalarının nasıl öldüğüne bak. Bir ülkede zorbalık varsa, sana ait olan kimlik, yasaklanmış olan ideolojidir.

Günay Aktürk

2- Dostoyevski’nin Samanı

günay aktürk düşünen zihin

Az namussuz değildir o saman çöpleri. Eşeklerin gıdası oldukları halde bey gibi gezinirler ortalıkta. En çok da beylerden çıkar zaten. Hele o takım elbiseli katır bokları yok mu, tezek niyetine çal duvarına köy ambarının. Ahır bekçilerini asil zanneder de medet umarsın. Uzatma yaralı parmağını iğde dikenine! Sarılacaksan kökünü bildiğin çınara sarıl.

Sen de az değilsin hani! Ömrün boyunca bir kez olsun sulamadığın ağacın altında soluklanmak istersin! Belki de kuruttun kökünü. Belki sayende boy attı kim bilir… İnsan kendi kendine yetmeli. Yol ne kadar karanlık olursa olsun bir gün bir ışık… Yani geceler o kadar da uzun değil. Yeter ki umudu öldürme içinde…

Günay Aktürk

3- Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden neden yüzücü çıkmaz?

Yüzücülük bizim fıtratımızda yok da ondan! Üç tarafımızın denizlerle kaplı olduğunu görüyoruz ama aç tarafımızı sorgulayan kafa da yok bizde. Biz yüzücülükten anlamayız hem. Direk keseriz. Olmadı yakarız. Yani biz derken ben değil. İşaret parmağını gözümüze gözümüze sallayanlardan bahsediyorum.

Eksik yanımız sadece yüzücülük olsaydı keşke. Bilim adamı da çıkartamayız biz. O da fıtratımızda yok. Halbuki bu kadar adam var memlekette! Ne işe yarıyorlar anlamıyorum. İroni bu olsa gerek. Bazen de diyorum ki hiç olmazsa yüzmeyi öğrenseydik be! Belki o zaman ummana dalabilirdik! Daha derinlerde derinleşebilmek! İşte bundan söz ediyorum.

Dinleyin! Benim için yüzücülük sanatsal bir anlam taşıyor. Kulaç atmak, sade gücümüzü zorlamak değil, denizle bir olmak demektir. Onunla bir olan onu evladı gibi sevecektir. işte o zaman dünyanın bütün yüzücüleri bir araya gelse, en kötü yüzücülerimizden bile daha iyi yüzemez. Bizim fıtratımızda olan şey, zenginin kesesi için göçük altında can vermek. İşin daha da kötüsü, bunun böyle olduğuna canımız yana yana inanmaya başlamak…

Acaba bir kelam etsem torunlarım atamın sözüdür diyerek hatırlar mı beni? Bir deneyelim bakalım: “Yüz kez de dalsan ummana, bu kafayla yüzüne kara çalarsın anca!“

Günay Aktürk

4- Kan Kokusuna Geldiler

kan kokusu günay aktürk

…Ve böyle böyle avlanacak akbabalar. Kan kokusuna geldiler yine. Taze kan kokusuna. Öyle bir karanlık ki ışıktan besleniyor. Dünya durmadıkça güneş de yüzünü saklamayacak bizden. Bir sakat kalacak hakikat, bir iyileşecek. Yorulacak geceleri. Karanlıkta gözleri daha da iyi görecek. Aslında insan hep gün ortasında, her şey güllük gülistanlıkken bozuluyor. Karanlık çöreklenmeden de gelmiyor aklı başına. Bakmayın, çok fazla şeye sahip olması karıştırıyor aklını. Muslukta su, dolapta zeytin, ocakta çay oldukça daha bir tatlı geliyor batasıca canı…

Günay Aktürk

Read more

Gitmek Mi Lazım

gitmek mi lazım

Gitmek Mi Lazım?

gitmek mi lazım

Dünya merkezli evren anlayışı yıkıldı ama yerine ben merkezli bir evren anlayışı geldi. Dış dünyaya körelen gözlerimizin önüne şatafat ipliğinden örülü bir perde çekilmiş durumda.

Medeniyetimizi o kadar geliştirdik ki akşam yemeğinde etimizden lezzetli bir parça kopartmak için karanlığın ardında gizlenen bir çift göz yok artık. O keskin pençeler uzun zamandan beri ne surlarımızı aşabiliyor ne de şehirlerimize girebiliyorlar.

Can güvenliğimizi hiçbir suretle tehdit etmeyen bu hayvanların ne yazık ki en vahşi avcıları konumuna düştük. Bu modern ve romantik şehir ışıklarının altında yaşamın bütün ihtişamını yok etmek için pusuya yatmış vahşi avcılarız bizler.

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id="1"]
Read more

Işıktan Uzaklaşan İnsanlık

ışıktan uzaklaşan insanlık

Işıktan Uzaklaşan İnsanlık

ışıktan uzaklaşan insanlık

Dünya merkezli evren anlayışı yıkıldı ama yerine ben merkezli bir evren anlayışı geldi. Dış dünyaya körelen gözlerimizin önüne şatafat ipliğinden örülü bir perde çekilmiş durumda.

Medeniyetimizi o kadar geliştirdik ki akşam yemeğinde etimizden lezzetli bir parça kopartmak için karanlığın ardında gizlenen bir çift göz yok artık. O keskin pençeler uzun zamandan beri ne surlarımızı aşabiliyor ne de şehirlerimize girebiliyorlar.

Can güvenliğimizi hiçbir suretle tehdit etmeyen bu hayvanların ne yazık ki en vahşi avcıları konumuna düştük. Bu modern ve romantik şehir ışıklarının altında yaşamın bütün ihtişamını yok etmek için pusuya yatmış vahşi avcılarız bizler.

Günay Aktürk

Read more

Gerek Kalmadı Artık

gerek kalmadı artık

Gerek Kalmadı Artık

gerek kalmadı artık

Toprak suyu yeterince emdi. Geride kaldı kuraklık. Şimdi fidanlar için boy verme zamanı.

Artık delirmek zorunda değiliz. Sen de terk etmek istediğin bu kente çadırını kurabilirsin. Bu şehre çirkef çamurunu bulaştıran o sıçan lağımına geri döndü.

Olur da bir rastlantı eseri karşılaşırsan onunla, artık gözün bir yerden ısırmaya bile tenezzül etmeyecek onu.

Günay Aktürk

Read more

Kıssadan Hisse!

Kıssadan Hisse!

Karakter karalanmış bozulmuş insan soyu
Huy çürümüş ezelden zehirlenmiş ar suyu
Boşluğa düşen gafil zevkini arar olmuş
Aşkın karı çok yağmış ahlaksızlık diz boyu

Günay Aktürk

Esasen komünal düzenden yanayız. Evlilik kurumunun insan doğasına aykırı olduğunu, bu sebeple de boşanmaların, çabucak soğuyup aldatmaların ardı arkası kesilmiyor. Çocuğa doğru yönelmeye başlayan sevgi, “ölüm bizi ayırana kadar” sözünü pek çabuk unutturuyor.

İnsan içgüdüsünün gerçeğini bir kenara bırakalım. Kendi öz kardeşinin varlığına bile dayanamadığı, ancak ve ancak uzaklarda olduğunda kıymete bindiği bir dünyada, aşk adı altında gelen bir yabancının varlığı kaç gün sürdürebilir ki hükmünü?

Paylaşımdaki ahlaksızlığa da değinmeli. Buradaki ahlaksız önüne gelenle düşüp kalkan kişi değildir. Ahlaksız, hayatında biri varken sınırlarını genişleten kişidir. Kimsenin zevki beraber olduğu kişinin duygu yıkımlarından daha kıymetli olamaz.

Günay Aktürk

Read more

Ateşli Bağnazlık

ateşli bağnazlık

Kısa Ama Derin | Aşırı Ve Anlamlı

Kısa yazılar! Evet, birazcık boydan kısa olabilir. Olsun, manası uzun! Derin ve iç gıdıklayıcı… Biz buna kısaca etkileyici mavallar da diyebiliriz.

 

Bu sayfada yer alan kısa yazılar

1- Ateşli Bağnazlık 2- Kendi sonunu Hazırlayan Bir Irk – İnsan
3- Sığır Sürüsü 4- Köpeklere Sadakat 5-Dışarıda Kaç Kişisiniz?

1- Ateşli Bağnazlık / Günay Aktürk

ateşli bağnazlık

Bir anda don tutarsın mazallah. Kendini korunaksız ve barınaksız bir halde bulursun. Düşünsene, yol kenarına atılmış ve aslında pek de işe yaramayan bir et yığınısın! Sadece bu. Orman yangınlarındaki hayvanların göç yolunu insan toplumu için yeniden kurgulayan da sensin. Tehlikeyi görünce kaçıyorsun. Yoksa çok şey mi zannediyordun kendini? Caka sattığın şu sokak fareleri dışında kimin başını döndürebildin bu zekanla?

Dualarınla kapısını çaldığın şu ilahi makamda sana dair tek bir yankı bile işitilmiyor. İnsanın avazına karşı yine bir başka insanın kulakları var sadece. Vaktin dolduğunda kendi sonunu getireceksin. Şimdiden hazırlıyorsun o kıyamet alametlerini.

Eğer günün birinde bunu yaparsan, bugün evrenin uzak köşelerindeki canlı türlerini beklediğimiz gibi, onlar da nafile bekleyecek bizleri. Yeterince kuşkulu bir tür olmadığımız için olacak bu. Sürekli “sen, sen” diye konuşuyorum ama aslında “biz” diye hitap etmeliyim.

Bizler bu gezegenin “evlat” görünümündeki safra taşlarıyız! Bizim yüzümüzden binlerce yıldır sancı çekiyor. Belki de bugüne kadar doğurduğu en vahşi ucubesi bizleriz… Bizler üzerimize medeni çuvallar geçirerek, geriye gitmek adına sürekli savaş planları yapan ve aklını yalnız zevklerinin kazanımları için çalıştıran tehlikeli bir türüz. Tehlikeliyiz çünkü bizler radikal fikirlerin en ateşli bağnazlarıyız!

 

Günay Aktürk

2- Kendi Sonunu Hazırlayan Bir Irk - İnsan

Kendi Sonunu Hazırlayan Bir Irk - İnsan

Size bir senaryo yazayım mı? Devletlerin hiçbir hükmü yok aslında. Ve devlet başkanlarının da. Bütün dünya üç beş ailenin avucunun içinde. Şimdilik Ortadoğu’yu, geri kalmış Arap ülkelerini ezebildikleri kadar ezecek ve nihai sona gelecekler. Bir de Afrika kıtası var. Dikkat edin, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) teknolojisiyle kısırlaştırılmış bitki tohumu üretiyorlar. Bununla beraber orijinal tohumları toplayarak inşa ettikleri ambarlarda depoluyorlar. Yaptıkları ilaçlarla toprağı öldüerek insanları da yavaş yavaş kanser hastası yapıyorlar. Peki, bu nereye ulaşır?

Dünya nüfusu 1800 yılında yaklaşık 1 milyar, 1900’de 1,5 milyar olarak kaydedilirken, 2000 yılında 6,1 milyara ulaşmış. Son yirmi yılda 7.6 olmuşuz. Yani fareler gibi üremişiz. Sanırım porno sektöründen. O sektör de bunların elinde olmalı. Üresinler ki köleler çoğalsın.

Nüfus artışındaki dengesizliği düşününce sistem bir yerde kilitlenecek. Bana öyle geliyor ki günün birinde bütün insan ırkını yok edecekler. Geriye bir milyon insan kalsa o küçük insansı şeytanları doyurmaya yeter de artar bile. Tek devlet tek millet. Şimdilik para ve güç hırsı onları oyalıyor. Ama zevkin de bir sınırı var. Bunu hastalık haline getirirsen artık bir yerde daha önce hiç tatmadığın zevklere yönelebilirsin. Bu da kendi ırkına karşı yapacağın kitlesel katliam olur ki tam da sürüngen beyinli yaratığa yakışır bir davranış! Medeniyetimiz bir süredir tehlikeli bir sınırın önünde park etmiş bekliyor. Kendini yok etme hastalığından kurtulursa ne âlâ! Bir adım ötesi, daha gelişmiş bir uygarlığın eşiği demek.

Günay Aktürk

3- Sığır Sürüsü

ateşli bağnazlık nedir

Bir zamanlar uzak diyarlarda bir sığır sürüsü yaşarmış. Bütün dertleri karınlarını doyuracak ot ile akşamları barınacak bir ahır imiş! Bırakın bir yerlere gitme çabasını, çoğunun yola çıkmak gibi bir derdi bile yokmuş. Öylece yuvalanmışlar meraya. Ara sıra sığır tüccarları inesiymiş köye. İçlerinden döllü döşlü olanlarını kucaklayıp götürürlermiş. Sığırlar da güle oymaya giderlermiş üstelik! Ya sonra? Sonu ruhsal bir gıdı gıdı! Ne demişim? “Tez elden harlanan tez elden söner.” Hayat bu. Aptal kalmayı seçersen daha çok tüccar yüzü görürsün.

Günay Aktürk

4- Köpeklere Sadakat

köpeklere sadakat

Dün akşam polisin biri kurt köpeğini kaybetmiş. Esnaflardan soruyor, K9 cinsi köpeğim kayıp gördünüz mü, diye. Canım esnaf tanıyor da soru o yüzden samimi. Polisi ben de yakinen tanıyorum. Dedim işin yaş. “En nihayetinde onun da rütbesi var. Bulamazsan devlet memurunu kaybetmekten atarlar dama. Bari şu villalara bak. Kapmıştır biri.“ Kedin köpeğin varsa zamanla ailenin bir ferdi haline geliyor. Çocukluğumda kasabada yaşarken yirmiye yakın köpeğimiz vardı. Çiftliğin yanından yamacından geçenlerin vay haline! Babamın dizelerindeki gibi: “Biri ürer bini koşar, insana gelirken coşar.“ En çok on yaşındayken siyah bir köpeğimiz vardı. Tüyleri yıldız gibi parlardı. Zehirlediler. Bu ikincisiydi aslında. İlkinde fark eder etmez derenin yanına götürmüştük. Ne kadar su içerse o kadar iyi diyordu babam. Çat pat hatırlıyorum.

Elleriyle yoğurt yedirmişti de zar zor kurtarabilmişti. Ben kasabamı sevmiyorum. Seviyorum da insanları bir tuhaf. Git ege köylerine, diyordu bir dostum geçen hafta, gözlerinde para dışında bir şeklin şemalin yok. Köyler, kasabalar ve şehirler… Yani gerçekten bozuldu mu her yer? Bozulması için önce daha iyi olması gerekmez mi? Öyleyse bir parça düzeltmiş olmalıyız. Ahmet Haşim’in Anadolu mektubunu hatırlayın. Yıl 1919. İki paragraf önemli. Bu satırları okuyup üzerinde saatlerce düşünebiliriz. Aradan yüz yıl geçmiş. Yüz yıl arayla yaşamış insanların karakter ve sayıca az-çok oranlarını size bırakıyorum. “…Masum hayvanların çektiği azabı gördükçe, onu sevk eden sakin köylünün insanlar gibi bir ruhu olup olmadığından şüphe ettim.““Gençleri, insanın bazen en mükemmel bir örneğini temsil ederler. Fakat bunlar nadir insanlardandır…

Günay Aktürk

5- Dışarıda Kaç Kişisiniz

dışarıda kaç kişisiniz

Bize tescilli belge verdiler en azından, demeye getiriyor. Ne olduğumuz belli. Asıl siz kaç kişisiniz dışarıda? Kimsiniz? Bizi fişlediler mesela. Bu bozuk düzende fişsiz gezmek de ayrı bir beceri hani. Üstünüze ne türden bir koku sürdünüz de kokladıklarında “tamam bu bizden” dediler? Nedir bu senlik benlik davası derdim eskiden. Ama gel de ikiye ayırma insanları. Bir yanda haramzadeler, öte yanda asilzadeler! Öyle bir zamandan geçiyoruz ki at izi de belli it izi de. Ne de olsa zor koşullar altında kişiliğini muhafaza etmek epeyce zordur.

 

Günay Aktürk

Read more

Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk

Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk

Ya Zirve Ya Derin Karanlıklar

Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk
Anlık Bir Unutma Hastalığıdır Bu Aşk

Yaşlılıktan desem değil. Gençliğin gücüne hoyratça saldıran bir bakteri bu aşk. Kutsal olduğu rivayet edilir. Kutsal olan böyle sakat mı bırakırmış aklı? Belki de tek marifeti budur, bilmiyorum.

Bazen rüyalarıma kadar sızabiliyor görüntüsü. Evet, onu davet eden benim. Bilincimin güvertesine dadanmış bir korsan ki anılarıma yuvalandığından da haberdarım. Kan ter içinde uyandığım nice geceler var ki sanırım bu yüzden bu evin en çok tavanına aşinayım!

Peki, aklımdan zorum mu var benim? İnsan, eline diken battığında dudaklarını hemen olay mahalline götürüp emer de, etini kanatan bir çalı dikenini neden daha derinlerde saklama gayretindedir? Yoksa “anlık bir unutma hastalığı” mıdır bu yara? Belki de bizler bu gezegenin mazoşist yaratıklarıyızdır. Acı ile zevkin ruhu ateşli bir sonsuzlukta kasıp kavurduğu bilinmedik bir şey değildir ne de olsa…

Kurtulmaya çalıştıkça daha da diplere batacaksın. Ama bu gerçek korkutmasın gözünü. Baksana, insan ya uzaya merak salıyor ya da okyanus diplerine. Ya zirve ya da karanlık derinlikler… Bilmem anlatabildik mi! En kıymetli hazineleri en diplerde arıyoruz. Bu yüzden fazlaca abartmamak gerek. İnsan en fazla nerede kayboluyorsa en çok da onun rengine bürünüyor. Doğanın bir kanunudur bu. Gelecek yaşamı doğuracak olan şey, ona uyum sağlayabilme yeteneğidir.

Şimdi bu kısa denemeyi hoş bir şiirle kutsayalım.

Sen Kayıpken

Sen kayıpken unutuveriyorum işte,
nereye ve nasıl koyduğumu seni.
Hay aksi kadın!
Oysa belli hangi kefede ağır bastığın.
Sonra birden aklıma geliyor,
hatırlamaya başlıyorum yeniden
ve yazıyorum seni derin kesiklerle
hafızamın huysuz bir köşesine.

Bu akılsız terazi kör müdür?
Görmezden mi gelir bunca yaranmazlığı?
Bir kefede sen, ötekinde boşluk.
Öfkeleniyorum haksız rekabetine.
Diş biliyorum bir zaman,
sonra yine unutuyorum,
sonra yeniden başlıyor.

Günay Aktürk

Read more