Özgür İlişki ile Ahlak Arasında Sıkıştık

Atletli bir adamın defteri kenara bırakıp yatakta yanındaki kadını kendine doğru çektiği, kadının heyecan ve hazla karşılık verdiği romantik gece sahnesi

Bağlılık, inanç ve arzunun arasında kalanlar için

Bağlılık, ahlak ve inanç arasında kurulan ilişkiler çoğu zaman bir ikileme dönüşür. Bu metin, özgür ilişki fikrinin gündelik hayatta nasıl sınandığını, arzuyla sorumluluk arasındaki gerilimi kişisel bir anlatıyla ele alır.

“Odanızda sinek olmamasını mı istiyorsunuz? Onları cezbedecek şeker bırakmayın ortalıkta.”
— Marquis de Sade

Atlet ve kısa donla balkonda duran dağınık saçlı bir adam, aşağıda asfalt delen işçilere bakarken arkada yatakta horlayan bir kadın

Saat sabahın 9:30 u. Karayolları sokakta çalışmaya başlamış bile. Sanırım asfaltı deliyorlar. Dinç ve huzurlu bir ruh ile uyanmıştım oysa. Vatandaşlık görevimi yerine getirmek için sövmeye hazırlanıyorum! Odadan çıkıp balkona geçerken bakıyorum ki ne karayolları ne de matkap! Karşı odadaki sevgilimin horultusu bu!

Gece lambasını kendi başıma söndürmeye alışık olduğum için geceleri yalnız yatmaya alışığım. O yüzden diğer odada yatıyor. Sabah olduğunda biraz pişmanlık duymuş olabilirim. Gidip bir süre seyrettim onu. Tanrım, haberin var mıydı senin bu güzellikten? İlgi alanın değilse neden bu kadar ince işçilik yaptın üzerinde? Nasıl da yabani horluyor. Demek ki, diyorum, güzel kadınlar da canavarlaşabiliyor! Bir doz yanaklara, bir doz da dudaklara sağlıklı yaşam öpücüğü. Haberi olsa hoşuna giderdi…

Sabah ışığında uyuyan kadını yanağından öpen adam, yalnızlık ve bağlılık arasındaki duygusal gerilimi anlatan alegorik sahne.

Balkonda sabah serinliği var. Bir sigara yakıp dalıp gidiyorum. Bağlılık yemini edilmeden de başıboş bir kaostan huzurlu bir düzen yaratılabiliyor. Erkek her türlü yalnız yaşayabilir. Kadının ekonomik özgürlüğünü eline alabilmesi ise ne mühim bir ayrıntı!

Dün Füruğ Ferruhzad ile tanıştırdım onu. Pek sevdi. Oysa o kadar da sevmez şiiri. Galiba Özgür İlişki ikisinin de ortak noktası, muhtemelen ondandır. Bak dedim dinle:

“Günah işledim, hazla dolu bir günah.
Titreyen, mest bir bedenin yanında.
Ey Tanrım, ne yaptım bilmiyorum ben
o sessiz ve karanlık inzivada.

O sessiz ve karanlık inzivada,
Baktım sırlarla dolu gözlerine.
Yalvaran gözlerindeki arzulardan
kalbim takatsiz kaldı göğsümde.

Günah işledim, günah…
Sıcak, ateşli bir kucakta
günah işledim demirden.
Ateşli, kindar kollar arasında…”

Atlet ve kısa donlu bir adamın, yatak odasında sevgilisiyle birlikte şiir okuduğu; dışarıdan gelen şehir sesleriyle iç dünyanın çakıştığı alegorik sahne

Galiba iliklerine kadar işledi bu. Mest oldu desem yeridir.  Şiir sevmeyen kadınların ruhsuz olduklarına inandığımı söylemidim. Ses vermedi. Sanırım hemfikirdik. Kitabını ne zaman imzalayacaksın, diye sordu bir zaman sonra. Orada öylece duruyordu kitap. “Gerçekten ilgilenmeye başladığında!” dedim. Ben tüccar değilim ki; ne kendimi pazarlarım ne de sanatımı…

Gece yatmadan önce biraz sohbet etmiştik. Evet, de Sade’nin “yatak odasında felsefe” deyimini çağrıştırmadı değil. Din konuşuyorduk. Peygamberin cinsel hayatını. Yarım saat kadar anlattım. Belki biraz daha fazla. Sonra aniden kalktı ve ben yatıyorum dedi. Dedi ve ekledi: “Ben deistim sevgilim!

Ergenlik döneminden geçen gençler sarılıp yatmanın romantik olduğunu düşünürler. Evrim gerçekten pek çakaldır! Beraber yatalım, dedi. “Yatalım yatmasına ya huzurlu bir uyku olmaz. Gel biraz şarj edeyim seni…

Atletli bir adamın defteri kenara bırakıp yatakta yanındaki kadını kendine doğru çektiği, kadının heyecan ve hazla karşılık verdiği romantik gece sahnesi

Şu anda yüzlerce kilometre uzakta. Sizler belki “Onlar ermiş muradına!” ile biten cümlelere yatkınsınızdır. Ama ben “Ruhuma iyi geliyorsun” sözlerine inanırım. Bir tek beyinde sıkışmış iki bilinç travma yaşatır insana! Pek çoğu yalnız kalmaktan ya da çok eşli yaşamaktan korkar. Özgür ilişki onlara göre değildir. Bana göre olduğunu da söylemiyorum. Sadece kendimi tanıma sürecinde karşıma çıkan ve hakikate en yakın gördüğüm gerçeklerle yaşıyorum o kadar. Pek çok insan henüz kendine bile yabancıyken, bir başkasının ruhuna yük olmaya gidiyor. Hakikat ise bambaşka. İnsan dediğin ne ki: “Alacağına şahin, vereceğine karga!

Günay Aktürk
Yazım Tarihi: 09.09.2021

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Geri Dönüş – 6 Günlük Yaratılışı Geçtik: Bir Web Sitesinin Yeniden Doğuşu

Geri Dönüş Günay Aktürk

Uygunsuz Siteler, Google Uyarısı ve İlk Yıkım

Geri dönüş hikâyem aslında pek de destansı başlamadı. Her şey, web sitemin 2022 yazında uygunsuz sitelere girmesiyle başladı. Hani şu uygun vakitte girdiğiniz siteler! Tüm sayfalar siber saldırı altındaydı ve bu yüzden Google tarafından “Güvenli değil” uyarısıyla damgalanıverdik.

Peki ama hangi yaban domuzuna beyit düzmüştüm de şimdi intikam peşine düşmüştü? Aklıma birkaç insanat türü geliyordu ama emin değildim. Bunun tamamen ideolojik nedenlerden kaynaklandığını; failin fikir fukarası, takvası bozuk, vaazı bol bir mahlûk ya da yarım akıllı bir sapık olduğunu varsayabilirdim. Zira en çok onlarla uğraşıyordum. Tanrıyla da uğraşıyordum ama onun bu işte parmağı olduğuna dair çok kanıt yoktu!

Geri Dönüş Günay Aktürk

“Eşek Ahırdan Çalındı” Dönemi: Fark Edilemeyen Saldırı

Ezcümle, hikâyenin böylesi kulağa daha makul gelirdi fakat suçlumuz çıka çıka kısa boylu, küçük pipili, yarasa dostu bir saldırgan çıktı! Anlatayım efendim. Lakin müsaade edin, ilkin meselenin evveliyatından bahsedeyim. Bu da hikâyemin tuhaf bir geri dönüş başlangıcıydı.

Aslında ilk saldırıyı pandemi döneminde Rus hackerler tarafından yemiştik. Anlayacağınız bu işte şahsıma çok şerbet içirdiler. Belki hatırlarsınız, o dönemde ülkenin bizzat kendisi siber saldırı altındaydı. Daha da vahimi var. 2020 yılında büyük bir hosting şirketinin sunucularında saklanıyordu web sitem. O kadar büyük bir şirket ki bünyesinde barındırdığı web sitesinin sayısı 250.000 civarı. Saldırıyı ne zaman fark ettiler derseniz, eşek ahırdan çalınıp karşı dağdan anırtısı gelene kadar fark etmediler.

siber saldırı hikâyesi

İkinci saldırıda site üç ay boyunca virüslü kaldı. Sizin de bir gün başınıza böyle bir iş gelirse, umarım virüsün edeplisine denk gelirsiniz, bizimki hiç de öyle değildi; insanı Fenna Fameson’ların, Sibel Kekilli’lerin olduğu sitelere götürüyordu. Ben de “Yeter gayrı senin benim canıma ettiğin.” dedim ve kapatıverdim randıman evini; böylece hikâyenin o tuhaf bir geri dönüş halkası sessizce tamamlanmış oldu.

Hacker’ın Adresini Bulduğunu Sanan Veysel!

Bu arada, ilk saldırıdan sonra hosting şirketini değiştirmiştim. Sahibiyle, artık ikimizin de konuşmadığı ortak bir arkadaş vasıtasıyla tanışmıştık: Veysel Can Yumak. Kendisi de tıpkı kafa kağıdı kadar “orijinal” bir arkadaştır. Bir gün ağzı kulaklarında telefonla arayarak şunları söyledi:

Hacker

— Gözün aydın, sonunda buldum saldırganı! Hatta açık adresini bile tespit ettim.
— Ne diyorsun! Gidip kapısına dayanalım öyleyse dürzünün; ki bir daha modeme bile dokunamasın. Neredeymiş?
— Bak bak, kaldığı apartmanın yanında McDonald binası var. Sana bulacağımı söylememiş miydim?
— Pek hatırlayamadım ama muhtemelen söyledin. Ne kadar da gelişmiş bu işler… Hangi şehirde yaşıyor peki? Umarım Ankara’dadır.
— Bak hele sen şu namussuza! Ne kadar da derine sızmış!

Kendini öyle kaptırmıştı ki beni duyduğu bile şüpheliydi. Ya sesimi almıyor ya da sorularım cevaplanmaya değer türden şeyler değildi. Meğer benim geri dönüş maceramın mimarı, beni duymayan bir Veysel olacakmış da haberim yokmuş.

—Derine mi sızmış? Çok mu kurcalamış siteyi?
—Merak etme sen, evelallah hakkından geliriz namussuzun. Aa! O da ne öyle?
— Ne? Ne oldu? Alo? Söylesene yahu ne var?
— Bak şu utanmaza, bir de not yazmış bana.

Benimle taşak geçiyor olmalı…

web sitesi hacklendi

— Nasıl not yazmış? Nereye yazmış?
— Kod satırlarından birine.
— Ne demiş peki?
Benimle uğraşma yoksa tüm sunucularını eline veririm, demiş. Bir de gülücük atmış hergele.
— Sen de ona gülücük at. Fazla yüz göz olma. Bükemediğin eli öpeceksin arkadaş.
— Ne demek bükemediğin?”

Nasıl duydu ama! İş yazılım olunca böyle tez elden celallenir. İşinde epey aşmıştır kendini. Zaten mesleğini ciddiye almadan nereye aşıyorsun… Bizimkinin zanaatı da o derece işlevseldir yani. Bilgisayarın başına oturdu mu levye getirsen kâr etmez. Ama işte müşteri çok ve zaman kısıtlı olunca, aylarca virüslü kalmak kolaylaşıyor. Şimdi anlaşıldı bizim geri dönüş hikayesi neden bu kadar uzun sürdü…

— Baksana, siteye sızmış. Demek ki açık kapı bıraktın.
— Açık kapı falan bırakmadım. Kim bilir hangi eklentiyi yükledin. İki yıldır sitene baktığım mı var? Güvenliğiyle sen ilgileneceksin.

Çok anlarım ya bu işlerden… Ne demiş atalar? Bilmediğin boku git mektebinde oku. Madem sen mekteplisin… Her neyse, sonunda saldırganımızın, lisansı alınmamış eski bir eklentiden sızdığı anlaşıldı. Yani kapıyı yarım aralık bırakan ben değilmişim. Evelallah onun da hakkından gelirdi ya vakit yok.

— Sen bileği pazuyu boş ver de söyle bana, madem ev adresine kadar biliyorsun, öyleyse gidip suç duyurusunda bulunayım. Gerçekten adresini bildiğinden emin misin?
— Ne demek emin misin? Karakura gördün de kavak ağacı mı sandın beni?
— Şikayet edebiliriz yani?
— Neden olmasın, istersen Cimer’e bile yazabilirsin.
— Nerede yaşıyormuş?
— Pekin’de!
— Ne demek Pekin’de?
— Çin’in başkenti Pekin’de. McDonald binasının yanında.

Bu herif beni kanser edecek!

hacker saldırısı

— Yahu az önce Cimer’e bile yazabilirsin, demedin mi?
— Dedim ama işe yarayacağını söylemedim.

Aslında tatlı bir hikaye ama yaşarken birazcık sirkeli güveç tadı veriyor!

Böylelikle siteyi kapattık. Biraz da mental yorgunluk vardı, yalan yok. Üç ay pek uzun gelmişti bana. Yıl oldu 2023’ün başı. Sonrasını bilmem nasıl anlatsam… 2014’ten beri büyük emeklerle içini doldurduğum bir web sitesiydi ki aslında yazarlığımın tüm gelişim süreçlerine tanıklık etmişti. Dile kolay, 600 makale; elbette duygusal bağ kuruyorsun.

Sanki sevgilim ebola virüsü kapmıştı da artık uzaktan bile olsa görebilmek imkanı elimden alınmıştı! Üstelik aylık 20.000 ziyaretçi. Kişisel web sitesi için normalin hayli üzerinde. Bütün bu hasretin içinde geri dönüş ihtimali de yavaş yavaş içimi dürtmeye başlamıştı. Sormuştum bir defasında Veysel’e:

— Altmış müşterinin içinde trafik açısından kaçıncı sıradayım?
— İkinci sıradasın. Bir numarada bir liman şirketi var.
— Onu da üç vakte kadar bağlarız şam babasına Veysel’im. Onun kaç ziyaretçisi var?
— Sertifikalara zam geldi bu sabah. Türkiye’nin en pahalı hizmetini ben sunuyorum ama en hızlı hizmetini de yine ben sunuyorum. Vanalar sonuna kadar açık yani…

Veysel işte… Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok…

Yazar ve şair Günay Aktürk’ün yaratım sürecindeki tükenmişlik ve yeniden doğuş temasını betimleyen sembolik çizim.

Yitiklik Dönemi: Kendime Bile Uğrayamadığım Günler...

Artık ortada bir web sitesi yoktu. Evet, Instagram sayfamda yazmaya, Youtube kanalımda yarı edepli seslendirmelerime devam ediyordum ama yine de bir şeyler eksik kaldı. O mecralar bana ait değil gibiydi ve eğer durum buysa ben tam olarak neredeydim? Odunları çalınmış soğuk bir cehennem duygulanımıydı sanki bu. Hiç de abartmıyorum. Yazan bir insanın mahsulü tarlada olurdu ve ben kendi mahsülümü kendi rızamla hiç etmiştim. Öyle ya! Kapısı herkese açık ve içeride bana dair her şey var…

Belki de bulunamama kaygısıydı! Bir zamanlar yazıp çizmiş, birilerine dokunmuş, başka zihinlerde varlık kazanmayı başarabilmiştim! Şimdi varlığımın var olup olmadığı bile meçhul! Ah ne kadar da yapıcı bir çıkarım bu! Vay haline öyleyse ısrarla bulunmak isteyen yalnız ruhlara…

İşte böyle… Pekin’deki saldırgan da lafügüzaf aslında. Geri dönüş dediğim şey şudur ki, insanın kendi içinde gidecek yer kalmadığında başlıyor. Derken üstadımız Mayakovski’nin yolunda buluyoruz kendimizi: “Varsın daha güçlü gürlesin fırtına!

Evet, mental yorgunluk vardı o dönem, bir de fiyat artışları. Ben de bıraktım. Ama işte… Ne demişler? “Şeytan cehennemden çıkar da cehennem şeytanın içinden çıkar mı?Geri dönüş tamamlandı, artık buradayım. Üstelik daha da büyümüş olarak…

Günay Aktürk

📌 Gitmeden Bu yazılara da Bakabilirsiniz

Read more

Zengin Koca Arayan Genç Kadına Soruldu: Ya Sen Ne Vereceksin Karşılığında?

Zengin Koca

Zengin Koca Arıyormuş İki Gözümün Çiçeği

Zengin Koca

Komik gibi görünebilir ama olabildiğince küçük düşürücü bir istek. Neden bazı kadınlar kendi ayakları üzerinde duramazlar? Neden bütün varlığını, benliğini, kadınlığını Zengin ve yakışıklı bir koca uğruna satmak gayretindelerdir?

Ağaoğlu’nun genç bir karısı vardı. Sanırım yirmili yaşların başında. Gelen tepkiler üzerine, “Faturalarımı ödemekte zorlanırken neredeydiniz?” demişti. Ah şu nefes almak için bile başkalarına ihtiyaç duyan zavallılık! Ah kendini pazar tezgahına koyar gibi fiyat etiketleriyle ruhlarına değer biçenler!

Atinalı Timon kitabında şöyle söyler Shakespeare: “Her kuyumcu aynı pahayı biçer ona. Ama bilirsiniz, pahası değişmeyen şeyler, sahiplerine göre değerlenir el değiştirince.”

Değeri olmaz kolayca ele geçirilen şeylerin. Hele nadir bulunuyorsa paha biçmek de zorlaşır. Neden gümüş bakırdan, altın da gümüşten değerlidir? Sınırlı sayıdadır da ondan. Peki, herkesin güç, güzellik ve saltanat peşinde koştuğu bir ülkede insan da artık “demir” madeni seviyesine düşmüş değil mi?

Zengin Koca arayan genç kadına soruldu “Peki ya sen ne vereceksin karşılığında?” Paranın insanı ne şekle soktuğunu bir kez daha dinleyelim dahi üstadımızdan: “Çok sevdiği para yanlışı doğru, soysuzu soylu, yaşlıyı genç, korkağı yiğit etmeye yarayan bir şeydir.

Read more

Görücü Usulü Bir Hayat

Görücü usulü bir hayat - günay aktürk

Sen Buradan Böyle Devam Et

Görücü usulü bir hayat - günay aktürk

Yıllar yıllar evveli. Babamın canında anamın canan olduğu taptaze yıllar. Bizim Ozan İsmail gecenin üçüdür, sabahın beşidir demeden şiirler yazarken yudumlayarak meyi, anam garip sevinmekte yeni bir şiir daha geliyor deyi.

Şaka bir yana o da bilmekte şahsına tek bir şiir yazılmadığını: Ferhat misali Çomak Dağı’na tek bir kazma bile vurulmadığını. Ama şairin gönlü uçsuz bucaksız bir denize benzer: o gönül ki bazı Yeter Sultan’dan, bazı Kara Kız’dan vurgun yer.

Başladı aslında her şey töreye uygun görücü usulü ile. Dedem sordu kızına, senin de gönlün var mıdır, diye: Yaşı daha on beş midir on altı mı ne! Anam baş eğerek güldü Ozan İsmail’e. Böylece verdiler garip Günay’ın da dünya biletini eline!

Onca yıl geçmiş aradan daha bitmedi övüncü babamın: “Baktı ki dalyan gibi delikanlı, hemen vardı bana!” diyor. Oysa cevabı gayet açık ve nettir anamın: “Bir küçük sabiydim, kararda mantık arama İsmail.” diyor. Kızmaya bile tenezzül etmeden: “Kapıdaki eşeğe varana kadar sattırdınız!” diyor babam. Anam da: “Kapıda bir eşeginiz bile yoktu ki!” diye cevap veriyor.

Onlar çekisedursunlar inceden tatlı tatlı, kimseye bir şey olduğu yok, “köz” “naçar” bana kaldı. Zihin boyuna bilgelik peşinde, gönülde derin bir yarık: ne omuzda ceket var ne ayakta çarık. Babadan şairlik kaldı anadan merhamet. Dediler: “Sen buradan böyle devam et.

Günay Aktürk

Read more

Ölümün Ömrü Bir Gün Galiba, Aşk Ömür Boyunca

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk Ömür Boyu Sürer Mi?

aşk ömür boyunca - günay aktürk

Aşk ne kadar sürede biter? Belki bir fikir verir bu kısa makaledeki anlatı. Altmış beş yaşında bir adam vardı. Sevilen ve sayılan. Kendi çapında otorite sahibi. Biraz kafadan terelelli. Ressam. Aşık olduğu kadına tutulalı kırk beş yıl geçmişti. Kadın yurt dışında, kendi Ankara’da.

Nasıl olmuşsa yakıtı tükenmemiş yanan fitilin. Kadın geçen ay hayatını kaybetti. Adamın cesedini de bir hafta sonra bir tatil kasabasında buldular.

Yan yana yürüdükleri gün sayısı üç yüzü geçer mi bilmem… Farklı insanlarla farklı hayatları yaşadılar ama birbirlerini hiç unutmadılar. İletişimleri hiç kopmadı.

Platonik aşkın bir ömrü var. Yasak aşkın da öyle. Büyük kitaplar büyük aşkların tarifini yapmıştır. Aşkın bu türü, kalıplaşmış hiçbir ilişki biçimini kabul etmez. Biriyle anlaşır ve “ölüm bizi ayırana kadar” dersin. Ama pek çok ilişki üç kişiliktir. Kimisi dört! Evin içinde gizli birkaç hayalet daha yaşamaktadır.

Aşkın da ahlakı yoktur ayrıca. O yalnızca hissettiğini kabullenir. Kaç bedene dokunur, kaç nefesten etkilenirsin! Şüphesiz onlar da gerçektir. Ama yakıtı tez biter onların.

Büyük aşklarda ihanet var mıdır peki? Kıskanır mı kendini yabancı dokunuşlara teslim ediyor diye? Geride kalmıştır o haller. “Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne?” demiştir ozan. Büyük aşklarda fethedilecek şey muhatabının zihnidir çünkü. Ne zaman ki o zihin koparmıştır derin bağlarını, işte o zaman tek tekere biner aşk!

Biz neyiz, diye sormazsın. Evlilik ya da sevgililik değildir bu bağı kuran. Yıllarca uzak kalsan da yıllarca gün kadar yakın sayılırsın. Gerçek aşkın mümkünatına değinmekte yarar var. Gerçeğe en yakın tanımını şöyle okumuştum bir dönem: “Gerçek aşk, aşk bittikten sonra başlar!” Atom bombası atılmış bir toprağın yeniden yeşermeye başlamasına benzer bu… Felaket düzeyde yaşanan bir doğum sancısından sonra dünyaya gelen bir bebek gibi…

Read more

Ay Bu Gece Yarı Çıplak

Ay Bu Gece Yarı Çıplak - Günay Aktürk

Ey samanyolu'nun kraliçesi!

2022 çıkışlı bir Deneme Yazımına ait Single : “Ay Bu Gece Yarı Çıplak” Yazan, okuyan ve yöneten Günay Aktürk : ) 

Ay Bu Gece Yarı Çıplak Sözleri

Ay bu gece bir yerlerde yarı çıplak olmalı. Ya da bir bulutun ardında uyuklamakta yine. Ey samanyolu’nun kraliçesi! Belki yorgunsun şu anda, belki üzgün. Gökyüzü gürlese anında hayra yorardım. Derdim ki ne vahşi nefes alıp veriyor, soluğu kesintili.

Ama bu sessizlik neyin alametidir? Yörüngende dönerken nefesini kesen yeni yıldızlar mı gördün? Alıcıların da amma keskinmiş. Böyle kolay mı etkilenirsin acaba? Enine boyuna düşünmeden hani. Gök taşı bombardımanından delik deşik olmuş ruhun. Yine de “ne olursan ol gel” mi demektesin?

Ben senin hep aynı yüzünü gördüm. Karanlık ve soğuk yüzün var mıdır? Kaç çeşittir bunalımların? Arzularının makyajı mıdır tüm bu alımların? Dokunsam düşer mi masken? Etinde bana kendi eyvahlarımı gösterebilir misin?

Bütün yıldızlar birbirine benzerler. Ayda keşfedilecek yeni bir suret yok. İnsanlık test etti bütün duyguları teker teker. Fakat görmediğin her suret sana yabancıdır. Geçmediğin her yol bir yeniliktir sana. Her çiçeğin kendi kokusu vardır üstelik.

Bir şeyi özel yapan sana anımsattıklarıdır. Onu benzerlerinden ayıran da budur. Biri sabahlara kadar kahkaha attırır öteki canından bin parça kopartır. Gece aynı gecedir, yıldızlar aynı yıldız. Birini diğerinden ayıran şey ise, onların sana yaşattıklarıdır.

Bakarsın, birbirine benzer insanlar. Ama aradaki fark, taşıdıkları sevgidir. Yakınlıktır. Çekilen zahmettir. Yıllara yayılan emektir. İnsan ya en başından şanslıdır ya da kördür talihinin gözleri. İnsan ya gerçekten kördür ya da esaslı bir nankördür…

Günay Aktürk

Read more

Hatalarımız Kararlarımıza Dönüşürken

birden fazla tekrarlanan - günay aktürk

Bana Yalan Söyle Ama En Çok Bir Kez

birden fazla tekrarlanan - günay aktürk

“Birden fazla tekrarlanan hata bir karardır.”

Paulo Coelho

Çok erken yaşlarda okudum bu sözü. İnandım doğruluğuna. Kullanılmayan bilginin akla yükü yoksa da, faydası da yoktur. Bu yüzden bir kimsenin üç kez yalan söylemesine asla izin vermedim. İlkinde, bırak kollasın fırsatını dedim. Belki aklı karışmıştır. Ya da kaybetmeyi göze aldığı şeyden vazgeçmeye hazırdır. Kendini buna hazır hissetmiştir. Bırak, dedim, bırak yapsın o hatayı! Belki hazırlıksız yakalanır…

Bazen hangi yolun daha korunaklı, hangi yolun daha matemle dolu olduğunu bilmeyiz. İnsanlara seçim hakkı sunmalısın, dedim kendime. Bırak bir kez dikenli yolu seçsin. Ve görsün aradaki farkı. Belki konforlu olan yol odur. Belki o geçit vermez ağaç, boylu boyunca senin yoluna devrilmiştir. Ve hiçbir yere çıkmıyordur yolun sonu! Kirli bedenine derviş hırkasını uydurmaya çalışma, dedim! Belki de acıyı hafifletmenin bir yoluydu bu fikir. Belki de…

Ve benzer yalanlarla gelen ikinci hata! Evliya çilesiyle yanıp tutuşan boktan bir halkız. Artık ne kadar yalana maruz bırakıyor ve bırakılıyorsak, her günümüz acılı alıntılarla dolu. Kötüyüz aslında. Sadece önünde diz çöktüğümüz efendimizin karşısında içimiz dışımız bir. Elbette bunun bir nedeni var. Onu ele geçirebilmek için “erdem” karşılığında kendimizi pazarlıyoruz. İyi pazarlık.

İnsanları seçimleriyle baş başa bırakmalı. Ya sen ya öteki. İnsan ya uykudadır ya da uyanık. Ortası sersemliktir, bilirsiniz. Hem rüya görüp hem de kahvenin tadına bakamazsınız ya. Ya seninledir ya ötekiyle. Ama genelde olan şey, kişilerin uykusunu aldıktan sonra sizinle de kahve içtikleri gerçeğidir. Bunu kabul eden de en az hatalarını tekrarlayan kadar suçludur. Sanki bizim yollarımız da yalnız kendi ayaklarımız tarafından arşınlanıyor da…

Birden fazla tekrarlanan hata bir karardır!” Kimse üstüne almıyor bu sözü. Bu söz aslında hepiniz için. Sen, sen, sen, hepiniz. Ve ben! Henüz fırsatını bulamamış olanlara gelince… Belki fırsat yokluğundandır. İlk hataya kadar bekleyin!

Read more

Bu Bir Gece Yarısı Muhabbetidir Efendim

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Neden Dönüp Durur İnsanlar Yataklarında Uyumak İçin?

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Bir gece muhabbetidir bu efendim. Gece yarısına doğru bir kapı açılır içeriden. İlkin karanlık tarafı yansır suratına ışığın. Bakar ve korkarsın. Yalancı oyalamalarıyla gün boyu seni diri tutan gürültüler çekilmiştir. Sessizliğin uğultusu başka duyguları uyandırır. Uyanır gecenin içinde fareler gibi içindeki yabancı sesler!

Ormanın derinliklerindeki vahşi yaşam nasıl korkutursa yolunu kaybeden bir gezgini, sen de öyle korkarsın içindeki vahşi yaşamdan. Hiç inmemişsindir o derinlere. Ayağın takılıp düştüğünde bile uğraştığın yalnızca sargılar olmuştur. Kendi kanından korkmuş ve kendi acına yabancılaşmışsındır!

İstersin ki üst katındaki komşun biraz dolaşsın evin içinde. Makineyi çalıştırsın, kavga etsin mümkünse, gıcırdatsın karyolayı! Böyle geceler olur. İçeride yangın vardır çünkü. Ama sigara yere mi düşmüştür yoksa tutuşan perdeler midir bakmak lazım. Bir bardak suyla sönebilecek bir ateş için çığlık çığlığa yardım istersin! Neden dönüp durur insanlar yataklarında uyumak için!

Ama ben bunları yapmam. Sokakta perdeler tutuşur ve içeride dökülen bir bardak şaraptır sadece! Dolu zihnime dönüp bakarım gün boyu ne haltlar karıştırmış diye. Ne iç sesimi susturur ne zihnimden akan düşünceleri kısarım! Sadece sorarım kendime, ne düşünüyorsun? Kesilir düşüncelerimin budaklı dalları teker teker ve kalırım birkaç düşünceyle baş başa. Baş belası ortaya çıkar ve ben gülerim!

Ya ormanın derinliklerindeki o vahşi yaşam? Ya içimdeki o vahşi? Korkular ve yalnızlık? Dağınık bir zihni de en az düzenli bir zihin kadar normal karşılarım. Çakarım ateşimi karanlık bodrumlarıma doğru. Ortalık biraz dağınık ve tozludur. Küf kokusu vardır havada! Kendi karanlık bodrumlarımda büyük bir farenin gölgesi yansır karşı duvara! Ve şekli değişir gölgenin iştahlı kahkahalarımla!

Günay Aktürk

Read more

Dilek Ağacındaki Çaputumuz Çalışmıyor | Günay Aktürk

Dilek ağacına bağlanmış çaputlar ve çalışmayan dilek metaforunu temsil eden ironik görsel

Yolu Yöntemi Bu Değilmiş Desene!

Dilek Ağacındaki Çaputumuz Çalışmıyor, modern insanın dua, kader ve beklentiyle kurduğu sorunlu ilişkiyi ironik bir dille sorgulayan bir denemedir. Bendeniz Günay Aktürk bu metinde, dilek ağacı metaforu üzerinden “Vardır bir hayır olmadıysa bile” ezberine çarparak, insanın sabırsızlığını, öfkesini ve yüzleşmekten kaçışını görünür kılmaya çalışır.

Dilek ağacına bağlanmış çaputlar ve çalışmayan dilek metaforunu temsil eden ironik görsel

Doğa beni seninle ödüllendirdi ama teslimat gerçekleşmedi!

Günay Aktürk

“Doğa beni seninle ödüllendirdi ama teslimat gerçekleşmedi!”

Ya en talihlisinden bir kuş bokuna ihtiyacımız var ya da asası çalışan peygamber teknolojisine. Bahçesinde badem yetiştiren hocaların cinleri kontak kapatmış, müzakereler sürüyor. Evrenin mesaj kutusu desen dolu, dilek ağacındaki çaputumuz çalışmıyor. Yatırdaki amcadan hâlâ ses soluk yok. Geçen gün dua ederken ters düz konuşmuştum, belki ondandır.

İşte hayatın kısa özeti. “Vardır bunda da bir hayır!” diyenlere türlü fanteziler uygulamalı. Görünmez güçlerin fazladan mesai harcayarak arkamızı kolladıklarına inanıyorlar! Olmadı desene! Hata bende olmalı, yolu yöntemi bu değilmiş desene! Kendinle yüzleşsene!

Tanrının bizim için planları varmış! Elbette var. Aşağı mahalledeki sarhoşu, kapağı çalınmış rögar tehlikesinden kurtarsın da sıra sana da gelecek. Ne acelen var patlama!

Hayat tam olarak bu. İnsanlar kendi kanlarını emmesini bilmiyorlar. Ellerine sihirli lamba geçse onu da kullanmayı beceremezler. Ama ben ondan bir tane isterdim. Hayatımda başka bir şeyi bu kadar istediğimi hatırlamıyorum. Üç hak beni kudurtur, yeminle tamahkarım! Kullan at tarzı bir şey olsa da olur. Prezervatif gibi bir şey Allah’ım!

Sen de kulunu çamurdan yaratmasaydın! Isınınca mekanizması bozuluyor meretin! Biliyorum ne istediğimi! Ne istediğini bileceksin Tanrım! Ama vermezsen de yalvaracak değilim! Kötüler zorla alırlar bilirsin. Yolla öyleyse bütün iştah zebanilerini! Koy başına cehennem sultanını! Ya kendi acımda boğulurum, ya da eğilirler önümde dizlerine kadar!

Günay Aktürk

Read more

Gel, Gör Ama Gitme!

gitme - günay aktürk

Gerçekten Kaçacak Mısın?

gitme - günay aktürk

Ne iyiliğimi istiyorsun ne kötülüğümü. Ne bensiz daha mutlusun ne intihara meyilli. Ne bozulmakta benimle ağzının tadı, ne de zehir zıkkımsın. Kendi halinde bir yılbaşı hindisi gibi sadece varsın işte! Ne lezzet vaat ediyorsun ne iştah düşmanısın! Şaşılacak şey, yaprak kımıldamıyor bahçelerinde. Ya ben yanlış bir kuyumcu mağazasıyım, ya sen başka vitrinlerin kadını!

Gerçekten kaçacak mısın? Geceliğini bile değiştirmeden bir gece yarısı beni uykuda bırakıp! Elinde topuklu ayakkabılar ve yarı çıplak, kuşatma altındaki bir şehirden sınırı geçen kaçaklar gibi…

Belki terk edilmekten korkuyorsundur. Vardır öyle insanlar. Kaç kez yağmalanmış ve batırılmıştır ya düş gemisi! Sürekli kendi yalnızlığına terk edilmiştir! Peki, sen? Onlar terk etmeden ben hızlı davranayım mı dedin? Sonra ardı sıra gelen tüm gemileri kendi ellerinle kundaklayıp son filikaya atladığın gibi kaçıp gittin mi!

Belki bir baba travmasıdır bu! Her kız çocuğu babasının kundağında kadınlaşır. Odur onun erkek modeli. Soğuk ve sadakatsiz miydi seninki? Mutlu bir gelecek vaat etmiyor muydu? Bu yüzden mi hoşlanmıyorsun dokunulmaktan? Gün batımının romantizminden? Sana geçimsizliği mi anımsatıyor? Belki şiddeti! Aşağılanmayı…

Erkeğin başka modelleri de var oysa. Ama sana yabancı o versiyonlar. Belki nedeni budur. Tuhaf gelecek ama ben sana yabancıyım! Baban şair değildi sanırım. Ne sarılmasını bilirdi ne öpmesini. Tatlı sözlerin hazzına da yabancısın zira o derinliği sana aşılamadı.

Gel, gör ama gitme! Ben farklı bir versiyonum. Korkma görürüm diye içindeki boşluğu. Aşkın mükemmellikle alakası yok zaten. Akı var boku var! Hem bizim kökümüz derinlerde. Başka türlü çıkamazsın o kabuktan!

Acıdır ama yüksektir ihtimali sevgilim! Bir gün baban tarzı bir erkek tarafından öldürüleceksin!

Günay Aktürk

Read more