GALATA KULESİ – ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Galata Kulesi, Ümit Yaşar Oğuzcan

Oğluma Ağıt - Ü. Y. Oğuzcan

Galata Kulesi, Ümit Yaşar Oğuzcan

Bu haftaki seslendirme Ümit Yaşar Oğuzcan ın oğluna yazdığı “Galata Kulesi” isimli şiiri . Eserin hikayesi, içinde fazlasıyla trajedi barındırıyor. Bence insan ruhsal sorunlarını aşmadan asla çocuk yapmamalı. Şair ne kadar büyük olursa olsun bunun olabileceğini düşünmeliydi.

Ayrıca şiirin içinde: “Galata kulesinden bir adam attı kendini; bu nankör insanlara bu kalleş dünyaya inat.” sözleri geçiyor. Nankör insanlara ve kalleş dünyaya inat yaptığını düşünmüyorum. Onu ölüme götüren sebebin, ruhsal yönden aciz görünen bir baba motifi olduğu inancındayım.

Baba evlat için, özellikle de erkek evlat için çok güçlü bir motiftir. O rotada yol süren baba kendini bir buz dağına sürüklemişse, çocuğun kendi duygusal ve zihinsel gemisini açık denizlere çevirmesi gerçekten de zor olmaz mı? Karar sizlerin.

Not: Girişteki açıklayıcı kısım Ekşi Sözlükten “Tek jetonla Oyun Bitiren Çocuk” kullanıcı adlı yazardan alınmıştır.

Galata Kulesi - Sözleri

GALATA KULESİ – SÖZLERİ

“6 Haziran 1973
Pırıl pırıl bir yaz günüydü.
Aydınlıktı, güzeldi dünya.
Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden.
Kendini bir anda bıraktı boşluğa;
ömrünün baharında, bütün umutlarıyla birlikte paramparça oldu.

Bir adam düştü galata kulesinden.
Bu adam benim oğlumdu, gencecikti vedat.
Işıl ışıldı gözleri, içi.
Bütün insanlar için sevgiyle doluydu.
Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa,
kendini bir anda bıraktı boşluğa.

Söndü güneş, karardı yeryüzü.
Bütün zaman durdu.
Bir adam düştü galata kulesinden.
Bu adam benim oğlumdu.
Açarken ufkunda güller alevden,
çıktı, her günkü gibi gülerek evden.
Kimseye belli etmedi içindeki yangını.
Yürüdü, kendinden emin sonsuzluğa doğru.
Galata kulesinde bekliyordu ecel.
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak,
ölüm yolcusunun son arzusuydu bu.

bir adam düştü galata kulesinden;
bu adam benim oğlumdu.
Küçücüktü bir zaman,
kucağıma alır ninniler söylerdim ona:
“Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni.”

Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat.
6 Haziran 1973
Galata kulesinden bir adam attı kendini;
bu nankör insanlara bu kalleş dünyaya inat.
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona:
“Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat.”

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Read more

Nazım Hikmet Hikayeleri – Nikah Hikayesi

nazım hikmet hikayesi

Nikaha Dair - Nazım Hikmet

nazım hikmet hikayeler

Şu fani dünyada cancağızım, ne garibeler var da, ne garibeler var.

Garibelerden Murat: Amerika’da milyoner bir hatunun, kocasını jilet bıçağıyla kestikten sonra, ölüsünün başucunda yedi gün yedi gece dans edip kırk gün kırk gece ağlamış olması değildir. Sinema yıldızlarından bilmem kimin, zayıflamak için, altı sene uyku uyumadığını da garip bulmuyorum cancağızım… Yangınları susuzluktan, milleti tifo hastalığından kırıp geçiren İstanbul Terkos Şirketinin hala feshedilmemiş olması da garip gelmiyor bana doğrusu…

Milyoner karısı kesmiş kocasını, keser a! Kestikten sonra başucunda yedi gün yedi gece dans etmiş, eder a! Kim bilir, zavallı hatuncağız herifin elinden neler çekmiştir. Danstan sonra kırk gün kırk gece ağlamış, ağlar a! O ağlamasın da ben mi ağlayayım cancağızım… Amerika hakimlerine para yediremezse soluğu elektrikli koltuğun üstünde aldığının resmidir hani…

Sinema yıldızı zayıflamak için altı sene uyku uyumamış, uyumaz a! Ben, cancağızım, kendimi bildim bileli uyku uyuyamıyorum. Kışın soğuktan, yazın tahtakurusu, pireden gözümü kırptığım yok efendiciğim…

Terkos şirketi yangınlara su vermezmiş, vermez a! Su onun. Millete tifo aşılıyormuş. Seni zorlamıyorlar a, Terkos suyu içmeyiver a efendim! Şirketi feshediyorlarmış! Etmezler a, sana ne cancağızım…

Ne kocasını jilet bıçağıyla kesen Amerikalı karı, ne altı sene uyku uyuyamayan yıldız, ne de Terkos Şirketinin hali garip gelmiyor bana iki gözüm. İlle ve lakin kendi başımdan bir hal geçti, garibe diye ona derler işte.

Ben cancağızım, geniş düşünürüm senin anlayacağın. Ne mahalle kahvesinde oturup alemin girdisini çıktısını dikiz ederim, ne de belediye intihabatında kafa göz yorarım…

Eh bu ölümlü dünyada hep bekar yaşayacak değiliz a! Kumrular bile çift çift geçinip giderler… Kumru kadar olamayacak mıyız, dedim, bir hatun peydahladım. Şöyle bana göre, karınca kararınca kaderince hatuncağız… Başladık beraber ömür sürmeye…

Bir altı ay geçindik. Aramızda nikah falan yoktu. Nasıl olsa imamlardan sıdkım sıyrılmıştı. Ubeydullah Efendiye de müracaat müracaata üşendim doğrusu cancağızım. Bizim hatun bir manifatura mağazasında tezgahtardı. Ayda kırk papel getiriyordu eve. Ben de atmış beş yetmiş lira bırakıyordum piyasadan, gül gibi geçinip gidiyorduk iki gözüm.

Günlerden bir gün bizim hatun alı alına moru moruna, ateş püskürerek çıktı karşıma: “Sen” dedi, “beni metres gibi kullanıyorsun. Herkes bana namussuz diyor. İlle de nikah isterim.”

Amandı, zamandı, şalabansın, balabansın, karıya meram anlatamadık.

Duvarlara ilanlar astırdık, falan filan ettik, gittik Ubeydullah Efendiye, deftere yazıldık…

Nikah kıyıldığının ertesi günü bizim hatun işe gitmedi. “Ben” dedi, “senin nikahlı karınım. Bana bakmaya mecbursun kanunen.”

Şimdi iki gözüm, cancağızım, bizim nikahlı hatun elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyor. Onu yediren, içiren, giydiren, besleyen bendenizim. Yani senin anlayacağın asıl şimdi nikahlı hatunum bana metreslik ediyor. Oysaki, herkes ona namuslu kadın diyor şimdi…

Nikahta keramet var cancağızım! Dünya Garibelerle dolu iki gözüm, garibelerle dolu…

Nazım Hikmet / Ben
Yenigün Gazetesi
24.02.1931
YKY

Read more