Bir Babanın En Kötü Çaresizliği

Bangladeşli İdris’in yoksulluk içinde çocukları için verdiği sessiz mücadeleyi anlatan alegorik sahne

Bangladeşli İdris’in Hikâyesi

Bir babanın en kötü çaresizliği, yoksullukla değil; çocuklarının gözünde onurunu kaybetme korkusuyla başlar. Bangladeşli İdris’in hikâyesi, bir babanın çocukları için katlandığı sessiz fedakârlıkları ve görünmeyen emeği anlatır.

İdris, yaptığı işi çocuklarından gizlerken onları kandırmak için değil, incitmemek için susar. Kazandığı her kuruşu kızlarının eğitimi için biriktirir, kendinden vazgeçmeyi bir sorumluluk olarak görür. Bu anlatı, bir babanın çaresizliğinin aslında nasıl bir direnişe dönüştüğünü gösterir.

Bangladeşli İdris’in yoksulluk içinde çocukları için verdiği sessiz mücadeleyi anlatan alegorik sahne

İdris Baba Anlatıyor

Çocuklarıma işimin ne olduğunu asla söylemedim. Benim yüzümden utanç duymalarını hiç istemedim. En küçük kızım bana ne yaptığımı sorduğunda, tereddütsüz bir şekilde ona emekçi olduğumu söylerdim. İşten eve dönmeden önce, kamu tuvaletinde banyo yapardım. Eskiden yaptığım işten hiç ipucu bulamamışlardı.

Kızlarımı okula göndermek, onları eğitmek istedim. İnsanların önünde onurlu durmalarını istedim. Herkesin bana baktığı gibi, kimsenin onlara bakmasını asla istememiştim. İnsanlar beni hep küçük düşürdü. Kazancımın her kuruşunu kızlarımın eğitimi için yatırdım. Asla yeni bir gömleği satın almadım. O parayı onlara kitap almak için kullandım. O saygıyı, hep benim için kazanmalarını istedim. Ben temizlikçiyim.

Kızımın üniversiteye kabulünün son tarihinden önceki gün kabul ücretlerini alamadım. O gün çalışamadım. Çöpün yanında oturuyordum, gözyaşlarımı saklamaya çalışıyordum. Bütün iş arkadaşlarım bana bakıyordu ama kimse konuşmaya başlamadı. Başarısız olmuştum, kırılmıştım ve eve döndüğümde bana giriş ücreti soracak kızıma ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

Ben fakirim. Fakir biriyle iyi bir şey olamazdı, buna inanıyordum. İş bittikten sonra bütün iş arkadaşlarım bana yanaştılar, yanıma oturup onları kardeş olarak görüp görmediğimi sordular. Cevap vermeden önce, bir günlük gelirlerini elime teslim ettiler. Herkesi reddettiğimde, “Gerekirse açlıktan ölürüz. Ama kızımız koleje gitmek zorunda.” diyerek karşı çıktılar. Onlara cevap veremedim. O gün duş almadım ama eve daha temiz bir şekilde gittim.

Kızım çok yakında üniversitesini bitirecek. Üçü artık çalışmama izin vermiyor. Yarı-zamanlı bir işi var ve üçü de eğitim görüyor. Çoğu zaman beni eski çalışma yerime götürüp arkadaşlarıma ve bana yemek yedirir. Arkadaşlarım gülüp neden sık sık bize yemek yedirdiğini sorduklarında kızım, “Hepiniz o gün benim için aç kaldınız. Bu şekilde bugünkü yerime gelebildim. Hepinizi, her gün besleyebilmek için Allah’a dua ettim.” dedi.

Şimdi kendimi yoksul bir adam gibi hissetmiyorum. Böyle çocuğu olan kimse, nasıl fakir olabilir.”

Bangladeşli İdris

Bu anlatı, yoksulluğu değil; yoksulluk içinde ayakta kalabilen insan onurunu merkeze alır. Bangladeşli İdris’in hikâyesi, babalığın sessiz ama en ağır yüklerinden birini taşır.

Read more

Ağlama Duvarı Hikayesi

Ağlama Duvarı önünde kuşkuyla taşlara bakan yaşlı Yahudi ve arkasında not alan gazeteci, zamanın sembolleriyle Bosch tarzı alegorik sahne

Ağlama Duvarı: Dua, Umut ve Sessiz Taşlar

Kudüs‘e atanan bir Amerikalı gazeteci, Ağlama duvarının önünden gelip geçerken, bir Musevinin her gün duvarın önünde diz çöküp dua ettiğini fark etmiş. Haftalarca aynı manzarayı görünce dayanamamış ve sonunda adamla bir röportaj yapmaya karar vermiş.

Ağlama Duvarı önünde kuşkuyla taşlara bakan yaşlı Yahudi ve arkasında not alan gazeteci, zamanın sembolleriyle Bosch tarzı alegorik sahne

Adamdan izin aldıktan sonra teybini açmış ve konuşmaya başlamış:

“İsminiz?”
“David. Polonya Yahudisiyim. Atmış beş yaşındayım. Smalla’da bir manav dükkanım var. Evliyim. İki çocuğum Tel Aviv’de bir çiçek serasında çalışıyorlar…”
“Sizi her gün burada, Ağlama Duvarında, dua ederken görüyorum.”
“Evet, her sabah dükkanımı açmadan önce buraya gelir, dünya barışı ve ulusların kardeşliği için dua ederim…Öğle tatilinde yine gelir; bu kez yeryüzündeki acıların ortadan kalkması ve bütün insanların refaha kavuşması için dilekte bulunurum. Aksam da eve dönmeden önce yine uğrar, bu kez iyi ve dürüst insanların esenliği için dua ederim. Cumartesi günlerimin tamamını da burada geçiririm, aynı şeyler için dua ederek.”

“Çok güzel. Ne kadardır sürüyor bu?”
“İsrail kurulup da buraya göç ettiğimden bu yana. Yani kırk yıldan fazla oldu.”

Gazeteci etkilenmiştir. Duygulu bir ses tonuyla sorar:

“Kırk yıldır burada dua ediyorsunuz. Bunca yıl sonra nasıl bir duygu var içinizde? Nasıl hissediyorsunuz?”

Yaşlı Musevi; ümitsiz, bitkin ve üzgün bir ifadeyle duvara bakar ve kırgın bir ifadeyle cevap verir:

“Bilmiyorum. Sanki duvara konuşuyormuşum gibi bir duygu var içimde!”

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more