Anne Şiiri – Bekir Kilerci

bekir kilerci - ana kayıp oğlundan mektup var

Bekir Kilerci Şiirleri

En güzel Şiirler serisine yeni bir anne şiiri . Bu defa Bekir Kilerci ve Ana Kayıp Oğlundan Mektup Var Sana adlı eseri. Savaşçının Türküsü adlı kitabından alınmıştır | Seslendiren: Günay Aktürk | Şiir Dinle ve dinlettir.

Ana! Kayıp Oğlundan Mektup Var Sana!

Kaybolursam bir gün ortadan,
bulamazsanız mezarımı bile,
ağlama demem sana
ağla anne canın çektiğince.
Deme yalnız kimseye,
“suçsuzdu oğlum”
de açık açık:
“Beyni yıkadılar sandım önce, gençliktir geçer dedim.
Uğraştım vazgeçirmek için,
pazarlığa soktum sütümü,
helal etmem dedim, sende ana-baba ol
anlarsın dedim.
Bazen güldü,
bazen kızdı.
Saklanayım mı dedi yatağının altına,
gormezden mi gelelim her şeyi,
yaltaklanayım mı hırsızlara.
gözlerine girmek için
boğazını mı sıkayım bizim gibilerin.
Sen beni bunun için mi taşıdın rahminde?
Yoksullar anama küfretsin diye.
Ana yüreği dedim, yanar,
yakma kendini.
Ziyan etme gençliğini,
hem size yaptırmazlar,
ne Deniz’ler
ne Mahir’ler beceremediler.
Bazen kızdı bazen güldü.
Anlarsın dedi her seferinde anlarsın anne ilerde”
Bunları anlat anne,
sonra yakışıklı bir resmimi al eline,
git diğer anaların yanına
basın yaygarayı hep birlikte:
“Kemikleri bile olsa bırakmayız size,
verin çocuklarımızı bize”
Orada nasıl olsa bizden biri çıkar karşına
Tutup kaldır çenesini
bak gözlerindeki ışıltıya
Derine bak en derine
Ben oradayım işte.
Gülümserim oradan sana derim ki:
“Anne, iyi bak kendine!”
Sonra yakala kolundan yoldaşımı sayım
çek kendine, sıkıca sarıl
duy kokusunu, çek içine.
Nasıl, aynı ben değil mi?
Böyle işte anne
aynen böyle
şimdi anladın mı beni?

Burhanettin Akdoğdu

(Bekir Kilerci)

(Kaldıraç’ta yazdığı ismiyle Bekir Kilerci, Uludağ Üniversitesi öğrencisi, şair yazar, Devrimci) 13 Aralık 1997’de Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde işkencede katledildi.

Read more

Seni Sevdim – Gülten Akın

gülten akın - seni sevdim

Bir Gülten Akın Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir çalışma daha. Bu defa Gülten akın ve seni sevdim adlı şiiri . Daha önce hiç seslendirmemiştim. Şiirleri arasında “Deli kızın türküsü” başta geliyor aslında. Onu da sıraya aldık. Şimdilik sizleri bu güzel şiir ile baş başa bırakıyorum. Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

Seni Sevdim - Sözleri

Seni sevdim!
Seni birdenbire değil, usul usul sevdim.
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil.
Nasıl yürür öz su dal uçlarına
Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara…

Susuzdu, suya değdi dudaklarım, seni sevdim.
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü.
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu.
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek.
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı, Ağustos dindi.
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi…

Seni sevdim!
Küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa;
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce,
köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde…
Dışa açılmadan önce, içe açılmadan önce,
kapanmadan önce…

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce.
Şirketler, vakıflar, ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın

Read more

Hani Yol Biter Ya (Şiir Dinle)

Hani şiiri günay aktürk

Günay Aktürk Çekirdek Şiirler

En güzel kısa şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa bendeniz Günay Aktürk ve Hani Yol Biter Ya adlı şiirim. Yeni şiir kitabını süsleyecek kendileri. Sözleri aşağıdaki gibidir. Şiir Dinle ve dinlettir.

HANİ - SÖZLERİ

Hani kendini ait hissetmezsin ya bir an hiçbir yere,
Karlar eriyiverir hani göz açıp kapayıncaya dek…
Kar kalkar da yol görünür ya hani…

Hani bir ağrı saplanır ya o kopasıca kafana,
hiçbir ilaç tesir etmez de sürer gider ya hani…
Hani yol biter de başlarsın ya yürümeye…

Hani süngüler çekilmiş, barış reddedilmiştir ya!
Tüm sığınaklar kapanmıştır ya hani suratına,
son mermi artık namluda değildir ya hani…

Günay Aktürk

Read more

Aşk Yolunda Bir Melami Dervişi

melami dervişi günay aktürk

Yalnızca Ateş Ve Kül

melami dervişi

İkimiz de bir yolun yolcusuyuz.
Ben, aşk yolunda bir melami dervişi,
O, gerçeğe sırt çevirmiş bir düş yorumcusu.
Ben bütün umutlarımın ipini kestim de çıktım bu yola.
O, vaat edilen verilmezse orucunu bozma niyetinde.

O, kendi cennetini yasak ağaçlarla donatma çabasında.
Ben ise çoktan göze aldım firarı.
Kalan da giden de hak ettiğini yaşayacak.
Benim ne yedi katlı cehennemim var
Ne de sürgün işi bir dünyam.
Oysa yüreği kainat olan dervişten
kimse uzaklaşamaz!

Kurban niyetine aşığını kesecek o.
Hırsının lekeleyeceği güle merhamet göstermeyecek.
Benim devrim ise sırrına vakıf olamadan daim olacak…
O haydut kendi dikeniyle kanatacak gülü,
Oysa benim can gözüm hep karanlıklarda kalacak.

Yine de fazladan kesilecek onun payı.
Menzilin kapısına ilk o varacak.
İlk o dokunacak surlarına.
İlk onun teninde esecek bahar yelleri.
Ruhum menziline ermeden
talan edilecek o mabet!

Kalacak vakit dolduğunda
Yalnızca ateş ve kül!
Ona cani, bana derviş denecek.
Ama ikimizi de aynı böcekler sıçacak!

Günay Aktürk

Read more

Aşk İki Kişiliktir – Ataol Behramoğlu

ataol behramoğlu - aşk iki kişiliktir

Ataol Behramoğlu - Aşk İki Kişiliktir

Değişir yönü rüzgârın
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni, bildiğin şarkılar,
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk, iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden;
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiçbir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiçbir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Temmuz 1994
Ataol Behramoğlu

Read more

FAHRİYE ABLA – AHMET MUHİP DIRANAS

fahriye abla - ahmet muhip dıranas

FAHRİYE ABLA ŞİİRİ

Ahmet Muhip Dıranas ın 40 yıl evli kaldığı eşi Münire Dıranas , Fahriye Abla nın kimliğine ilişkin ilginç tespitler yapıyor:

– Halk bu şiire bayılıyor! Ben evlendiğimde Fahriye kim bilmiyordum. Bu ünlü şiiri öğrenince ‘Kim bu Fahriye?’ diye sordum. İlişkisi olan bir komşusuymuş. Yani olay şu: Muhip Bey’in babası askeri fabrikalarda çalışıyor. O sırada işçiler için Cebeci’de yaptırılan İşçi Evleri’nde kalıyorlar. Fahriye de Muhip Bey’in annesinin komşusu. Sürekli evlerine girip çıkarmış. Aslında Fahriye evli, çoluk çocuk sahibi bir kadın. Ama başkalarıyla da düşüp kalkan hafifmeşrep bir kadın. Zannediyorum Muhip Bey’i de tavlamış o dönem. Muhip Bey, o sıralarda bir sübyan. Yeni erkek olmuş yani. Sanıyorum 15-16 yaşlarında. Fahriye de galiba sübyancıymış!”

– Fahriye Abla herkesin kafasında farklı bir imge değil mi?

– Tahsilli, edebiyat bilenler bu işi o zamandan beri bilir. Fahriye Abla’yı çok yetenekli, çok güzel veya saygın biri gibi gösteriyorlar. Fahriye, sanki mahallede harika bir insanmış gibi herkes ona hayran! Halbuki öyle değil. Fahriye Hanım’ı kimse örnek almasın. Fahriye Hanım bir hafif meşrep. Ama şimdiki kadınlar pek mi hırlı! Hangisinin yeri Münire Dıranas gibi! (Gülüyor)

Read more

NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ – ŞEYTAN İLE RAHİBİN MACERASI

NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ - ŞEYTAN İLE RAHİBİN MACERASI

NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ - ŞEYTAN İLE RAHİBİN MACERASI

En güzel şiirler serisine yeni bir pazar videosu daha. Bu defa Nazım Hikmet Ran ve Fakir bir şimal kilisesinde şeytan ile rahibin macerası adlı şiiri . | Seslendiren: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası

İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
— halbuki köylüydü birçoğu —
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.

Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
«beyannameyi» okuyordu,
— gözlerini gizleyerek —.
Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem’in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp…

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
— kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,—-
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
«— Avrupa’nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa’nın bekası için harbediyoruz.»

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
«— Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru.»

Şeytan bir parça yana itti Meryem’in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
— etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru —.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan’ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
«— Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen orospu olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada.»

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
— ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin —
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : «Devam et,» — dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
«— Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.
Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
— harp madalyasıyla fakat —
köprü altında yatılmalıdır…»

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
«— Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat…»

Ve anlattı rahip :
«— Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu.
Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi…
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.
Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu…
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?»

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem’in arkasından
yine emretti Şeytan :
«— Rahip, devam et,» — dedi.
Ve devam etti rahip :
«— Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
— ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan —
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
— beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak —
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla.
Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde…
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
— bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var —
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri…»

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
— Şeytan’ın iğvasıyla da olsa —
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
— kadife ceketli orman bekçisinden —
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

12.9.1941

Not :

Alamanya yıkıldı.
Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder.
Ve yine Şeytan’ın iğvasına uymasaydı eğer
önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün
Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde.
Halbuki yine uydu Şeytan’a.
Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine
batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken
41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen
bilhassa mal nizamına ait olanları.
Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle
(tevkif edilmediyse de bu sefer)
kovuldu kiliseden muhterem peder.
Yine arkasından baktı Şeytan :
çekik kaşlarında biraz daha çok ümit
sivri sakalında biraz daha az keder…

1946 Şubat 17

Read more

Neyzen Tevfik Anladın mı Şiiri | Sözleri ve Yorumu

Neyzen Tevfik ney çalarken

Neyzen Tevfik – Anladın mı Şiiri Hakkında

Neyzen Tevfik Anladın mı şiiri, şairin hiciv ve ironiyle örülü şiir dünyasını yansıtan güçlü metinlerden biridir. Bu yazıda şiirin sözleri ve edebi yorumu yer almaktadır.

Şiire Dair Birkaç Kelam

Yine bir pazar dinletisinden merhabalar. Bu defa büyük usta Neyzen Tevfik i ağırlıyoruz: Anladın mı adlı şiiri. Birkaç ay önce bir seslendirmesini daha yapmıştım, +18 Küfürlü Şiiri diye başlık atarak videoyu da 18 yaş üzeri olmak üzere kısıtlamıştım. Analizlere baktığımda ne göreyim! Yaptığım yüzün üzerindeki seslendirmelerden özellikle iki video atağa kalkmış. Biri o küfürlü şiir. Diğeri de Sümbülzade Vehbi Efendi‘nin padişaha yazdığı bir başka küfürlü şiiri. Yani ikisi el ele verip kanalı sırtlamış gidiyorlar!

Bizim halk sever sövgülü işleri. Hiç de ceza gelmez. Hiç kimse kızmaz. Ortada bir ayıp varsa yazanın ayıbıdır. Öyle midir gerçekten. Demek ki sen de istiyorsun ki onu arattırıyorsun.

Aklı ilgilendiren konularda ise iş başka. Hakaret vardır. Baskı ve tehdit. Yazanın suçudur demezler. Savunduğun için “ha o ha sen” derler. İlkinde cehennemi kendine yaklaştıramayan, ikincisine yetecek bilgeliği olmadığından, “Kafirler için yaşasın cehennem” der.

Edebi anlamda da revaçta değildir hakiki sanat işleri. Takip edilen hep ucuz işçilik olmuştur. Aklı ve ruhu yormayan basit işler. Çünkü onu anlayacak, ondan zevk alacak bilgelikten de yoksundur. Ama kim suçlayabilir ki onu ve onları? Beşiklerini zehirli yılanlarla doldurdular en başından beri.

Biz devam edeceğiz bu işe, bu işte yanımızda olanlar ile. Aydınlık hep azınlıkta olmuştur zaten. Karanlığın bu kadar devasa olduğu bir yerkürede tersini düşünmek aptallık olurdu zaten. Aşk ile:)

 

Günay Aktürk

Neyzen Tevfik Anladın mı Şiiri Tamamı

Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun’dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla’sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikayet etme.

Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.

Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşurşan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.

İyi bak kabına, olmasın delik,
Boşuna taşırsın,gider gündelik.
Anında olmalı, ettiğin iyilik,
Alem duysun diye, inayet etme.

Kabe’den maksadın varmaktır yara,
Kör gibi tapınma, kara duvara,
Hızır’ı ararsan kendinde ara,
Bulamadım gibi rezalet etme.

Muhabbet herkesin aklını çelmez,
Gönül viranesi kolay düzelmez.
Alemden çekinme bir zarar gelmez,
Sen kendi kendine hıyanet etme.

Şen şatır gönlüne hicran dolmasın,
Gençliğin gülşeni gamla solmasın.
Neyzen gibi aklın yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme.

Neyzen Tevfik

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

ÖZDEMİR ASAF – LAVİNİA ŞİİRİ

özdemir asaf - lavinia şiiri

Lavinia - Özdemir Asaf

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Özdemir Asaf ve Lavinia şiiri . İçinde tıka basa karşılıksız aşk var. Hikayesi nedir derseniz, onu da akşam paylaşacağım. Seslendiren, bendeniz Günay Aktürk . Sözleri aşağıdaki gibidir.

Not: Dün akşam bu şiiri bir arkadaşıma gönderip yorumunu rica etmiştim. Dinlerken henüz altı buçuk yaşındaki oğlunun da kulak misafiri olduğunu, hıçkıra hıçkıra ağlarken: “Anne! Günay ağabey ne güzel okumuş, ne güzel “gitme” diyor!” demiş. Ne yalan söyleyeyim oldukça şaşırdım. Çocukları etkilemek zordur çünkü. “Gitme” sözcüğünün bir çocuğun küçücük dünyasındaki olası karşılığı duygulandırdı beni. İstesem başaramazdım. Bunu başaramayacağımı biliyorum. Çünkü insan büyüdükçe çocukluğun o saf dünyasından uzaklaşıyor…

Lavinia - Sözleri

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

Özdemir Asaf
1957

Read more

Yunus Gibi – Ataol Behramoğlu

yunus gibi - ataol behramoğlu

Yunus Gibi - Seslendiren: Günay Aktürk

Günay Aktürk sayfamızın en güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa herkesin Yunus emre ye ait olduğunu sandığı ama aslen yazarı Ataol  Behramoğlu olan “Yunus Gibi” adlı şiiri. Sözleri aşağıdaki gibidir.

SÖZLERİ

Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur.

Kula kulluk etmeyenin
Vicdanını satmayanın
Haram lokma yutmayanın
Mekânı zindan olmuştur.

Yalan dolan yazıp çizen
Kudretliye övgü düzen
Dün dinsizim diye gezen
Bugün Müslüman olmuştur.

Emeksiz zengin olanın
Kitapsız bilgin olanın
Sermayesi din olanın
Rehberi şeytan olmuştur.

Haramisi, soyguncusu
Uğursuzu, vurguncusu
Cellat ruhlusu, soysuzu
Bakan, sadrazam olmuştur.

Korkan varsa konuşmaya
Anlam yükleyip susmaya
Gerek kalmadı korkmaya
Çünkü korkulan olmuştur.

Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur.

Ataol Behramoğlu

Read more