Çocuk Gelinler – Cemîl Sıdkî ez-Zehâvî

Zengin bir adamla evlendirilen küçük bir kızın mutsuzluğunu ve zorla evliliğin yarattığı şiddeti anlatan illüstratif sahne

İstismar Değil Tecavüz

Çocuk gelinler Cemîl Sıdkî ez-Zehâvî’nin kadın bedenine yönelik şiddeti ve zorla evliliği sert biçimde ele aldığı çarpıcı şiiridir. Şiirin asıl adı ‘Zengin Adamla Evlendirilen Kızın Dramı‘dır. Günay Aktürk yorumu ile.

Cemîl Sıdkî ez-Zehâvî Ilımlı bir sosyalist şiirdir. Araştırma ve makalelerinde sosyal hayatın sorunlarını, İslâm toplumunun geri kalmışlığını, kadın haklarını, çok evlilik ve boşanma problemlerini, sosyal adaleti, toplumdaki sınıf farklılıklarını, sınıflar arasındaki hak ve ödev dengesizliğini ele almış, bu yazılarını el-Mücmel mimmâ erâ adlı eserinde toplamıştır. Şiirlerinde din felsefesi, tabiat felsefesi, riyâzî ve amelî felsefe bağlamında çeşitli konulara dair fikirlerini açıkladığı için filozof şair olarak da anılmıştır.

Zengin Adamla Evlendirilen Kızın Dramı

Evlenirken nice altmışlık adam gencecik kızla,
Parlamakta başındaki beyazlar ateş gibi.
Gerçekleştirir amacını onunla bir süre.
Kısa olur bazen de bu süre.
Sonrasında ise bakmaz adam sevgi bağına
Bağlı mıdır yoksa kopuk mudur diye.
Evlenir kızcağız bilmeksizin mutsuzluktan,
Kocasının bir yamyam mı
yoksa bir adam mı olduğunu.

Kötüler onu günahsız.
Sonra da tekmeler onu ayakla hakaret ederek.
O ise katlanmakta buna.
Dört kadın bile doyuramaz iştahını altmışlığın.
Kurdun bile açlığını bir kuzu giderirken
Evlendirdiler kızcağızı istemediği halde
Gözü doymaz yaşlı büyük zengin adamla.

Zengin bir adamla evlendirilen küçük bir kızın mutsuzluğunu ve zorla evliliğin yarattığı şiddeti anlatan illüstratif sahne

Oysa bundan başka karıları da evde onun.
Üç tane. İhtiyarsa arzulamakta dört olmasını.
Yatmakta kızcağız kucağında.
Oysa adamı babası sanırsın.

Söyle bakalım ne yapsın kızcağız?
Böylece ya mutsuzluğa katlanacak
ya da ölecek kederden.
Kaldı ki üzüntü halinde,
ölmesi daha yararlıdır kişinin.
Çıkacak ümitsizlik,
sefalet ve üzüntü bu evde karşısına.
ve gelecek başına bütün musibetler.

Cemîl Sıdkî ez-Zehâvî

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Cellat Tanrım Benim – Friedrich Nietzsche

nietzsche ariadne’nin yakınması

Kim Isıtır, Kim Sever Beni Daha

Şiir : Ariadne’nin Yakınması – Cellat Tanrım Benim
Şair / Filozof : Friedrich Nietzsche
Yorum : Günay Aktürk

Dünya Edebiyatı serisinin 76. videosu. Bu kez Alman filolog, filozof, kültür eleştirmeni, şair ve besteci olan Friedrich Nietzsche ve Ariadne’nin Yakınması adlı şiiri. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Ariadne’nin Yakınması - Nietzsche

Kim ısıtır, kim sever beni daha?
Sıcak eller uzatın bana!
Yürek mangalları uzatın bana!
Vurulup düşürülmüş
çırpına çırpına can çekişenler gibi,
ayakları ovuşturulan,
sarsılmışım ah
Bilinmeyen ateşlerle yana yana.
Sen peşimdesin ey Düşünce!

Adlandırılamaz! Açıklanamaz! İğrenç!
Sen, ey bulutların ardındaki avcı!
Yerle bir olmuşum senin şimşeklerinle.
Sen alaycı göz
dikmişsin gözünü bana karanlıklardan!
Yatıyorum öyle kıvrılarak
çırpınarak işkencesiyle bütün sonsuz ezaların,
Vurdun beni
sen ey zalim avcı
sen ey tanınmaz Tanrı
Vur, daha derine vur!
Bir kez daha, haydi vur!
Kopar, parçala bu yüreği!
Niye bu işkence körelmiş oklarla?
Neye göz koydun böyle
usanmadın mı bu insan işkencesinden?
Acı vermekten haz duyan Tanrı şimşeği gözlerle?
Öldürmek değil istediğin,
yalnızca eziyet, eziyet etmek mi?
Bana niye eziyet ediyorsun
sen ey acı vermekten haz duyan tanınmaz Tanrı?

Ha ha!
Usul usul sokuluyorsun böylesi gece yarısında?
Ne istiyorsun? Konuş!
Üstüme geliyorsun, sıkıştırıyorsun beni,
Ha! Çok yaklaştın yanıma!
Soluğumu duyuyorsun,
yüreğimi dinliyorsun,
Kıskanç seni!
Neden kıskanıyorsun beni?
Git! Defol!
O merdiven de niye?
İçeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem düşüncelerime tırmanmak?
Utanmaz! Tanınmaz! Hırsız!
Ne çalmak istiyorsun?
Ne gözetlemek istiyorsun?
Ne işkencesi etmek istiyorsun?
Sen ey işkenceci!
Sen, cellat Tanrı!
Yoksa köpek gibi taklalar mı ataydım karşında?
Teslim mi olaydım kendimden geçerek
Sevginle, sırnaşarak?

Boşuna!
Sürdür batırmanı zalim diken!
köpek değilim
Avınım yalnızca senin.
zalim avcı!
En gururlu esirinim.
Sen ey bulutların ardındaki haydut!
Konuş artık!
Ey şimşeklerin ardına gizlenen! Tanınmaz! konuş!
Ne istiyorsun ey eşkıya benden?

Nasıl? Fidye mi?
Ne istiyorsun fidye diye?
Çok iste. Böylesi yaraşır gururuma!
Ve az konuş. Böylesi yaraşır öteki gururuma!

Ha ha!
Beni istiyorsun ha? Beni?
Her şeyimle beni?
Ha ha!
Ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
Gururumu kırıyorsun işkencenle.
Sevgi ver bana.
Kim ısıtır ki beni daha?
Kim sever ki beni daha?
Sıcak eller uzat bana,
Yürek mangalları uzat bana.
Bana, yalnızların en yalnızına,
Buzunu ver ah!
Yedi kat donmuş buz,
düşmanları bile
düşmanları özlemeyi öğreten,
Ver, evet, teslim et,
ey zalim düşman
bana kendini!

Kaçıyor!
Bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım, tanınmazım benim,
Cellat Tanrım benim!

Hayır! Gel geri!
Bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
Bütün gözyaşlarım sana akıyor.
Yüreğimin son alevi seni aydınlatıyor.
Gel, geri gel.
Tanınmaz Tanrım! Acım benim!
Son mutluluğum benim!

 

Friedrich Nietzsche

Read more

Habil İle Kabil – Tevfik Fikret | Şiir ve Video Yorum

Habil ile Kabil anlatısından yola çıkan alegorik sahnede, kardeş cinayeti, savaş, iktidar, vicdan ve masumiyet temalarının iç içe geçtiği karanlık bir insanlık tablosu.

Habil İle Kabil Şiiri – İnsan Suçsuz ve Azarlanmış

Habil İle Kabil Şiiri
Şair : Tevfik Fikret
Yorum : Günay Aktürk

Tevfik Fikret’in “Habil ile Kabil” şiiri, insanlık tarihini bir kardeş cinayeti üzerinden okuyan sert ve vicdani bir metindir. Bu sayfada şiirin tam metni ve Günay Aktürk’ün video yorumu yer almaktadır.

Habil İle Kabil Şiiri Sözleri

Habil ile Kabil, iki kardeş…
Tarih bize kardeşliği gösterir bir kanlı sahneyle.
Ve o korkunç örnekle gözümüze
lânetli bir gülüş gibi ürkütücü, çok öfkeli
Binlerce görüntüyü serer.
İnsan suçsuz ve azarlanmış, günahkâr ve pişman,
Yüce yurdundan bu aşağılık kavga yerine,
Sonsuz bir üzgü ve sürekli bir sürgünle
Gönderilirken, ona gizli bir bağırışla
«Yüksel» demiş; soyundan gelecek kuşağı da
Hem alçalmaya, hem çalışmaya tutsak eden, alçak
Bir yaradılışı yükselmek tutkusuyla yormak,
Yormak ve yaşatmak isteyen güçlü Tanrı,
Şöyle cezalandırmış kendisine başkaldıranları :

“İnsanoğlu yok ederek yok olacaktır,
Bu belâlı geçit hep kanla dolacaktır!”
İnsanoğlu, işte şu karşıtların karması:
Şeytanla melek, zulümle sevgi, deliyle akıllı.
Öfke ve hınçla hep yanılıp bozulmuş,
Hep birbirinin can düşmanı, kanına susamış.
Ektikleri hep ayrılık, biçtikleri hep kin,
Hep kanlı bir iz geçtikleri yerde kalan.
İkiyüzlülük, dedikodu. yüzlerinin parlak örtüsü;
Kardeş kanı: kadehlerinin eski şarabı.

Habil ile Kabil anlatısından yola çıkan alegorik sahnede, kardeş cinayeti, savaş, iktidar, vicdan ve masumiyet temalarının iç içe geçtiği karanlık bir insanlık tablosu.

Öldürme zafer, yıkma şeref, yağmalama şan;
Adalet ile iyilik, adı kin ile küskünlüğün.
Hak öncesiz bir anı, zorunlu unutulması;
Yasa yumulmuş bir koca el.- zorbanın muştası.
İnsanları sevmek, korumak kötü, acımak utanç,
Azgın bencillik, elde kılıç, katı bir yargıç.
Başlar hep özen ve tasa düzeninin yukarısında,
Eşitlik yalnızca ayak altında kalanlarda…

Yazgısı onun bu zaten, kara toprakta sürünmek;
Toprak ona her şey; .ona ocak, ona ekmek.
Ekmek, su, hayat, işte bunlar bütün payına düşen,
Ama sen o tutkunla
Sen ey yitik cennetin karanlık sürgünü!
O tutkunla yaşamayı
Zehir ediyorsun kendine; tutkunun vuruşları
Dikkatini sarsıp yıkıyor, artık elinden,
Artık ayağından, başından ve dilinden
Kan serpiliyor, kan yağıyor, kan coşuyor, kan!

Bak haline, şaşkın, şu kızıl acıyla yığılan
Sensin; çektiklerinle süslenmiş şu mezarlar!
Utançla bir bak.
Şu karşında görünen nedir?
Can yakan bir savaş, ölüm yeri; o yatan şey,
Bak bak, şu pis, şu soğuk leşe… O bir bey,
Bir subay, otuz yılda açılmış koca bir gül,
Ailenin bir çocuğu, yurdun bir umudu… Gül,
Gül de için açılsın ve övün; işte zaferler,
Şanlar, bağışlar, gürültüler…
Ama ne haber o dargın,
suskun taşın altında yatandan?

Yazıklar olsun sana, ey yaradılışı kan döken!
Tiksiniyorum senin o acı tablolarından! O kandan,
Kandan, yaradan, ağlayıştan, inleyişten,
acıdan oluşan o uğursuz tablolarından.
O üzen cehennem tablolarından…
Yine de Tanrın acımış da
o yerdiğin ağulu suya bir damlacık
İyilik katmış. Onun mutlu çocuğu bu dernek.
Bir dernek ki ayı ve güzelliğiyle gökçe,
Dilek ve eylemlerinin kutsallığıyla gökçe!

Saygı sana, ey güçsüzlüğü avutan vekil,
Düşkünlere uzanan sevimli, şifalı el!
Saygı sana ey sevecenlik, insanlığın yüzünden
Kanlarını incelik, sabır ve beceriyle silen!
Saygı sana, ey kavgaların ağulu tırnağını
Çağın ciğerinden sökecek gizli pençe!
Saygı sana, ey akpak yüzü gül saçan!
Sana saygı, sana saygı…

Ama seni vicdan
Hep kanlara batmış ve kızarmış görecekse,
İnsanda bu delilik daha pek çok sürecekse,
Doğrusu insanlığın bu uyuşmazlık,
düşmanlık yazgısı ise.
İnsan buna mahkûm ise…
Yazık!

 

Tevfik Fikret

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Meryem Ana’nın Acısı – Kostas Varnalis

Kostas Varnalis – Meryem Ana’nın Acısı (Yunan Şiiri)

Meryem Ana’nın Acısı – Kostas Varnalis Üzerine

Meryem Ana’nın Acısı Kostas Varnalis’in, Yunan şiirinde insanlık, acı ve suskunluk temasını işlediği çarpıcı bir eseridir.

Kostas Varnalis, modern Yunan edebiyatının en önemli ve en aykırı şairlerinden biridir. 1884 yılında Bulgaristan sınırları içinde kalan Burgaz’da doğan Varnalis, şiirlerinde geleneksel biçimleri halk diliyle birleştirerek Dimotiki olarak adlandırılan sade Yunancayı edebiyatın merkezine taşımıştır.

Eserlerinde din, iktidar, ahlak ve adalet kavramlarını sert bir toplumsal eleştiriyle ele alan şair, özellikle insanlık trajedisi, suskunluk, acı ve yoksulluk temaları etrafında şekillenen şiirleriyle tanınır. Kutsal anlatıları ters yüz eden, mitleri ve dini figürleri insani bir düzleme çeken yaklaşımı, Varnalis’i yalnızca bir şair değil, aynı zamanda güçlü bir düşünür hâline getirmiştir. Meryem Ana’nın Acısı da onun bu eleştirel ve insancıl şiir anlayışının en çarpıcı örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Şiirin Tam Metni

Nerede saklasam sakınsam seni kötü insanlardan
Okyanusun ortasında bir adada, yoksa bir dağ tepesinde mi?
Konuşmayı, haksızlığı haykırmayı öğreteceğim sana oğlum.
Tatlı ve yumuşak yüreğini görüyorum biliyorsun.
Dayanamayacak sonra öfke duyacak acı çekeceksin.

Mavi gözlerin olacak körpe bir bedenin.
Koruyacağım seni nazardan ve kötü havalara karşı
uyanan gençliğin ilk şaşkınlığından.
Yaraşmıyor sana ne savaş ne de haç.
Uzak durmalısın kölelikten, ihanetten, ocağını kurmalısın.

Geceleri kalkıp sessizce sokulacağım yanına.
Eğilip soluğunu dinleyeceğim, yavrum benim…
Sıcak ıhlamur ya da sütünü hazırlayacağım ocakta.
Ve sonra yürek sıkıntıları içinde
pencereden kollayacağını seni:
elinde defter kalem düşerken okulun yoluna.

Kostas Varnalis – Meryem Ana’nın Acısı (Yunan Şiiri)

Ve eğer bir gün gelir de göklerin Tanrısı
Gerçekle, yıldırımın ışığıyla çarparsa aklını
Sakın açma ağzını.
Yabanıl hayvandır insanlar, dayanamazlar ışığa.
En yüce gerçek susmanın gerçeğidir.
Bin kez de gelsen bu dünyaya
Bin kez gerecekler seni haça.

Kostas Varnalis
Türkçesi: Herkül Millas

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Bizi Taş Yapıp Susturdular (Aziz Nesin)

aziz nesin - anıt şiiri

Aziz Nesin Anıt Şiiri

Şiir : Anıt Şiiri
Şair : Aziz Nesin
Yorum : Günay Aktürk

“Karşı gelme büyüklerine taş kesilirsin.
Bak nasıl yığdılar üstümüze taşı betonu…”

Karşı Gelme Büyüklerine

Karşı gelme büyüklerine taş kesilirsin.
Bak nasıl yığdılar üstümüze taşı betonu.
Seni bana öldürttüler beni de sana.
Bizi bize kırdırtıp, hepimizin adına…
Adımız ki bilinmeyen asker.
O çok iyi bilinenler
Üstümüze bu anıtı diktiler.
Sakın sormayın yarattığımız tarihi bize.
Altından kalkıp da veremeyelim diye yanıt
Üstümüze dikilmiş bu görkemli anıt!
Bizi taş yapıp susturdular.
Ölümsüz olduk sonunda…

Aziz Nesin

Read more

Zengin Koca Arayan Genç Kadına Soruldu: Ya Sen Ne Vereceksin Karşılığında?

Zengin Koca

Zengin Koca Arıyormuş İki Gözümün Çiçeği

Zengin Koca

Komik gibi görünebilir ama olabildiğince küçük düşürücü bir istek. Neden bazı kadınlar kendi ayakları üzerinde duramazlar? Neden bütün varlığını, benliğini, kadınlığını Zengin ve yakışıklı bir koca uğruna satmak gayretindelerdir?

Ağaoğlu’nun genç bir karısı vardı. Sanırım yirmili yaşların başında. Gelen tepkiler üzerine, “Faturalarımı ödemekte zorlanırken neredeydiniz?” demişti. Ah şu nefes almak için bile başkalarına ihtiyaç duyan zavallılık! Ah kendini pazar tezgahına koyar gibi fiyat etiketleriyle ruhlarına değer biçenler!

Atinalı Timon kitabında şöyle söyler Shakespeare: “Her kuyumcu aynı pahayı biçer ona. Ama bilirsiniz, pahası değişmeyen şeyler, sahiplerine göre değerlenir el değiştirince.”

Değeri olmaz kolayca ele geçirilen şeylerin. Hele nadir bulunuyorsa paha biçmek de zorlaşır. Neden gümüş bakırdan, altın da gümüşten değerlidir? Sınırlı sayıdadır da ondan. Peki, herkesin güç, güzellik ve saltanat peşinde koştuğu bir ülkede insan da artık “demir” madeni seviyesine düşmüş değil mi?

Zengin Koca arayan genç kadına soruldu “Peki ya sen ne vereceksin karşılığında?” Paranın insanı ne şekle soktuğunu bir kez daha dinleyelim dahi üstadımızdan: “Çok sevdiği para yanlışı doğru, soysuzu soylu, yaşlıyı genç, korkağı yiğit etmeye yarayan bir şeydir.

Read more

Encyclopédie Nedir? | Aydınlanma Çağının Bilgi Projesi

Denis Diderot tarafından hazırlanan Encyclopédie’nin ilk cildinin kapak sayfası

Encyclopédie Nedir?

Dünyanın tüm bilgisini derleyerek gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlayan Denis Diderot ve Jean le Rond d’Alembert, bu büyük hedefle yola çıkarak Encyclopédie’yi hazırladılar. Eser, yaklaşık 250 yıl önce, 1772’de, Fransa’da son cildinin yayımlanmasıyla tamamlandı.

Voltaire, Rousseau ve Montesquieu gibi Aydınlanma düşüncesinin önde gelen isimlerinin de katkı sunduğu Encyclopédie; 71.818 madde başlığı ve 3.129 görselden oluşan 28 ciltlik kapsamlı bir çalışmadır. Bu yönüyle yalnızca bir ansiklopedi değil, aynı zamanda 1789 Fransız Devrimi’nin düşünsel hazırlayıcılarından biri olarak tarihsel bir önem taşır.

Denis Diderot tarafından hazırlanan Encyclopédie’nin ilk cildinin kapak sayfası

Ansiklopedinin yazarları rasyonel olarak akla inanıyor. Kopernik devriminin ve Newton yasalarının ardından 18. yüzyılda bilimsel buluşlar ışığında şekillenen aydınlanma felsefesine sonsuz bağlılık duyuyorlardı. Bu açıdan ansiklopedinin önemi bizzat içeriği ile, varlığı ile bilimsel bir devrim olmasıydı.

Örneğin “siyasi iktidar” başlığı altında aydınlanmanın en önemli tezlerinden biri olan Rousseau‘nun sosyal sözleşme kavramı anlatılıyor. İktidarın ilahi güçlerden alınarak artık halkın eline geçmekte olduğu belirtiliyordu. Bu süreçte ilahi değerlerin zayıflattığı endişesi Taşıyan kilise ansiklopediden rahatsız olmuş ve devamını engellemeye çalışmıştı.

Bozulmaya Başlayan Çağ Ve Ansiklopedinin Ölümü

Encyclopédie’nin alegorik kapak gravürü ve Aydınlanma düşüncesini simgeleyen figürler

İnternet hayatımıza gireli 25 yıl kadar oluyor. Ortaokul dönem ödevlerini günlük gazetelerin kupon karşılığı cilt cilt sunduğu Brittanica’lardan, Larousse’lardan madde madde okuyup hazırlayan çocuklar olarak basılı ansiklopedi görmemiş kuşakları anlatacak çok anımız var.

O yıllarda dijital devrimin başladığını, Bu yüzden basılan ansiklopedilerin yayın haklarının hızla düştüğünü tabii ki bilmiyorduk. Cumhuriyet aydınlanması ile şahlanan bilginin ve akla olan inancın, kendi postmodern antitezi olan arabesk kültürle bir karışımını yaşamaktaydık 80’lerde. Bu tuhaf melez kültür günlük yaşamın tüm estetiğine sızmaktaydı. Kimi evlere yalnızca televizyonun yanında duracak süs objesi olarak giren dizi dizi ansiklopedilerle, gazete kuponuyla bile olsa bu bilgiye sahip olmanın kıvancı sergileniyordu bir yerde.

Yeni Çağın Ansiklopedisi Olarak Wikipedia

Wikipedia logosu ve dijital ansiklopedi arayüzü

Bu 25 yılın 10 katı kadar bir süre önce yayımlanmasıyla aydınlanma devimini hızlandıran Encylopédie‘nin yerini ise, dev internet okyanusu içinde sığınacak az sayıda aydınlık limandan biri olan Wikipedia aldı. Basılan ansiklopedi bir açıdan postmodern bir kırılmaya uğrayarak binlerce kişinin yazarlığını üstlendiği, kolektif, elinden geldiğince “hakikati, yalnızca hakikati” aktarma misyonunu taşıyan bir internet sayfasına bayrağı teslim etti.

Wikipedia’nın, atası Encylopédie‘ye oranla daha demokratik bir mecra olduğu söylenebilir. Peki, her türlü sesi açık bir ansiklopedi gerçeği gerçek olmayandan nasıl ayırır? Post-truth olarak adlandırılan, alternatif sosyal gerçekliklerden bahsedilen çağımızda o biricik bilimsel hakikati aktarmak o kadar zorlaştı ki.

Encyclopédie’nin frontispice gravürü ve alegorik figürlerin yer aldığı açıklama sayfası

Dünya düzdür diyenlerden karşı karşılıklarına kadar bin bir çeşit komplo teorisi üretenler arasında aydınlanmanın ışığını hasretle arar hale geldik. Bugünler: “Hakikatse benim hakikatim de bu.” diye bağıran post modern cehaletin karşısındaki son kale olan o ansiklopedik ışığa sarılmak için son şansımız. Bir sonraki 250 yılda bilgi ve bilim 21 yüzyılın post modern depremi ile çoktan karanlıkta kalmış olabilir.

İlk yayımlandığı yer:
Natos Dergisi, Kasım–Aralık 2022
Yalın Gündüz – Frankfurt

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Büyük Taarruz Şiiri – Nazım Hikmet

Büyük Taarruz Şiiri - Nazım Hikmet Ran

Sarışın Bir Kurda Benziyordu

Şiir : Büyük Taarruz
Şair : Nazım Hikmet Ran
Yorum : Günay Aktürk

En Güzel Şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Nazım Hikmet Ran ve onun Büyük Taarruz adlı şiinden kısa bir kesit. Yorum: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Büyük Taarruz Şiiri - Sözleri

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel,
rahat günlere inanıyordu.
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: ‘Üç’, dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

Saat beşe on var.
Kırk dakka sonra şafak sökecek.
‘Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.’
Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde.
On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu, Darülmuallimin mezunu
Nureddin Eşfak, mavzer tabancasının emniyetiyle
oynayarak konuşuyor:

— Bizim İstiklâl Marşı’nda aksayan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam, Akif, inanmış adam,
fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın ‘Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın.
‘Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz vadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair.
‘Kim bilir belki yarın…’

Saat beşe beş var.
Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
Topçu evvel mülâzimi Hasan’ın yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi, kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük.
Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki bütün ömrünü
ve hâtırasını ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

Yüzbaşı sordu:

— Saat kaç?

— Beş.

— Yarım saat sonra demek…

98956 tüfek ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün aletleriyle ve vatan uğrunda, yani, toprak ve hürriyet için
ölebilmek kabiliyetleriyle Birinci ve ikinci Ordu’lar baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran sarkık,
siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nureddin Eşfak baktı saatına:

— Beş otuz…
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz…

Sonra düşmanın müstakim cepheleri düştü.
Bunlar Karahisar güneyinde elli
Ve doğusunda 20-30 kilometreydiler.
Sonra.
Sonra düşman ordusu kuvai külliyesini ihate ettik.
Aslanlar civarında 30 Ağustos’a kadar.
Sonra.
Sonra 30 Ağustos’ta düşman kuvai külliyesi
imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikupis
Alaturka sopa yemiş bir temiz.
Ve sırmaları kopuk Frank uşağı…

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı
Nurettin Eşfak’ın ayağı.
Nurettin dedi ki:
“Teselyalı çoban Mihail!”
Nurettin dedi ki:
“Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni.”

Nazım Hikmet Ran

Read more

Ona Bu Sabah Söylemeliydim!

! O ateş yuvası gözlerinin yakıtı insanı diri tutuyor - Günay Aktürk

Edepsizlikte Üstüne Yoktur Edebi Sözlerin!

! O ateş yuvası gözlerinin yakıtı insanı diri tutuyor - Günay Aktürk

Ona bu sabah söylemeliydim! O ateş yuvası gözlerinin yakıtı insanı diri tutuyor demeliydim. Bu da bir yürüyüş biçimidir efendim! Üstelik edepsizlikte üstüne yoktur edebi sözlerin! İltifat bir yalan kumbarası olsa da, bizimki şair hakikatidir.

Aldatılmıştır vakti zamanında bu mevzubahis memeli türümüz. Yani değeri düşmüştür o iki dipsiz cennet kuyusunun, kusurlu bir et karşılığında. Yeterince bakıldığından mıdır nedir, şaşı bile görünür pırlanta gözler.

Et dedik, göz dedik, güzellik dedik. İnsan pazarında dengi çoktur bunların efendim. Daha iyisi her zaman bulunur. Daha dolgunu, daha irisi ve daha dirisi her zaman vardır. Pazar, etin ve suretin pazarı olduktan sonra, göz kantarı uykuda bile çalışır. Sen nefis dersin, ben insan içgüdüsü. Fakat insan insanı böyle mi seçer?

Bel altı demişti bu sabah, işiniz gücünüz bunu konuşmak. Canım, deseydim ona, vücudu neden bel altı bel üstü diye ikiye ayırıyorsun ki! Dün gece dört bölümlük bir dizi izlemiştim. Diyordu ki: “İnternete baktım, bir insanı öldürmenin detaylarını anlatan tek bir makale bile yokken internetin yarısı seks.” Bu sebepten aslında. Dünyanın dörtte üçü su, insanın üçte biri arzu.

Gözlerin bu yüzden güzel. Kalp dediğin bir “göz kırpmasında” bu yüzden çarpar. Peki, öyle olsun. Aşağı mahallenin yasaklı takımıyla bırakalım da tanrılar ve şeyhler uğraşsın. Ak sakallı ilahi leylekler nasıl yaparlar bu işi bilmem ama bizler bildiğimiz şekillerde yuvarlanıp gidiyoruz işte. Her şeye rağmen.

Günay Aktürk

Read more

İnsandır Kurban – Günay Aktürk (Şiir Dinle)

Günay Aktürk - İnsandır Kurban

Ulak Sesleri Kitap Taslağının Gözdelerinden : )

İnsandır Kurban
Şair : Günay Aktürk

En güzel şiirler serisine bir yenisi daha. Bu kez bendeniz Günay Aktürk ve İnsandır Kurban adlı şiirim. Dinle ve dinlettir.

İnsandır Kurban - Sözleri

İnsandır kurban.
Neler gelmez ki başına.
Saklar kötülüğünü kapalı kapılar.
Ve yankısı kısıktır dört duvar arasında
Binlerce duygunun.
Belki her günü tacizdir,
Belki her günü tecavüz.
Her başın bahtı aynı değildir.
Kiminde dokunaklı bir dolunay
Kiminde kara ve çamurlu yağmurlar…
Kiminde dizi dizi lağım çukuru,
Kiminde gümüşten kaldırım taşı.

Can taşıyan öder bedelini yaşamın.
Beşik de büyütür onu musalla da.
Ninni de uyutur onu karabasan da.
Erdemin sureti pusludur çünkü.
Bilginin yurdu kemiksiz bir dildir.
Hangi kaba girse o şekli alır.

İnsandır kurban.
Hastalıklı bir ten konağında
Yudum yudum tadar gücün zehrini.
Ve öper sancağını şanın şöhretin.
Tahsili yüksek bir iblis talebesi!
Cehaletten muzdarip, yobazlıkta ileri…
Söküp atamadığı tek melamet
Israrlı bir ahlak yetmezliği…

Kötüleri kusan bu bereketli rahim
İyileri de taşımakta karnında.

En çok da onlar için bu çaba:
Aklın doğurduğu bunca barikat;
Din diyanet, bilim ve sanat…
Hatta eli kanlı büyük adamlar!
Yani çişini tutan dünyanın bütün heykelleri,
Kendilerince iyi bir dünya düşlediler.

 

Ah, cehalet bulaşınca bir cana,
Zahir ile batın birbirine dolaşır.
Şeytanlar cübbe giyer, hak batıla karışır.
Zehir zıkkım olunca hakikatin çorbası,
Akıl çıplak kalır, giyer ölüm urbası.

Ama insandır kurban!
Unutulur kara kitap, bağışlanır kör kadı.
Gebe kalır bir kadın.
Bir ölünün kırkında diş çıkartır çocuklar.
Torun yüzü görür
Daha dün atasını kaybeden çocuk.
Ve sürür ayaklarını yeni nesil
Eski çağın bozuk yolunda.
Budur şimdilik insanlığın yazgısı.
Damla gelir sel gider bu dünyadan.
İhtiras da yaşlanır kendi damında.
İnsandır…
Velev ki insan olan kurbandır;
Ama gün olur devran döner
Ve gamzeye tebessüm düşer…

Günay Aktürk

Read more