Üç Yasa Bilirim – Biri İnsan Hakları

Üç Yasa Bilirim, Biri İnsan Hakları

Üç Yasa Bilirim Ben - Biri İnsan Hakları

Üç Yasa Bilirim, Biri İnsan Hakları

“İyi insanların doğru davranması için yasaya lüzum yoktur. Kötü insanlar ise yasayı çiğnemenin bir yolunu bulur.”

Devlet / Platon

 

Sanırım ben de yasaya uygun yaşayanlardanım. Ama kimin yasaları olduğu tartışılır. Üç tane yasa bilirim ben. Biri tanrının yasalarıdır. Kimine göre hakiki yasadır, kimine göre de zamanla bozulmuş, kelama “kalem” katılmıştır. Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin diye emir verir. Derin din ulemalarına göre cami de yapsalar cennete alınmayacaklardır. Onun peşinden giden sınırlı sayıda insan tüm insanlığı kardeş beller. Çoğunluğu ise sadece Müslümanlar sizin kardeşlerinizdir, der. Kardeşten sayılmayan milyarlarca insan düşmandır. Öyleyse uyduğum yasa bu değildir.

Bir diğeri şeytanın yasasıdır. Anlatıldığı şekli değil, yaşandığı şekli tartışmalıdır. En büyük günahı nedir şeytanın? Söylenenleri bir kenara bırakırsak, bilim şeytani bir iştir! Zira “ilim” yalnız tanrıyı anlamak gibi bir manaya gelir. Zina şeytan işidir mesela. İki seven yüreğin birine ölüm birine kırbaç!

Tutkunun peşine düşen aşık zaten cehennemin bütün katlarını görmüş sayılır. Ben de çok defa uğrak verdim oraya. Cennete herkes talip olur. Mühim olan ateşe yarenlik etmektir. Ben asıl şeytanlığın mutsuz ve sevgisiz evliliklerde bir gece vakti zorla ırza geçmek olduğuna inanırım. Zina haramdır derler fakat asıl zina “helal” zinadır derim de kızarlar! Yani bu yol epeyce dolanık görünür gözüme. Çalılı çakıllı yola girmeyiz!

Üçüncü yasa ise İnsan Hakları Beyannamesi diyelim! Kendimden de üç beş katar, ona inanırım. Kendinden katmalı insan. Uyduğu yasada kendi fikirleri de olmalı. Biraz akıl kırıntısı, biraz alın teri, en çok da vicdan! Bizim gibi ışık işçileri için yasa çıkarmalarına gerek yok. Bizler haramzade olamayız. Bizler ne çocuğa, ne kadına ne de hayvana tecavüz edemeyiz. Bizim uyduğumuz yasa vicdan ahlakının yasasıdır. Sözü de bellidir. Eline, beline, diline hakim ol!

Hayalimizdeki dünya Rızalık dünyasıdır. “Ben senden razıyım, sen de benden razı mısın?

Günay Aktürk

Read more

Dünya Durmadan Değişiyor

dünya değişiyor

Dünya Değişiyor

dünya değişiyor

– Dünya durmadan değişiyor. Ama aslında hiç şaşırtmıyor bu beni.
– Şaşırmıyor olmana şaşırman gerekmez mi?

Sofie’nin Dünyası
Jostein Gaarder

 

Dünya değişiyor. Şu sıralar hafta sonları kalbi dahi atmaz oldu. Siz bunu sokağa çıkma yasağına bağlıyorsunuz ama değil. Ölünün üzerinde gezinen kurtçuk deyimi söylemek istediğimin tam karşılığı. Anlatayım.

Dünya evine kapandı. Böylesini ne gördük ne duyduk. Ama bakın ne var derinlerde. Çıldırmanın eşiğine geldiler. Su yükseldi ve bizimle aynı seviyede artık insanlar. Biz derken durup düşünenleri kastediyorum.

Dışarıda dünya durmuş olabilir ama bizim ışığımız içeriden. Değil iki aylık karantina iki yıllık kapanma bile rutin sayılır. İçe yolculuk zamanı. Sessizlik ve boşalmış sokaklar bakmasını bilen için yeni bir deneyim. İnsanlık bir anda ortadan kaybolmuş gibi hissediyorsun. Orada, evlerin içindeler hâlbuki. Sesleri geliyor bazen. Ortalıkta görünmeseler de başka bir aleme ait tuhaf fısıltılar! Hâlâ yaşıyorsunuz. Ama bu defa öyle kemiklerin üzerinde kahkaha atarak değil! Gerçekten bir gün bile yaşadınız mı? Öyle olsa delirmeye kalkmazdınız.

Dünya değişiyor evet. Çapının bazen genişleyebildiği de doğru. Ama kendini her zaman küçük bir azınlığa ait hissediyorsun. Gezegeni paylaşamadıkları için parçalamaya çalışan ve bu uğurda savaşlar çıkartılan öte gezegenlerde de sınırlı sayıda mı yetişiyordur donanımlı bilinç? Zıtların birliği! Bir gün bu gezegen uzaylılar tarafından istila edilirse, inanıyorum ki istila için gelen bir medeniyet de en az bizler kadar vahşi olacaktır. Öyleyse medeniyetin tek meziyeti aptallık üretmek!

Şu evrende başka akıllı bilinç yaşamıyor mu gerçekten? Gelmediler ki görelim. Buralara kadar gelecek teknolojik güçleri olduğu halde gelmiyorlarsa ya henüz fark etmediler bizi ya da sandığımızdan da iyi niyetliler. Gliese 832c isimli gezegendeki yaşam ihtimalinden bahseden Hawking, “Bir gün böyle bir yerden sinyaller almaya başlarsanız sakın cevap vermeyin.” demişti. Uygarla ilkelin hazin karşılaşmasını biz bu dünyada yaşamıştık çünkü.

Dünya aşırı derecede zengin aptallar tarafından yönetiliyor ve bizler yeni bir dünya düzeninin yeni bir eşiğine daha geldik. Aptalca diyorum çünkü bir gezegeni yönetmek ancak ilkel güdülerimizin buyruğu olabilir. Dünya değişiyor ama değişen dünya bunları iyileştiremiyor. Evrenin sırlarını ve baş döndürücü güzelliğini görüp de hâlâ bu gezegenin sürüngen liderlerinden biri olmak, daracık bir zihnin içine sıkışıp kalmışlığın en bariz göstergesi değilse nedir?

Günay Aktürk

Read more

Güzel Günler Göreceğiz

güzek günler göreceğiz inanın

Güneşli Günler

Güzel Günler Göreceğiz

“Güzel günlerdi onlar… O ilk güzel günler, en azından aynı güzellikte bir daha tekrarlanmamıştı.”

Dönüşüm / Franz Kafka

 

Güzel günler göreceğiz. Yine de ve her şeye rağmen. Ama önce insanın ruhuna doğmalı o günler. Yoksa güzel bir günde de mutfağa astığı bir iple öte tarafa postalayabilir kendini. Acaba diyorum ruhumuzu bir ceylan bataklığına çeviren şu kötü günler mi? Belki de kendi içimize çok fazla daldığımız için kötüleşiyoruz. Ama kendi içine dalan ve kendisiyle baş başa zaman geçirenlerin mutlu olmaları gerekmez miydi? Belki de kendi içimizde çıktığımız yolculuklarda kaybediyoruz yolumuzu. Eh doğruya doğru, kendi içinde düze çıkamayan başka hiçbir yerde bulamaz yolunu.

Güzel günler göreceğiz çocuklar ve koca koca insan yavruları! Hadi öyleyse kurgu başına! Adam, onun hâlâ bir yerlerde nefes aldığını hatırlayarak gülümsedi. Sonra başka güzel günler yaratmak için dış kapının dış mandalında asılı olan gömleğini sırtına geçirdi. Kuşkusuz yaklaşmakta olan güzel günler de sırra kadem basacaklardı. Fakat işin püf noktası sadece yaratıcılıkta değil ki. Güzel günleri, mutlu yaşam için sürdürülebilir bir kaynak haline getirebilmek. Yılan gibi deri değiştirme olayı. Yılanı sevmediyseniz kertenkele de yapıyor o işi. Gerçi yılana kurban olsun şu insan yığınları…

Bu cümlelerin çok tuhaf anlamları çıktı ortaya. Sürekli güzel günler yaratmak! Bugün onunla yarın bununla mı demek istiyorum yani? Tam olarak değil. En azından cümledeki aşağılayıcı anlam kadar değil. Ne olacaktı? Ruhunu bit pazarındaki bir soysuza kaptıran suratsızlara mı kalacaktı dünya! Ayağa kalkamazsan hayat orada görür işini.

Güzel günler göreceğiz derken, birileri o günleri ayağımıza kadar getirecek demiyorum. Oldu canım, taze sıkılmış portakal suyu? Hem de yatağına mı istiyorsun? Yahu önce birbirimizi tanısaydık! Güzel şeyler bu yüzden mi çabucak unutuluveriyor? O güzel günlere kendimizden bir parça emek katmadığımız için mi?

Çark edelim konumuza doğru. Unutmayalım! Saplantılarımız ayak bağlarımızdır. Doğrusu bazı değerleri çok fazla abartıyor insan. Sonuçta tilki derisi bu dünya yaşamı, içini neile süslersen süsle, neye dönüşmesini umuyorsun? İnsan ol ve sev şu sevme işini. Bu durum başkalarına ucuz işçilik gibi geliyorsa da, gitsinler ve kendilerine bir deccal bulsunlar dost ya da bir eş niyetine. Güzel günler görmek istiyorsan bunu her sabah tekrarlamalısın. Ulu bir kurt gibi başını göğe kaldır ve tekrarla sözlerimi: “Güzel günler göreceğiz, göreceğiz, göreceğiz…” Sonra kalk ve tut ucundan bucağından bu işin!

 

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id=”1″]

Read more

Kral Çıplak Ama Çocuk Daha Da Çıplak

Kral Çıplak ama Çocuk Daha Da Çıplak

Çocuğu Olmayan Kral!

Kral Çıplak ama Çocuk Daha Da Çıplak

Şöyle haykırıyor bir anne: “Ben bir anne olarak şahidim ki çıplak bir çocuk doğurdum. Üzerinde hiçbir şey yoktu. Tanrı da şahidimdir; Ne bir ulusa dair bayrak, ne kimlik, ne de üniforma. Doğurma fiilini bizzat yapan, o mucizevi ana tanıklık eden bir anne olarak yine şahidim ki doğumumdan şu ana kadar üniforma ya da bayrakla bebek doğuran bir anne görmedim ben… Doğurduğum o çırılçıplak bebek, insan soyunun genlerini taşıyor sadece…

 

Ben de bir suç ortağı olarak yardım ettim ona, ben de şahidim. Gerçi hiç çocuğum olmadı fakat bu işlerin böyle olduğundan eminim. Siz hiç Yahudi çocuk gördünüz mü? Ya da dindar bir çocuk? Olsa olsa Yahudi ve dindar bir anne babanın çocuğudur o. Büyüdükçe kirletiyorlar sabiyi. Kral çıplak olduğu için anlamaz bu işlerden.

Artık aslımıza dönme zamanı. Dünyalı bile demeyelim kendimize. Yoksa demekten zarar gelmez mi? Öyle olsun, kozmozlu diyelim. Kozmopolit. Politik değil. Baştan aşağı pespayelik. Zannedildiği gibi hiçlikten de gelmedik. Işıktan geldik biz. Işığın çocuğu diyelim öyleyse. “ışık taifesinden!” Dönüş yeri aynı yer olduğu için Işıklar içinde uyu, deriz. Mekanı cennet olsun der miyiz? Sanmam, cennete sığmaz ışık! Neyse, girmeyelim oraya.

Kral çıplak ama çocuk daha da çıplak. Bu yüzden kim nasıl istiyorsa öyle uyusun. Horlamadan uyusun ama. Daha uyumadan da horlamasın! Doğarken çırılçıplaktı. Cinsiyeti vardı. Ama cinsiyet hakkında hiçbir fikre sahip değildi. Kafasını biz kurcaladık. Dedik ki fıtrat diye bir şey var. Mahalle bakkalında satılır. O kadar ucuzdur ki göçük altında kalsan da hesap soran olmaz. Hayda bre yine sapıttık. Durum feci. Kral çıplak ama çocuk daha da çıplak. Onlar kendi çocuklarından gayrısına her zaman körler. Bazen o kadar köreliyor ki gözleri, kendi kanlarıyla da yıkayabiliyorlar ellerini. Hep o tür dürzülerin başının altından… Başları altında kalsın…

 

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id=”1″]

Read more

Genco Erkal’ı Tanımamak

ÇÜRÜDÜK

Genco Erkal ı tanımamak

Çürüdük işte, çürüdük, koktuk. Bilmem kaç devlet kurduk da yıktık: her zaman böyle miydik? Biz kurduk o devletleri, ideolojimiz kurdu. Sonra zehirli bir sarmaşık gibi sardılar onu diğerleri. Açın bakın kitabı ne yazıyor. Din ve milliyetçilikten önce var olan Türkmenliğe bakın. Bugünkü Türklüğü ırkçılık, İslamı da Arap Sünniliği zehirlemiş. Beş yüz yıl önceki ılımlı sünni islamdan eser kalmış mı?

Peki, ne alakası var onunla bunun? Genco Erkal ı tanımayınca çürümüş mü oluyoruz? Açıklayalım. “Uyuyan bir nesil yaratacağım” demişti Kenan Evren. Yılan çıyan görsün işini. Dediğini de yaptı. Şu bozulmuş ideoloji acaba hangi araç gereçle bozuldu? Yaratıcı zekayı al, içini samanla doldur. Tanımaz tabi.

Genco erkal ve sanata adanmış koca bir ömür. Bu yaşında bile sanatkarlığın ruhu epeyce görkemli. O tanınmazsa kim tanınır? Kimlerin tanındığı malumunuz. Ucube sanata kaldı meydan. Açın bakın arabeskin wiki tanımına (ahlaksız tdk ye güvenim yok) “Arabesk, Türkiye’ye özgü, oryantal bir halk müziği türü!” diyor. İnsanı bunalıma sokan, “Ya benimsin ya kara toprağın!” diyen dizeleriyle önce peniserkil bir aşk tanımı yapıp, sonra da kadın cinayetlerini hızlandıran bozuk bir kültür. Ne halk kültürü…

Ya popa ne demeli? Bayıra doğru yatır beni tırmala beni kaşı beni. Böyle bir gençlik tabii ki tanımayacak Genco Erkal ı…

 

Günay Aktürk

[email-subscribers-form id=”1″]

Read more

Zihin Bulanıklığı | Bilinç Karışıklığı

Zihin Bulanıklığı Bilinç Karışıklığı

Bulanık Bir Zihinde Küçük Bir Kabarcık!

Zihin Bulanıklığı Bilinç Karışıklığı

Hiçbir karşılık beklemeden bir iyilik yaparsınız ve Nietzsche gibi biri çıkar ve der ki: “Her insanın yaptığı iyilik kendisine yöneliktir.” Doğru der. Kirletilmiş eylemlerin üstündeki tortuyu temizleyince öze ulaşıyorsunuz. Yani gerçeğe. Mesele iyilik olunca bilinç kaybı yaşamalıyız. Demeliyiz ki: “Yaşadığım şey bir “bilinç bulanıklığı” böyle şeyleri bana sormamalısın.”

Zaman zaman üstün insan yaratmaya çalışan fikir adamları çıkar. Yürüyen ölülere bir kalp atışı vermektir amaçları. Yalandan ve bilinmezlikten arındırılmış bir dünya düşünsenize. Bunun zevkli olacağına dair kuşkularım var.

Ne kadar insan varsa hepsinin de bilinç karışıklığı yaşamayan bilgelerden meydana geldiğini düşünün ve teknoloji gelinebilecek son seviyede olsun. Tüm gizlerin sırrı çözülmüş ve arayış bitmiş. İnsanı intihara bile sürükler. Dostoyevski’nin “Her şeyi biliyorum ve bu beni öldürecek!” sözünün geçerli olduğu bir dünya düzeni. “Dünyada tek bir çocuk bile ölüyorsa tanrı yoktur.” diyemeyeceksiniz artık çünkü aslına ulaşılmıştır hakikatin. Ne garip, tüm çaba hiçliğe ulaşmak için.

Yeni aforizmalar bulsan da neye yarar, kimin için söyleyeceksin, kimin işine yarayacak? Kimse bilincim bulanık demeyecek ki!Kâmillik cehaleti yok etmek için doğmuş olabilir mi? Cehaletin olmadığı bir çağda kâmillik neye yarardı ki? Ya da zekâ! O güne gelelim de tek dert bu olsun. Bugün bilincin yerinde ama yeri bir eskici dükkanı sanki ey insan!

Aman her neyse işte… İnsanın olmadığı bir dünya düşüneyim en iyisi. Yakında dünyadan taşarız, o kadar kalabalık. Bir zamanlar (henüz insan yaşamı başlamamışken) dinozorlar hâkimdi buralara. Peki, bugün eksikliğini kim hissediyor onların? Onların yok olması, yaşayan canlılar arasında bizim türümüzü en tepeye çıkarttı. Tabi bunun için atmış beş milyon yıl geçmesi şartıyla.

İnsan ırkı yok olduğunda hangi zeka egemen olacak dünyaya? Şimdiden umursamamaya alışmalıyız. İnsan zihni var oluşu yanıltıyor işte. Tek hakikat canlılık mı? Canlılığın kaynağı su ise ya cansızlığın kaynağı ne? Günümüzün bilimi canlılık ile cansızlık arasındaki çizginin belirsiz olduğunda kararlı.

Yalnız gazlardan oluşan ve hiçbir yaşam belirtisi göstermeyen gezegenler var. Madem canlılık bu kadar önemli de, ya bu cansız gezegenler süs olsun diye mi oradalar?

Günay Aktürk

Read more

Eylül Toparlandı Gitti

Günay Aktürk eylül gitti

Eylül Toparlandı Gitti

Günay Aktürk eylül gitti

Gidecek az kaldı. Sayılı günleri var. Bir de ne dizeler döktürmüştünüz ay başında. Hepsini not ettim. Ekim için ne diyeceksiniz kim bilir! Merakla ve hasretle bekliyorum. Sonraki ayın sözü teminat altında. “Kasımda aşk başkadır!”

Eminim öyledir. Partilerin seçim öncesi vaatlerine benziyor. En delikanlı ay ise Mart ayı. Açık açık söylüyor herifçioğlu: “Elime düşmeyin yoksa örttürürüm!” diye. Yapar. Çok yaptı. Daha yapacağı da geride. Öyleyse nasıl olsun bu iş? “Aylar içinde yaşayalım, aylardan bağımsız olarak!” Sonra ver elini Venedik! Bakın ne yazdım sabah sabah.

“Ne çok toza bulanmışsın görmeyeli. Çerçeven tortu bağlamış. Bu bakışlar ne haincedir ulan! Hâlâ mı? Daha yeni çıkmadın mı depodan? Ama bıkıp usanmıyorsun yerini yadırgamaktan! Acaba Kasımda mı çıkartsaydım seni! Sen beni ayazlı bir şubat sabahında koymuştun kapıya. He imamın! Benimki de saflık işte. Ölü bir hayale mezar arıyorum. Aslın yaşıyor ama. Aslın, esaslı bir yabancının yanı başında yaşıyor. Hay senin çerçevene tüküreyim de püripak ol emi!”

Günay Aktürk

Read more

Güzel Gözleri Vardır Onun

Güzel Gözleri Vardır Onun

Gözleri Vardır Görmez!

Güzel Gözleri Vardır Onun

Güzel gözleri vardır onun. Ne zaman derinlere dalsa, önemli bir ayrıntıya baktığını düşünürüm. Gözünden hiçbir şey kaçmaz çünkü. Her şeyi görür ve hep bir karar vermek için süzer. Yargılayabilir lakin asla yargılanamaz. Onda alelade bir kusurun izine rastlamak, bir doğa yasasını çürütmek kadar zordur. Bazen bir başına ve yapayalnız kaldığı görünse de, karanlıkta bile göz önündedir gözleri. Daima apaçık ve uluorta dolanır da, kimse açıkça temas kurmaya cesaret edemez onun gözleriyle.

Bir başınadır demiştim. Öyledir ama bizim gibi acı çekmez o. Dertleri hafiftir. Hiçbir dert kolayca tepeleyemez çünkü yüreğini. Kudretlidir zira. Öyle önüne gelene manalı manalı da bakmaz. Bakmışsa da bir bildiği vardır, dolu bir yan sezmiştir o bakışlarda. İnsan bu kadar güzel gözlere sahip olur da boş bakar mı hiç? O, seçimini yapmadığı sürece boş heveslere kapılmamalıdır hiçbir avanak. Hem, bu zamanda kim kime zaman ayırıp da eritir ki yüreğini?

Ara sıra benimkilerle karşılaşır gözleri. Her bakışında mutlaka kur yapar. Bunu yıllarca böyle yorumlamışımdır. Eğer o bakışlarda zerre duygu yoksa işte o “gün” kara bir gündür benim için. “Hayal” çanağına döner gözlerim bütün bir gece. Olur da duygusuz bakarsa, suçlu yine de benim demektir. Çünkü dünyada bir tek onun bakışları kir tutmaz. Sanki eskiden daha mı dolu bakıyordu gözleri ne? Dolu yanım ne zaman boşaldı ki kıymetten düştü gözlerim? Yoksa bende mi kirlendim artık? Öyleyse silinip gitmeli gözlerinin önünden. Oyup çıkartmalı gözlerimdeki “kem” i öyleyse…

 

Günay Aktürk

Read more

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

İnsan Bir İhtiras Tedarikçisi Değildir

“Bu dünyaya başkalarının beklentilerini karşılamak için gelmediniz. Aynı zamanda başkaları da sizin beklentilerinizi.” 

Fritz Peris

 

Hah! Aldın mı ağzının alımını! Evrene mesajlar gönderme saçmalığını kesersin artık diye umuyorum. Yok bana neden yüz vermiyor, yok mesajımı daha almadı mı falan filan… Belki vermek istemiyordur sana. Yani yüzünü. Sanki sen çok eli bonkörsün de. Çok ağlattın biraz geri dur şöyle.

Nafile anlamaz insan soyu. Ne demiş atalar, katranı kaynatsan olur mu şeker? Ama yine de huyunu atasından almış. Çok istiyor ki koluna takıp yürüsün. Bir boktan anlamaz helâya gardiyan yazılır. Peh! Ağzına fermuar çek hele. Anavatan kan ağlıyor baksana. Sen hâlâ kur peşindesin. Ağrı kesicin yoksa neyin var elinde?

Olabilir. Bodur tavuk her daim piliç olabilir. Ama sana ne bundan? Her şey sahip olana kadar sende. Hem işin öteki yanı da var. Bu işler ince işler, adamı kötü şişler aslanım. Ama doğru ya! Aç eşek katırdan tez gidermiş. Bazı insanlar kısır kalsalar diyorum. Kalsalar da soyları tükense. Esasen bende cinsiyet ayrımı yoktur. Gözlerim de gözdür hani! Bir baktım mı ya insan görürüm karşımda ya şeytan!

 

Günay Aktürk

Read more

Mutlu Aşk Vardır Ve Fazlasıyla Ateşlidir

mutlu aşk yoktur

Mutlu Aşk Yoktur Mu Dediniz?

MUTLU AŞK VARDIR VE FAZLASIYLA ATEŞLİDİR

“Hiçbir ilişkinin üzerinde güneş sürekli parlamaz. Fakat iki insan bir şemsiyeyi paylaşıp fırtınaları birlikte atlatabilirler.”

Paulo Coelho

Bunun için ön şartımız var. Daha önce fırtınaya yakalanmış olmak. Saçak altında güneşi beklemiş tarla sıçanları şemsiyeyi delebilir. Ama yağmuru yiyerek sıçan gibi ıslanmışsa iş değişir. Sorun, nasıl bir sıçan olduğunda. Vebalısına denk gelirseniz yandı gülüm kenet helva. Ya da halk deyimiyle sıçtı Cafer bez getir! Yani kısacası mutlu aşk vardır ve fazlasıyla ateşlidir. Ama diğer yandan önümüzde “insan” adında büyük bir engel de vardır. Her seferinde hayal kırıklığına uğratıyor bizleri.

Eskiden şu sözü çok severdim: “İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri?” Öyle biri her koşulda sevilir! Hele ki ıslanmış hali daha bir iç gıdıklayıcıdır. Sonra dersin ki: “Hadi gidelim de kurutalım üstünü! Sonra duş alır pijamanı giyersin.”

Sevgilimde pijamayı çok severim. Tabi bu sizi ilgilendirmez ama ilgilenen olursa denesin bunu kendi tatlı sıçanıyla. Düşünsenize! Sevginin buğusuna ten kokusu sinmiş ve dışarıda yağmur yağıyor. Acele etmeyin canım. Şömine başındaki birkaç hisli sözcüğün ihtiras çığırtkanlığı yaptığına şahit olmuştum.

mutlu aşk yoktur

Zor günlerde daha sıkı sokulmalı insan insana. Kederin de bir mesai saati olmalı. Ara sıra çekmeli fişini dünyanın. Birkaç gecelik tutkuya sıkışmış olan aşkı yeniden hatırlamalı. Biliyor musunuz ne? Deli divaneler gibi yandığınız dönemlerde tadına varamazsınız aşkın. Çünkü yanan yerin dokusu çok hassastır ve gününüzü cehenneme çevirir. Önce ateş bedeni terk etmeli. Sular durulmalı ve bir de deniz sakinken seyretmeli o maviliği! Hakiki aşkın doğabilmesi için önce ölmesi gerekir. Yani aşkın ikinci doğumudur bu. Şunu unutmayın. Ateş eti her koşulda yakabilir ama eti pişiren ateş değil közdür.

Yani aslında mutlu aşk vardır. Ama ruh öncelikle çıktığı o kasırgalı dağlardan inerek inzivaya çekilmelidir. Öfke dinmeli, her şey affedilmelidir. “Mutlu aşk yoktur” demiş Louis Aragon. Çünkü aşkın temelleri özlemin, imkânsızlığın ve gözyaşının üzerinde inşa edilmiştir. Aşırı yoğun duygular! Aşkın dokusunda bunlar var. Bunlar olmadan bu kadar yanar mıydı etimiz?

Son bir söz daha kaldı söylenecek. Aşkı çıkmaza sokan ve onu “mutlu aşk yoktur” tanımına sürükleyen sebep! Bizler aynı dozda karşılık bulamadığımız için, dünyanın en zehir zıkkım talihsizliğine dönüşüyor bu duygu. İnzivaya çekildikten sonra derviş postunu giydiğin zaman onu yanında göremeyeceksin. Çünkü o senin şemsiyenin altına hiç girmemiştir. Yalnız sen yaşamının bir noktasında güçlü bir kasırgaya yakalanmış ve bir süreliğine ona sığınmışsın. “Tüm acılarım hafifledi! Haydi gel, hazırım ben!” diye sesleniyorsun. Sesleniyorsun ama onun da kendi sığınakları olduğunu akıl edemiyorsun.

Bu makaleyi bir de onun okuduğunu düşün. Muhtemelen o da bir zamanlar sığındığı şemsiyenin sahibini hatırlayacaktır. Seni değil… İnsan insanı denk getirmekte pek beceriksiz. Mutlu aşk vardır ama az önceki nedenden ötürü aslında yoktur… Azdan az çoktan çok, var ile yok arasında püsküllü bir acı…

 

Günay Aktürk

Read more