Rüyada Cin Görmek ve Cini Çıkartmak

Cin çıkarma sahnesini hicivli biçimde anlatan illüstrasyon, hocanın cinle konuştuğu ve hastanın yerde olduğu karanlık ritüel sahnesi

Cin Suresi Olmadan Cinlerle Nasıl Başa Çıkılır?

Rüyada cin görmek ya da cin çıkarmak ve benzeri anlatıların gerçekliğini tartışmaktan çok; bu anlatıların nasıl sorgulanmadan kabul edildiğini, korku ve inanç üzerinden nasıl bir alışkanlığa dönüştüğünü göstermeyi amaçlamak, bu yazının çıkış noktasıdır. Metin, herhangi bir inancı hedef almak için değil; kanıt, akıl ve hurafe arasındaki sınırları hiciv yoluyla görünür kılmak için yazılmıştır.

Cin çıkarma sahnesini hicivli biçimde anlatan illüstrasyon, hocanın cinle konuştuğu ve hastanın yerde olduğu karanlık ritüel sahnesi

Başarılı bir cin çıkarma operasyonunun ilk kuralı, önce girdiğinden emin olmaktır. Aksi takdirde hastayı pişman etmekle kalmaz, boşa kürek çekersiniz.

Girip girmediğinden tam olarak emin değilseniz kendinize şu soruyu sorun: girdiğine dair kanıt var mı? Genelde ilk yanaşmanın rüyada gerçekleştiği söylenir. Kabus görmediğinizden emin olun. Belki epeyce zorlamış ama tam girememiş de olabilir.

Diyelim ki girdiğinden emin olduk. Peki, nasıl ve nereden çıkartacağız bu kafiri? Elbette nereden girdiyse oradan çıkartacağız. Bu mekruhların ayakları ters ve biraz da büyük olur. Ayağı büyük olan cinin başı da büyük olur. İşinde uzman hocalar iyi bilirler bunu! Büyük olduğu için de çıkarken acı verebilir, korkmayın. “Girerken acı vermemişti!” diyebilirsiniz ama unutmayın ki girerken hevesli olan cini istemi dışında çıkartmaya çalışırsanız girdiği bölgeyi kanırtma ihtimali var.

Hastayı kıblenin tersi yönünde çevirerek işe başlıyoruz. Neden tersi, çünkü kafirin başı göründüğü zaman kıbleyi fark ederse, onu dine döndürmeye çalıştığımızı sanıp kızabilir. Bundan hoşlanmazlar. Boşuna ayet okumayın. Kafirle kâfir dilinde konuşmalı. Demeli ki: “Cin yoldaş, tebelleş olduğun bedenin zaten bir sahibi var. Sizin taifeden biri. Senin bu azgın kanırtmalarını duyarsa kan çıkar alimallah! Sen, eli kitaplı, dili ayetli, işi gücü şaibeli bedenlere layıksın. And olsun ki onların kim olduğunu sen iyi bilirsin!” Yani hedef saptıracağız.

Çıktı çıktı! Çıkmadı geçmiş olsun. Çıkıp çıkmadığından tam olarak emin değilseniz kendinize şu soruyu sorun: gerçekten içimden çıkmasını istiyor muyum ve haftaya tekrar gireceği ihtimali bende korku mu yaratıyor yoksa heyecan mı?

Son olarak… İçine cin girdiğinden şüphelendiğiniz birini hocaya karşı domaltmadan önce, hastanızın şizofren ya da manik depresif olmadığından emin olmalısınız.

 

Günay Aktürk

Read more

Sezen Aksu – Bir Tuhaf Hakaret

sezen aksu - bir tuhaf hakaret

Şahane Bir Şey Yaşamak!

sezen aksu - bir tuhaf hakaret

Ne şahane bir şey yaşamak
Dibe vurmak dimdik durmak
Bin bahane bin oyun kurmak
Binmişiz bir alamete
Gidiyoruz kıyamete
Selam söyleyin o cahil
Havva ile Ademe

Neden Allah’a havale etmediniz ki? Genelde yöntem bu da… Âdem Allah’ın Adem’i ise, oğulları ve kızları, yani sizlerin hamisi de o sayılır. Peki içinizden biri tacize ya da tecavüze uğradığında neden sesiniz çıkmıyor? Kulun aşağılanması dinin itibarını zedelemiyor mu yoksa?

Bakara makara” diyen bakana da sesiniz çıkmadı. Dine asıl hakaret eden oydu. O gün siz adamın ensesi kalın diye onu Allah’a havale ederken şahsen ben çok öfkelenmiştim. Bunları görünce samimiyetinize pek inancım kalmıyor.

Sezen Aksu’yu sevdiğimden değil. Hatta sevdiğim de söylenemez. Dinlemem. Beni düşünceler ilgilendirir. Şarkının sözlerini az önce dinledim ve Adem’in zedelendiğini hiç sanmıyorum. Hatta sıradan sözler gibi geldi. Tahrik olmadım. Ya da tahrip gücünün abartıldığını düşünüyorum.

Ama bir ihtimal Adem ile Havva’nın yaşam tarzlarına bakarak “cahil” demiş olabilir. Hatalı bir söylem. Ne cahili be, kendilerini cennetten kovdurtacak kadar cüretkardılar. Hangi müminin kıçı yer bu yürekliliği yapmaya!

Dini değerlere hakaret ve tahrik ya da aşağılama suçu!” Ne şarkı sözleriyle zedelenir din, ne de eleştiri ile. Ota boka tahrik olmayın.
Bakara Makara’ya tahrik olabilirsiniz, olmalısınız da. Hem cinsel hem de dinsel konularda çok çabuk tahrik oluyorsunuz. Dinin itibarını müridin kalitesi belirler. İnsanlığın aşağılanması karşısında sessiz kaldığınız için, kendi dininizin itibarını asıl siz zedeliyorsunuz sevgili kardeşlerim…

Read more

Ateşi Kıvılcımken Söndürmeli

ateşi kıvılcımken söndürmeli

Kıvılcımı Söndürmek Ha!

ateşi kıvılcımken söndürmeli

“Ateşi kıvılcımken söndürmeli, yoksa yangının önünü alamazsın.”

Tolstoy

Közde yavaşça pişen şu mangal etini hatırlasana, ne de güzel sesler çıkartıyordu çıtır çıtır. Sos dedin mi, yolu yöntemi senden sorulurdu üstelik. Lezzeti bir yağ gibi damlarken kim döker ocağa suyu!

Ateşi henüz kıvılcımken söndürmek… Haşa! Kızaran etin çıtırtısı ruhsal bir inleme gibiydi kulaklarında. Bu tensel zikirden evliya olsa kurtaramaz paçasını. Tanrının bile nur topu gibi bir evlat getirdiği dünyada ateşi kim söndürecek?

Kıvılcımı söndürmek ha! Hangi deli soyunacak bu işe? Hem de hava bunca güllük gülistanlıkken! Zor olan yanmak değil ki, ona herkes gönüllü. Zor olan ateşin içinden en az yanıkla çıkabilmek. Hem de ateşi kirletmeden…

Kıvılcımı söndürmek… Heyhat… Kimin aklına gelirdi ki ateş büyüyecek de koskoca tesisi yakacak!

Günay Aktürk

Read more

Benim Öyle Hiç Uzun Yürüyüşlerim Olmadı

uzun yürüyüşlerim - günay aktürk

"Haydi Gel!"

uzun yürüyüşlerim - günay aktürk

Benim öyle hiç uzun yürüyüşlerim olmadı.
Bütün keskin virajları hep yolun sonudur sandım.
Yürüyen kendi yolunda böyle yol aldı:
Yol da tıpkı böyle göründü yolcuya.
“Yürüyeceksen bizim gibi yürü!” dediler,
Sadece kavşağa kadar eşlik ettiler.

Ama tüm yolculuklar böyle olmadı.
Bir sabah “Hadi gel!” diye bağırdı neşeli bir ses:
Tutup kavşaktan karşıya geçirdi beni.
Yine de uzun yolculuklarım olmadı benim.
Çünkü ona da başka türlü görünmüştü yol.
Nereye gittiğini tam olarak bilmeyen,
Bunu da pek umursamayan bir sesti bu.

Şimdi adres soranlara virajı gösteriyorum:
Hele git oraya kadar da, orada tekrar sor!

Yol ki bir insan sureti gibi göründü gözümüze.
Korktuk yalnızlığın hışımlı uğultusundan.
Yolda kendimizle konuşmaktan korktuk.
Korktuk delilikten, divanelikten,
Yolda bir başına yol sürmekten…
Kendi virajlarımızı dönemez olduk,
Hep bir başkasının yolunda yürümekten…

Günay Aktürk

Read more

Nilgün Marmara İntihar Mektubu

Nilgün Marmara ve Kağan Önal’ın edebi portresi, Bosch esintili arka fonla birlikte

Nilgün Marmara İntihar Mektubu – Son Yazdığı Metnin Tam Hali

Nilgün Marmara intihar mektubu, 13 Ekim 1987 tarihli bu son satırlarla edebiyat tarihinin en sarsıcı vedalarından birini bıraktı. Bu yazıda mektubun içeriğini, duygusunu ve bıraktığı etkiyi aktarıyorum.

Nilgün Marmara İntihar Mektubu – Orijinal Metin ve Video

Sevgilim,

Her gün kötücül bir düşü kurmak ve onu taşımak artık kılgıyı gerektiriyor. Sana böyle bir yük bırakmak istemezdim ama sen akıllı ve güçlüsün çabuk unutursun. Bu durumdan kimse kimseyi ya da kendini sorumlu, suçlu saymasın çünkü suç yok yalnızca ırmağın akışına bir müdahale söz konusu! Her anın niye’sini sorgulayan bir varlığın saygısızlığını yok etmek için kararlaştırılmış bir eylem bu! Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte! Bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz, bu nedenle tüm sevdiklerime elveda diyorum. Beni bağışlayın! Bunu en çok annemden babamdan ablamdan ve Kağan, senden diliyorum. Dostlarımdan da!

Nilgün Marmara Önal

Seni hep sevdim Kağan!
Hoşça kalın!

P.S.1 Cenaze töreni istemiyorum, mümkünse yakınız lütfen!
P.S.2 Kuşlar ölünceye kadar iyi bakınız onlara.
3. Sahneden çekilirken yaşamıma karışmış herkesi selamlıyorum.
4. Kağan arzu edersen ileride, daktiloya çekilmiş olan şiirleri bastırabilirsin.

Read more

Ceddin Deden: Hanedan Değil, Halkın Gerçek Tarihi

Osmanlı döneminde yoksul halk arasında saz çalan anonim bir ozanın, baskı ve yoksulluk içinde yaşayan insanlara seslendiği alegorik belgesel sahnesi.

Ceddin Deden Kime Aitti, Kime Ait Değildi?

Bu yazı, “Ceddin Deden” söyleminin ardındaki hanedan merkezli tarih anlatısını sorgular. Osmanlı döneminde halkın gerçek konumunu, zorunlu askerlik, vergi ve sınıfsal ayrımlar üzerinden ele alan eleştirel bir denemedir.

Eskiden buralar hep Osmangile aitti. Osmanlı Hanedanlığına ait devlet toprağı. Hani ceddim diye övündüğün ve Ata diye kabul ettiğin.

Bugün “Osmanlı’nın torunlarıyız” diyorsun. Aslında asıl ataların, bu hanedanlığın kapısında yaşayan bir kuldu. Yani “Yanaşma” gibi. Toprağını işledin. Hasadını kaldırdın. Savaş zamanı dayandın Viyana kapılarına. Sıkıysa dayanma. Dedelerin 12 yıl askerlik yaptılar. Bazen 6 yıl. Bazen üç. 1914’te çıkartılan zorunlu askerlik yasasının birinci maddesi dedengilleri yakından ilgilendiriyordu: “Osmanlı hanedanının dışında kalan tüm tebaa için askerlik zorunludur!”

Osmanlı döneminde, Mihrimah Sultan ile Mimar Sinan’ı temsil eden iki figürün saray manzarası önünde, aralarındaki aşılmaz toplumsal mesafeyi yansıtan alegorik sahne.

O bir hanedanlık. O bir sülale. Senin sülaleni sarayın bahçe kapısından içeri soktular mı sanıyorsun? Ataların, Keloğlan misali padişahın kızını isteseydi alırlar mıydı sanıyorsun? Şunun şurasında akrabasınız ya hani!

Mihrimah Sultan‘ı bilirsin. Hani Muhteşem Süleyman‘ın Hürrem‘den olma kızı. Dizisini muhtemelen izledin. Hiç kaçırmazsın öyle şeyleri de ondan diyorum. Koskoca Mimar Sinan talip oldu da alamadı kızcağızı. Hem de uğruna Mihrimah Sultan Camii‘ni yaptığı halde. Ataların seni dünürcü olarak bile layık görmedi kendine.

Sıklıkla Devletimin yanındayım diyorsun. Evet, biz de devletimizin yanındayız. Ama sen kişilerle kurumları birbirine karıştırıp sadece sembolleri sahipleniyorsun. Devlet fes ile püskül değildir efendi. Padişahla vezir hiç değildir. Arabacının şanına bakıp da arabayı tarif ediyorsun. Asıl devlet temiz tutulması gereken bir dere yatağıdır. Satılmaması gereken fabrikalar ve peşkeş uğruna yakılan ormanlardır. İşçidir devlet. Eğitimdir. Adalettir. Bunları çıkartırsan bugünden yarına ne kalır devletten geriye? Savaş isimleri, komutanlar ve padişahların tarihi kalır…

Osmanlı döneminde yoksul halk arasında saz çalan anonim bir ozanın, baskı ve yoksulluk içinde yaşayan insanlara seslendiği alegorik belgesel sahnesi.

Ama ben seni gerçek atalarınla tanıştırmak niyetindeyim. Senin gerçek ataların, seninle aynı yazıyı paylaşan halktan başkası değil. O halk Osmanlı zamanında hanedanın ve yönetici kadronun dışında bırakılan yığınlardı. Senin gerçek atalarını kendilerine bağlı uysal kullar olarak gördüler. Bugün de öyle.

Senin asıl atan, 19. Yüzyılda yaşamış anonim bir ozandı. Ve şöyle diyordu bir şiirinde:

Dağa çıksam ayısı var kurdu var
Düze insem sıtması var derdi var
Köye gitsem tahsildarın derdi var
Şaştım ağam bu salgının elinden

Salgından kastı vergiydi. Kimi kaynaklarda “salma” ya da “salgun” olarak da geçmekte. Ataların hanedanlığın içinde yaşamıyordu hayır. Vergisini veren ve çoğu zaman da vergiden beli kırılan yoksul bir kitleydi senin ataların. Bunu bugünden böyle söyleyeyim de çocuklarına ata diye alakasız kişileri örnek gösterme yarın.

Al sana bir başka dize:

Ne istiyorsunuz ağalar para mı? Yok.
At, pusat mı? Yok.
Giyim kuşam mı? Yok.
Yatacak, yakacak mı? Yok.
Size konak, hayvana ahır mı? Yok.
Yiyecek mi, yem mi?
Allaha şükür o da yok. 

Bugün “Devletimin yanındayım” derken kafa hâlâ hanedanlık çağına gidiyor da, devlet görevlisini devletin kendisi zannediyorsunuz! Kime nasıl sahip çıkıyorsanız yine sahip çıkın. Fakat önce dere yataklarınıza, ormanlarınıza, fabrikalarınıza sahip çıkın. Onlara sahip çıkabilmek için de adalete sahip çıkın. Adalet mülkün temelidir, denir. Peki, ya adaletin temeli nedir? İnsanlık onurudur ağalar. İnsanlık onurudur. İnsanlık onuruna saygı duyulmayan yerde adalet bulunmaz…

Günay Aktürk

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Deprem Öncesi Köpek Havlaması Bu

deprem öncesi köpek havlaması

Evet Çuvaladım

deprem öncesi köpek havlaması

Ah çuvalladım. Yine. Düzenli aralıklarla yaparım bunu. Boyuna batıp çıkan ruhunu dengede tutabilmek! İşte günün en büyük dilimi. Yaşamın kısa tarifini yokuş yukarı çıkarken öğreniyorsun. Kalıcı ve işe yarayacak olan bilgi birikimine, zor yoldan edinilen tecrübe diyebiliriz.

Yere çakılmadan önce hafif bir sersemlik oluyor. Deprem öncesi köpeklerin havlaması gibi. Yani seziyorsun yaklaşan havaleyi. Aynı tarafına düş düşeceksen. Kabuk katmanları darbeyi hafifletiyor.

Kapıları kilitlemelisin. Altına bez parçaları sıkıştır. Bacayı yık, hatları kes, postacıya iyi nişan al. Gelene kulak kesil ama asıl gelmeyenden kuşkulan. Küflenmiş fotoğraf albümlerinde kaç hortlak yaşar bir bilsen! Domuz ve yılan karışımı bunlar. Esansı bol sıkıyorlar ki şüphe uyandırmasın. Bunlar görünen müttefikler. Asıl sızma görünmeyenden.

Felçli olan sadece benmişim gibi bakmasana! Senin de gövdenin altı koyun ise üstü kurt. Kederli tek bir fotoğrafın yok! Normal görünmek için harcadığın çaba seni daha erotik ve sosyal gösteriyor olabilir! Ama kadrajı kendinden uzak tutabildiğin ölçüde artar kaliten. Ben ben ben!

İyi olacağız ya da delirmeyeceğiz demiyorum. Doğrusu bu umurumda bile değil. Kuşkuluyum biraz! Bir deli taburcu edildiğini anlayabilir miydi? İyileşse belki donuk bir keder sarardı suratını, bir üşüme gelirdi. Demek ki hâlâ tımara ihtiyacımız var!

Evet çuvalladım. Tam da insana yaraşır bir biçimde. Uyandığımda renkler eski halini alacak biliyorum. Ara ara sevinç furyası bizimkisi.
Tarihi geçmiş çikolataların tatlı sersemliği! Aslında bütün mesele kabuslardan ne sıklıkla uyanabildiğinde. Ruhsal gelgitler… Savaşın büyüğünü kendimize karşı veriyoruz da ondan…

Read more

Ayrılanlar İçin

ayrılanlar için - makale oku

Yollarımız Burada Ayrılıyor

Fotoğraf Yakma Töreni

Nereden aklımda kaldı pek hatırlamıyorum. Tanıdığım biriydi ama. Belki yirmi yıl olmuştur. Çöp tenekesinin yanında fotoğrafları yakıyordu. Ağlıyordu bunu yaparken.

O sıra yaşlı bir kadın gördü bu manzarayı. Baktı uzun uzun. Dedi ki, fotoğraf yakmak ciddi bir iştir kızım. Demek ki her şeyi bitirmişsin.

Bende de çok var ondan. Bugün hepsini yaktım. Bir tane de cüzdanımda var ki on yılı geçti oraya gireli. Fotoğraf yakmak gerçekten ciddi bir işmiş. Önceki kararlara da benzemezmiş. Boğazını keserek inermiş mideye!

Gece yarısı durağa yaklaşan son otobüs bu. Yıllarca süren gün bitti. Bambaşka bir çağa açılan gecenin sonu bu. Bu bir temenni değil. Kabulleniş. Dünyada bir şeylerin ölümsüz olabileceğini düşünmüştüm. Yanılmışım.

En delisi bile seni zamanla sevmez. Dün akşam sevgili dostumun analizine hayran kaldım. Demişti ki, “İlgilendiği sen değilsin. Sevgin de değil. Sadece sevme biçimin.”

Öyledir efendim. Bu zamanda böylesi nadir. Zorbalığın, şiddetin ve kadın cinayetlerinin ortasında tertemiz bir sevgi biçimi! Ama bir yandan basitliğini hissetmiyor da değilim. Sevgi tek başına korunaksız ve güçsüzdür. Aksi savunulsa da aşk, şiddet ve ölüm ile beraber daha güçlü görünüyor insanların gözüne. Akıl hastasının çağımın insanı…

 

Günay Aktürk

Ne Diyordu Oğuzcan...

Yollarımız burada ayrılıyor
Artık birbirimize iki yabancıyız
Her ne kadar acı olsa
ne kadar güç olsa
Her şeyi
Evet, her şeyi unutmalıyız

Her kaderin tesellisi bulunur üzülme
İnsan ne kadar sevse unutabilir
Mevsimler gelir geçer
Yıllar geçer sen de unutursun
Bir gün gelir hiç yaşamamışçasına
Hiç sevmemişçesine unutursun
O günlerimizi
Gecelerimizi
O günlerce, gecelerce sevişmelerimizi.
Her şeyi evet, her şeyi unutabilirsin
Hatta bütün yazdıklarımı satır satır
Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır

Ümit Yaşar Oğuzcan

Read more

Daima Fahişe Olun!

fahişelik nedir

Fahişelik Nedir Kime Göredir

fahişelik nedir

“Daima fahişe olun, asla aşık değil. Aşktan kaçan, zevke tapan kadınlar, yaşam basamaklarında güllerle karşılanır!”

de Sade
Yatak Odasında Felsefe

Bu alıntıyı hiçbir duygu kırıntısı eklemeden yorumlamamı isterseniz, doğruluğuna inandığımı söyleyebilirim. Yani güllerle karşılanacağını. Fahişelikten kasıt ahlak yoksunluğu değil elbette. Fahişelik bir yaşam biçimi. Sadece tanımı yanlış insanlarca yapılıyor.

Aslında bu söz kadınların nasıl olması gerektiğinden ziyade erkeğin ne mal olduğuna dikkat çekiyor. Hangisi daha çok meşgul eder erkeğin aklını? Ele avuca sığmayan ateşli ve özgür bir kadın mı yoksa annelikten ve aşçılıktan başka bir rol vermediği karısı mı?

Aşk ile nikaha sürüklenen kadınların vay haline! Tavan yapmış hayvani güldüler ki çabuk söner. Arkadaş bile olamadan seks kumrusu olmuşlardır. Beden her gün beş altı kez istila edilince her noktası tanıdık gelmeye başlar. Ve azalır heyecan. Aralarında dostluk olmadığı için sohbet de yoktur. Gelelim öbür tarafa.

“Ama herkesin ulaşabildiği bir fahişenin değeri de sorgulanır!” diyorsanız, siz de yanlış anlamışsınızdır fahişeyi. Kel topal kısmette ne varsa bugün, cinsinden değildir bu asil fahişe! Bedenini geleceği karşılığında hiçbir erkeğe teminat olarak sunmayan bir fahişedir bu! Evlenme programları geldi de aklıma, asıl fahişeliği gördüm bir anda. (Kimi kadınlar gerçekten çaresizdir ki önlerinde sadece eğilebilirim)

Bir şey daha var. Korkak erkekler eşlerinin yatakta fahişe gibi davranmalarını istemezler. Aslında isterler de, korkaktır canım bunlar. Okulu yoksa nereden öğrenmiş olabilirler? Sizi zavallı istifçiler!

Aslına bakarsanız pek çok evli erkek toplumun hafif meşrep gözüyle baktığı kadınlara aşıktır! Alıntının bütün sırrı da burada!

Günay Aktürk

Read more

Sahipsiz Ahırın Eşekleri

sahipsiz ahırın eşekleri

O Sarı Öküzü Vermeyecektik

sahipsiz ahırın eşekleri

“Cesareti olan eşek değildir. Aslanın içinde olduğu vaziyet eşeği cesaretlendirir. Türk milleti aslandır ve içinde bulunduğu durumdan kurtulacaktır.”

Sahipsiz Ahırın Eşekleri…

Bir ahırda yalnız bir eşek anırır azizim. Aslında pek çok eşek anırır da, birinin anırtısı daha gür çıkar. Çiftesi çift gösterir alemi. Dişleri timsah dişi gibidir. Ahırın sahibi etrafta yoktur da ondan. Sahipsiz ahırda daha çok eşekler anırır!

Bekçi köpeklerini kurtlara yem ettiler. Kulübeleri de domuzlara kaldı. Müslüman çiftliğinde domuz yetişmez. Müslüman çiftliğinde yetişmez ama. Bu çiftlik taşıma suyla değirmen döndürüyor…

Kalbimizdesin çoban. Barınağında konukluğun uzun olsun. Ama her kalbe giremediğin de doğrudur. Mavi balinayı götür de göle sok, nasıl sokacaksan. Sığ bilinçlere sığmaz asil fikirler.

Her köşebaşında bir heykelin var. Neye yarar soğuk heykeller! Medet ya Ali desek, o da yasaklılar listesinde. Hem de Arap, kendi yarımadasının cehaletine koşardı, canı gelmek isteseydi!

Bitmez bu kargaşa. Unutturulmak istenense kolayca unutulmaz. Tren raylarını geriye doğru döşemişler. Biraz daha gittik mi kavimler göçünün ortasında kalacağız. Bu mu olmalıydı övüncümüz! Bunun sorumlusu bizden başkası değil. Çoban arayan, sürü olduğunu kabul etmiş sayılır. O sarı öküzü vermeyecektik! Neyi ne zaman nerede kaybettiğimiz bile şaibeli!

Okumaya Devam Edin:

Tavsiye Makale: Sen Leyla Olamazsın Sen de Mecnun

Tavsiye Makale: Güzel Sözler, Anlamlı Fısıltılar

Tavsiye Makale: Olduğun Gibi Görün Demişler

Tavsiye Makale: Güçlü Ve Güzel Kadınlar – Ya Sonrası

 

Şiir Dinletisi:

Şiir Dinletisi: 33 Kurşun – Ahmed Arif Şiirleri

Şiir Dinletisi: Alengirli Şiir – Ali Lidar

Edebiyat: Küfürlü İltifat – Victor Hugo

Daha Fazla Dinleti İçin Youtube Kanalımızı Ziyaret Edin

Read more