İnsandır Kurban – Günay Aktürk (Şiir Dinle)

Günay Aktürk - İnsandır Kurban

Ulak Sesleri Kitap Taslağının Gözdelerinden : )

İnsandır Kurban
Şair : Günay Aktürk

En güzel şiirler serisine bir yenisi daha. Bu kez bendeniz Günay Aktürk ve İnsandır Kurban adlı şiirim. Dinle ve dinlettir.

İnsandır Kurban - Sözleri

İnsandır kurban.
Neler gelmez ki başına.
Saklar kötülüğünü kapalı kapılar.
Ve yankısı kısıktır dört duvar arasında
Binlerce duygunun.
Belki her günü tacizdir,
Belki her günü tecavüz.
Her başın bahtı aynı değildir.
Kiminde dokunaklı bir dolunay
Kiminde kara ve çamurlu yağmurlar…
Kiminde dizi dizi lağım çukuru,
Kiminde gümüşten kaldırım taşı.

Can taşıyan öder bedelini yaşamın.
Beşik de büyütür onu musalla da.
Ninni de uyutur onu karabasan da.
Erdemin sureti pusludur çünkü.
Bilginin yurdu kemiksiz bir dildir.
Hangi kaba girse o şekli alır.

İnsandır kurban.
Hastalıklı bir ten konağında
Yudum yudum tadar gücün zehrini.
Ve öper sancağını şanın şöhretin.
Tahsili yüksek bir iblis talebesi!
Cehaletten muzdarip, yobazlıkta ileri…
Söküp atamadığı tek melamet
Israrlı bir ahlak yetmezliği…

Kötüleri kusan bu bereketli rahim
İyileri de taşımakta karnında.

En çok da onlar için bu çaba:
Aklın doğurduğu bunca barikat;
Din diyanet, bilim ve sanat…
Hatta eli kanlı büyük adamlar!
Yani çişini tutan dünyanın bütün heykelleri,
Kendilerince iyi bir dünya düşlediler.

 

Ah, cehalet bulaşınca bir cana,
Zahir ile batın birbirine dolaşır.
Şeytanlar cübbe giyer, hak batıla karışır.
Zehir zıkkım olunca hakikatin çorbası,
Akıl çıplak kalır, giyer ölüm urbası.

Ama insandır kurban!
Unutulur kara kitap, bağışlanır kör kadı.
Gebe kalır bir kadın.
Bir ölünün kırkında diş çıkartır çocuklar.
Torun yüzü görür
Daha dün atasını kaybeden çocuk.
Ve sürür ayaklarını yeni nesil
Eski çağın bozuk yolunda.
Budur şimdilik insanlığın yazgısı.
Damla gelir sel gider bu dünyadan.
İhtiras da yaşlanır kendi damında.
İnsandır…
Velev ki insan olan kurbandır;
Ama gün olur devran döner
Ve gamzeye tebessüm düşer…

Günay Aktürk

Read more

Görücü Usulü Bir Hayat

Görücü usulü bir hayat - günay aktürk

Sen Buradan Böyle Devam Et

Görücü usulü bir hayat - günay aktürk

Yıllar yıllar evveli. Babamın canında anamın canan olduğu taptaze yıllar. Bizim Ozan İsmail gecenin üçüdür, sabahın beşidir demeden şiirler yazarken yudumlayarak meyi, anam garip sevinmekte yeni bir şiir daha geliyor deyi.

Şaka bir yana o da bilmekte şahsına tek bir şiir yazılmadığını: Ferhat misali Çomak Dağı’na tek bir kazma bile vurulmadığını. Ama şairin gönlü uçsuz bucaksız bir denize benzer: o gönül ki bazı Yeter Sultan’dan, bazı Kara Kız’dan vurgun yer.

Başladı aslında her şey töreye uygun görücü usulü ile. Dedem sordu kızına, senin de gönlün var mıdır, diye: Yaşı daha on beş midir on altı mı ne! Anam baş eğerek güldü Ozan İsmail’e. Böylece verdiler garip Günay’ın da dünya biletini eline!

Onca yıl geçmiş aradan daha bitmedi övüncü babamın: “Baktı ki dalyan gibi delikanlı, hemen vardı bana!” diyor. Oysa cevabı gayet açık ve nettir anamın: “Bir küçük sabiydim, kararda mantık arama İsmail.” diyor. Kızmaya bile tenezzül etmeden: “Kapıdaki eşeğe varana kadar sattırdınız!” diyor babam. Anam da: “Kapıda bir eşeginiz bile yoktu ki!” diye cevap veriyor.

Onlar çekisedursunlar inceden tatlı tatlı, kimseye bir şey olduğu yok, “köz” “naçar” bana kaldı. Zihin boyuna bilgelik peşinde, gönülde derin bir yarık: ne omuzda ceket var ne ayakta çarık. Babadan şairlik kaldı anadan merhamet. Dediler: “Sen buradan böyle devam et.

Günay Aktürk

Read more

Bu Bir Gece Yarısı Muhabbetidir Efendim

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Neden Dönüp Durur İnsanlar Yataklarında Uyumak İçin?

gece yarısı muhabbeti, - günay aktürk

Bir gece muhabbetidir bu efendim. Gece yarısına doğru bir kapı açılır içeriden. İlkin karanlık tarafı yansır suratına ışığın. Bakar ve korkarsın. Yalancı oyalamalarıyla gün boyu seni diri tutan gürültüler çekilmiştir. Sessizliğin uğultusu başka duyguları uyandırır. Uyanır gecenin içinde fareler gibi içindeki yabancı sesler!

Ormanın derinliklerindeki vahşi yaşam nasıl korkutursa yolunu kaybeden bir gezgini, sen de öyle korkarsın içindeki vahşi yaşamdan. Hiç inmemişsindir o derinlere. Ayağın takılıp düştüğünde bile uğraştığın yalnızca sargılar olmuştur. Kendi kanından korkmuş ve kendi acına yabancılaşmışsındır!

İstersin ki üst katındaki komşun biraz dolaşsın evin içinde. Makineyi çalıştırsın, kavga etsin mümkünse, gıcırdatsın karyolayı! Böyle geceler olur. İçeride yangın vardır çünkü. Ama sigara yere mi düşmüştür yoksa tutuşan perdeler midir bakmak lazım. Bir bardak suyla sönebilecek bir ateş için çığlık çığlığa yardım istersin! Neden dönüp durur insanlar yataklarında uyumak için!

Ama ben bunları yapmam. Sokakta perdeler tutuşur ve içeride dökülen bir bardak şaraptır sadece! Dolu zihnime dönüp bakarım gün boyu ne haltlar karıştırmış diye. Ne iç sesimi susturur ne zihnimden akan düşünceleri kısarım! Sadece sorarım kendime, ne düşünüyorsun? Kesilir düşüncelerimin budaklı dalları teker teker ve kalırım birkaç düşünceyle baş başa. Baş belası ortaya çıkar ve ben gülerim!

Ya ormanın derinliklerindeki o vahşi yaşam? Ya içimdeki o vahşi? Korkular ve yalnızlık? Dağınık bir zihni de en az düzenli bir zihin kadar normal karşılarım. Çakarım ateşimi karanlık bodrumlarıma doğru. Ortalık biraz dağınık ve tozludur. Küf kokusu vardır havada! Kendi karanlık bodrumlarımda büyük bir farenin gölgesi yansır karşı duvara! Ve şekli değişir gölgenin iştahlı kahkahalarımla!

Günay Aktürk

Read more

Kime Sorsan Herkes Peygambergillerden

firavunun soyu - günay aktürk

Firavunun Soyu Ya Da Soylu Firavunlar!

firavunun soyu - günay aktürk

Kimse kendi soyunu firavuna dayandırmıyor. Kime sorsan herkes peygambergillerden. Eğer soyları kurumuş bir dere yatağını andırıyor ve hiç de gelecek vaat etmiyorsa, o zaman şehre bakarlar. Zira yazıda yabanda kalmış ve kabri henüz ziyaret akınına uğramamış birkaç yatır bulunur. Eğer onlar da çoktan ata diye sahiplenilmişse, o zaman şehrin bizzat kendisi yatırlaştırılır. Evliyalar şehri diye anılan kentleri hatırlayın. Öyle ya, şehrin ulu kimyası onun da özüne kutsal bir ululuk bulaştırmıştır!

Bütün bunlar kuşkusuz evliya aşkından değil. Tapılası olup saygın görünmek. Bu sayede en boktan sözünüz bile dinlenir. Bir de bakmışsınız kitlelere hitap ediyorsunuz. Ben de bir zamanlar Bektaşi Veli’nin soyundan gelmiş olmayı arzulardım. Hiç değilse Horasan’dan göçmüş olsaydık. Ama bugün bunların hiçbir önemi yok.

saygın görünmek - günay Aktürk

Saygın görünmek için ille de peygamber soyundan gelmeniz şart değil. Pandeminin ilk aylarında bir sabah metroya doğru yürürken tuhaf bir tartışmaya şahit oldum. Birkaç kişi maske takmadığı için genç bir adamla tartışıyordu. Genç adam elini cebine götürüp telefonunu çıkarttı. Bunu yaparken kendinden emin ve biraz da ahmakça görünüyordu. Sonra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile çekilmiş bir fotoğrafını gösterip yeğeni olduğunu söyledi.

Virüsün başkanla ne alakası vardı? Bay Korona’nın, başkanın yeğenine dokunmayacağını mı anlatmak istemişti? Varlığını bir başkasının gölgesi altında sürdürmeyle alakalı bu durumdu! Başkan tanınan ve şehrin yarısı tarafından sevilen biriydi. Eh, bir yeğen olarak o da ucundan bucağından Yavaşgillerdendi. Dünyada bunun kadar küçük düşürücü bir şey olamaz diye düşündüm.

Firavun mu Yoksa Musa mı?

Kimse kendi soyunu firavun ailesine dayandırmıyor demiştik. Kötülüğün bir kangren gibi yayılmış olmasına rağmen firavuna lanet okunması da ayrı bir garîbe! Ama biz başkalarının gücü ve saygınlığıyla övünme hastalığına tekrar dönelim.

Bizim kasabanın bir derneği var. Yıllar önce kitap almak için gitmiştim. İçeride kasabadan on, on beş kişi vardı. İçlerinden özellikle bir tanesi bu makalenin konusu olacak. Bakışlarını hiç unutmuyorum. Soğuktu. Deliciydi. Bilhassa da küçümseyici… Parçalayacak gibi diktiği gözlerini bir an bile kırpmadan: “Allah’a inanmayan adamın anasına babasına da saygısı olmaz yeğenim.” Dedi.

Kendi fikri miydi bu? Bir ata öğüdü gibi tarihe geçecek kadar güçlü bir sav mıydı? Yoksa sadece kalıplaştığı için mi ezberinde tutma zahmetine katlanmıştı. Bence sadece sevgi ve merhamet için Tanrı inancını şart koşan hastalıklı bir fikirdi. Öyleyse dua edelim de Tanrıya sadakatleri hiç zedelenmesin! Yoksa başımıza taşlar yağar!

kendini beğenmişlik

Orada yaşça hepimizden büyük ve saygı duyulan bir adam: “Ben de ateistim. Senin fikrine göre benim de anama babama saygım yok.” Dedi. Cevabı ne mi oldu? “Estağfurullah hocam, size asla öyle bir şey söylemem.

Ama bana söylersin. Çünkü beni en son çocukken görmüşsün. Adımı kendi adınla andığın zaman gurur duyacağın bir sebebin de yok. Peki, ötekine? Ona olmaz. Çünkü karşında senden daha fazla saygı duyulan bir adam var. Bu yüzden çelişkili fikirler her patikada aynı hızda yol alamıyor.

Dahası var. Konuşmanın bir yerinde hacı torunu olduğunu üstüne basa basa söyledi. Firavunu değil de Musa’yı sahiplenmekle aynı amacı taşıyor. Fakat daha sonra anlaşıldı ki Kur-an’ı Kerim’i dahi okumamış. Başarı dedesine ait. O yoklukta kalkıp hacca kadar gitmiş. Hatim indirmiş. Torunu dedesini tutkuyla sahiplense de yolundan gittiği pek söylenemez. Başkalarının gücünü ve saygısını kullanarak haksız “manevi kazanç” ya da daha doğru bir tahlille “manevi doyum” elde etmenin bir doyuruculuğu yok. Bu zayıf insanlara göre bir iş.

Terk Edilmeli Bu Kabile Kafası

Gölgede duranın gölgesi olmaz.” Demişler. Gölge sahibi olmak istiyorsanız kendi cismani varlığınızı kullanın. Geleceğe bir yol açın ve o soy sizinle başlasın. Eskiyi tekrar etmenin geleceğe pek faydası yok. Geçmiş söyleyeceğini söylemiş. Ama hatırlamakta faya var. Üstelik geçmiş yanılabilir. Eksiğini tamamlayıp yanlışını düzeltmeden olduğu gibi alırsak neyin başarısına ulaşacağız?

Aslında soy olarak düşünmek de kabile kafasıyla alakalı. Ama en ideali; kabileye, ırka ya da kan bağına göre birleşerek yürümek değil. Oradan sadece yerel ve bölgesel başarılar çıkar. Ya da başarısızlıklar. İdeal olanı, insanlığı tek başına bir ırk olarak görüp yürümek. Onu en küçük parçalarına kadar ayırmadan.

Isaac Newton bu konuya sağlam bir açıklama getirmiş ve demiş ki: “Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.” Binlerce yıldır biriken bilgi birikimini kullanarak insanlığa yeni bir şeyler sunabilmek! Başarı budur. Edebiyatta da böyledir bu. Büyük eserler, insanlığın ortak sorunlarına odaklanmış yapıtlardan oluşur. Sefiller, Suç ve Ceza, Savaş ve Barış, İki Şehrin Hikayesi, Gazap Üzümleri gibi… Hatta kutsal olarak atfedilen kitaplar bile klasiklerdendir çünkü onlar da ortak sorunlara odaklanmıştır. Kişiyi geliştirir geliştirmez orası ayrı.

firavunun soyu

Bugün kendi soyunu İsa’ya dayandıranlar var mıdır bilmiyorum ama –bence buna kuşku bile yok- dayansa ne olacak diye düşünmeden edemiyorum. Peygamber soyundan bile gelsen, kendi öz saygını bir başkasının varlığıyla kanıtlamaya çalışmak acizliktir diye düşünüyorum. Sanırım bu, o kişiye güvenilemeyeceğinin en büyük kanıtı olarak görülmeli.

İlle de hatırlanmak mı istiyorsunuz? O halde Dostoyevski’ye kulak verin. “Başkaları için kendinizi unutun, o zaman sizi de hatırlayacaklardır.” İşte size, saygıyı hak etmeniz için gerekecek esaslı yol!

Günay Aktürk

Read more

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

Uzak Durmalı Tanrı Sureti Taşıyanlardan!

Tanrı şeytana sofra kurmaz. Bunun yerine şarabına ilaç katıp ayarını bozar. Sonra da “Kenefi pisleten piç kurusu sendin değil mi?” diye bağırır. Parmak gösterir. Etraftaki melekler ve iblisler de hemen ikna olurlar. Kafa sallayıp arka çıkarlar. Her yerinden irin ve günah akan bir topluluğun kendini temize çekme ayini! Sonra da kurban ateşe atılır!

Tanrı Şeytana Sofra Kurmaz temalı karanlık metaforik illüstrasyon

“Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır!”

Platon

Kar kadar temiz olsan bile iftiradan kurtulamazsın!” der bir yüce ozan. Tanrı sureti taşıyanlardan uzak durun! Sizi bir kasırga gibi saran tok sesli insanlardan… Ve tonlaması düzgün ayet biçimli cümleler kuranlardan… Sizi eşiti olarak görmezler.

En şatafatlı Tanrı suretlinin bile içinde bir şeytan nefesi vardır! Ve sizler eninde sonunda o “Son akşam Yemeği“nde kurban edileceksiniz: ki melekler ve iblisler katına yükselebilesiniz!

Yargılanacaksınız! Cenneti uğruna etinizi sunduğunuz efendiniz tarafından yargılanacaksınız. Önce tadınıza bakılacak, sonra da ruhunuza binlerce bıçak saplanacak! Öleceksiniz! Yeni bir Tanrının ateşli ayetleriyle dirilene kadar da ölü kalacaksınız!

Günay Aktürk

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
umudun çocuğu - günay aktürk
Read more

İnsanın Geleceği İnsan – Felsefi Deneme

İnsan insanın geleceği fikrini anlatan alegorik sahnede, insanların birbirinde bıraktığı yıkıcı ve onarıcı izler, yol kenarı mekânlar ve yüzsüz figürlerle betimleniyor.

İnsan İnsanının Geleceği Üzerine

İnsanın Geleceği İnsandır metni, yıkıcı ve onarıcı ilişkileri ele alan felsefi bir denemedir. Yazı, bendeniz Günay Aktürk’ün İnsan İnsanın Geleceğidir adlı kitabından alınmış bir bölümdür ve bireyin bireyle kurduğu temasın ahlaki, psikolojik ve tarihsel sonuçlarını sorgular.

İnsan insanın geleceği fikrini anlatan alegorik sahnede, insanların birbirinde bıraktığı yıkıcı ve onarıcı izler, yol kenarı mekânlar ve yüzsüz figürlerle betimleniyor.

İnsan insanın geleceğidir. Bazen de gelmişi ve geçmişi. Küfrüdür insan insanın. Bazen düşü bazen de kâbusudur. Bazen gelecek vaat eder, bazen de hiçbir şey vaat etmez.

Bazen hiçbir şeyi değildir insan insanın. Çoğu zaman da bütün bir gezegenidir. Kimi zaman algısını kirletir, kimi zamansa pirüpak eder. Bazen tek bir insan bütün bir halkın geleceğiyle oynar, sefillik ve cehalettir getirdiği. Bazen de çekip alır onu karanlıklardan. İnsan insanın nankörüdür.

Birisi bir kitap yazar ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Öteki bütün bir yüzyılı kasıp kavurur, katliam ve işkencelerde geçer adı. Ama bir başkası çıkar ve tek bir fırça darbesiyle tarihin lanetli hücresine hapseder onu. Birisi “göğüsleri yeni çıkmış” küçük kızlardan aşağılık haremler kurarken, öteki soylu bir davadan senelerce gün giyer. İnsan insanın lanetidir.

Bazen daha da kolaylaşır insanın insana ulaşması, aydınlık bir günde bile yolunu şaşırtması. Ya da alabora olmaya yatkın bir gecenin zifirinde sakin sulara ulaştırması… Birisi “merhaba” der bir yabancıya, öteki ölüm döşeğinde bile hatırlar bunu. Birisi deli dolu sevişirken, öteki tüm deneyimlerinde onun hazzını arar. İnsan insanın gıdasıdır.

Birisi hiçbir iz bırakmadan silinip gider anılardan, öteki bütün bir ömrün travması olur. Birisi yaşama tutkuyla bağlatırken, bir diğeri her şeyde bir grilik aratır. Birisi güçlü ve saygın hissettirir, öteki değersiz ve fazlalık… İnsan insanın yamasıdır…

Yani kısaca insan bir dinlenme tesisidir. Aç yolcularına yemek molasıdır. Yanaşır ve park ederler ansızın. Bazen işemeye, bazen de işletmeye gelirler! Küçük kaç kuruştur, büyük rahatlatır mı her zaman? İnsan insanın molasıdır. Bazen yol tuttuğundan, plansız verilmiştir bu karar. Yel gibi gelir, sel gibi giderler.

Belki herkes herkese aynı kuvvetle çarpmaz ama çarpınca da şaşırtır feleğini. Ne için umut beslediğini bile anlayamadan umutsuzluğun akıntısında yeniden doğar. Farkında değildir ama en korunaklı barınaklar bile zamanla soğumaya başlar. Yeniden doğuşlar sancılıdır. Kendini anadan üryan hisseder zira gerçeğin rahminde doğanların kundağı poyraza karşıdır. İnsan insanın ayazıdır…

 

Yazar: Günay Aktürk
Yayın Tarihi: 07.04.2019

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more
Powered by Gelecek Internet