Ateş Ve Sanat – Müjdat Gezen Sanat Kültür

Müjdat Gezen - Ateş Ve Sanat

Ateş Ve Sanat - Müjdat Gezen

Müjdat Gezen - Ateş Ve Sanat

Ateş ve Sanat! Müjdat Gezen Sanat Kültür Ve Eğitim Vakfına 20 Şubat 2017 de yapılan çirkin saldırı üzerine…

Adı her neyse işte… Bilmem nerede doğup büyümüş. Güneyli ya da kuzeyli, dünyanın içinde kayıp bir beden… Ateşli sıvılara merak salmış! Yakmış. Yakacak. Ama yanmamış kıvılcımında onun, yananların onda biri kadar… Bir tek sudan nefret etmiş: suyun bilgeliğinden… Korkmuş boğulmaktan. Korkmuş kaybolmaktan.

Ama korkmamış boğmaktan ve de yakmaktan. Belli ki okumuş iki satırını üç beş kelamın! Ama okuduklarından pek bir şey anlamamış. Eline aldığı her kitabı (mutlak dokunmuştur onlardan bir kaçına) “Nece yazıyor bu yahu!” deyip yıllarca düşünmüş durmuş.

Düşünmek! Dilimize yabancı bir kelime! Sonunda düşünmeye değer bir şey olmadığına karar verip atıvermiş bir kenara. Kenar! Çöplük. Ateş!

Bu adam falancanın kapı komşusu; öğrencisi, iş arkadaşı, çalışanı… Falancanın filancası işte! Türkçede tam karşılığı yok. Birilerinin bir şeyi olan bu adam, bir gün almış eline bir bidon benzini düşmüş yola. Kafaya koymuş yani, yakacak bir yerleri. Ama kafaya, salt kendi kendine koymuş bu kundaklama işini. En nihayetinde kafa bu, içine bir şeyler koymasan da çalışır, iyi düzenek, tanrı işi!

Yani birileri kafasına girmemiş. Adamı değilmiş birilerinin! Öğütlenmemiş ve denmemiş ki: “Git ulan kundakla şu herifin binasını. Olur olmaz konuşup duruyor. Gerçi epeyce susturduk, uzaklaştırdık televizyondan ama sesi hala boru gibi çıkıyor. Üstüne üstlük Atatürkçü! Bir adam Atatürkçüyse (o aynı zamanda cumhuriyetçidir de) bizim gibi olamaz. Bizim gibi olmak kolay iş mi? Bizim gibiler sanat sevmez. Hem nedir ki sanat? Dinden imandan çıkartan bir insan icadı! Git kundakla ki ne olacak görelim.” Kimsenin böyle bir şey dediği yokmuş. Ama kafaya koymuş bir kez, yakacak bir yerleri.

Elinde bidon aylak aylak gezinip dururken (gecenin birinde) “Müjdat Gezen Sanat Kültür Ve Eğitim Vakfı” gelmiş aklına. Bu kadar uzununa da yeni denk gelmiş. Durup dururken! Hayırdır inşallah! Sanat! Ulan, demiş, o sanat bu sanat olmaya? Vay babanın şarap çanağına! Kıvırmış dümeni sanata. Durmaksızın. Zaten hemen üst sokakta! Tesadüf!

Müjdat Gezen. İstanbul Üniversitesinde ders verirmiş bir zamanlar. Bir öğrencisi okulu bırakacak. Parasızlıktan… Duymuş bunu. Bu da söylenmez ya, atmış elini cebine, keyifli keyifli şıngırdıyor para. Nereye gideceğini sezmiş. Çıkartıp vermiş çocuğa parayı. Niye mi yapmış bunu? Elbette okusun diye. Ve o gün anlamış ki bedava bir okul gerek bu yurda. Bir değil binlercesi gerek ya, açan yok. Bir okul, bir ateş demekmiş! Ateş ki bilgece olanından, diri diri yakmayan, kül etmeyeninden… Yani bu ahvalde açılmış bu okul. İşte adam bu okulu yakmaya gidiyor. Adamın haberi yok bütün bunlardan. Haberi olsa yine de gider miydi oraya? Kıymette pahalı bir soru!

Vakfa geldiğinde şöyle bir kolaçan etmiş etrafı. Kimsecikler yok. Yanaşmış götün götün. Bakmış bir Atatürk büstü. Kapının sağında hemen, yola doğru bakıyor. Nasılsa yüz yüze değiller, yüzleşmeyecekler, aldırmamış. Dökmüş benzini çalmış ateşi. “Sanata ölüm! Yaşasın bizim gibi olanlar!” Ateş aç bir kurt gibi sarmış sanatı. Ateş bu, yakmaz olur mu hiç? Nereye atarsan orayı yakar. Her zaman yoksulun kazanını kaynatacak değil ya! Biraz da sanatı yaksın! Bir zaman seyretmiş. Seyretmiş seyretmesine ya, bir dalga var bu işte! Ulan, demiş, bu ne? Ateş, bir türlü giremiyor eşikten içeriye. Korkmuş adam! Yaa korkmuş, ne sandın? Ateşin de sanatın da bir bekçisi var. Kapının sağında duruyor hemen. Gel de inanma! İlahi değil, tamamen dünyevi. Ama işte sokmuyor içeriye ateşi.

Böyle böyle olmuş dostlar. Bakmayın siz adamın cahilliğine. Sanata bakın, koruyucusuna bakın. Hep oraya, oradaki manaya bakın. Ateş bu, her şeyi yakar. İnsanı da yakar, taştan heykelleri de yakar, sanatkârı da yakar. Ama sanatı yakamaz. Çünkü ateş sanatın içindedir. Ancak onun aleviyle aydınlanır karanlıklar. Cehaletin sanattan korkması da bu yüzdendir. Ölümsüzlüğü istiyordunuz, alın size ölümsüzlük. Ateşin ateşi yakmaya gücü yeter mi hiç?

Günay Aktürk
21.02.2017
Ankara

Read more

Ressamın Tablosu

Ressamın Tablosu

Ressamın Tablosu

Ressamın Tablosu

Yetenekli bir ressamdı adam. Yüzlerce tablo, sayısız ödül sahibiydi. Birazcık abartılı da olsa her yerde övgüyle bahsediliyordu. Hatta o kadar övülüyordu ki onun, Leonardo da vinci‘nin ruhunu taşıdığına inananlar bile vardı!

Gelin görün ki gerçekte kimdi bu ressam; adı nedir, nerede yaşar, yüzü neye benzer bilen yoktu. Kimliğini saklamayı seçmişti kendince. Bu yüzden hayranları ona hayalet anlamına gelen “Körmüz” ismini taktı. Bu nedenledir ki onun kör olduğuna inananlar bile vardı.

O gece mavi takım elbiseli, ablak suratlı, ağzındaki piposuyla müzayede salonuna giren şişmanca bir adam alaycı bir dille konuşuyordu karısıyla:

– Efsane dediğin de bu kadar olur. Hele ki başıboş kalırsa aslını bile aşabilir. Bir de kör ressam diyorlar adama, aynı şey mi canım.

Mavili adamın karısı da Körmüz’ün kör olduğunu düşünenler arasındaydı. Tabii ki buna canı gönülden inandığı söylenemezdi. Kocasının bu ressamın tablolarına karşı duyduğu aşırı ilgi onu fazlasıyla rahatsız ediyor, bu yüzden bir nebze de olsa nefret ediyordu Körmüz’den. Buna karşın adam tam bir Körmüz hayranıydı. Bodrumdan başlayarak yatak odasına kadar bu ressamın tablolarıyla doluydu evi. Bu ona koca bir servete mal olmuştu.

Aynı Şey Mi Canım

Oldukça kalabalıktı salon. Çok geçmeden satışlar başlamış, Kanadalı bir ressamın tablosu gösteriliyordu. Açılışı yirmi beş bin TL den yaptı müzayedeci. Kadın, kocasının kulağına bir şeyler fısıldadı o an. Adam öfkeyle karşıladı bu fısıltıları:

– Bak kadın, dedi, ikide bir de kör deyip canımı sıkma benim! Sanata saygın yok sanatçıya olsun bari.
– Be adam, seninle yirmi yıldır evliyiz. O adamın tablolarına gösterdiğin ilgi kadar… Yok yok… Yarısı kadar benimle ilgilensen gam yemezdim.
– Aynı şey mi canım!
– Bilmez miyim ben, Körmüz’lüğü körlüğünden geliyor…
– …

Çekişme bir süre sekiz ile on yedi numaralı alıcılar arasında gidip geldi. Sekiz numaralı alıcı daha bir hırslı çıktı. Tablo, kırk beş bin TL ile onun oldu.

Böyle böyle on beş yirmi tablo daha satıldı. Mavili adam bu süre içinde Hollandalı ressam Hieraymus Bosh’un Deliler gemisi adlı tablosuna tam tamına yüz otuz bin TL vererek satın aldı. Bunu da bir fırsata çevirerek karısına dönüp:

Bak hayatım, dedi, bu tabloyu senin için aldım. Deliler gemisi! Yatak odamıza asarız. Kadın hiç de oralı değildi. Bir an önce bitse de çıksam şu lanet yerden, diyordu.

– Be kadın madem suratını asacaktın ne diye geldin?
– Niye olacak, şu öve öve bitiremediğin kör deccalın tablosunu görmeye geldim. Bakalım abartılarınızın sınırı nereye kadarmış.

Bu gece Körmüz’ün başyapıtı bu müzayede salonunda görücüye çıkıyordu. Aslında bu gece ki kalabalığın nedeni de buydu. Körmüz, bu güne kadar çizdiği, hepsi de bir servet değerinde olan tablolarını o başyapıtına bakarak, ondan ilham alarak çizmişti. Ama o tabloyu bu güne kadar gören olmamıştı.

Elli Numaralı Alıcı

Mavili adamın dikkatini bir ara elli numaralı alıcı çekti. Yetmiş yaşlarında, saçları ağarmış, kafasında siyah bir takke ve avurdu avurduna geçmiş bu adam, güler yüzüyle de oldukça heyecanlı görünüyordu. Gece boyu hiçbir tabloyla ilgilenmemiş, birine dahi teklif vermemişti.

“Uyanık ihtiyar.” diye mırıldandı içinden: “Belli ki o da Körmüz’ün peşinde. Yedirir miyim sana be!”

Biraz sonra tüm tablolar satılmış, gecenin finaline gelmişti sıra. İki görevli, üstü beyaz bir çarşafla örtülü bir tablo getirdiler salona. Müzayedeci çarşafın bir ucundan tutarak alıcılara baktı. O da en az onlar kadar heyecanlıydı.

– Sıra geldi gecenin şaheserine. Bu gece buraya hepinizin de bu tablo için geldiğinizi biliyorum. Örtünün altındaki tablonun kime ait olduğunu biliyor olsanız da kısaca anlatmama izin veriniz lütfen. Bu tablo Körmüz’ün başyapıtıdır. Çizmiş olduğu diğer tüm tablolarını işte bu başyapıtından esinlenerek çizdi Körmüz. Siz de takdir edersiniz ki maddi değeri de en az manevi değeri kadar yüksektir. Evet, bayanlar baylar. Gecenin tablosunu beş yüz bin TL’den açıyorum.

Sözünü bitirir bitirmez örtüyü kaldırdı. Kapkara, kirli bir merdivene oturmuş; mavi, kareli bir gömlek giyen sarı saçlı bir kadın… Kadının kafası az biraz sağ yana eğikti. Yuvarlak suratlı, küçük, çekik gözleri vardı. İnce dudaklarının üzerinde fındık kadar bir burun… Körmüz’e göre güzel bir kadın olacaktı ki başyapıtına aşk tanrıçası olan “İştar” adını vermişti. Körmüz’ün İştar’ı…

Yazıklar Olsun Sana Körmüz

Bir anda beklenmedik bir uğultu koptu salonda. Bütün alıcılar birbirlerine bakarak şaşkınlıkla bir şeyler anlatıyorlardı. Müzayedeci kimsenin teklif vermediğini görünce açılış fiyatını yineledi. Salondaki uğultular iyice netleşmeye başladı. Kimisi kadının ne kadar soğuk, kimisi de ne kadar sahte baktığından dem vuruyordu. Ön sıralardan genç bir adam: “Hiç de güzel değil. Hatta geri zekâlı gibi bakmış.”diye bağırdı. Bir başkası: “Şeytanın kadın versiyonu be! Koskoca Körmüz neresinden ilham almış bu kadın bozuntusunun…” Bir başkası: “Kadınlığını ön plana çıkartmış, içi boş bu maymunun. Hatta düpedüz maymun!”

– Bu tabloyu tuvaletime bile asmam ben.
– Gece görsem on yıl uyku girmez gözüme.
– Kadınlara olan arzum bir anda yerle bir oldu be.
– Para yiyiciye benziyor.
– Yok, yok tam bir süs köpeği.
– Zevk düşkünü.
– Ne zevki be düpedüz şehvet yuvası.
-Yazıklar olsun sana Körmüz!

Mavili adam da neye uğradığını şaşırmıştı. Böyle bir şeyin olacağını hiç beklemiyordu. Bir anda kendini salondakilere katılmış olarak buldu ki salondakilerin de ortak görüşü; kadının yapmacık, soğuk ve oynak bir kadın olduğuydu. Müzayedeci de afallamıştı. Hiç beklenmedik bir tepkiydi bu. Son bir umut açılış fiyatını tekrarladı. Beş yüz bin TL!

– Ne beş yüz bini be adam! Beş kuruş bile vermem ben bu tabloya.

Bu sözü söyleyen mavili adamdı. Salonda tabloyu seven tek kişi kuşkusuz mavili adamın karısıydı ki onun da nedeni belliydi zaten. Büyük bir keyifle baktı kocasına. Adamsa uğradığı hayal kırıklığı karşısında gözlerini kaçırıyordu artık.

Bu sırada, başlarda mavili adamın hiç de hoşuna gitmemiş olan elli numaralı ihtiyar, ağır ağır kalkarak tabloya doğru yürümeye başladı. Kalabalık buna bir anlam verememiş olsa da pek umursamadı. Uğultu dinmemişti henüz.

İhtiyar, biraz da yaşının verdiği yorgunlukla tablonun yanına kadar gitti. Bir süre tabloya baktı. Sonra da salona dönüp öfkeli kalabalığı süzdü. Kalabalık, ihtiyarın bir şeyler söyleyeceğini anlayınca sustu. İlgiden çok öylesine bakıyor gibiydiler.

– Bu güne kadar tablolarının kayıtsız şartsız hayranı olduğunuz, bugün de başyapıtını satın almak için geldiğiniz ve Körmüz adını taktığınız o ressam benim!

Bu sözler adeta şok etkisi yaratmıştı salonda. Duyduklarına inanamadılar. Birbirlerine şaşkınlıkla bakarken bile çıt çıkmıyordu salondan.

Utanç Duygusu

– Yıllardır Körmüz diye andınız beni. Sağ olun var olun. Siz bana bu ismi layık gördükten sonra asıl adımı söylemenin manası ne? Tablomu görünce demediğiniz şey kalmadı. Doğrusu şaşırmadım desem yalan söylemiş olurum. Siz o hakaretleri yağdırırken tekrar baktım tabloma. Sahte bakışları var dediniz, baktım ama göremedim ben. Soğuk dediniz, tekrar baktım ve tekrar ısıttı içimi tablodaki kadın. Para yiyici dediniz, zevk düşkünü dediniz, seks düşkünü dediniz… Sözün kısası dostlar, sizin gördüğünüz kusurların hiç birini göremedim ben. Aşk da böyle bir şey değil midir zaten. Ben ömrüm boyunca hayran kaldım bu kadına. Belki söylediğiniz kadar kusurludur. Belki daha fazlasıdır. Sanırım aşkın ve sadakatin kör gözüne denk geldi. Zaten kadını bile kusurlu sevmekten başka ne geliyor elimizden… Her neyse dostlar. Haydi, sağlıcakla kalın.

Utanç duygusunun iğrenç kokusu yükseliyordu salondan. Kadın kusuruyla sevilemiyordu evet. Namus ve ev bekçiliği kadının sırtına yüklenmiş ama erkeğe erkekliği helal kılınmıştı sözde. İhtiyar adam tablosunu kucaklayıp bağrına bastı. Tek bir kişinin bile yüzüne bakmadan kapıya doğru yürüdü. Ama salonda Körmüz’ü hayranlıkla seyreden birisi vardı. Kalktı, koşarak yetişti ve dokunuverdi omzuna ihtiyarın. İhtiyar durdu ve ağır ağır dönüp baktı mavili adamın karısına. Kadın etkilenmiş ve duygulu bakışlarıyla sarıldı Körmüz’e. Ağlamaklı sesiyle ilk ve son kez usulca seslendi: ”Körmüz, bu gece bir hayran daha kazandı!”

Günay Aktürk
28.12.2014

Read more