Seni Sevdim – Gülten Akın

gülten akın - seni sevdim

Bir Gülten Akın Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir çalışma daha. Bu defa Gülten akın ve seni sevdim adlı şiiri . Daha önce hiç seslendirmemiştim. Şiirleri arasında “Deli kızın türküsü” başta geliyor aslında. Onu da sıraya aldık. Şimdilik sizleri bu güzel şiir ile baş başa bırakıyorum. Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

Seni Sevdim - Sözleri

Seni sevdim!
Seni birdenbire değil, usul usul sevdim.
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil.
Nasıl yürür öz su dal uçlarına
Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara…

Susuzdu, suya değdi dudaklarım, seni sevdim.
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü.
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu.
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek.
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı, Ağustos dindi.
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi…

Seni sevdim!
Küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa;
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce,
köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde…
Dışa açılmadan önce, içe açılmadan önce,
kapanmadan önce…

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce.
Şirketler, vakıflar, ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın

Read more

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Emekçi Kadın Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için bendeniz Günay Aktürk ün kaleminden Emekçi Kadın şiiri | Umudun Çocuğu adlı şiir kitabımdan. Dinle ve dinlettir.

Kutlama değil farkındalık günü. Evde, işte ve sokakta “Eşitim” diyebilmek. Çünkü aslanın dişisi de aslandır erkeği de! Bizde insan vardır, kadın mı erkek mi sorulmaz, diyebilmek! Eğer diyemiyorsan, kaburga kemiğine kadar iner bu mesele.

“Tanrının Emaneti” yalanına sarılma, kimse kimseye emanet değil. Herkes kendi başına. O senin namusun da değil. Senin yanında kendini güçlü ve saygın hissediyorsa o zaman namuslusundur, yoksa namussuz! Namus senin davranışlarında. Karşılıklı yani.

Kutlama günü değil. Neyi kutluyorsun? Ama o isterse kutlar. Dün neyi yapmakta özgürse bugün de ona devam edecek.

Akşamın karanlığında bir kadını sokakta yalnız yürürken görürsem nasıl gururlanırım… Derim ki olması gereken şey bu. Ama bir adamı arabayla yanından geçerken gördüğümde sinirlenmeden edemem. Acaba biri yüz metre ötede bir şey mi yapacak! İşte ülkeyi getirdiğiniz hâl! Bu bokun içinde tam olarak neyi kutladığınızdan dün de bihaberdiniz bugün de…

Günay Aktürk

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar İçin

Ey kadın, dedi egemen güç!
Sen ki bir doğum makinesi!
Sen ki evinin sadık bekçisi,
Eğil ve itaat et ey günahkâr insan.
Eğitilmemiş ve horlanmış
dokuz yaşındaki çocuk gelin,
daha çok doğur ve daha fazla sus!
Sen ki kutsal kocasının
kaburga kemiği…

Oysa sen bu dünyada suskun bir köle
ve erkeğe sunulmuş huri değilsin kardeşim.
İnsanlıktan ve eşitlikten uzak
Yüzyıllar boyunca sömürülmektesin.
Alnında Havva’nın günahıyla yaşayan,
dokuz nefisli bir şeytan olamazsın sen.

Şimdilerde iki katına çıkarttılar köleliğini.
Seçiyor ve seçiliyorsun belki artık.
Ama yetmez ey işçi kadını yetmez.
Sokaklar tehlikeli ve yabancı hala
ve cinsiyetin hala yazılı alnında.
Basit ve sahte bir özgürlük vadederek
İşte budur diyorlar hak ettiğin eşitlik.

Her şey iki kat daha ağır şimdilerde.
Bilek gücün de sömürülmekte bugün.
Maaşa bağlandı artık insan emeği.
Gündüz mesaide paralı bir dişli,
akşam kendi kalesinde hizmetçi.
Ama kurtuluşun yakın ve ayandır artık.
Kendi sınıfının erkeğiyle ezilen kadın,
ancak kendi sınıfıyla kazanacak savaşı.

Günay Aktürk
2 Mart 2014

Günay Aktürk Kitapları

umudun çocuğu - günay aktürk
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Read more

Birhan Keskin – Kargo Şiiri

birhan keskin kargo şiiri

Bir Birhan Keskin Şiiri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu pazarın şiir dinletisi Birhan Keskin ve Kargo adlı şiiri | Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

KARGO - SÖZLERİ

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum.
Yol boyunca aklında olsun.
Lazım olursa açar okursun.
Olmazsa da olsun, bir zararı yok
burada dursun.

Şuraya bir cümle koydum.
Bırak, acımızı birileri duysun.
Hem zaten şiir niye var?
Dünyanın acısını başkaları da duysun!

Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın.
Ortada dursun.
Olur ya biri eline alır okşar,
biri alnından öper. Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum.
Ağaçları, suyu, ovayı, dağı.
Onlar bizim kardeşimiz,
çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.

Buraya, küçük mutlu güneşler koydum.
Günlerimiz karanlık ve
çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum.
Tut ki unuttun, tekrar bak,
o inat neyse sen osun.

Buraya yolun yokuşunu koydum.
Bildiğim için yokuşu.
Zorlanırsa nefesin, unutma,
ciğer kendini en çabuk onaran organ,
valla bak,
aklında bulunsun.

Buraya umutlu günler koydum.
Şimdilik uzak gibi görünüyor,
ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun.

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak;
sen şahane bir okursun.
Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun.
N’olcak ki,
bırak patronlar seni kovsun!

Burada bir tutam sabır var.
Kendiminkinden kopardım bir parça,
(bende çok boldur)
lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.

Burada güzel çaylar var.
Bu aralar senin için çok önemli. Bitki
çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar.
Demlersin, maksat midene dostluk olsun.

Şuraya Youtube’dan müzikler,
Bach dinle filan, koydum. Ama
müzik konusunda sen benden daha iyisin,
koklayıp buluyorsun.

Buraya bir silkintiotu koydum.
Kırk dert bir arada canına
yandığım, kırkına birden deva olsun.

Birhan Keskin
(Fakir Kene, 2016)

Read more

Aşk İki Kişiliktir – Ataol Behramoğlu

ataol behramoğlu - aşk iki kişiliktir

Ataol Behramoğlu - Aşk İki Kişiliktir

Değişir yönü rüzgârın
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni, bildiğin şarkılar,
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk, iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden;
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiçbir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiçbir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Temmuz 1994
Ataol Behramoğlu

Read more

Senin Adın Kavuşmak Olsun

Senin Adın Kavuşmak Olsun

Sebahattin Abi

Senin Adın Kavuşmak Olsun - Sözleri

Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin.
Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın.
Sen adını koyamadığım!
Senin adın kavuşmak olsun.

Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali,
rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim
ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana
teslim olmuşken kaderine
Apansız sana rastladım o limanda
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun…

Bakmaya kıyamazken gözlerine
Tutmaya cesaret edemezken ellerini.
Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde
Sessiz bir haykırıştı yüreğim
Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Son bahar yaprakları dökülürken içimden
Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da
Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda
Sırılsıklam ıslanırken ruhum
Solmuştu bahçemde ki tüm güller
Sen o bahçemdeki açan tek güldün
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.
Saçının bir teline bir ömür adadığım
Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım
İsyanım feryadım kavuşulmazım
Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sen benim yanı başımdaki uzağım
Sen benim uzağımdaki en yakınım
Dokunmam yasak sevmem yasak
Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sisli bir gecede ses olup da gel
Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel
Soğuk bir kış gününde rüzgâr olup da gel
Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel
Sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Bir gün gelirde tutarsam ellerini
Bakarsam gözlerine sevgi dolu
Doğarsa sende yeniden bu beden
Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
Sen adını koyamadığım
Sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
Sen ruhu revanım sen yaşama sevincim
Yasaklım adı bende saklım
Senin adın kavuşmak olsun
Senin adın seviyorum olsun
Seviyorum olsun
Seni seviyorum
seni seviyorum.

Sebahattin Abi

Read more

Her Şey Sende Gizli – Can Yücel

can yücel - her şey sende gizli - günay aktürk

Can Yücel Şiirleri

En güzel şiirler serisine yeni bir video daha. Bu defa Can Yücel ve Her Şey Sende Gizli adlı şiiri. Bir diğer adı ile: “Yerin seni çektiği kadar ağırsın” | Herkes seslendirdi, bir de benden dinleyin derim 🙂 Seslendiren: Günay Aktürk | Sözleri aşağıdaki gibidir. Dinle ve dinlettir.

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif.
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…

Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü.
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin.
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün.
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak.
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün.
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun.

Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…

Can Yücel

Read more

FAHRİYE ABLA – AHMET MUHİP DIRANAS

fahriye abla - ahmet muhip dıranas

FAHRİYE ABLA ŞİİRİ

Ahmet Muhip Dıranas ın 40 yıl evli kaldığı eşi Münire Dıranas , Fahriye Abla nın kimliğine ilişkin ilginç tespitler yapıyor:

– Halk bu şiire bayılıyor! Ben evlendiğimde Fahriye kim bilmiyordum. Bu ünlü şiiri öğrenince ‘Kim bu Fahriye?’ diye sordum. İlişkisi olan bir komşusuymuş. Yani olay şu: Muhip Bey’in babası askeri fabrikalarda çalışıyor. O sırada işçiler için Cebeci’de yaptırılan İşçi Evleri’nde kalıyorlar. Fahriye de Muhip Bey’in annesinin komşusu. Sürekli evlerine girip çıkarmış. Aslında Fahriye evli, çoluk çocuk sahibi bir kadın. Ama başkalarıyla da düşüp kalkan hafifmeşrep bir kadın. Zannediyorum Muhip Bey’i de tavlamış o dönem. Muhip Bey, o sıralarda bir sübyan. Yeni erkek olmuş yani. Sanıyorum 15-16 yaşlarında. Fahriye de galiba sübyancıymış!”

– Fahriye Abla herkesin kafasında farklı bir imge değil mi?

– Tahsilli, edebiyat bilenler bu işi o zamandan beri bilir. Fahriye Abla’yı çok yetenekli, çok güzel veya saygın biri gibi gösteriyorlar. Fahriye, sanki mahallede harika bir insanmış gibi herkes ona hayran! Halbuki öyle değil. Fahriye Hanım’ı kimse örnek almasın. Fahriye Hanım bir hafif meşrep. Ama şimdiki kadınlar pek mi hırlı! Hangisinin yeri Münire Dıranas gibi! (Gülüyor)

Read more

Güvertesi Korsanlı Kaptan

Güvertesi Korsanlı Kaptan - günay aktürk makale

GÖRÜLMÜŞTÜR

Güvertesi Korsanlı Kaptan - günay aktürk makale

Akıl, bu savruk bedeni zamanla ele geçirir ben de kurtulurum “benden” diye düşünüyordum. Rotasını duygusal zekasının zevklerine göre çeviren bu yük gemisinin buz dağlarına olan sevdası nedendir?

Güvertesinde en azılı korsanları ağırlayan şaşķın bir kaptan! Her limanda kahvesini farklı pijamalarla yudumlayan bir amiral! Üstelik bu defa en lezzetli kahveyi tattığını söyleyen bir avanak!

Kaç posta kutusunda kanat çırpmıştır sevginin düşü! Kaç ihtiras bizzat muhatabı tarafından “GÖRÜLMÜŞTÜR!” Duygusal zekası korteksinden önde koşan kişi, arayış zindanlarında çıkartmadı beni.” demeli. “Ama ben yürüdüm!”

Yine de yüreğim aklımdan yaşlı olsun isterim. Bütün savaşlara girip çıkmalı. Kaybederse de aklın ne işi var ardımı toplamaktan başka! İnsan dediğin arkadaş, hiç bir şey değilse bile yol yorgunu olmalı. “Ben yürüdüm, yol düzgün bir menzile çıkmadı.” demeli. “Ama ben yürüdüm!”

Ben bunu bilir bunu söylerim! Daha ergenlik çağında yürümeye başlanmalı! Akıl da yürek de bağnaz kafeslere kapatılmamalı! Neden mi? Çünkü çarıkları parçalanıncaya kadar yürüyemeyen, bir ayakkabıya neden ihtiyaç duyduğunu anlayamaz! Erken çıkan yol alır. Ne kadar geç açılırsa gözleri, o kadar erken tökezler şu hayatta!

Günay Aktürk

Read more

NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ – ŞEYTAN İLE RAHİBİN MACERASI

NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ - ŞEYTAN İLE RAHİBİN MACERASI

NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ - ŞEYTAN İLE RAHİBİN MACERASI

En güzel şiirler serisine yeni bir pazar videosu daha. Bu defa Nazım Hikmet Ran ve Fakir bir şimal kilisesinde şeytan ile rahibin macerası adlı şiiri . | Seslendiren: Günay Aktürk | Dinle ve dinlettir.

Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası

İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
— halbuki köylüydü birçoğu —
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.

Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
«beyannameyi» okuyordu,
— gözlerini gizleyerek —.
Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem’in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp…

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
— kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,—-
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
«— Avrupa’nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa’nın bekası için harbediyoruz.»

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
«— Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru.»

Şeytan bir parça yana itti Meryem’in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
— etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru —.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan’ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
«— Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen orospu olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada.»

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
— ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin —
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : «Devam et,» — dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
«— Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.
Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
— harp madalyasıyla fakat —
köprü altında yatılmalıdır…»

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
«— Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat…»

Ve anlattı rahip :
«— Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu.
Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi…
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.
Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu…
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?»

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem’in arkasından
yine emretti Şeytan :
«— Rahip, devam et,» — dedi.
Ve devam etti rahip :
«— Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
— ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan —
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
— beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak —
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla.
Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde…
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
— bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var —
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri…»

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
— Şeytan’ın iğvasıyla da olsa —
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
— kadife ceketli orman bekçisinden —
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

12.9.1941

Not :

Alamanya yıkıldı.
Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder.
Ve yine Şeytan’ın iğvasına uymasaydı eğer
önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün
Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde.
Halbuki yine uydu Şeytan’a.
Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine
batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken
41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen
bilhassa mal nizamına ait olanları.
Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle
(tevkif edilmediyse de bu sefer)
kovuldu kiliseden muhterem peder.
Yine arkasından baktı Şeytan :
çekik kaşlarında biraz daha çok ümit
sivri sakalında biraz daha az keder…

1946 Şubat 17

Read more

Neyzen Tevfik Anladın mı Şiiri | Sözleri ve Yorumu

Neyzen Tevfik ney çalarken

Neyzen Tevfik – Anladın mı Şiiri Hakkında

Neyzen Tevfik Anladın mı şiiri, şairin hiciv ve ironiyle örülü şiir dünyasını yansıtan güçlü metinlerden biridir. Bu yazıda şiirin sözleri ve edebi yorumu yer almaktadır.

Şiire Dair Birkaç Kelam

Yine bir pazar dinletisinden merhabalar. Bu defa büyük usta Neyzen Tevfik i ağırlıyoruz: Anladın mı adlı şiiri. Birkaç ay önce bir seslendirmesini daha yapmıştım, +18 Küfürlü Şiiri diye başlık atarak videoyu da 18 yaş üzeri olmak üzere kısıtlamıştım. Analizlere baktığımda ne göreyim! Yaptığım yüzün üzerindeki seslendirmelerden özellikle iki video atağa kalkmış. Biri o küfürlü şiir. Diğeri de Sümbülzade Vehbi Efendi‘nin padişaha yazdığı bir başka küfürlü şiiri. Yani ikisi el ele verip kanalı sırtlamış gidiyorlar!

Bizim halk sever sövgülü işleri. Hiç de ceza gelmez. Hiç kimse kızmaz. Ortada bir ayıp varsa yazanın ayıbıdır. Öyle midir gerçekten. Demek ki sen de istiyorsun ki onu arattırıyorsun.

Aklı ilgilendiren konularda ise iş başka. Hakaret vardır. Baskı ve tehdit. Yazanın suçudur demezler. Savunduğun için “ha o ha sen” derler. İlkinde cehennemi kendine yaklaştıramayan, ikincisine yetecek bilgeliği olmadığından, “Kafirler için yaşasın cehennem” der.

Edebi anlamda da revaçta değildir hakiki sanat işleri. Takip edilen hep ucuz işçilik olmuştur. Aklı ve ruhu yormayan basit işler. Çünkü onu anlayacak, ondan zevk alacak bilgelikten de yoksundur. Ama kim suçlayabilir ki onu ve onları? Beşiklerini zehirli yılanlarla doldurdular en başından beri.

Biz devam edeceğiz bu işe, bu işte yanımızda olanlar ile. Aydınlık hep azınlıkta olmuştur zaten. Karanlığın bu kadar devasa olduğu bir yerkürede tersini düşünmek aptallık olurdu zaten. Aşk ile:)

 

Günay Aktürk

Neyzen Tevfik Anladın mı Şiiri Tamamı

Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun’dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla’sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikayet etme.

Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.

Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşurşan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.

İyi bak kabına, olmasın delik,
Boşuna taşırsın,gider gündelik.
Anında olmalı, ettiğin iyilik,
Alem duysun diye, inayet etme.

Kabe’den maksadın varmaktır yara,
Kör gibi tapınma, kara duvara,
Hızır’ı ararsan kendinde ara,
Bulamadım gibi rezalet etme.

Muhabbet herkesin aklını çelmez,
Gönül viranesi kolay düzelmez.
Alemden çekinme bir zarar gelmez,
Sen kendi kendine hıyanet etme.

Şen şatır gönlüne hicran dolmasın,
Gençliğin gülşeni gamla solmasın.
Neyzen gibi aklın yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme.

Neyzen Tevfik

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more