Ezberletilmiş Cehalet

“Senin de fikirlerin tıpkı giysilerin gibi başkaları tarafından üretilmiş.”
Jack London – Martin Eden
– Ama kumaşını iyice zifte basmışlar hani. Bu çağın modası budur, demişler. “Bak pek de yakıştı! Fazladan vereyim abime! Çoluk çocuk da nasiplensin, ne güzel acılı sancılı. Ülkece kararmaya ihtiyacımız var!“
– Seni karaya aşık etmişler. Talibini bile zifir karasına uyumlu bir renkten seçmişsin. Mesela beyaz! Beyaz her zaman masum değildir. İçine kapalı bir “talip”tir o, kendine yabancıdır… Senin “Helal süt emmiş!”ten kastın yalnız ahlaklı bir insan olması da değil. Karanı kirini saklasın istersin. Garibim beyaz! Sesi çıkmaz ki! Bu yüzden masum değildir. Bu sebepten nefret edersin kırmızıdan. Kırmızı asiliğin, karşı duruşun rengidir!
– Giysilerin diyorduk… Aslında aklın dekolteli olanlarda kalmıştır. Ama onları yalnız zifir karası tarafının hizmetine sunmuş, sonra da ‘yırtmaçlı’ düşmanı olmuşsun. Çünkü onlardan birine asla dokunamayacaksın! Ve de bu durum sürekli olarak, olmayan kanına dokunup duruyor.
– Bugün geldiğin noktada patikada değil, kayalıklarda yürüyorsun. Ezberletilmiş bir cehalet bu seninkisi. Bir şeyin doğru ya da yanlış olduğunu anlaman için, bunu sana birilerinin söylemesi gerek. Doludan alıp boşa koyma marifetini yalnız ekmek kavgasında sergiliyorsun. Böyle öğretildi sana. Uluların öyle söyledikten sonra labirentler dahi tek kurtuluştur senin nazarında. Eğer içinde zihinsel ahlakın ve de şüphenin ışığı tastamam sönmüşse, senin için umut denen şey de ölmüş demektir. Bundan böyle tek çare biyolojik ölümünü beklemek…
Günay Aktürk