Cehalet Bilincin Kabusudur

cehalet makalesi

Bir Alıntı Bir Yorum

Cehalet bilincin kabusudur

“Kendi yaşamınızı inşa etmenin ötesinde yaşamın başka amacı yoktur.”

Jean Paul Sartre

Yaşamı olumlamak gerek. Mutsuzluğun kökenini düşünüyorum da, sanırım başat nedeni bu dünyaya ait olmamak. Daha burayı çekip çeviremeden öteki taraftaki rahatımızı düşünüyoruz. Oraya dair ortaya atılan kurallar, burada sürüngen hayatı yaşamamıza neden oluyor.

Aslında daha da kötüsü oluyor. Kolsuz bacaksız, bedensiz ve ruhsuz bırakıyoruz kendimizi. Kendini reddeden başka can yok insandan başka. Kendi bedenini şeytanın yuvası olarak gören kara fikirler yaratıldı. Arzularına düşman, bedenine iğrenerek bakıyor. Düşmanın adına nefis diyorlar ve güzele ait ne varsa onunla dolduruyorlar içini.

Kendinizi sevmeyin demeye getiriyorlar. Yalnızca kulluk edin. Kahkaha atmayın. Diyorlar ki burası sınav yeri. Burada gördükleriniz sahte güzellikler! Meyletmeyin. Madem geçici, ormanları yakmakta sorun yok! Melekler hayvanlara değil, Adem’e secde ettiler! İnsandan aşağı görüyorlar insanın dostlarını. Hayvanın ruhu yok! Ruhu olmayanın payına zulüm düştü! Hayvanı sevmeyenin insanı sevmesi beklenemezdi!

Ellerinde hali hazırda bir kıyamet var zaten. Bir gün kopacak, diyorlar. Kendi tanrılarının yakıp yıkarak yok edeceği bir gezegeni sevebilmeyi elbette akıl edemezlerdi. Domuz haramdır dedikten sonra domuza düşman kesilmek gibi!

Ne oluyorsa bu dünyanın içinde oluyor. Her şey her şeyle etkileşim halinde. Her nesneye aşk ile bakıp kendinden bir parça görmek için bilgi gerek. Şah damarından da yakın olan şey Tanrı değil, atomlar! Sizler bu gezegende, bu gezegenin malzemeleriyle doğdunuz. Gördüğünüz her şeyin malzemesi sizinkilerle aynı.

Kalp denilen şey beyinsel faaliyetler. Acı oradan. Aşk oradan. Düşünce oradan. İnsan önce vücuda geldi, sonra inşa etti kendini. Varlık elbette özden önce gelir. Ey en derin uykuların gafili! Cehalet bilincin kâbusudur!

Bilgi mutsuzluk getirir diyorlar. Ama cehalet de kendine yabancılaştırır! Sevmek eylemini varlığın özünü bilmeden nasıl başarırsın? Kendini tanıyan evreni tanır. Yabancı şehirlerde insan huzurlu olabilir mi kimseyi tanımadan, eşi dostu olmadan?

Sokaktan geçen kediyi can gözüyle görebiliyorum. Ve ortak bir ataya sahip olduğumuzu da biliyorum. İşte benim mutluluğum! Onu sevmem için onu anlamam gerek!

 

Günay Aktürk

Read more

Yaması Mükemmel Bir Zaaf (Günay Aktürk)

yaması mükemmel bir zaaf, günay aktürk makale

Bir Alıntı Bir Yorum

yaması mükemmel bir zaaf, günay aktürk

“Mükemmellik ekleyecek bir şey kalmadığında değil, çıkartacak bir şey kalmadığında elde edilir.”

S. Exupery

AKŞAM ULUMASI

Keşke insan da yamalarından kurtulabilse. Yıllar içinde ruhu yırtılmış ve zamanla delik genişlemiş. “Burayı kapatmalı” demiş ve kirli bir çarşafla örtmüş üstünü.

Yürüyen insanların atan kalpleri yanıltmasın. Atıyor ama insanda kalp çarpıntısı yaratacak dozda atıyor. Vicdan yetmezligi bundan. Uygun doku bulunamadığından tehlikeli zombilere dönüşmüş haldeler.

Kimse onlardan mükemmel olmalarını istemiyor. Ama mükemmele yakın olmayınca kusurlu yanlarını beslemeye başlıyorlar. Ruhları bir bağımlının dağınık odası gibi.

Fakat asıl suçlu gerçekten onlar mı? Onlara bu zemini hazırlayanlar “aslı bozuk” kanaat önderleri değil mi? İnsanlık tarihi “kendini yont” diyen bilgelerin cesetleriyle dolu.

Belki de aptallık her zaman çoğunlukta olacak. Dünya nüfusunun kalabalık olmasından mıdır? Belki yeraltı madenlerinden. Çünkü cümle belanın nedeni doyumsuzluktan. Yedi milyar insan topyekun kendini yontamaz. Böyle gelmiş böyle gidecek, mi diyeceğiz? Sonuç ona mı işaret ediyor?

Bence bu iş bugünkü insan profiliyle olmaz. Bir sınır var bir türlü aşamadığımız. Aptallığı körükleyen cehaletin boş kafalardan yok olması gerek. Belki ihtiyacımız olan tek şey, doğarken boş kafayla doğmamayı sağlamak. Bilim binlerce yıl sonra bunu başaramaz mı? Belki…

 

Günay Aktürk

Read more

SURUÇ KATLİAMI VE ADALET YETMEZLİĞİ

suruç katliamı

Bir Yanda Suruç Bir Yanda Cehalet

suruç katliamı

Avukatlardan oluşan “Suruç İçin Adalet Platformu” raporu:

“Yardım malzemelerinin toplandığı Amara Kültür Merkezi bahçesinde, basın açıklaması yapıldığı sırada canlı bomba saldırısı gerçekleşmiş, 33 kişi yaşamını yitirmiş, saldırıda 150’nin üzerinde kişi de çeşitli biçimlerde yaralandı.

Saldırıdan önce kültür merkezi çevresinde hiçbir güvenlik önlemi alınmamışken, saldırının hemen ardından kültür merkezi önüne çevik kuvvet ekipleri gelmiş, caddeyi bütünüyle trafiğe kapatmış, ambulans geçişine ve yaralıların sevkine engel oldu. Yaralıları hastaneye taşımaya çalışan kitle üzerine biber gazı atıldığına dair görüntüler dün gibi aklımızda…”

“Katliamın bir numaralı faili olan IŞİD bağlantılı ve poliste arama kaydı olan Şeyh Abdurrahman Alagöz isimli terörist hiçbir güvenlik kontrolüne tabi tutulmaksızın Amara Kültür Merkezi’ne girmiş ve bu katliamı gerçekleştirdi.

Sonrasında dava dosyalarına gelen belgelerden, Şeyh Abdurrahman Alagöz ve Ankara katliamını gerçekleştirenlerden kardeşi Yunus Emre Alagöz hakkında “terör nitelikli aranan şahıs” kaydı olmasına ve bu bilginin bütün illere gönderilmesine rağmen, bu kişilerin yakalanmasına dönük herhangi bir girişimde bulunulmadığı ortaya çıktı.

Adaletin Sağlandığı Gün Güneşli Bir Gün Olacak

Ondan eli kanlı bir cellât da yapılabiliyor. Yeter ki önüne bir hedef koy. Sürüngen beynine dokun. Menfaatini besle. Sonra gidip onlarca insanı katletsin. Yaptığı şeyden pişmanlık duymaz çünkü pişmanlık duymayacağı şekilde yetiştirildi. Belki dünyayı kafirlerden temizlediği için tanrının hakikatli bir askeri olduğunu düşünmüş, bununla gurur bile duymuştur.

Kimse ona insan sevgisini aşılamadı. Ilahi aşka inanır görünse de aslında derinlerde alacağı ödülü düşündü durdu. İçi içine sığmadı.

Ama bu katliamın en büyük faili o mu gerçekten? Asıl sorumlular ona bu düzeni hazırlayanlar değil mi? Çocukluğundan beri bir köpeğin başını bile okşamaması gerektiğini, aksi taktirde abdestinin bozulacağını söyleyenler değil mi? Abdestini bozuyorsa mekruh bir şey olmalı!

Kişi dediğin bir parça “melami” olmalı. Kendi bulmalı aradığı şeyi. Kuşkulanmalı her şeyden. Yerinmekten de kınanmaktan da korkmamalı. Öyle olmazsa böyle olur. Öyle olmazsa, çocuklara oyuncak götürmek için yollara düşen gencecik, pırıl pırıl insanları katleder. Onlar ölürken deccal yaşamaya devam eder. Ama bir süreliğine. Tarih başkaları için yaşayan güzel insanları asla unutmaz!

 

Günay Aktürk

Read more

Corona Virüsü Ve Cehalet Belirtileri

Corona Virüsü ve cehalet belirtileri
Corona Virüsü ve cehalet belirtileri

Bu da bir başka Corona virüsü belirtisi. Bu sabah sevgili bireyimizin ağzında maske vardı. Elleri eldivenli. Fakat elinde sigara da vardı. Tuhaf bir akıl hastalığı. Sanırım ölümünün de yaşamındaki borçları gibi uzun vadeli olmasını istiyor. Biyolojik algoritmamız kısa zamanda olması ihtimal görünen olasılıkları daha çok önemsiyor. Evrimsel kazanım. Yumurtanın çıkış kapısına olan uzaklığıyla alakalı. Neyi ne kadar hissediyorsan duyargaların o tarafa yöneliyor.

Bunca tedbir gösteriyor ki muhtemelen bambaşka, hatta çok daha boktan sebeplerden ölecek. Bu da yaşamın algoritması. Laf lafı açsın istiyoruz. Cehalet virüsten hızlı öldürüyor. Kırk yıl öncesinin Türkiye’sini merak ediyorsanız şu virüslü günlerde ihtiyarların davranışlarına bakın. Hani boyuna “eskiden her şey daha güzel ve ahlaklıydı” diyordunuz ya… Yaşlılarımız parklarda toplanmış sohbet ediyorlar. Bizlere örnek olacakları yerde… Belediye ekipleri çareyi bankları sökmekte buldular sonunda.

Bitti mi? Sizce? Geçenlerde bir paylaşım okudum. Diyordu ki “Allah’ım! Virüsler de senin askerlerin. Sen Müslümanları bu virüslerden koru!” Durumu bu şekilde yorumlamak! Bu bir cehalet belirtisi olmakla beraber Corona Virüsü kadar ölümcül bir vaziyet. Neden ibadethanelerden değil de tıptan medet umduğunu anlamak zor. Gerçi ondan da emin değilim. Karantinadan kaçıyor insanlar. Al sana bir nevi Covid 19 vakası. Üstelik virüsün ete kemiğe ve bir beyne bürünmüş hali ki Corona virüsü nden daha bulaşıcı.

Cahil! Avanak! Bencil! Dar çaplı algoritmanı seveyim senin!

✍ Ya Müslüman olmayanlara ne olmasını istiyorsun? Ayrı tuttuğuna bakılırsa ne olmasını istediğin belli. Öngörülen evrensel insan modeline binlerce km’lik bir uzaklık!

✍ Bu aşıyı Müslümanlar bulmayacak. Etinden sütünden yararlan ama karşılığı kısa bir “Allah şükür” olsun!

✍ Sorayım öyleyse. Tanrının dünyayı virüsle yok etmek gibi bir plânı varsa, virüs kapsın diye polisin yüzüne tüküren hacıya ne olur?

 

A- İşleri kolaylaştırdığı için cennete alınır.

B- Bir Müslümanın suratına virüslü tükürüğü ile saldırdığı için şeytanın talebesi muamelesi görür.

C- Zır cahil ve kötü kalpli bir “ara form” olarak kaldığı için “mümin” sıfatını hiçbir zaman hak edemez!

 

Günay Aktürk

Read more

Yaman Bir Softa – Günay Aktürk

Cehalet, sahte zikir, gizli niyet ve kör softalık üzerinden kıyamet sahnesine dönüşen toplumsal çürümeyi anlatan Bosch tarzı alegorik şiir görseli

Yaman Bir Softa

Yaman Bir Softa, Günay Aktürk’ün cehaleti kutsayan, aklı dışlayan ve inancı zulme dönüştüren zihniyeti sert bir dille eleştirdiği dörtlüklerden oluşur. Şiir, bireysel ahlaktan toplumsal çürümeye uzanan bir hat üzerinden “softalık” kavramını çağın karanlığıyla yüzleştirir.

Şair: Günay Aktürk
Kategori: Dörtlükler
Albüm: Hasret Hançeri (2025)
Not: Albümün ilk türküsü
℗ 2624598 Records DK
Released on: 12.11.2025

Cehalet, sahte zikir, gizli niyet ve kör softalık üzerinden kıyamet sahnesine dönüşen toplumsal çürümeyi anlatan Bosch tarzı alegorik şiir görseli

Karanlığı kara eden bir fikir
Hayvanın vahşeti insan fikrinde
Kadının giydiği huya bağlanmış
Soysuzluk dediğin gözün keminde

Cehaleti meşru kılan bir zikir
İnsanın ahlakı niyet geminde
Aklın yitikliği meye bağlanmış
Sarhoşluk dediğin gönül deminde

Aklı kör eyleyen taştan bir Kâbe
İnsan-ı Kamillik yürek ilminde
Marifet yolları hakka bağlanmış
Hakikat dediğin devrin bilminde

Cihanı yoz eden yaman bir softa
Günay’ım can bedbaht, sabır dizginde
Kıyamet halleri çağa bağlanmış
Şer denen şeytanlık iman zulmünde

Günay Aktürk

Bunları da Okuyabilirsiniz

Read more