Dahav’ın Öbür Yüzü Filistin – Hasan Hüseyin Korkmazgil

Dahav'ın Öbür Yüzü Filistin

Hasan Hüseyin Korkmazgil - Dahav'ın Öbür Yüzü Filistin

Dahav'ın Öbür Yüzü Filistin - Sözleri

Ünlü dahav kampının yakınından geçtim
nazilerin/bir akşamüstü.
Bin dokuz yüz yetmiş dörttü.
Şubattı.
Dahav sis içindeydi.
Şubatta kar kalın olur bu karanlık kuzey ormanlarında.
Geyiklerin ardından kurtlar iner otobanlara.
Otobanlar son derece eğlencelidir.
Kumaş gibi dokurlar yerin yüzünü
Alman motor endüstrisinin telâşlı örümcekleri.

Kalın karın altındaki kara toprakta
sarı saçlı
mavi gözlü
bir güzel uyur.
Bu güzele bahar derler bizim bozkırda.
Buralarda belki de masallar tanrıçası
kim bilir
Dahav’ın öbür yüzü filistin.

Sülünleri tavşanları kurtları geyikleriyle
karanlık sıradağlar gibi ormanların ardında
Dahav, sis içindeydi.
Birdenbire bir koku!
fırınlanmış insan eti kokusu.
Birdenbire bir yanık,
çığlık yanığı.
Birdenbire seni andım Yahudi.
Soluyan bir kara dağdı dahav’la aramızda
Dahav’la aramızda/ yâni seninle,
senin etin,
senin acın,
ve senin çığlığınla
aramızda bu karanlık ormanlar.
Dahav’ın öbür yüzü filistin

Birdenbire seni andım Yahudi.
Kızarıp tutuşması çıplak derinin,
yağın cızırdaması,
cızırdayıp parlaması bir anda,
patlaması pıtır pıtır gözlerin.
Yâni senin gözlerinin Yahudi.
Ve kanın çıldırması
zincirini dişlemesi yüreğin
yâni senin yüreğinin Yahudi.
Deri kemik saç tırnak
sevgi nefret umut özlem düş gerçek.
Yâni nesi varsa insanoğlunun
çığlık çığlık yanması tutuşarak.
Yâni yanıp kül olması çığlığın

Birdenbire seni andım Yahudi.
Seni andım birdenbire
ve kanayan filistin’i
Dahav’ın öbür yüzü filistin.

Saçlarıma ak düştü.
Uygun bir ad bulamadım şu benim hallerime.
Ağlayınca çocuklaşan,
kızınca kaplanlaşanım.
Okşanınca kedileşen
vurulunca itleşenim.
Su görsem balık olur deryâlaşırım.
Yel estikçe domur domur domurur kanatlarım
turnalaşırım.
Altmış bin lik sözcüklerle düşünür
beş yüz binlik sözlüklerle renkli düşler kurarım.
Yıldızlar arasında
atlastan hamaklarda uyurum da geceleri.
Güneşli dağ göllerinden çıkar gibi açarım
gözlerimi ak sabahlara.

Oh şu benim hallerim!
Oh şu benim hallerim!
Kar yağdı da genç yaşımda başıma.
Uygun bir ad bulamadım şu benim hallerime.
Şu benim hallerime…
Geceler yarım olur
uyku tutmaz gözlerim.
Kar yağarsa güvendiğim dağlara
ben kime güvenirim?

Birdenbire seni andım Yahudi.
Karla kaplı o karanlık ormanların ardında
Dahav sis içindeydi.
Belki de hâlâ sıcak
belki de hâlâ tüten
fırınlar sis içinde
ürperdim bakamadım o kanlı kampa.
Çevirdim gözlerimi sıcak mavi sularına güneşli kıyıların
Dahav’ın öbür yüzü filistin

Sen bir nazi kurbanıydın Yahudi.
Fırınlanmış çığlıktın.
Sardı acın dünyamızı yıllarca.
Kara bir duman gibi
acı çektim seninle Yahudi.
Başkaldardım senin için Nazi kasaplarına.
Tükürdüm suratlarına Nazi kasaplarının.
Savundum seni
savundum insan yüzünün güzelliğini.
Savundum insan sesinin güzelliğini.
Savundum insan yüzlü dünyamızın güzelliğini.
İnsan sesli dünyamızın güzelliğini.
Savundum sende beni Yahudi
bende dünyamızın güzel geleceğini.

Şimdi artık hepsi boş.
Bir filistin cellâdısın şimdi sen Yahudi.
Bir azgın emperyalizmin kanlı elisin.
Savunamam seni artık Yahudi.
Sevemem seni artık
Çirkinsin sen
Kötüsün sen
Pissin sen.
Sırtlana dişlettiği etini
güvercinden kopartmak isteyensin.
Andıkça şimdi seni
öğüresim geliyor

Dahav’ın öbür yüzü filistin.

 

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Read more

Mozart Üzerine

Mozart Üzerine
Mozart Üzerine

Mozart için şöyle derler: “Bütün büyük besteciler gökyüzüne ulaşmaya çalışanlardır, Mozart ise gökten inendir.”

Peki bunu niye derler? Filozof Nietzsche basit bir cevap veriyor bu soruya: “İyilik dolu esintisiyle İçimizdeki çocuğu hatırlattığı için.”

Son 500 yıllık müzik tarihinin batıdaki büyük yükselişinde müziğin 3 büyük devi olarak Bach, Mozart ve Beethoven gösterilir. Ki bunda haklılık payı vardır.

Ben, hemen hemen tüm piyano için eserlerini çaldığım ve kaydettiğim Mozart üzerine kitaplarımda da çok yazdım, şu konu özellikle; Mozart’ın beni en büyüleyen ve hayrete düşüren özelliği, sadece eşsiz ruhu, binyıllara bıraktığı melodileri değildir, en anlaşılmaz ve soyut nokta;35 yıllık ömründeki matematik olarak açıklaması zor üretimidir; 620 küsür eser, 620 eser! Yüzbinlerce sayfa nota, CD olarak düşününce 200’den fazla CD eder… 35 yaşında ölmüş bir müzisyenden arda kalan.

Şimdi… Her biri yarımşar saatlik 41 senfoni ve 60 küsür konçerto, her biri 3 saat civarı 20 adet opera, bunlar dünya tarihinin en meşhur operalarıdır, yüzlerce sonat ve oda müziği eseri, korolu eserler…

Yani öyle ki bir nota yazımcı kopist, haftanın 5 günü günde 8 saat Mozart’ın yapıtlarını temize çekmeye çalışsa, bu uğraş 20 yıl sürüyor! Şimdi hesaplayalım; Mozart 35 yaşında öldü, 10 yaşına geldiğinde küçücük bir çocuktu ama 40 eser bestelemişti; sonraki 25 yılda 580 büyük eser daha besteledi…

Düşünelim Mozart Bunları yarattı, sadece temize çekmedi, faytonda, evde, konser için gittiği yerlerde, zaman kavramındaki izafiyet mi devreye girdi, bürün bunlar nasıl oldu? Ne zaman ve nasıl? O hep besteledi. Mozart günümüzden 262 yıl önce doğdu, bugün tüm dünya gezegeninde, pek çok ezgisi milyarlarca insan tarafından ezbere bilinen “kesinlikte”, eşsiz estetiğiyle, sevgi dolu, şarkı ve şiir dolu müziğiyle yediden yetmişe tüm insanlığın sevdiği, insanlık adına gurur duyduğu bir müzik dehasıdır. Bin yılın dehasıdır.

Mozart, Türk Marşı, Saraydan Kız Kaçırma Operası, 5. Keman konçertosu gibi eserlerinde dönemin “ALLA TURCA” stilini geliştirerek, sevgi ve saygıyla, Türk halkına da yüzyıllar önce dostluk eli uzatmıştı.

 

Fazıl SAY

Read more

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Evcilleştirilemiş İnsan Türüne Dair Birkaç Söylev

Fakir Baykurt vs Yorumcu Feylesof

Onlar da bir kenarda dursunlar, maymun gibi sesler çıkartsınlar diye vardır herhalde. Herhalde birileri kendisini reddetsin, birileri de “hah tamam, kesin Allah’tan gelmedir bu melanet!” desinler diyedir.

Mal bozuk çıkmış olabilir. Ama sen fabrikada her ürünü test edebiliyor musun? Etmen gerekir. Öyleyse müşteri memnuniyetinin önemsenmediği bir yaratılışla karşı karşıyayız.

Canım orasına burasına kablolar bağlanıp piyasaya sürülmüş akılsız robotlar değiliz ki. Akıllı tasarıma gönlüm meyletmiyor. Neden mi? Akıllı tasarımın akılsız yaratıklar yaratacağına dair mantıksal kuşkularım var çünkü.

İnsan sonsuzluğu düşlediği anda kendine baktı ve o sonsuzluğu kendinde göremedi. Ama bu boşluk bir şekilde doldurulmalıydı. Üstelik her şeyin ölümle son bulacak olması da ayrı bir problem yaratıyordu.

Yaşamın iplerini sağlam bir kazığa bağlamak adına günü, geceyi, ayı ve güneşi tanrı ilan etti. Kanımca bunlar tarihteki medeniyetler tarafından yaratılan tanrıların en eskileridir.

Fakir Baykurt bizlere “Onuncu Köy”den seslenmiş. Dokuzundan kovulduğunu söylemeye bile gerek yok. İnsan sıkıntısı çekiyoruz çünkü. Para sıkıntısından daha önemli bir sorun. Her devrin bir darboğazı olur. insanlık buraya gelince yok olma sınırına kadar dayanır. Acaba iyileri bir kenara ayırıp özel üretim fabrikaları mı kursak?

Kurtları on beş bin yıldır evcilleştirerek onlara evrim geçirttik de, insana dair sorunu çözemedik. Aslında insanda da aynı şey oldu bakmayın. Bugün uysal köpeklere karşılık vahşi kurtlar hala varlar. Tıpkı insanlarda olduğu gibi.

Selam gönderelim öyleyse onlara. Güzelliği karakterde, vicdanda, sadakatte ve bilgide arayanların her zaman başımızın üstünde yerleri var. Oralarda bir yerlerde olduğunuzu biliyorum. Belki içinizden bazıları şu anda bu satırları okuyor bile olabilir. Ehlileşmeye devam edin. Umut sizde:)

Günay Aktürk

Read more

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

İbn-i Sina vs Yorumcu Feylesof

Bizi de terk etti. Yavaş yavaş ve sancılı süreçlerle. Bizim piri reisimiz vardı bir zamanlar. Dünyanın tanıdığı bir denizci ve kartograf. Onu Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı ile 1554 yılında Kahire’de boynunu vurarak idam ettik. Takiyüddin’in Rasathanesi… Osmanlı bilgini Takiyüddin tarafından İstanbul’da Tophane sırtlarında kurulan bir gözlemevi. İçindeki aletler o dönemde Avrupa’da bile yoktu. 1580 yılında, Şeyhülislam Kadızade’nin fetvası ve padişah III. Murat’ın emriyle rasathaneyi denizden topa tutarak yerle bir ettik.

İbni Sina, ibni Rüşd, Farabi… Bizden kaçmaz. Kaçmadı da. Öldürebildiğimizi öldürdük, gerisini sürdük ve dışladık. Yakın geçmişte Sabahattin Ali’miz… Kafasını taşlarla ezdik! Pusu kurduk aydınlarımıza. Faili meçhullerle andık adlarını. Yani birden olmadı hiçbir şey. Bilim ve sanat bir anda terk etmedi bizleri. Yavaş yavaş ve sinsice kovaladık onları.

Ne demişti vatan haini ilan ettiğimiz Nazım Hikmet? “Ey zavallı vatanım neden böyle ağlıyor? Neden midir? Çünkü ona evlâtları bakmıyor.” Bir başka dizesinde de: “Tereci tere satar biz vatan satarız. Biz kurşuna dizeriz düşünceyi. Hiçbir şey düşünmeyeceksin. Hatta hiçbir şey düşünmediğini bile…”

Ama ne olursa olsun arada bizim gibi bilim ve sanat âşıkları da çıkabiliyor bu topraklarda. Çıkmaya da devam edecek. İşte bunu durdurmaya hiçbir soysuzun gücü yetmeyecek.
Sözü bitirirken İbn-i Sina nın şu sözlerini de ayrıca iyi okuyalım!

– Açıktır ki, önce var olmayıp sonra var olan her şey, kendinden başka bir şeyle belirlenir.
– Ben öküzden korkarım, çünkü onun silahı var ama aklı yok.
– Dünya harcını kendisi alan padişah benden daha mutlu ve hiçbir bey de benden bahtiyar değildir; fakat siz bu zevki bilemezsiniz. Dünya hırsı peşinde olanların gözleri bunları seçemez, onlar tek gözlüdür.
– Dünya, aklı olup, dini olmayan adamlarla ve dini olup, aklı olmayan insanlar olarak ayrılmıştır.

 

Günay Aktürk

Read more