– Neden korkuyorsun bu kadar inanmaktan?
– Korkmaktan da öte cevap yoksunu sorular galiba. Sorun inançta mı yoksa inançsızlıkta mı? İsterdim ki insanlar çıkarları uğruna kötülük yapmasınlar. Ezilen ve zulmeden olmasın. Ama yaşanıyor işte. İnsan hangi insani değerlerden uzaklaşıyor ki bunlar oluyor? İnançsız olmakta mıdır dersin sebep?
– Dünyaya kötülüğü yayanlar inançsız insanlardır! Bunu mu diyorsun yani?
– Öyle bir şey söylemedim. Ama düşünsene, insan kendisini cezalandıracak bir yasanın ya da ilahi varlığın olmadığını düşünmeye başladığında ne yapar? Artık onu ne durdurabilir?
– Vicdanı durdurabilir. Seni bir cinayet işlemekten alıkoyan şey cehennem korkusu olduktan sonra nasıl ispatlayabilirsin iyi niyetli olduğunu?
– Nedenmiş o?
– Çünkü kötülük yapmana engel olan şey vicdan azabı değil, cehennem korkusu olacak o zaman.
– Yani diyorsun ki insan her şeyden önce güçlü bir vicdanla donatmalıdır kendini.
– Hepsi bundan ibaret değil. İnsanlık adına yapılabilecek en büyük vahşet bir cana kıymaktır. “Allah’ın yarattığı canı yalnız Allah alabilir.” diye öğretiliyor değil mi? Peki, Allah adına cana kıymak da ne oluyor?
– Din öyle emrediyor.
– Öyle mi dersin? Ama bir taraftan da: ”Bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmektir.” diyor. Bunun dinle alakası yok. Bunun dini kullananlarla alakası var. İnançsız insan ikiye ayrılır genç adam. Vicdanlı inançsızlarla vicdansız inançsızlar. İnsanların neye inandıklarını söylediklerine bakma sen. Ne yaptıklarına bak.
Tüm bu sohbet esnasında orta yaşlarda bir çöpçünün ilgisini çekmişti bu konuşmalar. Bir süredir hem yerleri süpürüyor hem de konuşmaları dinliyordu.
– Haklı olabilirsin. Evet, haklısın da. Ama yine de bana öyle geliyor ki inanç da yavaş yavaş yok oluyor.
– Allahtan korkuyor musun?
– Hayır, neden korkayım ki?
– Madem inanç yok oluyor, öyleyse neden hala itaat ediyorsun? Neden itaat etmeye devam ediyor insanlar?
– Sence Allaha inanmak için Ondan korkmak mı gerekir?
Daha fazla dayanamayan çöpçü öfkeyle bağırmaya başlar:
– Allah’tan korkmayan kâfirdir! Korkmadığını söylüyorsun ya, yolunu şaşırmışsın sen. Allah-u Teâlâ buyuruyor ki: ”Allahtan korkun! Biliniz ki Allah’ın azabı çok çetindir!”
Bakışları dehşet saçıyordu.
– Deccal gibi konuşuyorsun! Kâfir!
Çöpçü etrafı temizleyerek yavaş yavaş uzaklaşırken, Erdal’da çöpçünün arkasından baka kaldı. Beklemediği bir tepki değildi bu. Biraz gergin ve ciddi bir tavırla ihtiyar adama çevirdi kafasını.
– İşte tüm mesele de tam olarak bu! Neden korkuyor ki? Deccal gelse de ölecek, gelmese de. Kimin için endişeleniyor? Kendisi için mi, yoksa insanlık için mi? Çöpçünün yüzüne bakınca korkuyu gördüm. Aynı korkuyu insanların gözlerinde de görüyorum. Ama inanç senin tek yaşam kaynağın ve sen o inançtan korkuyorsun! Bu korkuyu gördükten sonra nasıl korkmayayım inanmaktan söylesene!
– Sana korkuyu anlatayım genç adam. Şu ölümlü dünyada inancı ölüme karşı bir silah olarak kullanmayı öğrendi insanoğlu. Çünkü başka bir yol bulamamıştı. Bilgisizdi, açıklayamıyordu. Karşıdaki aslan heykeli var ya, bütün sorularının cevabı işte o heykelde saklı.
Böyle bir cevabı hiç mi hiç beklemiyordu Erdal. Şaşırmıştı. Sorgulayan bakışları konuşup da konuyu dağıtmaktan çekinir gibi iyice kısılmış, saygıyla devamını bekliyordu sözün.
Bu sırada aslan heykelinin tam önünde dört beş yaşlarında bir çocuk hem aslan heykeline bakıyor, hem de korku içinde ağlıyordu. Annesiyse sevecen bir gülümsemeyle çocuğuna sarılarak korkmamasını salık veriyordu.
– Heykelin önündeki şu ağlayan çocuğa bak! İşte inanç da böyle bir şey! Aslan heykelini inanç ya da din olarak düşün. Yetişkin bir insan aslana bakınca korkmaz. Sence çocuk aslanın taştan yapılığını bile bile neden korkuyor?
– Çünkü onu gerçek bir aslan zannediyor.
– Hayır, taştan yapıldığının farkında!
– Neden korkuyor öyleyse?
– Çocuk heykelden değil, heykelin taşıdığı anlamdan korkuyor. Yani yırtıcı bir aslandan! İşte inanç da tıpkı buna benzer. Bazı insanlar gerçekten iman sahibi oldukları ya da neden inandıklarını bildiklerinden değil, yaratıcının olası azabından korktukları için itaat ederler ona.
– Sırf cezalandırılmaktan mı korkuyoruz? Korkunun nedeni bu mu yani?
Yaşlı adam evet anlamında kafasını salladı. Gayet mantıklıydı bu düşünce. Tekrar heykele baktı Erdal. Sanki heykelden de ötelere bakıyordu. Peki, öyle bile olsa ne işe yarardı ki bu? Korkarak ibadet etmeleri karşılığında onları ödüllendirecek bir tanrı düşünülebilir miydi gerçekten? Erdal’a göre asıl mesele bu da değildi. Az önceki çöpçüyü hatırladığında, azabın görünmezden değil dünyadaki gönüllü halifelerden geldiğini çok iyi kavramıştı artık. Ama insanın olduğu yerde yine insana duyulan inanç nasıl ayakta kalacaktı, işte bunun bir yolu bulunmalıydı.
Günay Aktürk