Kırklar Cemi

Gece vakti köyde cem yapılan eski bir Osmanlı evi önünde semada cem tutan kırk siluet, yukarıdan haber getiren peyik figürü ve zincirlenmiş nefsi temsil eden insanın yer aldığı alegorik sahne

Kırklar Cemi – Günay Aktürk

Kırklar Cemi, insanın nefsle yüzleşmesini, sırra çağrılışını ve içsel arınmayı düş diliyle anlatan dörtlüklerden oluşur. Şiir, cem metaforu üzerinden çokluğu birliğe, kelimeyi sükûta dönüştüren bir yolculuğu işler. Burada yol, dışarıda değil insanın özündedir.

Gece vakti köyde cem yapılan eski bir Osmanlı evi önünde semada cem tutan kırk siluet, yukarıdan haber getiren peyik figürü ve zincirlenmiş nefsi temsil eden insanın yer aldığı alegorik sahne

Dün gece düşümde Peyik göründü
Kırkların cemine gel dedi bana
O an yüreğimden nefret arındı
Dara giden yolun sel dedi bana

Ak gönlünde karalara sur gördüm
Bir beden içinde berrak ser gördüm
Şu kırkların meclisinde sır gördüm
Kırkların kırkı da bir dedi bana

Hayalimle sınırımı zorladım
Çözmeye zihnimde yol bulamadım
Utanarak şu nefsimi horladım
Gayretin çözmeye az dedi bana

Günay’ım dinledim birçok kelime
Sözleriyle kilit vurdu kinime
Bıraktı nefsimle beni kendime
Özünde yolunu bul dedi bana

Günay Aktürk

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Asın Beni – Günay Aktürk

Asın Beni Şiiri

Asın Beni | Cellat, Zulüm ve Direniş

Asın Beni… Bu şiiri yazarken sakin olduğumu söyleyemem. Hatta başta ne yazdığımı da tam olarak bilmiyordum. “Asın beni” dedim, evet, dedim ama bu bir çağrı mıydı yoksa öfkenin ağzımdan kaçan bir parçası mıydı hâlâ emin değilim.

Cellat diyorum ama kimi kastettiğimi ben bile netleştiremiyorum. Bir insan mı bir düzen mi yoksa yıllardır içimize yerleşmiş o korkak itaat mi? Hepsi olabilir. Bazen cümleler fazla sert geliyor kulağıma, sonra tekrar okuyorum ve yetmediğini düşünüyorum. “Asın beni” derken aslında kendimi ortaya atıyorum. Başkalarını işaret etmek kolaysa da insanın kendini hedefe koyması zor. Bu bir kahramanlık değil. Aksine, bir acziyet hâli. Gücüm yetmediği için bağırıyorum ya zaten. Bunu da saklamıyorum.

Cellat diyorum ama kimi kastettiğimi ben bile netleştiremiyorum. Bir insan mı bir düzen mi yoksa yıllardır içimize yerleşmiş o korkak itaat mi? Hepsi olabilir. Bazen cümleler fazla sert geliyor kulağıma, sonra tekrar okuyorum ve yetmediğini düşünüyorum.

Öfkeyi törpülemek istedim, izin çıkmadı içimden. Belki de bu şiir, bitmiş bir metin değil; benim içimde hâlâ süren bir hesaplaşmanın tutanağı. Eğer bu metin rahatsız ediyorsa, bundan memnun değilim ama şaşırmıyorum. Çünkü ben de yazarken rahat değildim. Belki de tek dürüst tarafı bu.

Asın Beni Şiiri

Asın Beni

Asın beni meydanlık bir yerde.
Çarşı ortasında mesela.
İbreti alem için olsun, din adına,
insanlık namına!
Din adına vaazlar verilsin,
birbiri ardına gelsin fetvalar.

Keskin bir satır getirsin cellat,
birde Kur-an.
El bassın kitaba.
Döksün orta yere kanını bir kafirin
ve satsın kararmış benliğini,
yedi hurili bir cennet uğruna.

Tanrılardan ateşi çalan bir yobaz olmalı.
Tutuşturup attığı için cehalet meşalesini
aydınlığın üzerine,
yanar durur karanlık alevlerde
ateşe semah dönen canlar…

Yandık!
Asıldık!
Basıldık mabetlerimizde.
Ne bahar ne mevsim dinledi cellat.
Kastedilen bilgelik bu değildi oysa,
Biz, yaradanı sevmiş olamayız yobazdan ötürü!
Biz, yaradanı da eli kanlı bilmezdik
Yaradanı da menfaatiyle gizlemediyse yaradılan!

Asın beni biraz da bu yüzden.
Kurşuna dizeceğim yoksa cehaleti.
Hak için halkı yakanları,
mürekkebinde boğacağım kalemimin.
Asın beni biran önce!
Asın!
Asın yoksa kararacak
ak nasırı ellerimin!

Günay Aktürk

Read more