Eyüp Aktürk Kimdir?

Eyüp Aktürk kimdir? Bahadın Kasabası doğumlu Alevi düşünür ve şair

Eyüp Aktürk Kimdir

Eyüp Aktürk, Alevi düşüncesi, anarşist felsefe ve şiiri hayatının merkezine koymuş; Bahadın Kasabası‘ndan Berlin’e uzanan yolculuğunda eylemle düşünceyi birleştirmiş aykırı bir derviştir. Bu yazı, onun kısa ama yoğun yaşamına tanıklık eden bir belgedir.

Hayatı ve İlk Yılları

Eyüp Aktürk kimdir? Bahadın Kasabası doğumlu Alevi düşünür ve şair

Eyüp Aktürk, 17 Şubat 1970 tarihinde Yozgat/Sorgun Bahadın Kasabasında dünyaya geldi. Kasabada Göğaligil diye anılan sülaleden Ali ve Meymune Aktürk’ün ikinci çocuğudur. Üç kardeştirler. İlkokula Bahadın’da başlayıp 1980 yılında Berlin’e göç ederek eğitimine devam etmiş, ilköğretim ve liseyi tamamladıktan sonra, makine üzerine mesleki eğitim yapmıştır. Tu Berlin Üniversitesi Yüksek İnşaat Mühendisliği bölümünü tamamladı. İki yıl Mercedes firmasında çalıştıktan sonra işsizlik dünyasına kesin dönüş yaptı.

Siyasal Yaşama Girişi

Eyüp can, siyasal yaşamına küçük yaşlarda başlamış, ortaokulla birlikte kitaplarla kardeş olmuş, onlarla beraber büyümüş, gelişmiştir. Seksen dörtlü yıllarda henüz on dört yaşlardayken Yurt Severler Birliğiyle samimiyet geliştirmiş, aynı dönemde Tkp ile flört etmiştir. Seksen yedilere gelindiğinde TKPB (Türkiye Komünist Partisi Birlik) in Gençlik Örgütü Başkanlığı’nı yürütmüştür. Gelişen ırkçı ve faşist saldırılara karşı 89’larda Anti Faşist Gençlik Mücadelesi’nin örgütlenmesinde birebir rol oynayarak Anti Faşist Gençlik Wedding (Amsterdamm Str.) başkanlığını yürütmüştür.

Felsefe, Anarşizm ve ÜTOPYA Dergisi

Doksanlı yıllarda fikir dünyasına akın eden Dostoyevski, Tolstoy, Nietzsche, Bakunin gibi eylemciler ona daha radikal bir dünyanın kapılarını açar. Onun için artık eylem zamanıdır. Özgürlüğün anlamı eylemde biçimlenir. Berlin’de Türkiyeli Anarşistlerle tanışma ve ardından dünya özgürlüğünü kucaklamak için beynelmilel eylemlerin gerçekleşmesinde öncülük zamanları başlamıştır. 1992 yılında Anarşist fikirlerle perçinlenen ÜTOPYA adlı dergiyi dostlarıyla birlikte çıkartır. Bu zaman içinde Edebiyat ve Felsefe söyleşilerine katılır, düşün dünyasını geliştirmeye devam eder. Musikiyi göz ardı etmemiş, Ney muhabbetlerine katılarak Türkiyeli Budist ve Anarşistlerle birlikte ruhunu mest eylemiştir.

Alevilik ve Örgütlü Mücadele

93’lü yılların başlarında Berlin Bağımsız Alevi Gençliği’nin kuruluşunda yer alır. Burada Felsefe üzerine söyleşiler düzenler. Alevi örgütlerinde konuşmacı olarak panellere katılır. Bu dönemde oğlunun annesi Fatma ile tanışır ve uzun süre bu birlikteliği devam ettirir. 94 yılında Berlin Alevi cemiyeti’nin kuruluşunda yer alır. 2000’li yıllarda Gah (Genç Aleviler Harekatı) nın kuruluşunda yer alır. Bu harekât içinde hayatının sonuna kadar bilfiil çalışmıştır.

Oğul, Aile ve Musahiplik Anlayışı

97 yılında arkadaşı Fatma’dan İsa Dara adında oğlu dünyaya gelir. Eşiyle birlikte resmi evlilikten uzak durmayı seçer. Çocuklarını beraber büyütürler. O dönemde Eyüp’e sorulan musahiplikle ilgili bir soruya şöyle cevap vermiştir: “Benim musahibim oğlum İsa Dara’dır.” Bu durum birçoklarına her ne kadar yanlış gelse de, anlıyoruz ki Eyüp can yine aykırı bir tavırla kâmilliğini ve de dervişliğini göstermiştir.

Alevi derviş Eyüp Aktürk’ün dervişane yaşamından bir kesit

Dervişane Bir Hayat

Eyüp can 13.01.2006 yılında hayatını kaybedinceye kadar felsefe, şiir, edebiyatla uğraşmaya devam etmiştir. Dervişane bir hayatı benimseyerek evine ne bir televizyon, eline ne bir telefon aldı. Uzamış sakalı, boynuna dökülen saçlarının perçemiyle hayatını kimseye itaat etmeden sürdürmüş, şiiri, düşünceyi, aklı kendine kılavuz edinmiş, para ve dünya nimetlerine asla meyletmemiştir.

Vasiyeti ve Ardında Bıraktıkları

Hayatını kaybetmeden önce, sanki ölümünü sezer gibi dost sohbetlerinde vasiyetlerden bulunmuştur. Bunlardan en önemlisi, kesinlikle dini bir törenle toprağa verilmeyi reddetmesi, tamamen Alevi ritüellerine göre duazı imamlarla saz eşliğinde defnedilmek istemesidir. Tanınmış sanatçılarımızdan Emre Saltuk, Erdal Kaya, Cano İsmail gibi sanatçılara hiçbir beklentisi olmadan şiirlerini vererek besteletmiş, söyletmiştir.

Son Sözler

Dervişin Direniş Cemi kitabı – Eyüp Aktürk

Hayatının son dönemlerinde üzerinde çalıştığı Alevilikle ilgili kitabını çıkaramadan hakk’a kavuşan Eyüp canımızın ardından, kalanları toplayıp bir kitap haline gelmesinde emeği geçen tüm dostlara teşekkür ederiz.

Hasan Hüseyin Eser Hüseyin Dirican

Eyüp Aktürk’ten Seçme Yazılar

Read more

Alevilikte kadın

Alevilikte kadın

Alevilikte kadın

Alevilikte kadın

“Arap Sünniliğiyle yoğrulmuş bir inanç doğrultusunda yasak elmayı yiyerek Adem’i yoldan çıkartan günahkar Havva inancı, günümüz kadınına hangi pencereden bakıldığını da apaçık ortaya koyuyor. Kadını, dokuz nefisli cinsel bir obje olarak gören anlayış, onu tepeden tırnağa kapatan, eğitimden ve iş hayatından soyutlayan, erkekten aşağı bir statüye koyarak toplumdan tecrit eden bir girişime dönüşüyor. Kadına güvensizliğin başlıca nedeni de budur. Bu durum her ne kadar dinin yarattığı bir dışavurum olarak görünse de, kapitalist sistemin yarattığı bir kadın modelidir.

Marx; “Her topluma egemen kültür, egemen sınıfın kültürüdür.” diyor. Egemen sınıfların yarattığı kültür, bir toplumu yönetme amacı taşıdığı için adalet gözetmemiştir. Erkek gücü üzerine kurulu sınıflı toplumlarda yapılan şey, en basit örneğiyle, kadının erkeğin kölesi haline getirilmesidir. Günümüz dünyasının üçüncü sınıf ülkelerindeki durum maalesef böyledir.

Alevi – Bektaşi kültüründe ise kadının özel bir yeri vardır. Hatta bu özelliğinden dolayı farklı mezheplerdeki kadınlardan daha özgür olduğunu söyleyebiliriz. “Bizim erkeğimiz kadın, kadınımız erkektir,” felsefesi, Aleviliğin en temel özelliklerinden bir tanesidir. Erkekle kadının eşit olduğu; “Aslanın erkeği de aslandır, dişisi de aslandır” ifadesi ile açıklanır. Din, dil ve ırk ayrımı gözetmeyen alevi felsefesi için insan değerli bir varlıktır. Bu felsefenin içinde insanlar “can” kavramıyla tanımlanırlar. Bu tanımın içinde kadın ya da erkek ifadesi yoktur.
Cem’de, cenazede ve düğünlerde kadın ile erkek yan yanadır. Hiçbir erkeğin hiçbir kadından üstünlüğü yoktur. Kimi insanların savunduğu, fiziksel yapılarından dolayı erkeğin kadından üstün olduğu fikrini şiddetle reddeder. Bu farklılığın, erkeğin evrimsel süreç içinde, iş bölümündeki tarihsel rolünden (avlanma gibi) kaynaklandığını savunur. Bu ise erkeğe kadın karşısında bir üstünlük sağlamaz.

Alevilikte Evlilik

Alevi inancına göre birden fazla evlilik yapmak yasaktır. Dahası, düşkünlük nedenidir. Kadını dövmek ve aldatmak da birer düşkünlük nedenidir ki Alevilikten dışlanmayı gerektirir. Birer İslami yaptırım olan hülle ve imam nikâhı gibi uygulamalar da uygulanmaz. Bazı dedelere göre düşkünlük nedeni sayılır. Karı kocalardan haksızlığa uğrayan kişi ister kadın olsun ister erkek, görgü Cem’inde hakkını arar. Buna “Mansur darına durmak” denir.

Suçlu taraf düşkün ilan edilir, aksi halde boşanmak yasaktır. Görgü Cem’i, asırlardır nesilden nesile günümüze kadar süregelmiş bir halk mahkemesidir. Bu anlamda evlilik kurumu için Alevilik, bundan asırlar önce iki tarafın da hakkını gözeterek, deyim yerindeyse, çağdaş hukuk sistemini yakalayabilmiştir.

Yeri gelmişken halk mahkemelerini birazcık açalım. Haksızlığa uğrayan ya da buna şahit olan kimse durumu dedeye iletir. Dedeyi olaydan haberdar etme cem esnasında olduğu kadar cem dışında farklı bir ortamda da olabilir. Konu, cem sırasında gündeme getirilir ve yargılama başlar. Halk mahkemelerindeki genel kural, çözümün cem sırasında çözülmesidir. Tabi istisnai olarak tarafların karşılıklı rızalarıyla da çözülebilir.

Dede tarafları dinler, cemdeki canların da görüşünü alarak kararını açıklar. Dedenin düşkün olarak itham edildiği durumlarda ise, bu dedenin bağlı olduğu piri veya pirinin de bulunduğu dedeler tarafından yargılanır. Dedenin vereceği karar kesindir. Halk mahkemesini en kısa yoldan bu şekilde açıklayabiliriz.

Bir Alevi erkeği için karısı dışındaki tüm kadınlar birer bacı ve kardeştir. Buna en güzel örneği yine Cem’den verebiliriz. Bilindiği gibi Cem’lerde tüm canlar birbirlerine bacı ve kardeştirler. Burada Hacı Bektaşi Veli’den güzel bir örnek verebiliriz;

Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,
Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde!
Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok,
Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde

Alevilikte Başörtüsü

Alman araştırmacı A. J. Dierl şöyle diyor;

“Alevî kadınlar dini törenlerde başörtüsü kullanmadıkları gibi yaşmak, çarşaf, peçe ya da yüz örtüsü (ummanda olduğu gibi) takmazlar. Kadın tecrit (soyutlama) edilmemiştir, erkeklerin toplantılarına serbestçe katılabilir, onlarla yemek yiyebilir, dinsel-kültürel toplantılarda konuşma yapabilir. Çiftlerin, yani kadın ile erkeğin birlikte yaptığı dansların yanı sıra, Alevî yaşamında modern ya da eski Türk müziği tarzında müziklere de yer vardır, içki yasak değildir. Bir konferans ya da konuşmada inşallah gibi tumturaklı dinsel sözler nadiren kullanılır. Ali ile ilgili vecizelerde fazla kullanılmaz.”

Buradan da anlaşıldığı üzere, başörtüsü, çarşaf gibi Aleviliğe temelden yabancı olan yaptırımlar yoktur. Bu daha çok İslam kültüründen doğan bir anlayıştır ki erkeği tahrik etmemesi için uygulanır. Bu noktada kişisel bir yorum yapacak olursak, erkeğin tahrik olması pamuk ipliğine bağlanmış gibi görünüyor. Oysa insan özgürlüğünün kutsallığı, görmezden gelinecek bir mesele değildir. Kaldı ki elimizden gelse edep yerlerini bile yedi kapılı zindanlara kapatacağız. Oysa insanoğlunun edep yerleri düşünceleridir. Bir kadının edep yerleri açık olduğu halde düşünceleri temiz ise o kadın giyiniktir! Oysa kirli düşüncelere sahip bir bedene on kat çul da giydirsen ne fayda…

Son olarak Hacı Bektaşi Veli’nin; “Kadınlarınızı okutunuz” sözüyle, Aleviliğin kadına vermiş olduğu önemi bir kez daha görüyoruz. Üçüncü dünya ülkelerinde kız çocuklarının okutulmadığı, hatta bunun sistematik bir plan dâhilinde yapıldığını düşünürsek, Aleviliğin, egemen sınıfın yozlaşmış egemen kültürü karşısındaki dirayetini de görmezden gelemeyiz. Asırlardır katliamlara, sindirmelere ve asimilasyona maruz kalan Alevilik, aynı zamanda zulme direnişin de sembolü olmuştur. Ceminiz kırklar cemi, sevgi inancınız, barış yolunuz olsun. Gerçek hizmet erenlerinin demine devranına hü.

Günay Aktürk

Read more