Adalet Mülkün Temelidir Ama…

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Kim Olacak Adaletin Aşçısı?

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Ülkede ahlak yetmezliği var demiştik. Kadını kendi ininde zincirleyen, yolsuzluğu ve düşmanca vaazları alkışlayan, kendinden olmayana ölüm fetvaları veren bir düzenin ahlaksızlığı. Üstelik bu ahlaksızlık tabana kadar yayılmış durumda. Peki, bu vahşi sürüye hangi onursuz “alık” çobanlık edecek? Bunu mu soruyoruz? Soruda hata var.

Filozof Kral Safsatası

Diyelim ki bir filozof bulduk ve zorla oturttuk başkan koltuğuna! Zorla diyorum çünkü bu böyle olmalı. Lider, liderlik makamına zorla oturtulmalı. Bunun için can atan insandaki liderlik vasıflarına pek güvenmiyorum. Bu sözü Platon’dan ödünç aldım. Ne diyordu? “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof.”

İnsanlık abidesi gibi görünen bu filozofumuzun bir parça diktatör olması kaçınılmaz. Halk adına, halka yapılan bir diktatörlük! Adı tarihe geçmiş pek çok devlet adamına şiddetli eleştiriler yapılması tesadüf değil. Bu vahşi sürüye kim çobanlık edecek, dedikten sonra “nasıl” sorusunu ekleyebiliriz.

Erdemi vahşilere zorbalıkla öğretirsin. Öğretmek değil aslında, sindirmek. Ah hayır! Ahlak suçlarının arşa ulaştığı bir ülkede onları Shakespeare’den alıntılar yaparak yumuşatacağımıza inanmıyorsunuz herhalde. Geçmişin kemirgenlerini sindirdikten sonra, ancak ondan sonra çocuklara -ki bu yeni bir dünya demek- sevgiden bahsedebilirsin.

Filozoflar da Pek Masum Değiller Hani!

Filozoflar kral olmalı demiştim ya hani, artık ondan da emin değilim. Bertrand Russell‘ın “Batı Felsefesi Tarihi“ni okudum geçenlerde. Bu sayede Sokrates‘in de Platon‘un da ne mal olduklarını gördüm. Sokrates’in, düşünceleri uğruna ölümü göze aldığı masalıyla büyüdük. İsterse kaçabilirdi. Onu ülkeden çıkarabilecek çok güçlü dostları vardı, bunu teklif bile ettiler. Ama o ne yaptı? “Ayrılık vakti geldi ve herkes yoluna.” dedi. “Ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu Tanrı bilir.” Evet Tanrı! Giz de burada zaten. Sokrates dindar bir adamdı ve cennete sadece filozofların gideceğine inanıyordu. Oraya gidebilmesinin tek yolu, o baldıran otunu içmekten geçiyordu! İyi ki onu adaletin aşçısı yapmadık!

Hele Platon daha fena! Onun hayalindeki devlette yaşayan bir şair olsaydım, önce yazdığım şiirler için teşekkür edecek, sonra da kovacaktı ülkeden! En eski sanat teorisi ona ait. Ona göre sanat, bir yansıtma aracı. Nasıl desem, diyelim ki siz bir ressamsınız ve armut resmi çizdiniz. Armudu yaratan Tanrıdır. Siz sadece yaratıcının yarattığı şeyi yansıtıyorsunuz. Bu yüzden yaratıcı özelliklerden yoksunsunuz. Diyelim ki yazarsınız. O zaman da sadece insana iyi gelen, güldüren, keyiflendiren şeyler yazabilirsiniz. İnsanı üzmek, kötüyü resmetmek yasak. Yasak kardeşim, yasak. Israr ederseniz, dediğim gibi sürülürsünüz. Ve bu filozof diyor ki: “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof!” Ondan adalet aşçısı olur muydu? Ben olsam şehrin anahtarını ona teslim etmezdim.

Sokrates’in baldıran içtiği, Platon’un zincirlenmiş bir sanatçıyı yönlendirdiği Bosch tarzı alegorik sahne

Kitabın bir yerinde Russell şöyle bir tanım yapıyor: “19. yüzyılda yapılan her bilimsel keşfe karşılık, Platon’un bir teorisine savaş açmak zorunda kaldık!” Metafizik üzerine kurulmuş bir felsefe, gayet doğal. Doğal olmayan şey, adının bunca parlatılması. O fikirlerle bu çağda yaşamış olsaydı, muhtemelen bilim düşmanı bir yobaz olarak damgalanacaktı. 

Hâlâ Yok Adaletin Aşçısı...

Tarihten anladığım kadarıyla, insanlık adaletin aşçısı konusunda hep tökezleyecek. Onu bulmak kolay da mutfakta sıkıntı var. “Adalet Mülkün Temelidir” esaslı bir aforizmadır. Ya da İnsan Hakları Beyannamesi. İkisi de hakikate hizmet ediyor. Sulu meyveler de ağaçta güzeller. Asıl olan, haramiyi bahçeden uzak tutabilmekte! “Mutlak güç mutlak zehirler!” diye boşuna dememiş adam. Bence insanlık, güçlü adamların yasaların üzerine çıkabilme yeteneğini engelleyebildiği gün, mutfağa dadanan karafatma sürüsünden de kurtulacaktır!

Peki, onca laftan sonra bugün kim sağlayacak o adaleti? Kutup ayıları mı yoksa boz ayılar mı? Hepsi de aynı dikenli ormanın ayıları! Bence bu çuvaldızın ucu herkese girmeli!

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Adalet Mülkün Temeli Midir

Adalet Mülkün Temelidir

Adalet Ve Yargılama Çıkmazı

Adalet Mülkün Temelidir

Bir zamanlar adına kanun dedikleri, epeyce de iş gören bir şey vardı. Gelin görün ki onun ne kadar esneyebileceğini deneyimlemek ayrı bir tecrübeydi, yasal kanunsuzluğun inceliklerine şahit olmak ise ayrı bir tecrübe. Ayrıca kanun da insan mayasının elastik özelliği sayesinde bir oyun hamuru gibi istenilen şekle sokulabiliyordu. İnsan ürünü olan ne var ki yine insan tarafından eğilip bükülmesin? Yönetim kadrosunda isen sorun yoktu. Asıl sorun alt tabakalarda olduğunda ortaya çıkıyordu. Ama her zaman böyle olduğuna inanmıyorum.

Halkın “servet istiflemeyi”, barbarlığı” ve de “diktatörlüğü” tasvip etmediği dönemlere şahit oldu dünyamız. Ama ne zaman ki halkın gözleri kör edildi, işte o zaman baştakiler için makam, çekici bir gözlükçü dükkânı gibi görünmeye başladı. Kanun, arkası olmayanlar için bir zulüm makinesi. Ama arkan varsa o kanunla inanılmaz şeyler yapabilirsin. Hatta yaptığın şeylere sen bile şaşıp kalırsın. Adalet mi kutsal sayılmalı yoksa makam mı? Kanun yapıcılara bu kadar saygı gösterilmeye devam edildiği sürece, makam ve koltuğun adaletin üzerinde durduğuna şaşmamalı.

Cinayetler işleniyor dünyada. Ben bunları üçe ayırdım. Bireysel cinayetler, örgütsel cinayetler ve de profesyonel cinayetler. Komşusu tarafından taciz edilen insanın işlediği cinayetin yargılaması mahkemelerde yapılıyor. Örgüt cinayetleri biraz puslu, eğer ucu herhangi bir makama dayanıyorsa her zaman istenilen sonuç alınamayabilir.

Ama profesyonel cinayetlerde suçlu hiçbir zaman linç edilen insan olmaz. Çünkü bu eylemi yapanları yargılayacak olan adalet bir kartal gibi yeryüzünü tarıyor. Kafasını kaldırıp daha yukarı bakacak kadar da esnek değildir boynu. İnsandaki adalet algısı, esas suçluların yargılanmadığını görmesiyle beraber zamanla esnemeye başlıyor.

Mahkemelerin tek kutsal mekanizma olduğu fikriyle büyüyen bir insanın günün birinde bu esnekliği fark ettiğini bir düşünün. Kanunun işlevsiz hale getirilmesi eninde sonunda anarşizmi doğuruyor. Ve o andan itibaren anarşizm, o kişinin tek yargı mekanizması haline geliyor. Fazla mı hayalperestlik oldu dersiniz? Yani adaletsizlik her insanda anarşizmi doğurur mu? Her insanda olmasa da, anarşizmin doğumu da bir nevi adalet yoksunluğu diyebiliriz!

Demokrasi, şeriat, diktatörlük ya da sosyal devlet… Bunların hepsi de alfabe yardımıyla yan yana gelmiş ve manasına uygun olmayan tuhaf davranışlar sergilemeye başlamışlar. İnsanoğlu toplumu adaletle idare edecek sistemin ne olduğunu düşünüp duruyor. Hâlbuki esaslı sorun “insan”ın bizzat kendisinde… Onun hangi sistemde olursa olsun günün birinde kibre kapılıp canavarlaşacağı gibi bir tehlikeyi nedense azımsıyorlar. Haklı olduğunu düşündüğü için zalimleşen bir algı kadar kötü şey var mı dünyada? Dünyanın en vahşi diktatörü kimdir? Zalimliğini, kendini haklı saydığı gerekçelerle doğuran algı değil midir? Bu algıya siz de sahip olabilirsiniz ve muhtemelen öyledir.

Che gibi bir lidere herkes oy verirdi. Kurmuş olduğu devlet çatısının altında bütün halklar kardeşçe yaşayabilirdi de. Ama asıl sorun devlet şeklinin nasıl olacağında ve başına kimlerin geçeceğinde değil. Asıl sorun, o liderden sonra başa geçecek olanların canavarlaşmayacağının garantisinin nasıl verileceğinde…

Mülk Çıkmazı

Adalet mülkün temeli midir? Mülk nedir? “Mülk” kelimesi Etimolojide incelenirse en eski kaynağın 1300 sene öncesinden olduğu anlaşılır. (Arapça mlk kökünden gelen milk veya mulk’ün iki manası var;

1- Sahip ve egemen olma, sahiplik, egemenlik, hükümdarlık, krallık.
2- Sahip olunan şey, egemenlik alanı.

Adalet devletin temelidir.” Yani devlet anlamına da gelir, taşınmaz mülk anlamına da. Sorun şu ki biz bunu hangi anlamda kullanacağız? “Adalet tapunun temelidir.” Ya da “Adalet saltanatın temelidir.” Sokrates’in “Devlet” kitabında bile bir devletin ayakta kalabilmesi için ilkin adaletin gerekliliği vurgulanıyor.

Şöyle demiştim bir zamanlar: “Eğer bu devlet bizim devletimizse öyleyse neden açlık sınırının altında yaşıyoruz?” Tabii ki de adalet olmadığı için. Temel çürük ama bir yolla hâlâ hayattayız. Yani bir anlamda mülksüz sayılırız.

İşte o yüzden mülksüzler için bir adalet yok diyorum. Devlet sermayeye dayanıyor. Bütün kanunlar ve hatta dünya tarihinde yapılmış olan bütün savaşlar da bu sermayenin korunması için yapılmış. Adalet denilen şey de geçmişin ve bugünün dünyasında devletin bekası ve doğal olarak da zengin saltanatının bekası için var. Bu tıpkı kadercilik gibi. Bana göre kadercilik, yoksulların nasırlı ellerini zenginlerin yakalarından uzak tutmak için var. Eğer “mülk” kelimesini “devlet” olarak kullanırsak, devleti de sermaye ve zenginlik olarak, bu durumda adalet işlese işlese yoksulu zenginden uzak tutmak için işleyecektir.

Sosyalizm işte bu yüzden komünizme geçtiğinde devleti terk eder. Ben mülk kelimesini şahsi mülk anlamında kullanmak istiyorum. Adalet, sahip olduğum tek barınağımı koruyamayacaksa kimlerin barınağını koruyacak? Esasen taşınmaz mülkün sahiplenilmesine de karşıyım. Her şeyin alın terine dayanması gerektiği bir dünyada mülklü ya da mülksüz olarak doğmak, hangi yoksul ya da varlıklı rahim tarafından doğduğuna bakıyorsa, makale boyunca hangi adaletten söz ettik biz?

Günay Aktürk

Read more