şiiri

FAHRİYE ABLA – AHMET MUHİP DIRANAS

fahriye abla - ahmet muhip dıranas

FAHRİYE ABLA ŞİİRİ

Ahmet Muhip Dıranas ın 40 yıl evli kaldığı eşi Münire Dıranas , Fahriye Abla nın kimliğine ilişkin ilginç tespitler yapıyor:

– Halk bu şiire bayılıyor! Ben evlendiğimde Fahriye kim bilmiyordum. Bu ünlü şiiri öğrenince ‘Kim bu Fahriye?’ diye sordum. İlişkisi olan bir komşusuymuş. Yani olay şu: Muhip Bey’in babası askeri fabrikalarda çalışıyor. O sırada işçiler için Cebeci’de yaptırılan İşçi Evleri’nde kalıyorlar. Fahriye de Muhip Bey’in annesinin komşusu. Sürekli evlerine girip çıkarmış. Aslında Fahriye evli, çoluk çocuk sahibi bir kadın. Ama başkalarıyla da düşüp kalkan hafifmeşrep bir kadın. Zannediyorum Muhip Bey’i de tavlamış o dönem. Muhip Bey, o sıralarda bir sübyan. Yeni erkek olmuş yani. Sanıyorum 15-16 yaşlarında. Fahriye de galiba sübyancıymış!”

– Fahriye Abla herkesin kafasında farklı bir imge değil mi?

– Tahsilli, edebiyat bilenler bu işi o zamandan beri bilir. Fahriye Abla’yı çok yetenekli, çok güzel veya saygın biri gibi gösteriyorlar. Fahriye, sanki mahallede harika bir insanmış gibi herkes ona hayran! Halbuki öyle değil. Fahriye Hanım’ı kimse örnek almasın. Fahriye Hanım bir hafif meşrep. Ama şimdiki kadınlar pek mi hırlı! Hangisinin yeri Münire Dıranas gibi! (Gülüyor)

Read more

Neyzen Tevfik Anladın mı Şiiri | Sözleri ve Yorumu

Neyzen Tevfik ney çalarken

Neyzen Tevfik – Anladın mı Şiiri Hakkında

Neyzen Tevfik Anladın mı şiiri, şairin hiciv ve ironiyle örülü şiir dünyasını yansıtan güçlü metinlerden biridir. Bu yazıda şiirin sözleri ve edebi yorumu yer almaktadır.

Şiire Dair Birkaç Kelam

Yine bir pazar dinletisinden merhabalar. Bu defa büyük usta Neyzen Tevfik i ağırlıyoruz: Anladın mı adlı şiiri. Birkaç ay önce bir seslendirmesini daha yapmıştım, +18 Küfürlü Şiiri diye başlık atarak videoyu da 18 yaş üzeri olmak üzere kısıtlamıştım. Analizlere baktığımda ne göreyim! Yaptığım yüzün üzerindeki seslendirmelerden özellikle iki video atağa kalkmış. Biri o küfürlü şiir. Diğeri de Sümbülzade Vehbi Efendi‘nin padişaha yazdığı bir başka küfürlü şiiri. Yani ikisi el ele verip kanalı sırtlamış gidiyorlar!

Bizim halk sever sövgülü işleri. Hiç de ceza gelmez. Hiç kimse kızmaz. Ortada bir ayıp varsa yazanın ayıbıdır. Öyle midir gerçekten. Demek ki sen de istiyorsun ki onu arattırıyorsun.

Aklı ilgilendiren konularda ise iş başka. Hakaret vardır. Baskı ve tehdit. Yazanın suçudur demezler. Savunduğun için “ha o ha sen” derler. İlkinde cehennemi kendine yaklaştıramayan, ikincisine yetecek bilgeliği olmadığından, “Kafirler için yaşasın cehennem” der.

Edebi anlamda da revaçta değildir hakiki sanat işleri. Takip edilen hep ucuz işçilik olmuştur. Aklı ve ruhu yormayan basit işler. Çünkü onu anlayacak, ondan zevk alacak bilgelikten de yoksundur. Ama kim suçlayabilir ki onu ve onları? Beşiklerini zehirli yılanlarla doldurdular en başından beri.

Biz devam edeceğiz bu işe, bu işte yanımızda olanlar ile. Aydınlık hep azınlıkta olmuştur zaten. Karanlığın bu kadar devasa olduğu bir yerkürede tersini düşünmek aptallık olurdu zaten. Aşk ile:)

 

Günay Aktürk

Neyzen Tevfik Anladın mı Şiiri Tamamı

Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun’dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla’sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikayet etme.

Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.

Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşurşan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.

İyi bak kabına, olmasın delik,
Boşuna taşırsın,gider gündelik.
Anında olmalı, ettiğin iyilik,
Alem duysun diye, inayet etme.

Kabe’den maksadın varmaktır yara,
Kör gibi tapınma, kara duvara,
Hızır’ı ararsan kendinde ara,
Bulamadım gibi rezalet etme.

Muhabbet herkesin aklını çelmez,
Gönül viranesi kolay düzelmez.
Alemden çekinme bir zarar gelmez,
Sen kendi kendine hıyanet etme.

Şen şatır gönlüne hicran dolmasın,
Gençliğin gülşeni gamla solmasın.
Neyzen gibi aklın yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme.

Neyzen Tevfik

Gitmeden Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

GALATA KULESİ – ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Galata Kulesi, Ümit Yaşar Oğuzcan

Oğluma Ağıt - Ü. Y. Oğuzcan

Galata Kulesi, Ümit Yaşar Oğuzcan

Bu haftaki seslendirme Ümit Yaşar Oğuzcan ın oğluna yazdığı “Galata Kulesi” isimli şiiri . Eserin hikayesi, içinde fazlasıyla trajedi barındırıyor. Bence insan ruhsal sorunlarını aşmadan asla çocuk yapmamalı. Şair ne kadar büyük olursa olsun bunun olabileceğini düşünmeliydi.

Ayrıca şiirin içinde: “Galata kulesinden bir adam attı kendini; bu nankör insanlara bu kalleş dünyaya inat.” sözleri geçiyor. Nankör insanlara ve kalleş dünyaya inat yaptığını düşünmüyorum. Onu ölüme götüren sebebin, ruhsal yönden aciz görünen bir baba motifi olduğu inancındayım.

Baba evlat için, özellikle de erkek evlat için çok güçlü bir motiftir. O rotada yol süren baba kendini bir buz dağına sürüklemişse, çocuğun kendi duygusal ve zihinsel gemisini açık denizlere çevirmesi gerçekten de zor olmaz mı? Karar sizlerin.

Not: Girişteki açıklayıcı kısım Ekşi Sözlükten “Tek jetonla Oyun Bitiren Çocuk” kullanıcı adlı yazardan alınmıştır.

Galata Kulesi - Sözleri

GALATA KULESİ – SÖZLERİ

“6 Haziran 1973
Pırıl pırıl bir yaz günüydü.
Aydınlıktı, güzeldi dünya.
Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden.
Kendini bir anda bıraktı boşluğa;
ömrünün baharında, bütün umutlarıyla birlikte paramparça oldu.

Bir adam düştü galata kulesinden.
Bu adam benim oğlumdu, gencecikti vedat.
Işıl ışıldı gözleri, içi.
Bütün insanlar için sevgiyle doluydu.
Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa,
kendini bir anda bıraktı boşluğa.

Söndü güneş, karardı yeryüzü.
Bütün zaman durdu.
Bir adam düştü galata kulesinden.
Bu adam benim oğlumdu.
Açarken ufkunda güller alevden,
çıktı, her günkü gibi gülerek evden.
Kimseye belli etmedi içindeki yangını.
Yürüdü, kendinden emin sonsuzluğa doğru.
Galata kulesinde bekliyordu ecel.
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak,
ölüm yolcusunun son arzusuydu bu.

bir adam düştü galata kulesinden;
bu adam benim oğlumdu.
Küçücüktü bir zaman,
kucağıma alır ninniler söylerdim ona:
“Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni.”

Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat.
6 Haziran 1973
Galata kulesinden bir adam attı kendini;
bu nankör insanlara bu kalleş dünyaya inat.
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona:
“Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat.”

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Read more

Günaydın Eylül – Şiir Dinle

günaydın eylül, günay aktürk

Günaydın ve Eylül Şiiri

Günaydın Eylül, günay aktürk

“Günaydın sabah sevinci, uykulu gamze, kuyuların rüyası… Günaydın zamanın tanrısı, ağzımda harflenen sonsuzluk, yürüdüğümgökyüzü… Günaydın bulut türküsü, elçırpan ağaçlar…”

Şükrü Erbaş

Günaydın gün, günaydın eylül. Sıcak döşekler, sabahın ilk mırıltıları, doygun bedenler ve bir de tadımlık öpücük… Mutlu çiftler, sizlere de günaydın.

Günaydın altı çeyrek otobüsü; duraktaki komşu kızı, gündelikçi kadınlar, alın teri, bilek gücü ve diş gıcırtısı günaydın. Beleşçi patronlar, sizlere de günaydın.

Günaydın fısır fısır konuşan insan doğası. Muhatapsızlıktan bir türlü lanetlenemeyen fıtrat. Rutin bakışlar, ısısız yürekler, A ile B nokta arasındaki en uzak mesafe. Öğüdünü özünden almış kara çalı, sana da günaydın.

Ayağından yere çivilenmiş kanatsız güvercinler, günaydın. Betondan kentler, zehirli zihinler, satılık yandaşlar ve kiralık gazeteler… Canım, sevgilim, kanlı bir zorbanın mahzeninde tutsak olan barış, günaydın!

Günaydın kaderim, günaydın yazgım. Çalmayan alarm, gelmeyen vakit, durmayan yürek, günaydın…

Günay Aktürk

Read more

Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni – Özdemir Asaf

Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni – Alegorik Şiir Hikâyesi

Bir Şiirin Unutma ve Duygusal Yabancılaşma Hali

Özdemir Asaf’ın Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni adlı şiiri, özlemin yavaş yavaş silinişini ve duygusal yabancılaşmayı sade ama çarpıcı bir dille anlatır. Bu sayfada şiirin tam metnini ve sesli şiir yorumunu bulabilirsiniz.

Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni

Eskisi kadar özlemiyorum seni.
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.
Adının geçtiği cümlelerde gözlerim dolmuyor.
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.

Biraz yorgunum, biraz kırgın.
Biraz da kirletti sensizlik beni.
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim.
Ama “iyiyimler” yamaladım dilime.
Tedirginim aslında.
Seni unutuyor olmak,
hafızamı milyon kez zorlamama rağmen
yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.

“Gel” diye beklemiyorum artık.
Hatta istemiyorum gelmeni.
Nasıl olduğun konusunda
ufacık bir merak yok içimde.
Ara sıra geliyorsun aklıma
“bana ne” diyorum,
“benim derdim yeter bana, bana ne!”

Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni – Alegorik Şiir Hikâyesi

Alıştım mı yokluğuna?
Vaz mı geçiyorum varlığından?
Tedirginim aslında!
Ya başkasını seversem?
İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.

Özdemir Asaf

Bunlara da Bakabilirsiniz

Günay Aktürk Kitapları

Günay Aktürk - Sanrılar Romanı
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Günay Aktürk - insan insanın geleceğidir
Read more

UZAKTAN SEVİYORUM SENİ – CEMAL SÜREYA

cemal süreya, uzaktan seviyorum seni

Cemal Süreya - Sesli Şiirler

Uzaktan Seviyorum Seni

“Uzaktan seviyorum seni;
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan,
yüzüne dokunamadan,
sadece seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni.
Elini tutmadan,
yüreğine dokunmadan,
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden…
Şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum

Öyle uzaktan seviyorum seni.
Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden,
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan,
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan,
öyle uzaktan seviyorum seni.

Kırmadan,
dökmeden,
parçalamadan,
üzmeden,
ağlatmadan, uzaktan seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum.
Damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum.”

Not: Bu şiirin Cemal Süreya’ya ait olup olmadığı tartışma konusu olup, şiire şairin “Sevda sözleri, Günler, Güvercin curnatası, Onüç Günün Mektupları, Şapkam Dolu Çiçekle, 99 Yüz, Günübirlikler” kitaplarında rastlanmamıştır.

Read more

Tevfik Fikret Sis Şiiri

tevfik fikret sis

Tevfik Fikret Şiirleri

Tevfik Fikret Sis Şiiri hakkında

Türk şiirinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri olan Tevfik Fikret bir sabah penceresinden İstanbul’u seyreder. Sisten göz gözü görmüyordur. Herkes aşıktır İstanbul’a. Ama Fikret, o sabah bu tehlikeli Şehr-i İstanbul’u halka benzetir. Öfkelenir. “Ama sana layık bu derin, karanlık örtü. Layık bu örtü sana, ey zulümler sahnesi!” dizelerini yazmaya başlar.

Günümüz Türkçesi İle - Tevfik Fikret Sis Şiiri

Yine bir sis kaplamış ufuklarını
inatçı bir sis, gitgide büyüyen bir ak karanlık.
Ağırlığı altında ne varsa sanki yok olup gitmiş,
kalmış ortada kala kala bir tozlu yığın,
o tozlu korkunç yığına bakan göz
şaşırır titrer, ilerisine gidemez.

Ama sen hak ettin bu karanlık kalın örtüyü,
bu örtü tıpatıp sana uydu ey kanlı toprak.
Ey zulümler meydanı, ey yaldızlı ülke,
Döktüğü kanla, çektirdiği acıyla çalım satan!

Ey gösterişin, şatafatın beşiği ve mezarı,
oldum olası imrenilen kraliçesi Doğu’nun!
Ey kanlı sevgileri, kılı kıpırdamadan
zevk ve safaya susamış bağrında emziren!

Ey Marmara’nın mavi kucağında
ölüm uykusuna dalmış diri,
ey köhne Bizans, büyücü kocakarı,
ey bin kocadan artakalan el değmemiş dul,
Yine de güzel görür, taptaze görür seni,
gene de üstüne titrer sana bakan.
Ne kadar tatlı, cana yakınsın,
ne kadar, süzgün, mavi gözlerinle sen uzaktan!

Oysa ne farkın var kirli kadınlardan senin,
hiçbir şey umurunda değil, belli,
ne bunca acı türkü, ne bunca kan ağlayan!

Sen kurulurken katmış olmasın bir hain el
senin temeline zehirli suyunu kötülüğün.
İşte her yanda ikiyüzlülüğün kiri,
nereye baksan çekememezlik
nereye baksan çıkarcılık,
nereye baksan hergelelik, yalan dolan.

Demek yükselmek yalnız bunlarla oluyor.
Koynunda barınan nice yaratık arasında
kaç tanesinin alnı açık, yüzü ak?

Örtün, ey İstanbul
kanlı toprak örtün
kart orospu, örtün, hiç uyanma!

Ey gürültüler, patırtılar, cakalar, şanlar, alaylar,
katil kuleler, kapkaranlık, zindanlı saraylar.

Sağlam mezarı anıların, ulu tapınak,
onurlu taş direkler, bağlı devler gibi,
geçmiş günleri gelecek günlere anlatmakla görevli,
ey kale duvarları şehri dolanan çepeçevre,
dişleri düşmüş kafatasları gibi, sırıta sırıta.

Ey kubbeler, Tanrıya yakaran yapılar,
ey minareler, sözde kalmış doğrularsınız.
Ya siz, damları çökmüş medreseler, mahkemecikler!
Selvilerin kara gölgelerinde birer yer tutmuş,
geçmişlere rahmet dileyen mezar taşları,
ey sabırlı dilenciler sürüsü!

Türbeler, bizde ne gürültülü anılar uyandırırsınız,
ama yatarsınız bir şey demeden, ey atalar, sessiz sedasız!
Tozun toprağın, çamurun savaş alanı sokaklar!

Ey yangın yerleri
uğursuzların gecelediği bir olay sayıklarsınız her açılan yaradan.
Kara damlı, kendi halinde fukara evler,
ayağa kalkmış birer yas gibi durursunuz.

Ne kadar da dokunaklı somurtuşunuz var,
leyleklere, çaylaklara yuva olmuş tasalı ocaklar,
uzun yıllar, besbelli, tütmek nedir unutmuşsunuz!

Ey kuru ağızlar, açlıktan kazınınca mideler,
her alçak lokmayı yutmaya hazırsınız!
İşte toprağın bereketi, işte bütün yiyecek içecek.
İşte elini uzatsan her şey eline değecek,
böyleyken aç yaşa, işsiz güçsüz yaşa.
Boş yere gökten, Tanrıdan dilen dur
ekmeği, aşı, kurtuluşu, rahatı.

Bu ne biçim Tanrıya sığınma,
ikiyüzlü, alçakça sesler çıkarırsınız köpekler gibi,
oysa konuşan yaratıklarsınız, onurlu ve değerli,
sövülüyor bu nankörlüğe çığlıklarla!

Ağlarsınız boşuna, gülersiniz zehir gibi.
Küfreden gözler yoksulluğu söyler, açlığı, kederi.
Namus, masalların boşluğunda bir anı.
Adamı yukarılara çıkaran yol, el etek öpme yolu.
Yakınması senin yüzünden bütün
öksüzlerin, dulların, arkasızların,
senin yüzünden bütün, ey silahlı korku!
Nasıl dokunulmaz olacak,
özgür olacak şöyle bir soluk almayla kişi,

söyle, ey kanun denen efsane!
Ey tutulmayan sözler, sonsuz yalan!
Ey mahkemelerden her gün kovulan hak!
Ey kuşkunun pençesinde kıskıvrak, duygusuz,
ta yüreklere dek uzanan gizli kulak,
senin korkundan ağızlar sımsıkı kilitli.

Seni hor görüyorlar, halkım için dökülen alınteri!
Ey kalem ve kılıç, siyasî iki mahkûm,
ey doğruluk ve yiğitlik,
unutulmuş yüzlersiniz artık!

Ey kodamanlar ve kuyrukları onların,
pısırıklar, çekingenler, korkaklar sizi!
Nasıl da alışmışsınız iki büklüm yaşamaya,
adınızın sanınızın da maşallahı var hani!

Ey yere eğilmiş kafalar, ak pak, ama tiksindirici!
Ey genç kadın ve ardından koşan delikanlı!
Ey kahırlı ana, ey dargın karı koca!

Ya sizler be çocuklar,
anasız babasız, başı boş yavrucaklar, ya sizler…
Örtün, ey İstanbul, kanlı toprak,
örtün, kart orospu, örtün, hiç uyanma!

Tevfik Fikret

Read more

Dahav’ın Öbür Yüzü Filistin – Hasan Hüseyin Korkmazgil

Dahav'ın Öbür Yüzü Filistin

Hasan Hüseyin Korkmazgil - Dahav'ın Öbür Yüzü Filistin

Dahav'ın Öbür Yüzü Filistin - Sözleri

Ünlü dahav kampının yakınından geçtim
nazilerin/bir akşamüstü.
Bin dokuz yüz yetmiş dörttü.
Şubattı.
Dahav sis içindeydi.
Şubatta kar kalın olur bu karanlık kuzey ormanlarında.
Geyiklerin ardından kurtlar iner otobanlara.
Otobanlar son derece eğlencelidir.
Kumaş gibi dokurlar yerin yüzünü
Alman motor endüstrisinin telâşlı örümcekleri.

Kalın karın altındaki kara toprakta
sarı saçlı
mavi gözlü
bir güzel uyur.
Bu güzele bahar derler bizim bozkırda.
Buralarda belki de masallar tanrıçası
kim bilir
Dahav’ın öbür yüzü filistin.

Sülünleri tavşanları kurtları geyikleriyle
karanlık sıradağlar gibi ormanların ardında
Dahav, sis içindeydi.
Birdenbire bir koku!
fırınlanmış insan eti kokusu.
Birdenbire bir yanık,
çığlık yanığı.
Birdenbire seni andım Yahudi.
Soluyan bir kara dağdı dahav’la aramızda
Dahav’la aramızda/ yâni seninle,
senin etin,
senin acın,
ve senin çığlığınla
aramızda bu karanlık ormanlar.
Dahav’ın öbür yüzü filistin

Birdenbire seni andım Yahudi.
Kızarıp tutuşması çıplak derinin,
yağın cızırdaması,
cızırdayıp parlaması bir anda,
patlaması pıtır pıtır gözlerin.
Yâni senin gözlerinin Yahudi.
Ve kanın çıldırması
zincirini dişlemesi yüreğin
yâni senin yüreğinin Yahudi.
Deri kemik saç tırnak
sevgi nefret umut özlem düş gerçek.
Yâni nesi varsa insanoğlunun
çığlık çığlık yanması tutuşarak.
Yâni yanıp kül olması çığlığın

Birdenbire seni andım Yahudi.
Seni andım birdenbire
ve kanayan filistin’i
Dahav’ın öbür yüzü filistin.

Saçlarıma ak düştü.
Uygun bir ad bulamadım şu benim hallerime.
Ağlayınca çocuklaşan,
kızınca kaplanlaşanım.
Okşanınca kedileşen
vurulunca itleşenim.
Su görsem balık olur deryâlaşırım.
Yel estikçe domur domur domurur kanatlarım
turnalaşırım.
Altmış bin lik sözcüklerle düşünür
beş yüz binlik sözlüklerle renkli düşler kurarım.
Yıldızlar arasında
atlastan hamaklarda uyurum da geceleri.
Güneşli dağ göllerinden çıkar gibi açarım
gözlerimi ak sabahlara.

Oh şu benim hallerim!
Oh şu benim hallerim!
Kar yağdı da genç yaşımda başıma.
Uygun bir ad bulamadım şu benim hallerime.
Şu benim hallerime…
Geceler yarım olur
uyku tutmaz gözlerim.
Kar yağarsa güvendiğim dağlara
ben kime güvenirim?

Birdenbire seni andım Yahudi.
Karla kaplı o karanlık ormanların ardında
Dahav sis içindeydi.
Belki de hâlâ sıcak
belki de hâlâ tüten
fırınlar sis içinde
ürperdim bakamadım o kanlı kampa.
Çevirdim gözlerimi sıcak mavi sularına güneşli kıyıların
Dahav’ın öbür yüzü filistin

Sen bir nazi kurbanıydın Yahudi.
Fırınlanmış çığlıktın.
Sardı acın dünyamızı yıllarca.
Kara bir duman gibi
acı çektim seninle Yahudi.
Başkaldardım senin için Nazi kasaplarına.
Tükürdüm suratlarına Nazi kasaplarının.
Savundum seni
savundum insan yüzünün güzelliğini.
Savundum insan sesinin güzelliğini.
Savundum insan yüzlü dünyamızın güzelliğini.
İnsan sesli dünyamızın güzelliğini.
Savundum sende beni Yahudi
bende dünyamızın güzel geleceğini.

Şimdi artık hepsi boş.
Bir filistin cellâdısın şimdi sen Yahudi.
Bir azgın emperyalizmin kanlı elisin.
Savunamam seni artık Yahudi.
Sevemem seni artık
Çirkinsin sen
Kötüsün sen
Pissin sen.
Sırtlana dişlettiği etini
güvercinden kopartmak isteyensin.
Andıkça şimdi seni
öğüresim geliyor

Dahav’ın öbür yüzü filistin.

 

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Read more
Powered by Gelecek Internet