Adalet Mülkün Temelidir Ama…

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Kim Olacak Adaletin Aşçısı?

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Adalet mülkün temelidir anlayışını temsil eden, dikenli ormanda ayı figürü, adalet terazisi ve zincirlenmiş kadınla kurulan alegorik sahne

Adalet mülkün temelidir” sözü, ancak onu gerçekten gözeten insanlar varsa anlamlıdır; aksi hâlde güç, ahlakın yerine geçer. Çalı dikenleriyiyle dolu bir ormanda ayı inini kim zaptettiyse kuralları da o belirliyor. Adalet gözetmek onurlu insanların işidir. İyi yemek yapmak için iyi aşçı olmak gibi. Peki, kim olacak adaletin aşçısı?

Ülkede ahlak yetmezliği var demiştik. Kadını kendi ininde zincirleyen, yolsuzluğu ve düşmanca vaazları alkışlayan, kendinden olmayana ölüm fetvaları veren bir düzenin ahlaksızlığı. Üstelik bu ahlaksızlık tabana kadar yayılmış durumda. Peki, bu vahşi sürüye hangi onursuz “alık” çobanlık edecek? Bunu mu soruyoruz? Soruda hata var.

Filozof Kral Safsatası

Diyelim ki bir filozof bulduk ve zorla oturttuk başkan koltuğuna! Zorla diyorum çünkü bu böyle olmalı. Lider, liderlik makamına zorla oturtulmalı. Bunun için can atan insandaki liderlik vasıflarına pek güvenmiyorum. Bu sözü Platon’dan ödünç aldım. Ne diyordu? “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof.”

İnsanlık abidesi gibi görünen bu filozofumuzun bir parça diktatör olması kaçınılmaz. Halk adına, halka yapılan bir diktatörlük! Adı tarihe geçmiş pek çok devlet adamına şiddetli eleştiriler yapılması tesadüf değil. Bu vahşi sürüye kim çobanlık edecek, dedikten sonra “nasıl” sorusunu ekleyebiliriz.

Erdemi vahşilere zorbalıkla öğretirsin. Öğretmek değil aslında, sindirmek. Ah hayır! Ahlak suçlarının arşa ulaştığı bir ülkede onları Shakespeare’den alıntılar yaparak yumuşatacağımıza inanmıyorsunuz herhalde. Geçmişin kemirgenlerini sindirdikten sonra, ancak ondan sonra çocuklara -ki bu yeni bir dünya demek- sevgiden bahsedebilirsin.

Filozoflar da Pek Masum Değiller Hani!

Filozoflar kral olmalı demiştim ya hani, artık ondan da emin değilim. Bertrand Russell‘ın “Batı Felsefesi Tarihi“ni okudum geçenlerde. Bu sayede Sokrates‘in de Platon‘un da ne mal olduklarını gördüm. Sokrates’in, düşünceleri uğruna ölümü göze aldığı masalıyla büyüdük. İsterse kaçabilirdi. Onu ülkeden çıkarabilecek çok güçlü dostları vardı, bunu teklif bile ettiler. Ama o ne yaptı? “Ayrılık vakti geldi ve herkes yoluna.” dedi. “Ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu Tanrı bilir.” Evet Tanrı! Giz de burada zaten. Sokrates dindar bir adamdı ve cennete sadece filozofların gideceğine inanıyordu. Oraya gidebilmesinin tek yolu, o baldıran otunu içmekten geçiyordu! İyi ki onu adaletin aşçısı yapmadık!

Hele Platon daha fena! Onun hayalindeki devlette yaşayan bir şair olsaydım, önce yazdığım şiirler için teşekkür edecek, sonra da kovacaktı ülkeden! En eski sanat teorisi ona ait. Ona göre sanat, bir yansıtma aracı. Nasıl desem, diyelim ki siz bir ressamsınız ve armut resmi çizdiniz. Armudu yaratan Tanrıdır. Siz sadece yaratıcının yarattığı şeyi yansıtıyorsunuz. Bu yüzden yaratıcı özelliklerden yoksunsunuz. Diyelim ki yazarsınız. O zaman da sadece insana iyi gelen, güldüren, keyiflendiren şeyler yazabilirsiniz. İnsanı üzmek, kötüyü resmetmek yasak. Yasak kardeşim, yasak. Israr ederseniz, dediğim gibi sürülürsünüz. Ve bu filozof diyor ki: “Ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof!” Ondan adalet aşçısı olur muydu? Ben olsam şehrin anahtarını ona teslim etmezdim.

Sokrates’in baldıran içtiği, Platon’un zincirlenmiş bir sanatçıyı yönlendirdiği Bosch tarzı alegorik sahne

Kitabın bir yerinde Russell şöyle bir tanım yapıyor: “19. yüzyılda yapılan her bilimsel keşfe karşılık, Platon’un bir teorisine savaş açmak zorunda kaldık!” Metafizik üzerine kurulmuş bir felsefe, gayet doğal. Doğal olmayan şey, adının bunca parlatılması. O fikirlerle bu çağda yaşamış olsaydı, muhtemelen bilim düşmanı bir yobaz olarak damgalanacaktı. 

Hâlâ Yok Adaletin Aşçısı...

Tarihten anladığım kadarıyla, insanlık adaletin aşçısı konusunda hep tökezleyecek. Onu bulmak kolay da mutfakta sıkıntı var. “Adalet Mülkün Temelidir” esaslı bir aforizmadır. Ya da İnsan Hakları Beyannamesi. İkisi de hakikate hizmet ediyor. Sulu meyveler de ağaçta güzeller. Asıl olan, haramiyi bahçeden uzak tutabilmekte! “Mutlak güç mutlak zehirler!” diye boşuna dememiş adam. Bence insanlık, güçlü adamların yasaların üzerine çıkabilme yeteneğini engelleyebildiği gün, mutfağa dadanan karafatma sürüsünden de kurtulacaktır!

Peki, onca laftan sonra bugün kim sağlayacak o adaleti? Kutup ayıları mı yoksa boz ayılar mı? Hepsi de aynı dikenli ormanın ayıları! Bence bu çuvaldızın ucu herkese girmeli!

Bunlara da Bakabilirsiniz

Read more

Güçlüysen Eğer – Tavsiye Kitap

güçlüysen eğer, tavsiye kitap

Tavsiye Kitap - İnsan İnsanın Geleceğidir

Güçlüysen eğer, durdur şu gökyüzündeki yıldırımları. Kasırganın yuttuğu şehirleri çekip al ölüm hortumunun ağzından. Zamanı geriye çevir güçlüysen. Eline paslı bir bıçak geçiren kolaylıkla alabilir bir canı ama ölüleri diriltsene madem! Bunca kudretliysen bu akşam da kuzeyden batsın güneş. Yarın kar yağsın Sahra Çölü’ne. Sibirya’da gölgelik yer arasın insanlar.

Provalı ölümlerin üstündeki “alın yazısı” örtüsünü kaldır at güçlüysen. Önce zulüm sofrasındaki ekmeği kan değirmenlerinde pişirmekten vazgeç. Kaostan doğan kargaşayı yaratan fıtrattan söz et biraz da: meydanlara kendi heykelini dik ki fıtratın ete kemiğe bürünmüş halini görsün insanlık!

Güçlüyüm diyorsan, sustursana şu kahkaha seslerini! Unuttur mizahı, kitapları hiç yazılmamış zannettirsene! Umut etmeyi yasakla demiyorum sana. Kimse hatırlamasın ya onun ne olduğunu! Ertele baharı, koyu karanlıklar çöksün gün ortasında. Hiçbirini yapamazsın bunların. Peki, ya bugün hiç kimsenin aç yatmamasını sağlayabilir misin? Kurtarabilir misin insanlığı yoksulluktan ve yoksunluktan? Öyleyse nedir seni güçlü yapan? Sadece emirler yağdırmak mı?

Read more

SURUÇ KATLİAMI VE ADALET YETMEZLİĞİ

suruç katliamı

Bir Yanda Suruç Bir Yanda Cehalet

suruç katliamı

Avukatlardan oluşan “Suruç İçin Adalet Platformu” raporu:

“Yardım malzemelerinin toplandığı Amara Kültür Merkezi bahçesinde, basın açıklaması yapıldığı sırada canlı bomba saldırısı gerçekleşmiş, 33 kişi yaşamını yitirmiş, saldırıda 150’nin üzerinde kişi de çeşitli biçimlerde yaralandı.

Saldırıdan önce kültür merkezi çevresinde hiçbir güvenlik önlemi alınmamışken, saldırının hemen ardından kültür merkezi önüne çevik kuvvet ekipleri gelmiş, caddeyi bütünüyle trafiğe kapatmış, ambulans geçişine ve yaralıların sevkine engel oldu. Yaralıları hastaneye taşımaya çalışan kitle üzerine biber gazı atıldığına dair görüntüler dün gibi aklımızda…”

“Katliamın bir numaralı faili olan IŞİD bağlantılı ve poliste arama kaydı olan Şeyh Abdurrahman Alagöz isimli terörist hiçbir güvenlik kontrolüne tabi tutulmaksızın Amara Kültür Merkezi’ne girmiş ve bu katliamı gerçekleştirdi.

Sonrasında dava dosyalarına gelen belgelerden, Şeyh Abdurrahman Alagöz ve Ankara katliamını gerçekleştirenlerden kardeşi Yunus Emre Alagöz hakkında “terör nitelikli aranan şahıs” kaydı olmasına ve bu bilginin bütün illere gönderilmesine rağmen, bu kişilerin yakalanmasına dönük herhangi bir girişimde bulunulmadığı ortaya çıktı.

Adaletin Sağlandığı Gün Güneşli Bir Gün Olacak

Ondan eli kanlı bir cellât da yapılabiliyor. Yeter ki önüne bir hedef koy. Sürüngen beynine dokun. Menfaatini besle. Sonra gidip onlarca insanı katletsin. Yaptığı şeyden pişmanlık duymaz çünkü pişmanlık duymayacağı şekilde yetiştirildi. Belki dünyayı kafirlerden temizlediği için tanrının hakikatli bir askeri olduğunu düşünmüş, bununla gurur bile duymuştur.

Kimse ona insan sevgisini aşılamadı. Ilahi aşka inanır görünse de aslında derinlerde alacağı ödülü düşündü durdu. İçi içine sığmadı.

Ama bu katliamın en büyük faili o mu gerçekten? Asıl sorumlular ona bu düzeni hazırlayanlar değil mi? Çocukluğundan beri bir köpeğin başını bile okşamaması gerektiğini, aksi taktirde abdestinin bozulacağını söyleyenler değil mi? Abdestini bozuyorsa mekruh bir şey olmalı!

Kişi dediğin bir parça “melami” olmalı. Kendi bulmalı aradığı şeyi. Kuşkulanmalı her şeyden. Yerinmekten de kınanmaktan da korkmamalı. Öyle olmazsa böyle olur. Öyle olmazsa, çocuklara oyuncak götürmek için yollara düşen gencecik, pırıl pırıl insanları katleder. Onlar ölürken deccal yaşamaya devam eder. Ama bir süreliğine. Tarih başkaları için yaşayan güzel insanları asla unutmaz!

 

Günay Aktürk

Read more

Adalet İçin İsyan Gereksinimleri

kitap önerileri listesi

Her Şey İnsanlaşabilmek İçin

adalet için isyan gereksinimleri

Adalet için isyan gereksinimleri nelerdir? Sonunda özgürlük var beybaba, öğrenmek gerek bunları. Öncelikle geniş bir hafızaya ihtiyacımız var. Çok fazla yükleme yapacağız çünkü ortaya saçılan iğrençlikler artık yerküremize bile sığmaz oldu. Ama insan belleği bu işin üstesinden gelir. Gelir gelmesine ya, önce bir bakalım çalışıyor mu. Özgürlüklerin kısıtlandığı bir ülkede ilkin hafızanın onarılması gerek. Yanılıyor olamayız.

Okumak Bir İhtiyaç Mıdır

Hem de en âlâsından beybaba. Düşmanı gözetlemek için bol bol kitap gerekecek bize. Okuyalım ki kitabın hangi satırını gizlemişler görelim. Bizleri din ile uyuşturuyorlarsa önce onu okuyalım. Sizden önce kısa bir araştırma yaptım. Bakın ne yazıyor kitapta:

Çalmayacaksın.
Öldürmeyeceksin.
Zina etmeyeceksin.

Çalmayacaksın

Hadisler var arkadaş. Dindarım demek kolay da, kılıfını sokacak deliği bulamamışlar henüz. Ortada alengirli bir havadis dolaşıyor. Neymiş efendim, din için yapıyorsan her şey mubahtır. Bak sen şu şeytanın talebesine! O halde şunu hatırlat ona. Hazreti Ömer’den rivayet edilen hadis aynen şöyledir:

Hayber savaşının vukû bulduğu gün Resulullah (asm)’in ashâbından birkaç kişi gelerek ‘Filân şehit, filân şehittir!’ dediler. Nihayet bir kişinin yanına vararak ‘Bu da şehittir!’ dediler.Bunun üzerine Resulullah (asm):“Hayır! Ben onu aşırdığı bir hırka yahut yağmurluktan dolayı cehennemde gördüm.” buyurdu. (Müslim, Îmân 182. Ayrıca bk. Dârimî, Siyer 48.)

Hüküm kesin. “Devlet malından bir hırka bile olsa aşıran, çalan, şehit olmaz!” Bu sebepten her kim olursa olsun sözlerine şüpheyle yaklaşmamız gerekecek. Bizler şeytanı alnındaki deccal damgasından tanıyacak değiliz ya, bizden biri gibi görünecek elbet. Selamı selamımıza, vakti beş vaktimize benzeyecek. Siz başka türlü olacak mı sanıyordunuz?

adalet ve isyan

Öldürmeyeceksin

Maide Suresi 32. Ayet:Kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” Dolaylı ya da dolaysız yoldan bir cana mı kıydı, uzaklaş ondan. Belki yine kılıf uydurabilir bu işe. Mesela “Din düşmanı” diyebilir. Ya da “Vatan haini” de diyebilir. Kanıtı nedir peki? Aslında kendisini eleştirmesidir en büyük gerekçesi. Peki, insanlık için ve bu ülke adına sen ne yaptın, diye sormazlar mı adama? Yani, tecavüzcüleri aklamak dışında demek istiyorum. O işin insanlık adına yapılmadığı aşikar. Güpegündüz sokak ortasında öldürülen çocukların katillerini temize çıkartmak da ne oluyor? Dinde yeri var mı bunun? Öldürüyor ve dahi kitleleri buna teşvik ediyorsan, iyi bir insan değilsin demektir bu.

Zina Etmeyeceksin

Bakın işte buna cafcaflı bir gerekçem var. Zinayı on adım geçtik artık. Tecavüzde bir nevi öncü sayılırız. Zinanın haram sayıldığı bir ülkede tecavüz vakalarının bu kadar yoğun yaşanması sizce de garip değil mi? Ne kadar haram saysak da ilgi alanlarımızın en başında yer alıyor.

Hadi tutun elimden de bir adım daha ileri gidelim. Evliliğin kutsallığından bahsediyoruz boyuna. Ama “Yasal tecavüz” diye bir olayın varlığını keşfettim yenice. Yenice değil ya, yenice yazıyorum diyelim. Sevgi ve saygının sona erdiği tonlarca evlilik var. Bu evliliklerde kadının rızasını bile almadan günde en az birkaç defa hadi bakalım, diyoruz, soyun ve uzan şu yatağa!

Yahu “Ters ilişki” kelimesinin Google’da aylık aranma sayısı on bin civarında. Bu insanlar zina deyince ne anlıyorlar acaba! Onları topyekun düşkün ilan ediyorum ben. Demek ki ilkin kadınların isyana yeltenmeleri gerekiyor. Gerçi kadınların isyan etmeleri için o kadar gerekçeleri var ki…

Gözümüzün açılması için ilkin bunların farkına varmalıyız beybaba. İsyan diyorsam, onuru kırılmış insanlığın kurtarıcısı olan isyandan bahsediyorum. Zulüm üstüne kurulmuş bir krallıkta kimse bol keseden adalet dağıtmaz. Çoğunluğun nefret kustuğu bir yerde uyanış da kolay olmayacak. Bu yüzden önce kendi bilincimizi kurtarmalıyız ki bir işe yarayabilelim. Bu işte kitaplar rehberimiz olacak. İlkin dünya edebiyatı. Sonra araştırma kitapları. Ardından felsefe yazıları. Felsefesiz olmaz. En iyi önerileri söylüyorum. Distopya kitaplar da iyi iş görür.

Kitap Önerileri

Son model bir zihin için sistem gereksinimlerinden sekiz on tanesini şöylece sıralayabiliriz.

kitap önerileri listesi

George Orwell – 1984
Ray Bradbury – Fahrenheit 451
İlya Ehrenburg – Paris Düşerken – Fırtına ve Dipten Gelen Dalga üçlemesi
John Steinbeck – Gazap Üzümleri
Khaled Hosseini – Bin Muhteşem Güneş
Gabriel Garcia Marquez – Yüz Yıllık Yalnızlık
Dostoyevski – Suç Ve Ceza
Eric Maria Remarque – Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
Georges Politzer – Felsefenin Temel İlkeleri
Yuval Noah Harari – Hayvanlardan Tanrılara Sapiens
Richard Dawkin – Tanrı Yanılgısı
Bobby Henderson – Uçan Spagetti Canavarının Kutsal Kitabı

İş kitaplar olunca listenin sonu asla gelmez ama bunlar gerçekten iyi kitaplardır. Yapılan hiçbir şeyi unutmamak gerekir. Bu yüzden sağlam bir hafızaya ihtiyacımız var diyorum.

Son olarak bugün Alıntı kitapta bir paylaşım yapmıştım. Aslında bu makale onun devamı olacaktı fakat bambaşka bir şey çıktı ortaya. Bernard Shaw’ın: “Adamı astık, şimdi sıra duruşmaya geldi.” sözünden yola çıkarak. Onu olduğu gibi son söz olarak buraya alabilirim artık.

“Alimallah güpegündüz mıhlarız adamı. Herkesin gözü önünde olur bu. Sonra yalancıktan bir mahkeme kurar ve: “Vay efendim şurada burada bilmem kimlerle görülmüş.‘ deriz. “Kanıt var elimizde beybaba! Protesto etmiş bizleri. Bizler eleştiriye gelemeyiz ki! Böyle demeyelim de ne diyelim? Tekerimize çomak soktu da o yüzden mi sildik diyelim yeryüzünden? Tehlike altında ülke. Parça parça bölüp ızgara yapacak haydutlar. Bir de kalkmışlar cebimize giren haramın hesabını soruyorlar. Haramın hesabı verilir mi hiç? Biz de doladık boynuna urganı, saldık boşluğa… Belki üç beş kırıntısı kalmıştır adaletten geriye diyerekten mahkeme istediler bizden.”

Yani bu şöyle bir söyleme benziyor: “Hey cellat! Adamı öldürdün bari kadıyı getir de gerekçe göstersin kitaptan.” Kara defter elimizde. O iş öyle olmuyor. Falanlar filanlar. Ölenlerin ozanlarından biri demiş ki vakti zamanında: “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!

 

Günay Aktürk

Read more

Adalet Mülkün Temeli Midir

Adalet Mülkün Temelidir

Adalet Ve Yargılama Çıkmazı

Adalet Mülkün Temelidir

Bir zamanlar adına kanun dedikleri, epeyce de iş gören bir şey vardı. Gelin görün ki onun ne kadar esneyebileceğini deneyimlemek ayrı bir tecrübeydi, yasal kanunsuzluğun inceliklerine şahit olmak ise ayrı bir tecrübe. Ayrıca kanun da insan mayasının elastik özelliği sayesinde bir oyun hamuru gibi istenilen şekle sokulabiliyordu. İnsan ürünü olan ne var ki yine insan tarafından eğilip bükülmesin? Yönetim kadrosunda isen sorun yoktu. Asıl sorun alt tabakalarda olduğunda ortaya çıkıyordu. Ama her zaman böyle olduğuna inanmıyorum.

Halkın “servet istiflemeyi”, barbarlığı” ve de “diktatörlüğü” tasvip etmediği dönemlere şahit oldu dünyamız. Ama ne zaman ki halkın gözleri kör edildi, işte o zaman baştakiler için makam, çekici bir gözlükçü dükkânı gibi görünmeye başladı. Kanun, arkası olmayanlar için bir zulüm makinesi. Ama arkan varsa o kanunla inanılmaz şeyler yapabilirsin. Hatta yaptığın şeylere sen bile şaşıp kalırsın. Adalet mi kutsal sayılmalı yoksa makam mı? Kanun yapıcılara bu kadar saygı gösterilmeye devam edildiği sürece, makam ve koltuğun adaletin üzerinde durduğuna şaşmamalı.

Cinayetler işleniyor dünyada. Ben bunları üçe ayırdım. Bireysel cinayetler, örgütsel cinayetler ve de profesyonel cinayetler. Komşusu tarafından taciz edilen insanın işlediği cinayetin yargılaması mahkemelerde yapılıyor. Örgüt cinayetleri biraz puslu, eğer ucu herhangi bir makama dayanıyorsa her zaman istenilen sonuç alınamayabilir.

Ama profesyonel cinayetlerde suçlu hiçbir zaman linç edilen insan olmaz. Çünkü bu eylemi yapanları yargılayacak olan adalet bir kartal gibi yeryüzünü tarıyor. Kafasını kaldırıp daha yukarı bakacak kadar da esnek değildir boynu. İnsandaki adalet algısı, esas suçluların yargılanmadığını görmesiyle beraber zamanla esnemeye başlıyor.

Mahkemelerin tek kutsal mekanizma olduğu fikriyle büyüyen bir insanın günün birinde bu esnekliği fark ettiğini bir düşünün. Kanunun işlevsiz hale getirilmesi eninde sonunda anarşizmi doğuruyor. Ve o andan itibaren anarşizm, o kişinin tek yargı mekanizması haline geliyor. Fazla mı hayalperestlik oldu dersiniz? Yani adaletsizlik her insanda anarşizmi doğurur mu? Her insanda olmasa da, anarşizmin doğumu da bir nevi adalet yoksunluğu diyebiliriz!

Demokrasi, şeriat, diktatörlük ya da sosyal devlet… Bunların hepsi de alfabe yardımıyla yan yana gelmiş ve manasına uygun olmayan tuhaf davranışlar sergilemeye başlamışlar. İnsanoğlu toplumu adaletle idare edecek sistemin ne olduğunu düşünüp duruyor. Hâlbuki esaslı sorun “insan”ın bizzat kendisinde… Onun hangi sistemde olursa olsun günün birinde kibre kapılıp canavarlaşacağı gibi bir tehlikeyi nedense azımsıyorlar. Haklı olduğunu düşündüğü için zalimleşen bir algı kadar kötü şey var mı dünyada? Dünyanın en vahşi diktatörü kimdir? Zalimliğini, kendini haklı saydığı gerekçelerle doğuran algı değil midir? Bu algıya siz de sahip olabilirsiniz ve muhtemelen öyledir.

Che gibi bir lidere herkes oy verirdi. Kurmuş olduğu devlet çatısının altında bütün halklar kardeşçe yaşayabilirdi de. Ama asıl sorun devlet şeklinin nasıl olacağında ve başına kimlerin geçeceğinde değil. Asıl sorun, o liderden sonra başa geçecek olanların canavarlaşmayacağının garantisinin nasıl verileceğinde…

Mülk Çıkmazı

Adalet mülkün temeli midir? Mülk nedir? “Mülk” kelimesi Etimolojide incelenirse en eski kaynağın 1300 sene öncesinden olduğu anlaşılır. (Arapça mlk kökünden gelen milk veya mulk’ün iki manası var;

1- Sahip ve egemen olma, sahiplik, egemenlik, hükümdarlık, krallık.
2- Sahip olunan şey, egemenlik alanı.

Adalet devletin temelidir.” Yani devlet anlamına da gelir, taşınmaz mülk anlamına da. Sorun şu ki biz bunu hangi anlamda kullanacağız? “Adalet tapunun temelidir.” Ya da “Adalet saltanatın temelidir.” Sokrates’in “Devlet” kitabında bile bir devletin ayakta kalabilmesi için ilkin adaletin gerekliliği vurgulanıyor.

Şöyle demiştim bir zamanlar: “Eğer bu devlet bizim devletimizse öyleyse neden açlık sınırının altında yaşıyoruz?” Tabii ki de adalet olmadığı için. Temel çürük ama bir yolla hâlâ hayattayız. Yani bir anlamda mülksüz sayılırız.

İşte o yüzden mülksüzler için bir adalet yok diyorum. Devlet sermayeye dayanıyor. Bütün kanunlar ve hatta dünya tarihinde yapılmış olan bütün savaşlar da bu sermayenin korunması için yapılmış. Adalet denilen şey de geçmişin ve bugünün dünyasında devletin bekası ve doğal olarak da zengin saltanatının bekası için var. Bu tıpkı kadercilik gibi. Bana göre kadercilik, yoksulların nasırlı ellerini zenginlerin yakalarından uzak tutmak için var. Eğer “mülk” kelimesini “devlet” olarak kullanırsak, devleti de sermaye ve zenginlik olarak, bu durumda adalet işlese işlese yoksulu zenginden uzak tutmak için işleyecektir.

Sosyalizm işte bu yüzden komünizme geçtiğinde devleti terk eder. Ben mülk kelimesini şahsi mülk anlamında kullanmak istiyorum. Adalet, sahip olduğum tek barınağımı koruyamayacaksa kimlerin barınağını koruyacak? Esasen taşınmaz mülkün sahiplenilmesine de karşıyım. Her şeyin alın terine dayanması gerektiği bir dünyada mülklü ya da mülksüz olarak doğmak, hangi yoksul ya da varlıklı rahim tarafından doğduğuna bakıyorsa, makale boyunca hangi adaletten söz ettik biz?

Günay Aktürk

Read more