Aşk Kırık Bir İğnedir

“Aşk kırk bir iğnedir, kırkı çıkar biri kalır.” derler. “Aşk kırk bir mumdur, kırkı yanar biri yanar.” da derler.”
Nurullah Ataç
Hava bulanırsa da yağmur yağar deyip de zeka seviyenizi düşürmeyeyim. Dil ne derse desin gönül bildiği yoldan şaşmaz. O ki en çok kendi şehrinde ıslanmayı sever. Doğal afet derler hani: doğal afet! Kapılır kimi zaman doğal bir afetin cazibesine. Bazen sel geçer üstünden, bazen çığ düşer üstüne. O kadar yanmıştır ki acıyı düşler olur. Kim nerede ve nasıl yakarsa yaksın, ilk afetin acısını özlemle hayaller. Elbette kan kusar kimi zaman. Kimi zaman koparıp atar bağlarını. Kaç kaçabildiğin kadar, zincirin de bir sonu var.
Sen düşünü kurmaya devam et emeksiz tutkunun. Geceleri kime sarılıyorsan o kadardır mahkumluğun. Bak gör istilayı: Saçlarını dizginsiz bir barbar şehvetiyle kavramış olan o eller her kime aitse, o soluksuz sıcaklık, o karnında gezinen ihtiraslı ellerin sahibi kimse… Kim olacak kocan, kocan elbette.
Öyleyse biten bir şeyler var. Öyleyse birileri yine aldatmakta kendini. Masumiyet ya iki taraflı olur ya da yalancıdır ikisi de. Biri düş zindanlarına kapatılmış, öteki Viyana kuşatmasından dönmüştür. Masada her akşam bir kap yal görmek ister kendi evinde. Tutkuları o gecelik doymuştur. Ama belli olmaz. Kuşatma başarısız geçmişse evdekine yönelir. Öyle şehvetli falan da olmaz. En kötüsü de budur zaten. Sana dokunur. Göğüs ve kalça surlarından hızlıca atlayıp hemencecik ele geçirmek ister şahı. Ne bir karşı koyuş, ne derince bir tırnak acısı… Beş dakika sonrası derin bir uykudur.
Ruhu doldurmayan beraberliklerde sadakatten daha önemli şeyler vardır. Zaten sevginin ve saygının bittiği bir evde sadakatsizliğin can yakması iki yüzlülüktür. İşgalci konumda iken kendini bir de tanrı olarak sunamazsın. Aynı şey tanrıça rolüne bürünmüş olanlar için de geçerlidir. İlginçtir! Herkes taparcasına bağlı olduğunu beyan eder ama kalplerindeki mabedin ilahı asla o kişi değildir.
Günay Aktürk