Uygunsuz Siteler, Google Uyarısı ve İlk Yıkım
Geri dönüş hikâyem aslında pek de destansı başlamadı. Her şey, web sitemin 2022 yazında uygunsuz sitelere girmesiyle başladı. Hani şu uygun vakitte girdiğiniz siteler! Tüm sayfalar siber saldırı altındaydı ve bu yüzden Google tarafından “Güvenli değil” uyarısıyla damgalanıverdik.
Peki ama hangi yaban domuzuna beyit düzmüştüm de şimdi intikam peşine düşmüştü? Aklıma birkaç insanat türü geliyordu ama emin değildim. Bunun tamamen ideolojik nedenlerden kaynaklandığını; failin fikir fukarası, takvası bozuk, vaazı bol bir mahlûk ya da yarım akıllı bir sapık olduğunu varsayabilirdim. Zira en çok onlarla uğraşıyordum. Tanrıyla da uğraşıyordum ama onun bu işte parmağı olduğuna dair çok kanıt yoktu!

“Eşek Ahırdan Çalındı” Dönemi: Fark Edilemeyen Saldırı
Ezcümle, hikâyenin böylesi kulağa daha makul gelirdi fakat suçlumuz çıka çıka kısa boylu, küçük pipili, yarasa dostu bir saldırgan çıktı! Anlatayım efendim. Lakin müsaade edin, ilkin meselenin evveliyatından bahsedeyim. Bu da hikâyemin tuhaf bir geri dönüş başlangıcıydı.
Aslında ilk saldırıyı pandemi döneminde Rus hackerler tarafından yemiştik. Anlayacağınız bu işte şahsıma çok şerbet içirdiler. Belki hatırlarsınız, o dönemde ülkenin bizzat kendisi siber saldırı altındaydı. Daha da vahimi var. 2020 yılında büyük bir hosting şirketinin sunucularında saklanıyordu web sitem. O kadar büyük bir şirket ki bünyesinde barındırdığı web sitesinin sayısı 250.000 civarı. Saldırıyı ne zaman fark ettiler derseniz, eşek ahırdan çalınıp karşı dağdan anırtısı gelene kadar fark etmediler.

İkinci saldırıda site üç ay boyunca virüslü kaldı. Sizin de bir gün başınıza böyle bir iş gelirse, umarım virüsün edeplisine denk gelirsiniz, bizimki hiç de öyle değildi; insanı Fenna Fameson’ların, Sibel Kekilli’lerin olduğu sitelere götürüyordu. Ben de “Yeter gayrı senin benim canıma ettiğin.” dedim ve kapatıverdim randıman evini; böylece hikâyenin o tuhaf bir geri dönüş halkası sessizce tamamlanmış oldu.
Hacker’ın Adresini Bulduğunu Sanan Veysel!
Bu arada, ilk saldırıdan sonra hosting şirketini değiştirmiştim. Sahibiyle, artık ikimizin de konuşmadığı ortak bir arkadaş vasıtasıyla tanışmıştık: Veysel Can Yumak. Kendisi de tıpkı kafa kağıdı kadar “orijinal” bir arkadaştır. Bir gün ağzı kulaklarında telefonla arayarak şunları söyledi:

— Gözün aydın, sonunda buldum saldırganı! Hatta açık adresini bile tespit ettim.
— Ne diyorsun! Gidip kapısına dayanalım öyleyse dürzünün; ki bir daha modeme bile dokunamasın. Neredeymiş?
— Bak bak, kaldığı apartmanın yanında McDonald binası var. Sana bulacağımı söylememiş miydim?
— Pek hatırlayamadım ama muhtemelen söyledin. Ne kadar da gelişmiş bu işler… Hangi şehirde yaşıyor peki? Umarım Ankara’dadır.
— Bak hele sen şu namussuza! Ne kadar da derine sızmış!
Kendini öyle kaptırmıştı ki beni duyduğu bile şüpheliydi. Ya sesimi almıyor ya da sorularım cevaplanmaya değer türden şeyler değildi. Meğer benim geri dönüş maceramın mimarı, beni duymayan bir Veysel olacakmış da haberim yokmuş.
—Derine mi sızmış? Çok mu kurcalamış siteyi?
—Merak etme sen, evelallah hakkından geliriz namussuzun. Aa! O da ne öyle?
— Ne? Ne oldu? Alo? Söylesene yahu ne var?
— Bak şu utanmaza, bir de not yazmış bana.
Benimle taşak geçiyor olmalı…

— Nasıl not yazmış? Nereye yazmış?
— Kod satırlarından birine.
— Ne demiş peki?
— Benimle uğraşma yoksa tüm sunucularını eline veririm, demiş. Bir de gülücük atmış hergele.
— Sen de ona gülücük at. Fazla yüz göz olma. Bükemediğin eli öpeceksin arkadaş.
— Ne demek bükemediğin?”
Nasıl duydu ama! İş yazılım olunca böyle tez elden celallenir. İşinde epey aşmıştır kendini. Zaten mesleğini ciddiye almadan nereye aşıyorsun… Bizimkinin zanaatı da o derece işlevseldir yani. Bilgisayarın başına oturdu mu levye getirsen kâr etmez. Ama işte müşteri çok ve zaman kısıtlı olunca, aylarca virüslü kalmak kolaylaşıyor. Şimdi anlaşıldı bizim geri dönüş hikayesi neden bu kadar uzun sürdü…
— Baksana, siteye sızmış. Demek ki açık kapı bıraktın.
— Açık kapı falan bırakmadım. Kim bilir hangi eklentiyi yükledin. İki yıldır sitene baktığım mı var? Güvenliğiyle sen ilgileneceksin.
Çok anlarım ya bu işlerden… Ne demiş atalar? Bilmediğin boku git mektebinde oku. Madem sen mekteplisin… Her neyse, sonunda saldırganımızın, lisansı alınmamış eski bir eklentiden sızdığı anlaşıldı. Yani kapıyı yarım aralık bırakan ben değilmişim. Evelallah onun da hakkından gelirdi ya vakit yok.
— Sen bileği pazuyu boş ver de söyle bana, madem ev adresine kadar biliyorsun, öyleyse gidip suç duyurusunda bulunayım. Gerçekten adresini bildiğinden emin misin?
— Ne demek emin misin? Karakura gördün de kavak ağacı mı sandın beni?
— Şikayet edebiliriz yani?
— Neden olmasın, istersen Cimer’e bile yazabilirsin.
— Nerede yaşıyormuş?
— Pekin’de!
— Ne demek Pekin’de?
— Çin’in başkenti Pekin’de. McDonald binasının yanında.
Bu herif beni kanser edecek!

— Yahu az önce Cimer’e bile yazabilirsin, demedin mi?
— Dedim ama işe yarayacağını söylemedim.
Aslında tatlı bir hikaye ama yaşarken birazcık sirkeli güveç tadı veriyor!
Böylelikle siteyi kapattık. Biraz da mental yorgunluk vardı, yalan yok. Üç ay pek uzun gelmişti bana. Yıl oldu 2023’ün başı. Sonrasını bilmem nasıl anlatsam… 2014’ten beri büyük emeklerle içini doldurduğum bir web sitesiydi ki aslında yazarlığımın tüm gelişim süreçlerine tanıklık etmişti. Dile kolay, 600 makale; elbette duygusal bağ kuruyorsun.
Sanki sevgilim ebola virüsü kapmıştı da artık uzaktan bile olsa görebilmek imkanı elimden alınmıştı! Üstelik aylık 20.000 ziyaretçi. Kişisel web sitesi için normalin hayli üzerinde. Bütün bu hasretin içinde geri dönüş ihtimali de yavaş yavaş içimi dürtmeye başlamıştı. Sormuştum bir defasında Veysel’e:
— Altmış müşterinin içinde trafik açısından kaçıncı sıradayım?
— İkinci sıradasın. Bir numarada bir liman şirketi var.
— Onu da üç vakte kadar bağlarız şam babasına Veysel’im. Onun kaç ziyaretçisi var?
— Sertifikalara zam geldi bu sabah. Türkiye’nin en pahalı hizmetini ben sunuyorum ama en hızlı hizmetini de yine ben sunuyorum. Vanalar sonuna kadar açık yani…
Veysel işte… Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok…

Yitiklik Dönemi: Kendime Bile Uğrayamadığım Günler...
Artık ortada bir web sitesi yoktu. Evet, Instagram sayfamda yazmaya, Youtube kanalımda yarı edepli seslendirmelerime devam ediyordum ama yine de bir şeyler eksik kaldı. O mecralar bana ait değil gibiydi ve eğer durum buysa ben tam olarak neredeydim? Odunları çalınmış soğuk bir cehennem duygulanımıydı sanki bu. Hiç de abartmıyorum. Yazan bir insanın mahsulü tarlada olurdu ve ben kendi mahsülümü kendi rızamla hiç etmiştim. Öyle ya! Kapısı herkese açık ve içeride bana dair her şey var…
Belki de bulunamama kaygısıydı! Bir zamanlar yazıp çizmiş, birilerine dokunmuş, başka zihinlerde varlık kazanmayı başarabilmiştim! Şimdi varlığımın var olup olmadığı bile meçhul! Ah ne kadar da yapıcı bir çıkarım bu! Vay haline öyleyse ısrarla bulunmak isteyen yalnız ruhlara…
İşte böyle… Pekin’deki saldırgan da lafügüzaf aslında. Geri dönüş dediğim şey şudur ki, insanın kendi içinde gidecek yer kalmadığında başlıyor. Derken üstadımız Mayakovski’nin yolunda buluyoruz kendimizi: “Varsın daha güçlü gürlesin fırtına!”
Evet, mental yorgunluk vardı o dönem, bir de fiyat artışları. Ben de bıraktım. Ama işte… Ne demişler? “Şeytan cehennemden çıkar da cehennem şeytanın içinden çıkar mı?” Geri dönüş tamamlandı, artık buradayım. Üstelik daha da büyümüş olarak…
Günay Aktürk