KADININ GİDİŞİ – GÜNAY AKTÜRK (SESLİ ŞİİR DİNLETİSİ)

 

SESLİ ŞİİR DİNLETİSİ

 

 

 

 

   Bir kadını düşlerken onun gülen gözleri hâlâ yanaklarının yumuşaklığını hatırlatabiliyorsa, kusura bakma ama narkozluk hastasın sen. Çünkü bilirsin ki onun o gamzeli yanakları yabancı dudaklara emanettir artık, yabancı fısıltılara… Hadi acı çektir kendine, daha fazlasını hayalle ve bir de yabancı bir penis ekle buna. Ne olacaktı ki başka? Hangi hayatı yaşıyor zannediyorsun elini bırakıp da gidenlerin? Elini tutanları bırakıp gittiğin hayat, işte o hayat…


   Geride bırakılan, yüreğindeki közle yaşamak zorunda. Fakat çok az kişi sorgulamıştır bu ateşin kaynağını. Günlerdir acı çektiğini görüyorum. İnsanın insana karşı hissettiği acının sebebi ne ola? İhanetin ya da terk edilmenin göğüs kafesimize baskı yapması sevgiden midir? Oysa paylaştıkça çoğalmaz mı sevgi? O da en az gülmek ya da esnemek kadar bulaşıcı değil midir? Öyleyse nedir o paylaştıkça çoğalan nefretin nedeni? Artık onun tarafından emzirilemeyecek oluşumuz mudur? Ruhumuzu okşayan sıcak bir dokunmanın bir daha asla tekrarlanmayacak olmasından mıdır? Yani tinsel ve tensel yoksunluktan mı doğar bu acı?


   Ölmesini ya da derin acılar çekmesini dilemiştin. Öyleyse sevgi değil bu, başka bir şey. “O benim” diyordu âşık olduğundan emin birisi: “O benim.” Onun da herkesler gibi kendi arzuları ve istekleri olabileceğini önemsemeden, o benim, diyordu. Sen de mi öyle yaptın yoksa? Orası artık fethettiğim bir toprak parçası, ordularımı yeni ve yabancı bir bedene konuşlandırabilirim.” mi dedin? Kulaklarını mı tıkadın? Gözlerini mi oydun?  Bir mülkü sahiplenir gibi mi sahiplendin? Bir kez olsun onun aklıyla düşünmeyi denedin mi hiç? Arzularının baskısından sıyrılıp “Eksik olan şey neydi?” diye sordun mu kendine? Onun seni terk edip gitmesi gibi sen de kendini terk edip uzaklardan baktın mı kendine?


   Şimdi tekrar sormak zorundayım. Gitmeyi seçen, yalnız içgüdülerinin peşinden mi gitmiştir? Onda yarattığın tutku ve duygusal doyum etkisini kaybetmiş olamaz mı? Belki artık hiçbir şey hissetmiyordur. Belki de çok fazla şey hissettiğinden gitmiştir. Ama bütün duyguları neden keskin virajlarda karşılıyorsun ki? Giden kesinkes namussuz, kalan her vakit namuslu mudur yani? Bir fikir uçlarda gezinmeye başlayıp duygulara dokunduğunda neden kesiliverir kafası? Olması gereken şey bu kadar net midir? Göçebe hayat yaşayan bugünün ahlaksızlığı yarın yerleşik düzende evrenselleşemez mi? Bugün çağdaş diye anılan yarın gerisinde kalamaz mı çağın?


   Toplasan yüzyılı bile bulmayacak iki zaman aralığında sıkışıp kalmışsın. Hâlbuki acın bugünün acısı; değer yargılarını yaratan toplum daha çok yenice, yarın her şeyin manası kökten değişebilir. En iyisi mi sen bugünden yola koyulmaya bak. Zaten her gün yirmi dört saatlik bir zaman dilimi kadar uzaklaşıyorsun ondan. Belki de özgür bırakmanın vakti gelmiştir. Biliyorum, bu acı bir kene başı gibi saplanıp kalmayacak içinde. İnsan her zaman birileri tarafından terk edilmez ki. Bazen de tutkularımız yapar bunu; doyuma ulaşmaya çalışan sanrılı açlığını artık hissedemez olur ve kendi istilasından bizzat kendisi vazgeçer. Şimdi onun hangi sebeple gitmiş olabileceğini anlayabiliyor musun?




Günay Aktürk
21.01.19

 

Biz buna yine de “deneme” diyelim:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir