Annelik yapmak mı, anne olmak mı?

annelik

 


   Bir annenin, çoğunlukla çatıştığı ve neden çatıştığını anlayamadığı kızına yazdığı, kendisiyle ve anneliği ile hesaplaştığı, samimi duygularını anlatan bir mektup:


   “Sevgili Kızım! Anne olacağımı öğrendiğimde buna hiç hazır değildim. Kendimi henüz çocuk gibi hissediyorken anne olma fikri tuhaf gelmişti. Ne hayalini kurmuştum ne de nasıl bir şey olduğu ile ilgili düşünmüştüm. Bana yabancı olan bu fikre alışmam için sekiz ayım vardı. Bu süreç içinde elbet kendimi hazırlayacaktım. Zira anne olmam gerekiyorsa en iyi şekilde olmalıydım. Bu işin de üstesinden gelebilmeliydim.


   En güzel kitapları aldım. Bebek bakımı beslenmesinden temizliğine en iyi nasıl yapılır, okudum öğrendim. Bebek nasıl tutulur, ne zaman ne kadar beslenir, hangi ayda hangi besinler ne miktarda verilmelidir, hijyen için nelere dikkat etmeli öğrendim. Nasıl ağlıyorsa açtır, nasıl ağlıyorsa bir yeri ağrıyordur vs. artık hepsini biliyordum sen daha dünyaya gelmeden. Bilmediğim en önemli şey ise ne zaman acıktığını saate bakarak değil, bir yerinin ağrıdığını kitaba bakarak değil, seni hissederek gözlerine baktığımda anlamam gerektiğiydi.


   Çok iyi hatırlıyorum 6-7 aylıktın. Bir arkadaş ziyaretindeydim. Alman gereken besinleri gramı gramına hesaplayıp biberona doldurmuştum. Gereken miktarı tamamlamana o kadar odaklanmışım ki, uykun geldiği için yerken zorlandığının farkında bile değildim. Nihayet dayanamayıp uyumuşsun. Uyuyakaldığını oradaki bir teyzenin ”kızım yazık uyuyor daha fazla yedirmesen” demesi ile fark ettim. Ama bu uyarı bile bir yerde hata yaptığımı anlamama yetmemişti.


  Anneler hissedermiş. Niye hissedemediğimi yıllar sonra anladım. Kafam o kadar meşguldü ki iyi annelik yapabilmekle, kitaplarda tarif edilen en doğru davranışı bulabilmekle… Bu sebeple senin bana verdiğin apaçık mesajları bile anlayamaz hissedemez olmuştum. Anne olmayı, en iyi şekilde gerçekleştirmem gereken bir görev gibi algılamanın yaptığım en büyük hata olduğunu yıllar sonra anlayacaktım. Anne “olmanın” ve annelik “yapmanın” birbirinden çok farklı olduğunu da… Olmak ya da yapmak… Ben anne olmayı beceremeyip sürekli annelik yapmaya çalıştıkça aramıza görünmez duvarlar ördüğümü nerden bilebilirdim ki?


   Tek istediğim mutlu ve özgüvenli bir insan olabilmendi. Öyle olacağından o kadar emindim ki o zaman. Bunun için tüm ihtiyaçlarını düşünüyor hiçbir şeyi eksik etmiyordum. Her şeyi sana önceden öğretecektim böylece herhangi bir durumla karşılaştığında ne yapacağını bilecek, zor durumda kalmayacak hata yapmayacaktın. Güya hata yapmayınca da kendine güveni tam bir insan olacaktın. Oysaki ”Özgüven” hatalarla beraber kendini kabullenmek ve sevmek demekmiş, bilemedim.


   Kendisi hata yapmaktan korkan ve hatta hayattan korkan bir annenin ne yaparsa yapsın özgüvenli bir çocuk yetiştiremeyeceğini de yıllar sonra anladım. Kendi korkularımla yüzleşmekten kaçındığım için cesur bir çocuk yetiştirmek istediğimi de bilmiyordum. Kendi mutsuzluğuma tahammül edemediğim için yanımda mutlu bir çocuk görmek istediğimi de… Çaresiz kaldığım anlarda kendimi yapayalnız hissettiğim için, senin elini hiç bırakmayarak içimdeki boşluğu doldurduğumu da…


   Bu kadar mı paradoksal etki oluşturur hayat! Sen büyüdükçe zihnimdeki mutlu ve özgüvenli çocuk tasarımından uzaklaşıyordun. Senin için istediklerimin, hayal ettiklerimin tam tersi ile karşılaşıyordum. Bu da beni daha öfkeli ve hırçın yapıyordu sana karşı. Nerede hata yaptığımı anlamam mümkün değildi o zamanlar. Hata yaptığımı kabul etmem bile imkânsızdı. Çünkü tüm bilgi birikimimi, enerjimi dikkatimi sana veriyordum. Seni ilgimle boğduğumu ve her alanı doldurarak var olmana, kendini inşa etmene izin vermediğimi yıllar sonra anlayacaktım.


   O günleri yeniden yaşama şansımız olsaydı; Daha acıkmadan seni doyurmak yerine, acıkıp ağlamana izin verip acıkmanın ve doymanın tadına varmanı isterdim…


   Hasta olmandan korkmak yerine, rüzgârın, yağmurun karın tadını çıkararak birlikte doyasıya oynamak isterdim… Düştüğün zaman seni hemen kaldırıp acıyan yerini defalarca öpmek yerine, aynı heyecanla kalkıp yürümeye devam etmeni teşvik etmek isterdim. Tehlikelere karşı seni sürekli uyarmak yerine, dünyanın en güvenli yerindeymişsin gibi hareket etmek isterdim. En doğruyu sana öğretme telaşı yerine, yanlış yaparak eğlenmeni isterdim.


   Bana resim yapıp getirdiğinde ona dünyanın en güzel resmi gibi bakmak, şarkı söylediğinde en güzel sesi dinler gibi dinlemek isterdim. Öfkelendiğinde, üzüldüğünde, hayal kırıklığına uğradığında neden öfkelenmemen üzülmemen gerektiğini sana açıklamak yerine, seni anlamayı ve duyguna ortak olmayı isterdim. Sen ağladığın zaman seni nasıl susturabileceğimi düşünmek yerine, seninle birlikte ağlamak ya da en azından yaslanacağın bir omuz olmak isterdim. Sana baktığımda gelecek korkuları yerine, sadece gözlerindeki ışıltıyı ve seni görmek isterdim…


   Bilemedim, anlayamadım, hissedemedim, yapamadım… Bilseydim anlasaydım hissetseydim belki birlikte büyürdük yavrum…Ben anne olmayı beceremedim. Kendini sevmeyen, değerli hissetmeyen biri ne kadar istese de kendini seven bir çocuk yetiştiremiyormuş. Şimdi kendilik bahçemizde bize ait olmayan zehirli otları ayıklama zamanı! Ne kadar canımızı yaksa da bunlardan kurtulma zamanı… Artık birlikte hissetmek ve yaşamak zamanı… Beni affet…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir