Muallakalar ve İmruʾu’l-Kays’ın Şiirsel Konumu
İslam öncesi Arap şiirinin en güçlü isimlerinden İmruʾu’l-Kays, Muallakası ile aşk, sürgün ve intikam temalarını klasik Arap şiirinin zirvesine taşımıştır. Bu sayfa, şairin yaşamını, Muallaka geleneğini ve şiirsel dünyasını ele almaktadır.
Gerçek adı Hunduc olan İmruʾu’l-Kays, 6. yüzyılda Necid’de doğmuş ve kabilesinin kızları için erotik şiirler söylemesi nedeniyle babası tarafından kabileden kovulmuştur. Bu olay, onun hayatında bir dönüm noktası olmuş ve şiirlerinde aşk, intikam ve sürgün temalarını işlemeye başlamıştır.

Muallakat, yani “Yedi Askı Şiirleri”, İslam öncesi dönemin en değerli Arap şiirlerinden oluşan bir koleksiyondur. Bu şiirler, dönemin en büyük şairlerinden yedisine ait (elimizdeki bilgi aslında çok daha fazla olduğunu söylüyor) uzun kasidelerdir ve Kâbe’nin duvarına asıldıkları söylenir. İmruʾu’l-Kays’ın kasidesi de bu koleksiyonda yer alır ve onun şiirsel dehasını yansıtan önemli bir örnektir.
İmruʾu’l-Kays Kimdir?
497 yılı civarında Necid’de doğan İmruul-Kays’ın gerçek adı, Hunduc’dur. “Zorlukların adamı” anlamındaki İmruul-Kays lakabını sonradan almış ve bu lakapla tanınmıştır. Babası Beni Esed ve Gatafan kabillerinin başıydı. (…) Delikanlılık döneminden itibaren eğlence ve ava düşkünlüğüyle bilinir. Kabilenin kızları için erotik şiirler söylemesi ve bohem bir hayat sürmesinden dolayı babası tarafından kabileden kovulur. Bundan sonra İmruul-Kays, bohem hayatını Arap çöllerinde maceralar yaşayarak sürdürür.
Sürgün, İntikam ve Yolculuk Teması
Yemen’de yaşadığı sırada içki ve kumar meclisindeyken, Beni Esed kabilesinin babasına karşı ayaklanıp katledildiği haberini alır. Haberi getiren elçiye herhangi bir karşılık vermeden oyuna devam eder. Oyunu bitirince babasının katledilmesiyle ilgili tüm detayları dinler. Sonra arkadaşlarına dönüp şöyle seslenir: “Adam delikanlı çağımdayken beni evden kovdu, şimdi de bu yaşta kanının yükünü yüklüyor omuzlarıma. Fakat bugün içeceğiz. Bugün ayık durmak, yarın sarhoş olmak yok. Bugün şarap içelim, yarın görev başına.”

Babasının intikamını almak için dayıları olan Beni Bekr ve Beni Taglib kabilelerinden yardım alarak Beni Esed’i bozguna uğrattıysa da İmruul-Kays bundan tatmin olmaz. Bu sırada Beni Esed kabilesi, Sasani Kralı I. Hüsrev’in garantörlüğü altına girince İmruul-Kays da Bizans İmparatoru Lustinianos’un garantörlüğünü elde etmek amacıyla İstanbul’a gider. Fakat o sırada imparator, sınırlarını tehdit eden Berberilerle uğraştığından İmruul-Kays’ın yardım talebini reddeder. Eli boş dönen İmruul-Kays yolda çiçek hastalığına yakalanır. Tahminen 542 yılında, o dönemde bir Bizans şehri olan Ancyra (Ankara)’da ölür.
İmruʾu’l-Kays Muallakası’ndan Örnek Şiir
Örnek Şiir (Seslendirme: Günay Aktürk)
Kaç dilberin kimsenin ulaşamadığı çadırına ulaştım
Yumurta gibi pürüzsüz tenlerinden usulca haz aldım.
Muhafızlar geçtim ulaşmak için onlara.
Geçtim beni öldürmek için fırsat kollayanları.
O gece Süreyya yıldızı gökyüzünde
Beli saran bir kuşağa benziyordu, mücevher kakmalı.
Yanına vardığımda üstünde geceliği vardı.
Günlük elbiseleriyse bir kenarda duruyordu.
“Vallahi kurtuluş yok”, dedi, senden.
“Sanmam ki bu azgınlığının son bulacağını.”
Dışarı çıktık, birlikte yürüdük kumlarda.
İzlerimizi siliyordu abiyesinin nakışlı etekleri.
Kum tepeleri serpiştirilmiş bir düzlüğün içine daldık.
Geride bıraktık kabilenin meydanlarını.
İki palmiye dalından tutunca sevgilinin,
Sokuldu bana, beli incecik, etine dolgundu bacakları.
Endamı zarif, teni beyaz ve berraktı gerdanı;
Ayna gibi, sarkık değildi karnı.
O sevgili ki bakir pınarların saf sularıyla beslenir.
Deve kuşunun ilk yumurtası gibi sarıya çalar teninin beyazı.
Bir gösterir bir gizler yüzünü, bakışı ürkek.
Yavrusuna bakan Vecre ceylanları gibi…
Bir boyun ki sanırsın bir ceylanın boynu.
Uzatınca biçimli durur ve tamamlar gerdanı.
Kömür karası uzun saçları süsler omuzlarını.
Öyle gür ki andırır aşığa sarkmış hurma salkımlarını.
Saçlarını topuz yapınca başının üstünde kurdeleler kaybolur,
kimi örülmüş kimi salıverilmiş bukleler arasında.
Sapanımın derisi gibi narindir beli
Ve sazlıktaki kamışlar gibi körpedir bacakları.
Uyur kuşluğa kadar misk kokuları içinde.
Uyanınca önlük kuşanıp iş yapacak değil ya.
Bir şeyi tutarken parmakları o kadar narindir ki
Sanırsın Zayb tepesinin tırtıllarıdır.
Yahut İshil ağacının misvakları…
Aydınlatır sevgilim gecenin karanlığını.
İnzivaya çekilmiş bir rahibin lambası gibi.
Tutkuyla bakar böyle bir endama adamın akıllısı.
Faraceli kadınlarla yeni yetme kaftanlılara benzer kıvamı.
Nice erkek dönüp gitti aşkının körlüğünden.
Fakat dönmeyecek gönlüm unutup da aşkını.
Senden vazgeçmem için kaç amansız hasmın
Geri çevirdim suçlayıcı ve sitemkar öğütlerini.
İmruʾu’l-Kays
Kaynak: Yedi Askı Şiirleri (Muallakalar)
Kırmızı Kedi Yayınları (2020)
Arapça — Türkçe Çift Dilli
Çeviren: Mehmet Hakkı Suçin