Bunca Zahmete Değer Misiniz?

Zahmet Bile Artık Manasını Kaybetti

zahmete değer misiniz - günay aktürk

Makalemize Marcel Proust‘un “Guermantes Tarafı” adlı kitabından bir alıntıyla başlayacağım: “Aslında” diyor “Zahmete değeceğinden emin olsak, zamanımızı bir insana harcamayı tercih ederdik. Bütün mesele budur; siz kendinizi biraz tanıyorsunuzdur herhalde. Zahmete değer misiniz, değmez misiniz?

Geçenlerde genç bir kadına bir erkekte aradığı şeyin ne olduğunu sordular. Göbekli olmasını istiyormuş. Soran taraf cevabı ciddiye alıp sebebini sorunca: “Göbeğiyle oynardım!” yanıtını aldı. Soruyu soranın yaşı da gençti. O da muhtemelen ele avuca çabuk gelsin diye çıtı pıtı bir şeyler olmasını arzular.

Bu düz mantık tüm hayvanların ortak yasalarından biridir. Zevkli duygulanışları artırdığı için, bakir aklın en becerikli eylemlerinin başında gelir. O bedende başka bir meziyet aramıyorsa elbette zahmetine katlanacak. Hatta bunu bir rutine çevirerek kendini bir nevi “zahmet” makinesine bile çevirebilir.

Bu tip insanlarla sıklıkla karşılaşırsınız. Sosyal medyada çok etkileyici gördükleri kadınlara evlilik teklif edenler bile var. Zahmet bile artık manasını kaybetti. “Her topal satıcının bir kör alıcısı bulunur.” sözü boşuna mı atasözüne dönüştü?

Siz Zahmete Değer Misiniz?

Siz zahmete değer misiniz? Madem herkes kendinden mesul, o halde ayna görevi göreyim size. Sizi bilmem ama benim kirpi dikenlerim var. Bir ara manik depresif (bipolar bozukluğu) olduğumdan bile şüphelenmiştim. Bakın bu durum bayağı tanıdık gelecek size. Bir an için coşkulu bir keyifle projeler üretirken, beş dakika sonra inanılmaz bir karamsarlık durumu. Bir ara bu vaziyeti yazmıştım. Sizlerle de paylaşmak isterim: “İki tane aklım var benim. Biri arada bir alıp başını gidiyor böyle. Ne zaman geride kalan gidenin koltuğuna gözünü dikse, işte hep böyle aklımı kaçırıyorum ben!

Böyle bir insana emek verilir mi hiç? Onunla uğraşmak oldukça yorucudur. Zahmete bile değmez. İnsan ister ki bir verip on alsın. Ama üçe bile razıyken elindekinden de oluyorsun. Gün içinde çok fazla insanla iletişim kurduğum için ülkedeki ruh hastalarının sayısının epeyce fazla olduğunu biliyorum. O yüzden hoşlandığınız kişiye yaklaşırken on defa düşünün derim.

zahmete girmek

Hadi Seni Evine Bırakayım

İnsanlara kriterleri soruluyor. Bir başkasına katacağı bir dizi değerleri olmayan kişilerin kriterleri olur mu bilmem. Ya da kişiliği zengin olan taraf sizsinizdir de, karşı tarafta derin bir karadelik vardır. Zihninizi parçalara ayırmaya başladığı zaman yavaş yavaş siz olmaktan çıkarsınız.

Kendimize kırmızı çizgiler belirleyebilmek için önce kendimizi tanımamız gerek. Belki şunlar sorulabilir: “Ben kimim? Kendimden başka birilerine faydam dokunuyor mu? Kendi varlığımı başka nesneler üzerinden mi çoğaltıyorum yoksa salt kendimle kalarak kısırlaştırıyor muyum kendimi? Bir başkasına ihtiyaç duymamdaki amaç nedir? Sadece tensel açlık mı yoksa duygusal açlığı zihinsel doyuma da ulaştırabilmek mi? Yakın bir arkadaştan beklenen şeyleri sevgilide de görebilmek! Sonu cinselliğe bağlanmayan bir gece yemeği mesela. “Hadi seni evine bırakayım.” demek gibi… Bu sayede beraberliğin ana çerçevesi daha da netleşmiş olur.

ilişkilerde uyum

Bugünün ilişkilerinde “taraflar arası uyum” dert edilen en son şey. Bunu kafaya takmıyoruz bile. İlişkilerimiz, yatak odasına misafir takımı almak gibi eksik ve savruk bir algı tarafından yönetiliyor.

Ama evet, her ilişkide bir çıkar vardır. İnsan üçe katlayacağından emin olmadığında altına bile yatırım yapmaz. Belki siz koleksiyoncuları seviyorsunuzdur. Orada öylece dursun da, ara sıra kutusundan çıkarıp okşarım, gibi. Bu da bir seçenek. Ama ne katıyor, ne kaybettiriyor? Besliyor mu çürütüyor mu? Her şeyden önce size ve yaptığınız şeylere saygısı var mı?

ilişkiler üzerine

En Kötüsü Bulduğunu Sanmaktır

Aslında en zoru da bulmak. Bulunca da elinde tutabilmek. Ama tutarken onu zincire bağlamadığından emin olmak. İlle de en büyük beceri, bulmayı başarabilmek. En kötüsü ise bulduğunu sanmak. İnsanlar ile tanklar arasında her zaman bir benzerlik görmüşümdür. Zırhlarının kalın tarafını gösteriyorlar ki çabuk delinemeyecekleri düşünülsün. Bunu zaman gösterir. Zaten pek çoğu yarı yol arkadaşı. Siz siz olun yalvar yakar olmayın. Emek verme zahmetine katlansanız bile bunun bir kumar olduğunu ve kaybetmenin de ihtimal dahilinde olduğunu kabul edin.

Olabilir yahu, karşı taraf her zaman o zahmete değer olmayabilir. Belki onlarca yıl sonra bile yapayalnız kalabilirsiniz. Belki bunu en başından beri hiç hak etmemiştir. Belki hak etmiştir de ömrü yetmemiştir. Trafik kazası, kanser ya da ne bileyim güneş çarpar. O yüzden ille de insanın bizzat kendisini zahmete değer bir kıvama getirmesi gerek. Bir gün hepiniz bir başınıza kalacaksınız, demiyorum. Zaten herkes her zaman bir başını. Bütün arayışları da o yüzden değil mi?

 

Günay Aktürk

Bir yanıt yazın