Yazarlara Dair

 

 

   Her yazarın bir gün ünlü olma gibi bir hayali vardır. Yaşarken değilse bile öldükten sonra. Hatta bunun böyle olacağından kuşku bile duymaz sevgili yazarımız. Çünkü o kadar derin yazıyordur ki Tolstoy halt ede yanında! Ee bunca güveni olmasa kitap çıkartır mıydı? Bu yeteneğin doğuştan geldiğini söyleyenlere ise özellikle dikkat edin. Neden böyle düşünürler? İnanın sadece birileri böyle söylediği içindir. Bunun tanrısal bir yetenek olduğunu söyleyen yazarların bir tek hecesini bile okumayın. Çünkü onlar bilinçli ya da bilinçsiz, kendilerini sizden üstün görüp efendiniz olmaya çalışırlar! Bu asla doğuştan gelen bir yetenek değildir. Unutmayın ki ortaya bir yapıt çıkartabilmek emekle mümkün olur. Yüzde sekseni emek harcamaktır bu işin. Yani otuzundan sonra yazar olmak pekhâlâ mümkündür.


   Söyleyecek bir “merhaba” sı olanın bile yazar olup çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Etikete aldanmayın. Şu meşhur klasikleri okuyun. Klasikler, iyi ve kötü kitapları ayırt edebilmek için tek koşuldur.


   Emek harcamıştır. Doğrudur. Bütün ömrünü yazmaya adamış mütevazi bir yazar gerçek yazardır. Her yazarın ilk amacı -o aksini iddia etse bile- beğenilme arzusudur. Lakin genelde “ben halk için yazıyorum” der ama o boş kağıda kişisel duygu ve düşüncelerini yansıtmaktan öteye de gitmiyordur…


   Ben de yazıyorum. Peki ne olacak bu işin sonu? Bazı yazarlar öldükten sonra doğarlar. Ben olsam olsam onlardan biri olurum ama bunun için de bir takım grupların henüz ben yaşarken beni desteklemesi gerekir. Ama ben birilerinin tepesinde nutuk atamayacak kadar tembel bir yazarım. Keşke daha fazla motivasyon sahibi olabilseydim. Ama bir Hitit uygarlığından sonra bugün “Hattuşi” ve birkaç isim dışında hiçbir şey hatırlanmıyorsa, oturur ve şarabımın kızılında kadınımı beklerim daha iyi. Umutsuzluk sanmayın sakın. Bu günün dünyasında “gerçek” ile umutsuzluk arasında ince bir çizgi var!




Günay Aktürk

Posted by Günay Aktürk

Bütün noktalama işaretleri arasında en çok ünlemi severim ben. Boylu posludur o, babayiğittir. Hele ki topuklu giyerse boyu boyuma bile ulaşır. Üç noktayı üst üste koysan bir ünlem etmez. Eğer bir yerde "Gitme ha" çığlığı kopmuşsa, orada kesin ünlemin parmağı vardır. Tehlikelidir de. "Ee, yeter artık" da onun başının altından çıkar. Otoriterdir. "Çık dışarı, gel buraya, çabuk eve git" başlı başına onun icatlarıdır. Efkâr bastı mı, "eh" de, "ah" de yapıştır sonuna ünlemi. Virgül gibi yarım bırakmaz işini. Nokta gibi kestirip atmaz. Ne bok yediği belli değildir işin aslı. Ne alttan tiresi, ne üstten kesmesi vardır. Parantez gibi gizli saklısı da yoktur onun. Bakmayın çok sevdiğime onu. Çok sevilen her zaman yararlı değildir. Vay zavallı! Vah sersem!" Günay Aktürk

Website: http://www.gunayakturk.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir