Ya Sev Ya Terk Et Mi?

 

 

   Bir kadını düşlerken onun gülen gözleri hâlâ yanaklarının yumuşaklığını hatırlatabiliyorsa, kusura bakma ama narkozluk hastasın sen. Çünkü bilirsin ki onun o gamzeli yanakları yabancı dudaklara emanettir artık. Yabancı fısıltılara, yabancı dokunuşlara… Hadi acı çektir kendine, daha fazlasını hayalle ve bir de yabancı bir penis ekle buna. Ne olacaktı ki başka? Hangi hayatı yaşıyor zannediyorsun elini bırakıp da gidenlerin? Elini tutanları bırakıp gittiğin hayat, işte o hayat…


   “Ya sev ya terk et” in ortası yok mu? Ya idam ya da af mı olmalı her suçun cezası? Bir fikir uçlarda gezinmeye başladığında neden kesiliverir kafası? Göçebe hayat yaşayan bugünün ahlaksızlığı yarın yerleşik hayatta neden evrenselleşiverir bir anda? Bugün çağdaş diye anılan yarın neden gerisinde kalır çağın? Hangi çağdan geçerse geçsin, gerçekliği bozulmayacak en realist fikir nedir?


   Yeni bir yeraltı dehlizinin tam önünde durmaktayım. Gerçekliğinden kuşku duyduğum anda tanrıyı bile hiç çekinmeden reddeden ben, zihni uyandırıp duyguları Sibirya soğuğuna sürgün etmeyi nasıl başaracağım? Gerçeğin peşinden gitmekten başka gayesi olmayan bu sözde zekâ kırıntısının hâlâ savunmakta ısrar ettiği bu yobaz ve ahlaksız fikirler ne utanç verici! Veysel’i boşuna sahiplenmeyelim öyleyse. Bizdeki tohum onun yüreğindeki sevgi tohumuna oldukça yabancı!

 

 

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir