Ulak Sesleri

 

 

Korkuyor musun yarınlardan?
Işıktan aydınlıktan,
aymaktan aydınlanmaktan?
Kulakların tıkalı,
ya bu coşkulu irkiliş,
hangi sesin hülyası?
Yelkeni saklamışsın,
rüzgârı haklamışsın,
deniz tuzlu gemi çürük,
söyle ey düşleri kaçık,
kaptanı neylemişsin?


Ürküyor musun görmekten?
Dokunmaktan işitmekten
ninnisiz beşiklerden,
kapısız eşiklerden…
Er dediğin erişir bir yola,
ya bu revansızlık hangi yoldan?
Korkuyor musun dimağından?
yokluğun ilk durağından,
ayazda çöl kurağından,
çöle düşen damladan…


Aslına yabancısın sen.
Özünün mayası neyden?
Haberin var mı bundan?
Yunmadan arınmadan?
Meydandaki dardan,
Kandildeki nurdan?
Madem bilgesin bunca,
öyleyse dem vur acıdan,
açlıktan susuzluktan,
zihne düşen çığlıktan…


Kendine bile tahammülün yok,
neden ürküyorsun yalnızlıktan?
El almaktan, umut olmaktan,
sarmaktan, sarmalanmaktan…
Dilin var amma lâl,
sesin tiz ve ham herhal,
yol bellenmiş her ahval…
Öyleyse bu ne kör bekleyiş böyle?
Duyduğun ulak sesleri değil,
umut hangi dergâhtan?

 

 

Günay Aktürk

Posted by Günay Aktürk

Bütün noktalama işaretleri arasında en çok ünlemi severim ben. Boylu posludur o, babayiğittir. Hele ki topuklu giyerse boyu boyuma bile ulaşır. Üç noktayı üst üste koysan bir ünlem etmez. Eğer bir yerde "Gitme ha" çığlığı kopmuşsa, orada kesin ünlemin parmağı vardır. Tehlikelidir de. "Ee, yeter artık" da onun başının altından çıkar. Otoriterdir. "Çık dışarı, gel buraya, çabuk eve git" başlı başına onun icatlarıdır. Efkâr bastı mı, "eh" de, "ah" de yapıştır sonuna ünlemi. Virgül gibi yarım bırakmaz işini. Nokta gibi kestirip atmaz. Ne bok yediği belli değildir işin aslı. Ne alttan tiresi, ne üstten kesmesi vardır. Parantez gibi gizli saklısı da yoktur onun. Bakmayın çok sevdiğime onu. Çok sevilen her zaman yararlı değildir. Vay zavallı! Vah sersem!" Günay Aktürk

Website: http://www.gunayakturk.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir