360 Defa Görüntülendi

Tutsak Bir Kişilik

     Bu gezegende artık kimseler yaşamıyor mu? Sokaklar ıssız, telefon kesik… Tanıdık bir simayı geçtim, en son ne zaman bir yabancıya rast geldiğimi hatırlamıyorum. Sanki bütün şehir göç etmiş de beni burada unutmuş gibiler. Günlerdir yağmur yağıyor üstelik. Yoksa gökyüzünü gücendirecek şekvacı bir söz mü çıktı ağzımızdan? Üstüne ıslak bir örtü çekmişçesine hiç bu kadar ağlak görmemiştim bu şehri… Çatlamış toprağın coşkulu istifine hayran kaldı, diyor içimden bir ses. İyiye işaretten sayılacak hoş bir havadis bekliyorum kaç zamandır…

 

   Kendimi üç gündür evime kapatmış durumdayım. Kendi kendimin kapatması oldum iyi mi! Sırılsıklam olasım var ama hasta olurum diye korkuyorum. Hani, nereye kayboldu içimdeki şu namlı enerji? “Dünyanın üçte biri su, insanın üçte biri yalnızlık!” diye söyleniyorum üç gündür. İnsan kendini bu çukura bile bile mi sokuyor ne? Gerçekten yaşamın acemisi miyim ben? Bu yalnızlık çukuru bu yüzden mi derince? İyi bir şifacı, evvelce şifayı kapmış olmalıdır diye düşünüyordum oysa. Öyleyse bu çıraklık hâlâ neyin toyluğundan?

   Radyoda eski bir İspanyol piyanistinin konçertosu çalıyor. Kitabı az önce bıraktım elimden: Marquez’in, “Benim hüzünlü orospularım!” adlı kısa romanı bu. Doksan yaşına yeni girmiş yaşlı bir adamın yaşadığı aşkı anlatıyor. İlk satırları okumaya başladığımda: “İhtiyarlıkta aşk!” diyerek gülümsemiş: “İki dirhem canın coşkusundan ne olur?” diyerek alaya almıştım onu. Kitap bittiğinde bu konuda bir daha asla tez canlı olmamaya karar verdim. İmrenmiştim çünkü. İhtiyarın her tarafı pörsümüş olmasına rağmen yüreği her nasılsa dipdiri kalmıştı. Otuzlu yaşların deneyimi doksanlı yaşın tutkusunu kavrayabilir miydi gerçekten? Bu konuda içime öyle bir kuşku düştü ki daha toparlanabileceğimi sanmıyorum. Görüyorduk çünkü. Görüyor ve diyorduk ki: “Yaşlanan bedenlerin içinde gencecik yürekler gördüm ve gencecik bedenlerin içinde yaşlıca yürekler…” Umudu kırılabilir insanın. Ama umut yaşlanır mı? Zaman zaman ağır aksak yürüdüğü olsa da kötürüm kalır mı tutku? İşte, her yaşta tazı gibi koşabildiği ortada.

   Bugün birden fazla karaktere büründüğümü seziyorum! Hoşuma gitmiyor değil ama içlerinden biri sinirime dokunuyor. O telaşlı mendeburu bir an önce terk etmem gerek. Ruhum bir boşalım sancısında olmalı. Zehirli yılanlar sokmuş bedenimi. O ölümcül sıvıyı birazdan akıtacağım ve sonra yeniden başlayacak yolculuk. Aradığım şeyi bu defa bulacağımı umut ediyorum. Şemsiyem sağlam. Yağmurun sesi de en çok onun altında güzel. Belki fırtınaya kapılmış birini bulurum yolda. Belki…

 

Günay Aktürk

19.12.2018

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir