258 Defa Görüntülendi

Ressamın Tablosu

 

 

 

   Yetenekli bir ressamdı adam. Yüzlerce tablo, sayısız ödül sahibiydi. Birazcık abartılı da olsa her yerde övgüyle bahsediliyordu. Hatta o kadar övülüyordu ki onun, Davinci’nin ruhunu taşıdığına inananlar bile vardı!

   Gelin görün ki gerçekte kimdi bu ressam, adı nedir, nerede yaşar, yüzü neye benzer bilen yoktu. Kimliğini saklamayı seçmişti kendince. Bu yüzden hayranları ona, hayalet anlamına gelen, “Körmüz” ismini taktı. Bu nedenledir ki onun kör olduğuna inananlar bile vardı.

   O gece mavi takım elbiseli, ablak suratlı, ağzında piposuyla müzayede salonuna giren şişmanca bir adam, alaycı bir dille konuşuyordu karısıyla:

   -Efsane dediğin de bu kadar olur! Hele ki bir de başıboş kalırsa bu efsane, aslını bile aşabilir. Bir de kör ressam diyorlar adama! Aynı şey mi canım!

   Mavili adamın karısı da Körmüz’ün kör olduğunu düşünenler arasındaydı. Tabi ki gerçekte öyle düşündüğünden değildi. Kocasının tablolara karşı duyduğu ayarsız ilgiyle alakalıydı. Bu yüzden bir nebze de olsa Körmüz’den nefret ediyordu. Buna karşın adam tam bir Körmüz hayranıydı. Bodrumdan başlayarak yatak odasına kadar bu ressamın tablolarıyla doluydu evi. Bu ona koca bir servete mâl olmuştu.

   Kadın, kocasının yanına otururken pek de memnun görünmüyordu halinden. Öyle kaba saba, sanat düşmanı olduğu da söylenemezdi. Kırk yaşında, kültürlü, doğa aşığı ve ana dili gibi konuştuğu üç lisan biliyordu. Ama kocasının eve her girişinde onun suratına değil de tek tek tablolara baktığı düşünülürse, Körmüz’e olan nefretini anlamak güç olmazdı.

   Oldukça kalabalıktı müzayede salonu. Çok geçmeden satışlar başlamış, Kanada’lı bir ressamın tablosu gösteriliyordu. Açılışı yirmi beş bin TL’den yaptı müzayedeci.

   Kadın, kocasının kulağına bir şeyler fısıldadı o an. Adam, öfkeyle karşıladı bu fısıltıları:

   – Bak kadın, ikide bir de kör deyip canımı sıkma benim! Sanata saygın yok, sanatçıya olsun bari.

   – Be adam, seninle yirmi yıldır evliyiz. O adamın tablolarına gösterdiğin ilgi kadar… Yok yok… Yarısı kadar bile benimle ilgilensen gam yemezdim.

   – Aynı şey mi canım!

   – Ben biliyorum ben. Kesin görmüyordur gözleri.

   – Fesuphanallah…

   Çekişme, bir süre sekiz ile on yedi numaralı alıcılar arasında gidip geldi. Sekiz numaralı alıcı daha bir hırslı çıktı. Tablo, kırk beş bin TL ile onun oldu.

   Böyle böyle on beş yirmi tablo daha satıldı. Mavili adam, bu süre içinde Hollanda’lı ressam Hieraymus Bosh’un Deliler gemisi adlı tablosuna tam tamına yüz otuz bin TL vererek satın aldı. Bunu da bir fırsata çevirerek takıldı karısına:

   – Bak hayatım, dedi, bu tabloyu senin için aldım. Deliler gemisi! Yatak odamıza asarız.

   Kadın hiç de oralı olmadı. Bir an önce bitse de çıksam şu lanet yerden, diyordu.

   – Be kadın madem suratını asacaktın ne diye geldin?

   – Niye olacak, şu öve öve bitiremediğin kör deccalın tablosunu görmeye geldim. Bakalım abartılarınızın sınırı nereye kadarmış.

   Bu gece Körmüz’ün başyapıtı bu müzayede salonunda satılacaktı. Aslında bu gece ki kalabalığın nedeni de buydu. Körmüz, bu güne kadar çizdiği, hepsi de bir servet değerinde olan tablolarını, o başyapıtına bakarak, ondan ilham alarak çizmişti. Ama o tabloyu bu güne kadar gören olmamıştı.

   Mavili adamım dikkatini bir ara elli numaralı alıcı çekti. Yetmiş yaşlarında, saçları ağarmış, kafasında siyah bir takke, avurdu avurduna geçmiş, güler yüzüyle de oldukça heyecanlı görünüyordu. Gece boyu hiçbir tabloyla ilgilenmemiş, bir tabloya dahi teklif vermemişti.

   “Uyanık ihtiyar”, diye mırıldandı içinden. “Belli ki o da Körmüz’ün peşinde. Yedirir miyim sana be!”

   Biraz sonra tüm tablolar satılmış, gecenin finaline gelmişti sıra. İki görevli, üstü beyaz bir çarşafla örtülü bir tablo getirdiler salona. Müzayedeci çarşafın ucundan tutarak alıcılara baktı. O da en az alıcılar kadar heyecanlıydı.

   – Sıra geldi gecenin şaheserine. Bu gece buraya hepinizin de bu tablo için geldiğini biliyorum. Örtünün altındaki tablonun kime ait olduğunu biliyor olsanız da kısaca anlatmama izin veriniz lütfen. Bu tablo Körmüz’ün başyapıtıdır. Çizmiş olduğu diğer tüm tablolarını iste bu başyapıtından esinlenerek çizdi Körmüz. Siz de takdir edersiniz ki maddi değeri de en az manevi değeri kadar yüksektir. Evet, bayanlar baylar. Gecenin tablosunu beş yüz bin TL’den açıyorum.

   Sözünü bitirir bitirmez örtüyü kaldırdı. Kapkara, kirli bir merdivene oturmuş; mavi, kareli bir gömlek giyen sarı saçlı bir kadın… Kadının kafası az biraz sağ yana eğikti. Yuvarlak suratlı, küçük, çekik gözleri vardı. İnce dudaklarının üzerinde fındık kadar bir burun… Körmüz’e göre güzel bir kadın olacaktı ki başyapıtına, aşk tanrıçası olan İştar adını vermişti. Körmüz’ün İştar’ı…

   Bir anda kalabalık bir uğultu koptu salonda. Bütün alıcılar birbirlerine bakarak şaşkınlıkla bir şeyler anlatıyorlardı. Müzayedeci kimsenin teklif vermediğini görünce açılış fiyatını yineledi. Salondaki uğultular iyice netleşmeye başladı. Kimisi kadının ne kadar soğuk, kimisi de ne kadar sahte baktığından dem vuruyordu. Ön sıralardan genç bir adam: “Hiç de güzel değil. Hatta geri zekâlı gibi bakmış.”diye bağırdı. Bir başkası: “Şeytanın kadın versiyonu be! Koskoca Körmüz neresinden ilham almış bu kadın bozuntusunun…” Bir başkası: “Kadınlığını ön plana çıkartmış, içi boş bu maymunun. Hatta düpedüz maymun!”

   – Bu tabloyu tuvaletime bile asmam ben.

   – Gece görsem on yıl uyku girmez gözüme.

   – Kadınlara olan arzum bir anda yerle bir oldu be!

   – Para yiyiciye benziyor.

   – Yok, yok tam bir süs köpeği.

   – Zevk düşkünü.

   – Ne zevki be direk seks düşkünü!

   – Yazıklar olsun sana Körmüz!

  Mavili adam da neye uğradığını şaşırmıştı. Böyle bir şeyin olacağını hiç beklemiyordu. Bir anda kendini salondakilere katılmış olarak buldu ki salondakilerin de ortak görüşü; kadının yapmacık, soğuk ve oynak bir kadın olduğuydu. Müzayedeyeci de afallamıştı. Hiç beklenmedik bir tepkiydi bu. Son bir umut açılış fiyatını tekrarladı. Beş yüz bin TL!

   – Ne beş yüz bini be adam! Beş kuruş bile vermem ben bu tabloya.

   Bu sözü söyleyen mavili adamdı. Salonda tabloyu seven tek kişi kuşkusuz mavili adamın karısıydı ki onun da nedeni belliydi zaten. Büyük bir keyifle baktı kocasına. Adamsa uğradığı hayal kırıklığı karşısında gözlerini kaçırıyordu artık.

   Bu sırada, başlarda mavili adamın hiç de hoşuna gitmemiş olan elli numaralı ihtiyar adam, ağır ağır kalkarak tabloya doğru yürümeye başladı. Kalabalık buna bir anlam verememiş olsa da pek umursamadı. Uğultu dinmemişti henüz.

   İhtiyar, biraz da yaşının verdiği yorgunlukla tablonun yanına kadar gitti. Bir süre tabloya baktı. Sonra da salona dönüp öfkeli kalabalığı süzdü. Kalabalık, ihtiyarın bir şeyler söyleyeceğini anlayınca sustu. İlgiden çok öylesine bakıyor gibiydiler.

   –   Bu güne kadar tablolarının kayıtsız şartsız hayranı olduğunuz, bugün de başyapıtını satın almak için geldiğiniz ve Körmüz adını taktığınız o ressam benim!

   Bu sözler adeta şok etkisi yaratmıştı salonda. Duyduklarına inanamadılar. Birbirlerine şaşkınlıkla bakarken bile çıt çıkmıyordu salondan.

   – Yıllardır Körmüz diye andınız beni. Sağ olun var olun. Siz bana bu ismi layık gördükten sonra asıl adımı söylemenin manası ne? Tablomu görünce demediğiniz şey kalmadı. Doğrusu şaşırmadım desem yalan söylemiş olurum. Siz o hakaretleri yağdırırken tekrar baktım tabloma. Sahte bakışları var dediniz, baktım ama göremedim ben. Soğuk dediniz, tekrar baktım ve tekrar ısıttı içimi tablodaki kadın. Para yiyici dediniz, zevk düşkünü dediniz, seks düşkünü dediniz… Sözün kısası dostlar, sizin gördüğünüz kusurların hiç birini göremedim ben. Aşk da böyle bir şey değil midir zaten? Ben ömrüm boyunca hayran kaldım bu kadına. Belki söylediğiniz kadar kusurludur. Belki daha fazlasıdır. Lakin o kusurların birini bile göremedim ben. Belki de aşkın kör gözüne denk gelmiştir. Zaten kadını bile kusurlu sevmekten başka ne geliyor elimizden… Her neyse dostlar. Haydi, sağlıcakla kalın.

   Utanç duygusunun iğrenç kokusu yükseliyordu salondan. Kadın kusuruyla sevilemiyordu evet. Namus ve ev bekçiliği kadının sırtına yüklenmiş, ama erkeğe erkekliği helal kılınmıştı sözde. İhtiyar adam tablosunu kucaklayıp bağrına bastı. Tek bir kişinin yüzüne bile bakmadan kapıya doğru yürüdü. Ama salonda Körmüz’ü hayranlıkla seyreden biri vardı. Kalktı, koşarak yetişti ve dokunuverdi omzuna ihtiyarın. İhtiyar durdu ve ağır ağır dönüp baktı mavili adamın karısına. Kadın etkilenmiş ve duygulu bakışlarıyla sarıldı Körmüz’e. Ağlamaklı sesiyle ilk ve son kez usulca seslendi:”Körmüz, bu gece bir hayran daha kazandı!”

28.12.2014

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir